Site Haritası
Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Hz. Mevlana
Eserleri
Seyyid Burhaneddin
Bahâeddin Veled
Şems-i Tebrizi
Selahaddin Zerkubî
Sultan Veled
Hüsâmeddin Çelebi
Hz.Mevlâna Dergâhı
Sema
Adab ve Erkan
Yolun Mertebeleri
Çelebilik
Mevlevi Ayinleri
Mevlana İhtifalleri
Akademik
Yükle
Hizmeti Geçenler
Mesnevi Sohbetleri
Mesnevi Hikayeleri
Sesli Kitaplar
Fihimafih Okumaları
Duyuru&Etkinlik
Haberler
Semazen Video
Semazen Radyo
E-Kart
Projelerimiz
Foto Galeri
Soru ve Cevaplar
Keşkül Dergisi
Linkler
KONYA
Evrad-ı Şerif
Dinletiler
Bağış



 

Google

Kur'an-ı Kerim

Dinleyelim


Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hangisini okudunuz?
Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihimafih
Mecalis-i Seba
Mektubat
Birkaçını
Hiç Birini
 
Röportaj

Mahmud Erol Kılıç’la, zaman algısı üzerine

“Dem bu demdir dem bu dem”

06 Ağustos 2016

“Arifler, tasavvuf zamanın ilmini bilmektir derler” diyen Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç’la, sufizmdeki çok katmanlı zaman algısını; İbnü’l Vakt, (Zamanın Çocuğu) ve Ebu’l Vakt (Zamanın Babası/Sahibi) mertebelerinin açılımını, ‘dem bu demdir dem bu dem’ sözünün sırrını konuştuk.

Tasavvuf ilminin zamana bakış açısı nedir hocam?

-Tasavvuf ilminin zaman kavramına bakışı ontolojik yani varoluşsal bir bakış açısıdır. Allah kendini tanımlarken zamansal terimler de kullanmıştır. Ayrıca bazı zamana dair kavramlar üzerine yemin ettiğine göre zamanın da kaynağı, kökeni 'O' olmaktadır. Allah'ın "Asr'a yemin olsun, Duha'ya (kuşluk vakti) yemin olsun, gündüze, geceye yemin olsun" v.b. gibi zamani mefhumlar üzerine kasem etmesi çok manidardır. Yani zaman kavramı Kutsal'a aittir. Ayrıca "Âna, dehre, zamana sövmeyin" diye bir hadis-i şerif vardır: "Çünkü o Allah'tır" der.

Yaratılmış her şeyin vücuda gelmeden evvel 'hilkat öncesi' (primordial) dediğimiz bir ilk hali vardır. "Her şey O'ndan çıkmıştır ve her şey O'na geri dönecektir" ayetinde de olduğu gibi her şeyin başlangıcı 'el-Evvel' ve her şeyin sonu 'el-Âhir' O'dur. Allah'ın kendini tanımlarken "ilk ve son, iç ve dış benim" demesi ister istemez zaman kavramını sorgulamayı getiriyor.

"Bir şeyin başı bensem sonu da bensem ortası nedir?" diye bir soru bence en temel varoluşsal soru olarak karşımıza çıkıyor. Bu konuya dair vahdet-i vücud ehli ariflerin getirdiği modelleme epeyce bir izah getiriyor.

Zaman 'yaratılmışlardandır' diyebilir miyiz o vakit?

-Klasik filozoflar zaman ve hareketi beraber değerlendirirler. Zamanın olabilmesi için her şeyden evvel bir yerden bir yere doğru bir hareketin olması lazımdır. O hareket bir noktadan diğer bir noktaya doğru olan 'teveccüh'tür, yani süreyi ölçme birimidir zaman.

Bir hareket yoksa, bir sükûn hali varsa orada zamansızlık vardır. Zaman yoktur. Onun için hakikat erbabı; zaman içerisinde zamansızlığı yakalayabilen kimselerdir.

Tek bir andan ibaret midir zaman sufi anlayışta?

