Site Haritası
Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Hz. Mevlana
Eserleri
Seyyid Burhaneddin
Bahâeddin Veled
Şems-i Tebrizi
Selahaddin Zerkubî
Sultan Veled
Hüsâmeddin Çelebi
Hz.Mevlâna Dergâhı
Sema
Adab ve Erkan
Yolun Mertebeleri
Çelebilik
Mevlevi Ayinleri
Mevlana İhtifalleri
Akademik
Yükle
Hizmeti Geçenler
Mesnevi Sohbetleri
Mesnevi Hikayeleri
Sesli Kitaplar
Fihimafih Okumaları
Duyuru&Etkinlik
Haberler
Semazen Video
Semazen Radyo
E-Kart
Projelerimiz
Foto Galeri
Soru ve Cevaplar
Keşkül Dergisi
Linkler
KONYA
Evrad-ı Şerif
Dinletiler
Bağış



 

Google

Kur'an-ı Kerim

Dinleyelim


Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hangisini okudunuz?
Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihimafih
Mecalis-i Seba
Mektubat
Birkaçını
Hiç Birini
 
Röportaj

H. Nur Artıran ile Bayram üzerine

GERÇEK BAYRAM RUHUN NEFS ESARETİNDEN KURTULDUĞU, ANDIR. ZATEN O NEDENLE ORUÇTAN SONRA BAYRAM YAPILIR. KURBAN BAYRAMINDAKİ MÂNÂ DA BUDUR. ÖNCE RAMAZAN SONRA KURBAN BAYRAMI GELİR,

21 Ağustos 2012

BAYRAM, RUHUN NEFS ESARETİNDEN KURTULDUĞU ANDIR

Bir Ramazan ayı daha geri de kaldı. Bazıları, havanın çok sıcak olmasını sebep göstererek oruç tutmadı. Halbu ki oruçun mahiyetini bilmek, insan ruhuna etkilerini tam anlamıyla ruhumuza, aklımıza, nefsimize idrak ettirmemiz gerekirdi. Biz de bu hafta Ramazan’ın önemini anlatması için Şefik Can Uluslararası Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı Hayat Nur Artıran Hanımefendiye konuk olduk. Bakın oruçun hikmeti hakkında bizlere neler söyledi.

Ramazan Ayı’nı geri de bıraktık. Sizce Ramazan’ın ruh dünyamıza katkıları neler olabilir?

Efendim, insan olmanın insanca yaşamanın ilk adımıdır oruç, Hz.Adem’in yaratılmasıyla birlikte tüm insanlığı da içine alan ilk Rabbani emirdir. Bu yönüyle de oldukça önemli bir ibadettir. Yüce Rabbimizin kuvvet ve kudreti karşısında bizlerin acziyeti, kul olmanın idrak ve şuuru ancak oruçla ortaya çıkar. Oruç nefse ilk ilahi emir olduğu gibi, İslamın şartları arasında da ilk sırayı oruç alır. Bilindiği üzere; savm, salât, hac, zekât, kelime-i şehadet, İslamın beş şartıdır. Bu sıralama tesadüfi değildir ve oruç en başta zikredilmiştir. Suyun bu alemdeki görevi ve hayati önemi ne ise, orucun da insan bedeni ve ruhumuz üzerindeki yeri ve önemi odur. Namaz kılmak için önce abdest almak gerekir, temizlenmeden namaz kılınmaz. Hakk yanında kabul görecek temizlik ise dış değil iç temizlikle mümkün olur. Cenâb-ı Allah elimizin ayağımızın temizliğine bakmaz, onların yaptığı işlerin temizliğine bakar. Cenâb-ı Hakk’ın kabul edeceği iç temizliğine de ancak oruçla kavuşulur. Oruç abdest gibidir bizi çeşitli nefs ve günah kirlerinden arındırır temizler o nedenle İslamın şartı sıralanırken önce oruç, sonra namaz gelir.

Mevlana Hazretleri Ramazan’ı nasıl değerlendirir?

