Site Haritası
Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Hz. Mevlana
Eserleri
Seyyid Burhaneddin
Bahâeddin Veled
Şems-i Tebrizi
Selahaddin Zerkubî
Sultan Veled
Hüsâmeddin Çelebi
Hz.Mevlâna Dergâhı
Sema
Adab ve Erkan
Yolun Mertebeleri
Çelebilik
Mevlevi Ayinleri
Mevlana İhtifalleri
Akademik
Yükle
Hizmeti Geçenler
Mesnevi Sohbetleri
Mesnevi Hikayeleri
Sesli Kitaplar
Fihimafih Okumaları
Duyuru&Etkinlik
Haberler
Semazen Video
Semazen Radyo
E-Kart
Projelerimiz
Foto Galeri
Soru ve Cevaplar
Keşkül Dergisi
Linkler
KONYA
Evrad-ı Şerif
Dinletiler
Bağış

    

 

  




 

Google

Kur'an-ı Kerim

Dinleyelim


Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hangisini okudunuz?
Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihimafih
Mecalis-i Seba
Mektubat
Birkaçını
Hiç Birini
 
Güncel Haberler

Fransa'da Mesnevî sohbetleri

Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı ile Eva de Vitray Meyerovitch Derneği, Fransa'da Mesnevî sohbetleri yaptılar.

24 Mayıs 2016

Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı ile Eva de Vitray Meyerovitch Derneği organizesinde Fransa'da üç gün devam eden Mesnevî sohbetleri yapıldı. Konu ile alakalı vakfın haber bildirisini sunuyoruz.

Fransa’ya Ayrı Bir Cân Veren  Mesnevi Sohbetleri

Hazret-i Pîr Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî; Güneş gibi her şeye cân vermeye gelmişiz biz. Toprağa düşenleri gül-gülistan hâline getirmeye gelmişiz biz. Dünya bedenine can nedir bildirelim, onun için gelmişiz biz. Altın gibi, gümüş gibi kimsenin öz malı değiliz biz. Deniz gibi mâden gibi herkesin malı herkesin mülküyüz biz. Korkup duranlara iman gibi aman vermeye gelmişiz biz.” sözleri ile güneş gibi doğuyor.

Doğu’dan Batı’ya kadar tüm dünyada okunuyor, seviliyor. Bu güneşin doğduğu yerlerden biri de Fransa idi. Geçtiğimiz günlerde Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı ve merkezi Paris’te bulunan Eva de Vitray Meyerovitch Derneği tarafından Fransa’nın Toulouse şehrinde üç gün süren bir Mesnevi sohbeti düzenlendi. Ayrıca iki yıldır düzenli bir şekilde yapılan Mesnevi sohbetlerinin bundan sonra Paris’te de düzenleneceği müjdesi verildi.

Eva de Vitray Meyerovitch kimdir, kısaca buna değinecek olursak; Fransız aristokrasisi içinde doğmuş, Katolik mezhebinde yetiştirilmiş ve bir Yahudi’ye eş olan bu hanımefendi, seçkin bir tabakaya mensup çocukların okuduğu okullarda eğitim görmüştür. Profesör olarak dünyanın pek çok ülkesindeki üniversitelerde eğitim vermiş, kırka yakın esere imza atmış. Ruhunun buhranlı dönemlerinde ve zihnindeki sorulara cevap aradığı bir süreçte İslamabad Üniversitesi rektörünün kendisini ziyareti esnasında hayatında yeni bir sayfa açılır. Rektör kendisine Muhammed İkbal’in kitabını verir, okumasını tavsiye eder. İkbalin eserleri ile birlikte Mevlânâ ile tanışır. Hazret-i Mevlânâ’yı tanıdıktan sonra Müslüman olur. Ve bunu şöyle dile getirir; “Benim için İslam’ı keşfetmek, kaybedilenleri yeniden bulmak, ayrı düştüklerime tekrar kavuşmak gibi bir şey oldu. Benim kendimi evimde gibi hissettiğim yegâne ülke Paris değildir. Kendimi gerçekten evimde hissettiğim ülke Türkiye’dir.” Eva de Vitray Meyerovitch 1999 da vefat etmiştir, Paris’te medfun olmasına rağmen yıllar sonra mezarı, vasiyeti gereği âşığı olduğu Hazret-i Mevlânâ’nın tam karşısındaki Üçler Mezarlığına nakledilir.

Muhterem Hayat Nur Artıran Hanımefendi’nin konuşmacı olduğu bu program ise; iki güzel gönül insanı adına kurulan vakıfların katkılarıyla ve yeşilin tüm güzellinin hüküm sürdüğü eşsiz doğal güzellikler içinde yer alan 800 yıllık tarihi bir bina olan ve içinde bin yıllık tarihi kalıntılar bulunan “La Source Bleue » Oteli’nde gerçekleşti. Otel çevresinde 1000 yıllık bir geçmişe sahip olan ve dünyada sadece iki yerde  olduğu kabul edilen « Blue Source » (Mavi Kaynak) adı verilen mavi bir kaynak suyu bulunmakta ve bu suyun bir benzerinin sadece Himalaya Dağaları’nda olduğu bilinmektedir.