- "İlim bir noktadır, bu noktayı cahiller çoğalttı" diyor Hz. Ali… İlmin aslının 'bir' olduğunu, tek bir nokta olduğunu bilene arif denir zaten. Çokluğun, çoğaltmanın, aslında bir tür kaynaktan uzaklaşma olduğunu bilmeyene cahil denir. Âlim, her şeyin, kesretin; çokluğun, toplandığında tek bir şeyden çıkmış olduğunu görene denir. İrtibat kurabilene âlim denir. İrtibatları bir türlü kuramayana da cahil denir. Nasıl ilim bir nokta iken açılımı söz konusuyla aynı modeli zaman kavramına tatbik ettiğimiz zaman ariflerin yaklaşımı ile izafiyet teorisi ve son zamanların Kuantum zaman anlayışı arasında paralellikler olduğunu görürüz. O da nedir; her şey bir andan ibarettir. Bir nokta misali zaman da bir andır. Tıpkı maddenin izafi olması gibi zaman da izafidir. Baktığınız ya da durduğunuz yere göre değişebildiğini görürüz.

'Zaman burada yavaş akıyor' deriz bazı yerler için mesela… 

-Şimdi 'yavaşlatılmış zaman', 'yavaşlatılmış şehir' diye bir akım var. Çünkü modern hayatın en büyük hatası teknolojinin ilerlemesiyle birlikte zamanın hızlandırılması oldu. Peygamber efendimiz de bu durumu 'zamanın sonu' işaretlerinden görüyor. "Kıyamete yakın zaman hızlanacak" diyor. Belki de zaman durduğu yerde duruyor ama insanın zaman algısı hızlanıyor…

Zaman algısı ve zamanı kullanma şekli hızlandığı zaman, bunu hızlandırdığınız zaman kalite düşecek demektir. Bir şey hızlanırsa kalite düşmeye başlar ve kıyamet kalitesizler üzerinde kopacaktır zaten. Yani 'kalite'nin bitip 'kantite'nin öne çıkması üzerine kopacaktır. Bir yerde 'kalite' varsa kıyamet orada kopmaz. Süreç şöyle işleyecek: Hızlandırılmış bir yapı içerisinde insan bocalamaya, afallamaya başlayacak. Yetişemez hale gelecek. Ve sathileşecek, kalitesizleşecek. Derinleşme sükûnla olur. Her hangi bir konuda derinleşebilmek için sükûnete, sakinliğe ihtiyaç vardır. Pasiflik anlamında değil bu. Dinamik bir pasiflik aslında…

Hz. Ali örneğinden, 'ilmin bir nokta oluşundan' devam edelim isterseniz. 'An' da bir nokta mı aslında?

-Nasıl ilim aslında bir noktaysa, süre kavramının da en küçük birimi bugünkü modern ilmin mikro salise dediği kavramdır. Ona tasavvufta 'an' denilmektedir. 'An' ile 'dem' arasında bir irtibat vardır. Onun için 'dem bu demdir dem bu dem' der sufiler. An bu andır. Başka an yoktur. Anın açılımı saliseyi doğurur, o saniyeyi doğurur, saniyenin yavaşlatılmış hâli dakikayı meydana getirir. Buradan saat ortaya çıkar. Saat daha sonra güne döner. Maddenin aslı ışıktır. Madde denilen şey aslında enerjidir. Madde yavaşlatılmış enerjidir. Yani maddeyi hızlandırırsanız enerji açığa çıkar. Peki, enerjinin aslı nedir? Enerji ışığın yavaşlatılmış halidir. Enerjiyi hızlandırırsanız ortaya ışık çıkar, nur çıkar. O zaman maddenin aslı nurdur, ışıktır.

Zaman anın açılımı mıdır yani?

-Aynı şekilde zamanın da bu şekilde hızlandırılmasıyla gün, haftalar, aylar mevsimler, yıl ve asır dediğimiz 100 yıl, sonra devreler çıkar. Bunların hepsi bir anın (momentum) açılımından ibarettir. An yayılmaktadır. Kuantum zaman bilimi üzerine çalışanlar bunu balon üzerinde bir nokta olarak tarif ederler. Balon sönük haldeyken küçük bir mürekkepli kalemle üzerine bir nokta koyarsanız, şişirmeye başladığınız zaman o nokta da irileşir. Ne kadar üflerseniz o nokta o kadar irileşir. Küçücük bir noktayken büyük bir daire haline gelir. 'Zamanın yayılması kavramı' böyle ele alınıyor.