Hz. Mevlana Mesnevi’de şöyle der: “Nefis bir Firavun’dur. Sakın onu çok yedirip şımartma, fazla doyurma da eski kâfirliği aklına gelmesin. Riyâzet ve oruç ateşi olmaksızın; nefis asla yola gelmez. Ondan kurtulamazsın. Bilmiş ol ki beden aç kalmadıkça; Hakk’a doğru yönelmez, boyun eğmez, hep O’na kafa tutar. Onu tok iken yola getirmeye çalışmak, soğuk demiri dövmeye benzer. Bu beden içinde gizlenen nefis, ister ağlasın ister inim inim inlesin; aklını başına al da ona inanma. O, tok oldukça asla Müslüman olmaz.”
Bir başka beytinde kırk yıl midemde geceleri hiç yemek bulunmadı diyen Hz.Mevlana; “Açlık yer yüzünde Allah’ın bir taamıdır, Allah sevdiklerinin bedenlerini onunla canlı tutar” Hadis-i şerifini yaşayan Hakk dostlarından biridir. Açlık ve oruç Hz.Mevlana’nın hayatının en önemli parçasıdır. Hem Hakk âşıkı olmak, hem de yemek içmek zaten her ikisinin bir arada bulunması mümkün değildir. Çünkü gerek maddî, gerek manevî aşık olan kişinin ilk alameti yemeden içmeden kesilmesidir.

Mevlana Hazretleri’nin oruçun hakikatini anlatan başka beyitlerinden örnek verebilir misiniz?

Hz.Mevlana’ın oruçla ilgili Divan-ı Kebir’de öyle güzel bir gazeli vardır ki, bir tek gazel bile bu konuda söylenecek her şeyi içine alacak nitelikte orucun hakikatini anlatmaktadır. “Sen göklere çıkmak, Mir’ac etmek sevdâsındaysan, şunu iyi bil ki, oruç senin önüne getirilmiş Arap atıdır. Oruç, insan şeklindeki hayvanın hayvanlığını giderir. Bu yüzdendir ki oruç, insanın insanlığını olgunlaştırmaya mahsustur. Oruç özlem çekenlerin gönüllerini, canlarını öyle tazeleştirir ki denizde yaşayan balığı bile su o kadar tazeleştiremez. İslâm binâsı şu beş direk üzerine kurulmuştur: Kelime-i şahadet, Zekat, Hac, Oruç, Namaz. Allah’a yemin ederim ki, bu direklerin en kuvvetlisi, en büyüğü oruçtur. Cenâb-ı Hakk bu beş direğin her birinde orucu, orucun kaderini gizlemiştir. Zaten Oruç kadir gecesi gibi gizlidir. Oruç Allah’ın has kullarına Hz. Süleyman’ın saltanatını bağışlayan bir yüzüktür. Yahut da taçtır.. O tacı ancak seçkin kullarının başlarına giydirir. Oruçlunun gülüşü eğlenişi oruçsuzun secdedeki halinden daha iyidir. Sen canının içinde Kur’ân’ın nurunu istiyorsan, şunu iyi bil ki, Oruç bütün Kur’ân’ın tertemiz nûrunun sırrıdır. Oruç ayına girdiğin zaman, o aya kavuştuğun için Hakk’a şükrederek, sevinerek, neşeli olarak gir! Çünkü Ramazanın gelişlinden üzülenlere, gamlılara, Oruç haramdır. Onlar Oruca layık değillerdir. O nedenle de oruçtan nasiplenemezler. “

Şu bir tek beyit dahi “Oruçlunun gülüşü eğlenişi oruçsuzun secdedeki halinden daha iyidir” orucun hakikatıyla ilgili tüm sırları ortaya koymaktadır. Niyazımız bu özel günleri gereği gibi değerlendirmek, neşeyle karşılayıp, hüzünle bir sonraki gelişini beklemek ola inşallah.

Bireyselleşme ya da bencilleşmenin Türkiye’de hızla arttığını düşünüyor musunuz? Bireyselli bir noktaya kadar iyi midir? İnsan ruhunda ne gibi eksilmelere neden olur?

Efendim, sizin ifade etmeye çalıştığınız söz konusu durumlar tasavvufta “Ben” demenin farklı versiyonlarıdır. Beşeri zaaflarımızın, hayvani ihtiraslarımızın merkezi olan bu tür duyguların azı da çoğu da tehlikeli ve zararlıdır. O nedenle buna bir sınır koymanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Bir kibrit çöpü çok küçük olabilir, fakat kendinden milyonlarca büyük bir araziyi ve içindeki tüm canlıları bir anda yakıp yok edebilir. Tasavvufi yaşam süren insanlar günlük normal yaşamlarında dahi ben sözcüğünü kullanmaktan kaçınır, onun yerine “bendeniz” veya “fakir” hitabını tercih ederler. Bulunduğu konum ve misyonu ne olursa olsun “Ben” demenin karşılığı mutlak ilahi varlığın yüce benliği karşısında yok olup gitmektir. Eğer “Ben” demekle bir yerlere gelinseydi, Firavun, Karun, Ebu Leheb, Ebu Cehil, dolayısıyla da bunların atası sayılan şeytanın bu alemde kalıcı bir saltanatı olurdu. İlahî nizam bencil egoist sürekli kendi çıkarları doğrultusunda yaşam süren kişilerin varlığını kabul etmez. Denizin içindeki pislikleri zaman zaman dışarı attığı gibi, dünyevî bir dalgalanma bir çalkantıyla bu tür insanlar da zamanı geldiğinde toplumun dışına atılırlar. İnsan ruhunda ne gibi bir eksilmelere neden olur? sorunuza gelince: Böylesi bir durum söz konusu olduğu zaman ilahî bir nefha olan insanî ruhumuzu, ötelerden gelen o yüce varlığı, hayvanî duyguların esareti altına vermiş oluruz. Karşılığında ise insanlık mertebesinden uzaklaşıp hayvanî bir boyutta yaşamaya başlarız. Bilindiği üzere sureta insan olmak insanî bir yaşam sürmek için yeterli değildir.