Böylesine özel bir mekânda düzenlenen Mesnevî Sohbetlerine İsviçre, Fas, Cezayir, Fransa ve Türkiye gibi çeşitli ülkelerden çok sayıda seçkin dinleyiciler katıldı.

Dinleyicilerin büyük çoğunluğu Müslüman olmakla birlikte, Hristiyan, Budizm, Hinduizm gibi çeşitli inançlardan katılımcılar da vardı. Nitekim bu da Hazret-i Mevlânâ’nın şu sözünün tezâhürüdür.

Allah"a tekrar tekrar yemin ederim ki,
Bu mânâ [Mesnevî],
Güneşin doğduğu yerden, battığı yere kadar bütün dünyayı kaplayacak
Ve bütün ülkelere ulaşacaktır.
Hiçbir mahfil ve meclis olmayacak ki orada Mesnevî okunmuş olmasın.
Hattâ o dereceye varacak ki,
Mâbetlerde, zevk u safâ yerlerinde okunacak;
Bütün milletler bu sözlerle süslenecek ve onlardan faydalanacaktır.”

Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi, sevgiden, kardeşlikten yana olan insanların bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bizim Mesnevîmiz vahdet dükkânıdır.” diyen, vahdet deryâsı Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’nin 3. Cildine yazdığı önsözü şerh ederek konuşmasına başladı. 3 gün boyunca Mesnevi Sohbeti’nde ise Mesnevi’nin önsözü ve Mesnevi’deki bir hikâye konuşuldu.

Hikmetler, Allah’ın ordusudur. Allah onlarla müridlerin rûhlarını kuvvetlendirir, ilimlerini bilgisizlik, adâletlerini zulüm ayıbından arıtır; cömertliklerini gösteriş, hilimlerini akılsızlık lekesinden temizler.”

“üçüncü cildin önsözü, başındaki bir kelime üzerine şekillenir. O da “hikmet”tir. Hikmet nedir bunu iyi anlamak gerekir; Hikmet, tümüyle Rabbânî bir bilgidir. Kur’ân-ı Kerîm tümüyle hikmettir. Peygamberlerin sözleri hikmettir, Evliyâların sözleri hikmettir; çünkü onlar kendilerinden bir şey söylemezler. Kur’ân-ı Kerîm bir gecede Peygamber Efendimize indirildi, işte bu bir hikmettir. Bu bilgiyi okuyarak yazarak elde etmedi, bir gecede Peygamber Efendimizin gönlüne indirildi.”

Hikmet, ilimleri bilgisizlikten, adaletleri zulümden ayırır.” Yaşama geçirilmeyen bilginin insana hiçbir fayda vermeyeceğini, böyle bir bilginin ise aslında gerçek bir bilgi olmadığını vurgulayan Nur Artıran, bu sözü şu şekilde açıkladı;

“ Asıl bilinmesi gereken bilinmedikten sonra, her şeyi biliyor olmak, “bilgi” olarak kabul edilemez.

Gerçek bilgi, iyiyle kötüyü, güzelle çirkini, doğru ile yanlışı birbirinden ayırmaktır. Asıl bilgi kendini, dolayısıyla da Rabbini bilmektir. İnsanın ise bu dünyada bilmesi gereken tek bir şey vardır, onu bilirse her şeyi bilir, onu bilmez ise hiçbir şey bilmiyor demektir.

 Bilmek, bildiğini yaşamaktır. Bir şeyi ne kadar çok bildiğimizin kanıtı, onu ne kadar çok yaşadığımızla ölçülür. Yaşadığımız şu dünyada nice zulümler yapılıyor. Bu zulümlerin birçoğu ise adalet adına yapılıyor; çünkü bildikleri aslında bilgisizlik yani yanlış bir bilgi. Yanlış bilgi ile adalet yapanlar sadece insanlara zulmediyorlar.

Hz. Mevlânâ’nın buyurduğu şekliyle adâlet, her şeyi yerli yerine koymaktır. Haklıya hakkını teslim etmektir. Günümüzde ise hüküm süren adâlet nasıl bir adâlet ise herkes yerinden yurdundan ediliyor; aileler dağılıyor, ülkeler perişan bir hale geliyor.”

“Hikmet, cömertlikleri gösterişten ayırır.” Hakk yolunda yürümenin birinci şartı cömertliktir. Cömertlik her insana farzdır. Birçok insan cömertlik yapar; ama bunun içine gösteriş karışır, benlik, ego karışır. Hâlbuki gerçek cömertlik, sadece Allah rızası için ve gösterişten uzak olarak yapılandır. Hikmetle beslenen insanlar, yapmış oldukları cömertlikleri gizli yaparlar, yani hikmet ilmi insana bunu öğretir. Hikmet, malından mal vermeyi öğrettiği gibi cânından cân vermeyi de öğretir.

 “Her okuyan, ancak aklı erdiği kadar anlar; her kulluk eden gücü yettiği kadar, çalışabildiği derecede kulluk eder. Müftü fetvayı anlayışı miktarınca verir. Sadaka veren, gücü yettiği miktarda sadaka verir. Cömert, verdiği ne kadarsa o kadar bağışta bulunur, Bağış elde eden de, bağışta bulunan ne kadar verdi ise, o kadar elde eder. Çölde susayıp su arayan, denizlerin varlığını bilmekle beraber suyu aramaktan geri kalmaz.”

Önsözdeki bu paragrafta geçen “Çölde susayıp su arayan, denizlerin varlığını bilmekle beraber suyu aramaktan geri durmaz.” Sözü üzerinde çok duran Nur Artıran; “Çölde olan bir insan susuzdur; ama orada bir yerde suyun olduğunu bilir. Bu hakikati bilmekle su ona gelmez. Eğer suya ihtiyacı varsa o suyu aramak zorunda. Hikmet bütün zorlukları kolaylaştırır; ama hikmetin varlığını bilmek yeterli değildir, bunu aramak lazım peşine düşmek lazım.” Diyerek aramaya ve dahî dâim yolda olmaya sevk ederken, hikmetin nasıl aranması gerektiğini de yine Hazret-i Mevlânâ’nın sözleri ile açıkladı;

“Bu âb-ı hayatı kaybedenin de, dünya geçmişi kendisini bu istekten alıkoymadan, sebeplerle ihtiyaçlar işini aksatmadan, dileği ile arasına engeller girmeden arayıp bulması gerek. Nefsinin dileğine uyan, rahat etmesine düşkün olan, usanıp vazgeçen, dünya geçmişine düşen, kendisinden emin olmayan, zahmetlere katlanmayan; bu ledünnî ilme kavuşamaz.”

Nefsanî istek ve arzularına uyan, hemen usanıp vazgeçen, dünya geçimine düşen insanların bu hikmetlere ulaşamayacağını vurgulayarak, bu ilme kavuşacak insanları ise şu sözlerle tarif etti;

“Allah’a sığınan, dinini dünyasından üstün tutan kavuşur ve hikmet hazinesinden birçok mal elde eder. O mallar ise ne eksilip tükenir, ne de mirasçılara kalır.”

Hikmet hazinesinden elde edilen malların mirasçılara kalmayacağı hususuna dikkat çekerek bunu şöyle ifade etti;

“İnsan öldükten sonra malını diğer âleme götüremiyor. Malı burada kalıyor. İşte bu hikmet öyle bir hazine ki insanla birlikte mezara giriyor, bu dünyada mirasçılarına kalmıyor. Hazret-i Mevlânâ; “Öyle dostlar, öyle mallar edin ki onlar seninle birlikte mezara girsin. Seninle gelmeyecek dostu ne eylersin” buyuruyor. Hikmet ise, Cenâb-ı Hakk’a götürebileceğimiz ilimdir. Bu ilimden elde edilen ise hâldir, bir nev’i hikmet, hâl ilmidir ki bu da ledünnî bir yaşam biçimidir.”

Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi, üç gün süren sohbeti boyunca hikmete nasıl ulaşılabileceğimizi, hikmet içindeki hikmeti anlatarak, ifade etti. Sıradan kabul ettiğimiz belki de üzerine hiç düşünmediğimiz vak’âların ardındaki sırra teşfik ederken, konuşmaları ile insanın dâimi bir teyakkuz halinde olması gerektiğinin önemini ortaya koydu aslında.

Ayrıca merkezi Cezayir Mostaganem’de bulunan Şeyh Ahmed El Alawi’nin kurduğu Alawiyya Tarikatına mensup fukaralar ve Fransa’daki Mukaddemlerinin programa katılımı, program sonunda ise Tarikat’ın bir ritüeli olan “Samaa”nın icrası, Ahmed El Alawi’nin şiirlerindeki hikmetin nağmelere düşen hâliydi.

“Ey Allah’ın huzurunda gaybolan erler
 Eridiler ince kar gibi vallahi vallahi

Görürsün şaşkındırlar şudûdunda Allah’ın
Görürsün ki sarhoşturlar vallahi vallahi

Üstlerinde bir cemâl örtüsü huzurunda Allah’ın
Mugannî başlarsa Allah’ın cemâlini terennüme

Mekâna şeref vermek için kalkarlar mesttirler Allah ile
Eser meltemi onların Allah’ın huzurundan

Onları gören, görür Allah ile kâim olanı
Halk içinde onlar Allah’ın pınarları

Üstlerine rahmet ve rıdvanı Allah’ın
Bir esinti üzerinde huzurunda Allah’ın.”