İnsan ruhunu korumak istese en çok hangi duygulardan kendini koruması gerekir?

Hz.Mevlana bir beytinde şöyle der: Kin, öfke, hırs, hased, gurur, kibir, şehvet, cehennem tabiatlı huylar olup, yüz batman ağırlığında demir bir bağ, demir bir bukağıdır, nice kişiler bu görünmez bağla öyle bağlanıp kalmışlardır ki; esaretlerinden açıkça âh… bile edemezler.” Yukarıda sözü edilen duygular insan ruhunu bedbin, yorgun, hasta ve esir eden düşüncelerdir. Bunları neden, niçin, keşke, eğer, takip eder, sonuç olarak depresyon, dolayısıyla da mutsuz, umutsuz, tatminsiz, mânâdan bi haber madde düşkünü bir toplum ortaya çıkar. Bunların tümü zikir, fikir, şükür, tevekkül ve kanaat eksikiğinden meydana gelir. Madde ile mânânın eşit ve seviyeli bir şekilde yaşanmadığı hiçbir yerde huzur ve saadetin kalıcı olması beklenemez.

Bazı kişilerin kıldıkları namaz, tuttukları oruç nedeniyle kendilerini başkalarından üstün görmesi doğru mu? Doğru değilse neden müminlere Allah yüce bir makamda olduğunu söyler.

Efendim, kılınan namazlar, tutulan oruçlar, bir bütün olarak kul olmanın gereği yapılan ibadetler nedeniyle insanın kendini başkasından üstün görmesi, hiç namaz kılmadığı, hiç oruç tutmadığı, dolayısıyla da Rabbine hiç kulluk etmediğinin işaretlerindendir. Madde aleminde bile malıyla, mülküyle, şanı, şöhretiyle öğünmek ayıp, terbiyesizlik, görgüsüzlük sayılırken manada böyle bir şeyin kabul görmesi mümkün mü? Müminlerin efendisi, en yüce makamların gerçek ve tek sahibi olan Peygamberimizin kendini başkalarından üstün ve farklı gördüğünü bilen, duyan, gören, var mıdır? Eğer bir kişinin çıkıp ben yüce bir makamın sahibiyim demesi gerekirse, bunu ancak iki cihanın hükümdarı olan Peygamber Efendimizin demesi gerekirdi. O bile böyle bir şeyi gurur, kibir ve benlik ile dile getirmezken, kimin ne haddine böyle bir şey söylemek? Cenâb-ı Allah bile bunca kudret ve kuvvetin sahibi iken Kur’ân’ı Kerîmde tevazu ve alçak gönüllülük eder, hiç bir zaman ‘ben’ demez yani, tek, eşsiz ve benzersiz olmasıyla övünmez de; “BİZ” der. Böylece yarattığı kullarına örnek olmak ister.

Aile ya da sosyal hayatımızda ahlâkî olarak zayıf olan davranışlar görüyoruz ya da yapıyoruz? Özellikle karşımızdaki insanın hatalı davranışını kendisine nasıl anlatmalıyız? Bazen söylediğinizde “Sen kendi günahlarınla ilgilen” denilebiliyor…

Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu (günahı) kendisi de işlemedikçe ölmez.” Hazreti Mevlana da, “Eğer ki sen insanların ayıplarını gören iki gözünü kapatırsan ancak o zaman öteki âlemi gören mânâ gözün açılır; yoksa hep kör olarak yaşar; öteki âleme de kör olarak gidersin” der. Demek oluyor ki; birilerinde ayıp ve kusur görmek mânâ körlüğüne vesile oluyor. Öncelikle gözümüzün ayıp, kusur ve eksek görme hastalığını gidermemiz gerekir. Çünkü birilerinin hata ve kusurlarıyla uğraşan kişiler kendi eksik ve kusuruyla uğraşacak vakti bulamaz. Bunları gerçek manada ve doğru bir şekilde içselleştirdikten sonra, birilerinde herhangi bir yanlış, eksik, hata, gördüğümüz zaman maksat onları ayıplamamak, küçümsememek, rencide edecek şekilde hatasını yüzüne vurmamak, söz konusu hatayı kendimiz hiç yapmayacak duygusuna kapılmamak veya sağda solda birilerinin dedikodusunu yapmamaktır. Yanlış davranışlar içersinde olan her hangi bir kişiyi; insani bir vasıfla kırmadan incitmeden en zarif bir biçimde uyarmaya çalışmak en önemli insani görevlerimizden biridir. Fakat her önüne gelende eline neşteri alıp ameliyat etmeye kalkarsa durum çok vahim olur. “Kendisi himmete muhtaç dede/ nerde kaldı gayrıya himmet ede” beyitinin muhatabı olmamak gerekir. Sert cisimler iyice yumuşatıldıktan sonra düzeltilip şekil verilirler. Aksi bir davranış sadece kırar döker. Dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri sadece budur. Yanlışı düzeltmenin, en makbul yolu; dil ile değil hâl ile örnek olmaya çalışmaktır. Çok kıymetli mücevher satıcıları hiçbir zaman mahalle pazarcısı gibi bağırıp çağırarak müşteri çekmezler.

İnsanın kendinde olan geliştirmesi gereken ana duygular ne olabilir?

İlk aklıma gelenler her kesinde bildiği üzere, sevgi, saygı, hürmet, muhabbet, maddi değerler kadar manevi değerlerimizi de korumaya, yaşamaya ve yaşatmaya çalışmaktır. Az evvelde arz edildiği üzere madde ile mânânın eşit ve dengeli yaşanmadığı hiçbir yerde kalıcı bir huzur, saadet, başarı olmaz. Diğer çok önemli bir husus da, “İnsanların en hayırlısı insana faydası olandır” diye buyuran Efendimizin yolundan giderek çalışan üreten yaşadığımız çağın bilim ve teknolojisine katkıda bulunacak bireyler olmaya gayret göstermektir. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” diye buyuran bir Peygamberin ümmetiyiz. Aç, yoksul, gayrının elinden inim inim inleyen bir komşu ülkeye yardım edecek onun karnını doyuracak bir Müslüman ülke var mıdır? Dünyadaki tüm Müslüman ülkeler değil birilerine yardım etmek hepsi yardıma muhtaç bir halde. Bu durum Müslümanlığımızda çok ciddî bir eksiğimiz olduğunun işaretidir. O nedenle biraz öz eleştiri yapmak, sürekli birilerini suçlamak yerine, birazda kendi eksiklerimizi görmeye çalışmak, birlik ver beraberliğimize dikkat etmek gerekir. Birbirimizin kuyusunu kazmaktan başkalarının kazdığı kuyuyu görecek vaktimiz olmuyor.

İnsan korku ve ümit dengesini nasıl kurmalıdır? Bazı insanlar “Kötü bir insanım” deyip psikolojik olarak sıkıntılar çekebiliyor…

Efendim, bizler ne cennet sevdası, ne de cehennem korkusuyla Allah’a kulluk etmeyip, Hz. Yunus’un dediği gibi: “Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri/ İsteyene ver anları bana seni gerek seni” demeyi başarabilirsek, sorun hallolacaktır. Fakat ne yazıktır ki, bizim Allah’a kulluğumuz ya Cennete gitmek, ya da Cehennemden uzaklaşmaya dayanıyor. Depresyona varan korkular da buradan çıkıyor. Hz.İrşâdi ne hoş söylemiş: Ne Burak isterim senden, ne Cennet/ Beni od’a yaksın canıma minnet.”

Tüm bunları konuştuktan sonra Bayram günün ikinci gününde olduğumuzu düşünürsek insanın ruhunun bayramının ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Gerçek bayram ruhun nefs esaretinden kurtulduğu, andır. Zaten o nedenle oruçtan sonra bayram yapılır. Kurban bayramındaki mânâda budur, asıl kurban edilen nefsani istek ve arzulardır. Nefsani istek ve arzularımızı öncesinde açlık ile zayıflatıp güçsüz bir hale getirdikten sonra Hakk yolunda kurban edebiliriz. Yoksa onun şerrinden kurtulup kurban etmek mümkün olur mu? Önce Ramazan sonra Kurban bayramı gelir elbet bunda bir hayır hikmet var. Nice bayramlara hayır, huzur, birlik ve beraberlik içinde ulaşalım inşallah.