 

 

Bu Yazı 1439 defa okundu.
Diğer Güncel Haberler
Her Cumartesi Sema'da buluşalım... 05.07.2017
Leyle-i Kadir Mübarek Olsun 21.06.2017
Konferansa Davet 15.06.2017
Hayırlı berâtlarımız ola 10.05.2017
21. Yılında Çelebi anılacak. 17.04.2017
Leyle-i Regâib mübarek olsun... 30.03.2017
Sohbet 02.03.2017
Şefik Can Dede anma proğramı 26.01.2017
Pakistan'da anılıyor. 19.01.2017
Şefik Can Dede anılacak... 14.01.2017
Sûfîlerin Sırları 23.12.2016
743. Vuslat Ses Kayıtları 21.12.2016
Vakt-i Şerif Hayrola... 17.12.2016
Hz. Mevlâna’da Peygamber Sevgisi 13.12.2016
743. Vuslat 07.12.2016
Sırlı Cam 02.11.2016
Sempozyum 19.10.2016
Mesnevî-i Mânevî Şerhi 02.09.2016
Gelibolulu Şakir Efendi ve Divançesi 10.08.2016
Mevlevî Evrad-ı Şerifi 22.06.2016
Tâhirü'l Mevlevî Dede 21.06.2016
Ramazan Mübarek olsun... 04.06.2016
Fîhi Mâ Fîh 24.05.2016
Mehmed Celâleddîn Dede 20.05.2016
Sufi Araştırmaları Dergisi 14.05.2016
Mesnevi Sohbetleri 14.05.2016
Yaman Dede Dualarla Anıldı. 06.05.2016
Eşrefoğlu Rumi Hazretleri Anıldı 03.05.2016
Vakt Erişti Dem Bu Dem 02.05.2016
Sevgi ve Barış yürüyüşü 29.04.2016
Panel 23.04.2016
Celâleddin Çelebi Anıldı... 18.04.2016
20. Yılında Çelebi anılacak. 13.04.2016
Yeni bir Eser 26.02.2016
Şefik Can Dede Anıldı. 25.01.2016
Pakistan'da Şefik Can Dede anılıyor. 21.01.2016
Mesnevî Neşri 14.01.2016
742. Vuslat Ses Kayıtları 29.12.2015
Sultan Veled Divanı’ndan Seçmeler 28.12.2015
YOKSUL
M. Faik Özdengül
Mesnevi’den Hayvan Hikâyeleri
İsmail Güleç
Topkapı Sarayı ve Mevlâna
Mahmut Erol Kılıç
Oruç Açlık mı, Arınma mıdır?
Muhsin İlyas Subaşı
HZ. MEVLÂNÂ'YA GÖRE RAMAZAN VE ORUÇ
Editör'ün Seçimi
ORUCUN İÇ ANLAMI
Mehmet Demirci
Mevlânâ ve Nefs Eğitiminde Oruç
Misafir Yazar
ORUÇLUNUN GÜLÜMSEMESİ
Nuri Şimşekler
MESNEVİ’DE MANEVÎ MOTİVASYON
Yakup Şafak
Ramazan Üzerine
Ö. Tugrul İnançer
HAZRET-İ MEVLÂNÂ’NIN SEMÂ'I
A.Selâhaddin Çelebi
RAMAZAN VE ORUÇ GAZELLERİ
Adnan K.İsmailoğlu
Mesnevî ve Maârif’e göre Oruç
H. Nur Artıran
Oruç
Mehmet Fatih
Perhiz
M. Sait Karaçorlu
Oruç ile benliği at, can oluver
Cuma Mektupları
Tasavvufun Günümüzde Uygulanması
Cemalnur Sargut
HZ. MEVLÂNÂ’YA GÖRE ORUÇ
Editör'den
MEVLANA DOSTLARINA TARİHLER-II
İsmail Yakıt
Mevlânâ Aşıkı Mehmet Dede
Tarihten Bir Yaprak
Semâ'daki Sırlar
Sezai Küçük

Asitâne Mevlevi Kültür Dergisi

Anasayfa | Hakkımızda | Site Haritası | İletişim | E-mail
Semazen.net'in resmi web sitesidir.
Web sitemizin dışında farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden Semazen.net sorumlu tutulamaz.
Copyright © 2005, Tüm Hakları Saklıdır.
Sayfa oluşturma zamanı: 0.0354 sn.
Programlama: CMBilişim Teknolojileri Görsel Tasarım: Capitol Medya