Yeni Asya - H.Hüseyin Kemal
 
 
 
Bu Ropörtaj 3743 defa okundu.
Diğer Röportaj Başlıkları
Mahmud Erol Kılıç’la, zaman algısı üzerine 06.08.2016
Emin Işık ile Vahdet-i vücûd Kavramı 06.11.2015
Mahmud Erol Kılıç ile din ve ahlak üzerine 06.09.2015
Fatih Çıtlak ile Mizah Üzerine 06.09.2015
Ö. Tuğrul İnançer ile Söyleşi 30.06.2014
Ö. Tuğrul İnançer ile Söyleşi 03.06.2013
Mahmud Erol Kılıç ile söyleşi 30.12.2012
Bilal Kemikli ile Tasavvuf ve Şiir Üzerine Söyleşi 20.09.2012
Ömer Tuğrul İnançer ile 31.07.2012
Mehmet Fatih Çıtlak ile... 24.05.2012
MEHMET DEMİRCİ İLE... 15.05.2012
Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç ile... 04.04.2012
Cemalnur Sargut ile söyleşi 09.03.2012
Emin Işık Dede ile bir Röportaj... 28.12.2011
Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç ile... 04.10.2011
MUHSİN İLYAS SUBAŞI İLE RÖPORTAJ: 13.06.2011
Prof. Dr. Cihan Okuyucu ile Ropörtaj 13.04.2011
MAHMUD EROL KILIÇ ile 05.01.2011
Mevlana Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler 13.12.2010
Prof. Dr. Dilaver Gürer ile Mülakât 15.09.2010
H. Nur Artıran ile Ropörtaj 23.07.2010
Mehmet Fatih Çıtlak ile Edeb üzerine Mülakât 13.06.2010
EMİN IŞIK HOCA İLE TASAVVUF VE MEVLEVİLİK ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ 24.04.2010
İsmail Güleç ile Mesnevi Üzerine... 24.03.2010
İbrahim Gamard ile 18.02.2010
Prof. Dr. Ethem CEBECİOĞLU ile bir mülâkat 22.01.2010
Postnişin Mustafa Holat ile Ropörtaj... 14.12.2009
Savaş Ş. Barkçin’le Ropörtaj 05.11.2009
Dr. Safi ARPAGUŞ ile... 01.10.2009
Prof. Dr. Mehdi Aminrazavi ile 18.08.2009
NİYAZ
M. Faik Özdengül
Abdestin hakîkatine dâir
Cuma Mektupları
Mevlana’dan beslenme öğütleri
İsmail Güleç
TASAVVUF KAPILARI AÇMAKTIR
Mahmut Erol Kılıç
DERVİŞ GÖNÜLSÜZ GEREK
Muhsin İlyas Subaşı
HZ. MEVLÂNÂ'YA GÖRE RAMAZAN VE ORUÇ
Editör'ün Seçimi
Mevlevî
Mehmet Demirci
GERÇEK VE SAHTE DİN REHBERLERİ
Misafir Yazar
MESNEVÎ HİKÂYELERİ ÜZERİNE
Nuri Şimşekler
Vefâ
Ö. Tugrul İnançer
Mevlâna ile aramızdaki engeller...
Adnan K.İsmailoğlu
Hz. Mevlânâ’dan Nasîhatler
A.Selâhaddin Çelebi
MEVLÂNA DERGÂHI POSTNİŞİNLERİ
Yakup Şafak
Küfürle İmân
H. Nur Artıran
DERVİŞ II
Mehmet Fatih
Mesnevi Dersleri Aramak
M. Sait Karaçorlu
Tevekkül
Cemalnur Sargut
Sahte Şeyhler
Editör'den
MEVLÂNA’DA AŞK ESTETİĞİ
İsmail Yakıt
Mevlâna'yı Anlamayanlar
Tarihten Bir Yaprak
Mevlevilik
Sezai Küçük

Asitâne Mevlevi Kültür Dergisi

Anasayfa | Hakkımızda | Site Haritası | İletişim | E-mail
Semazen.net'in resmi web sitesidir.
Web sitemizin dışında farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden Semazen.net sorumlu tutulamaz.
Copyright © 2005, Tüm Hakları Saklıdır.
Sayfa oluşturma zamanı: 0.0286 sn.
Programlama: CMBilişim Teknolojileri Görsel Tasarım: Capitol Medya