Onun için "Allah evveli de bilir ahiri de bilir, geçmişi de bilir geleceği de bilir" derken aslında zamansızlık anlatılıyor. Çünkü zamanın sahibi O'dur. Zaman yaratılmış bir olaydır. Zaman-üstünlüğü elde edenler geleceği de bilebilirler. Geleceği bilmeleri başkalarının gözünde bir keramet, bir mucize olarak görülür. Bundan iki saat sonrasını görüyor olmak onlar için basit bir şeydir. Ama bilmeyenler için ise büyük bir olaydır.

Tam bu noktada, sufilerin arayışının bir anlamda da fiziki zaman kurallarını kırmaktan geçtiğini söyleyebilir miyiz?

-Zaman ontolojisinden hareketle bir sufi, gayesini kaynağına doğru yönlendirirken, kaynağını ararken aslında bu ötekine doğru bir yöneliş değildir. Sufinin "ben Allah'ı arıyorum" demesi, "ben kendimi arıyorum" demesi ile özdeş bir cümledir. Yani Allah diye bir öteki yoktur sufide. Biraz belki narsistik bir yaklaşım ama kendini arıyor aslında. Aslında kendine âşık o. Aynada gördüğü kendisi aslında. Onunki kendi kendine doğru bir çekim, yukarıya doğru. Bunu bir uzaklık ve yakınlık kavramıyla anlayabiliriz.

Sufi dediğimiz arayıştaki kişi madde içerisine inmiş bir ruh, maddeli bir beden kullandığı için bu'udiyette yani uzaklaşmış bir bedende kurbiyet (yakınlık) elde etmek istiyor. Uzak düşmüş, sürgünde, gurbette; aslıyla yakınlık kurmak istiyor. Bu ister istemez beraberinde aradaki sürenin, boyutların ve mekânın kaldırılması kavramını iktiza ediyor. Ebu Süleyman Darani "Tasavvuf nedir" sorusuna "Zamanın ilmini bilmektir" cevabını vermiş. Ne demek istediği ise uzun şerhe muhtaçtır. Zamanın ilmi… Buradan sosyolojik ve modern bir kavram çıkmıyor. Modern zamanların ilmini bilmek anlamına gelmiyor.

'Zaman ilmini' değil, zamanın ilmini bilmek… Önemli bir detay bu…

-Sufi yaşadığı zamanın idrakine varmalı, onun haliyle hâllenmeli. Bunu yaparken önce İbnü'l-Vakt olarak hareket ediyor. İbnü'l-Vakt yani Türkçesiyle 'vaktin çocuğu'… Dönüşümler, değişimler içerisinde, hâlâ sükûna erememiş. Hâlden hâle geçiyor. Hâlden hâle düşüyor. Kafka tabiriyle dönüşümlerde hâlâ. Dönüşüyor. Ama bu dönüşüm sufide iyiye doğru bir dönüşüm, Hz. Mevlana'da gördüğümüzü gibi bir tür pişme süreci…

Hatta bazılarına göre işin lezzeti de bu pişmede. Niyazi Mısri gibi bir sufi çıkıp diyor ki; "İbnü'l-Vaktem ben Ebü'l- Vakt olmazem / Abd-i mahzım ben, tasarruf bilmezem." Yani, "Ben vaktin çocuğuyum, vaktin sahibi değilim, mutlak bir kulum, mutlak bir kulluk içerisindeyim. Kamillerin tasarruf dediği kudret bende yok." Büyük sufi Niyazi Mısri'nin aslında burada 'yok' demesinde büyük ve ariflerin anlayabileceği, derin bir tevazu var. Kendisi bunu tercih ediyor. Diğer makam zaten çok büyük sorumluluk istiyor.

'İbnü'l Vakt' ehlinin yaşadığı hâlden hâle geçiş, biz sıradan insanların günlük hayat içinde düşüş kalkışı değil tabii ki… 

-İbnü'l-Vakt hâlâ sükûna, makama ermemiş hâl sahiplerinin hâli, 'yol'da olmanın, dönüşümlerde olmanın hâli. Sıradan; sufi olmayanın, yolda olmayanın dönüşümleriyle karıştırmamak lazım. Kâinatta her şey dönüşüm içerisinde fakat dönüşümünü adeta askeri disipline tabi tutana sufi denir. Ama bu kaotik yapıda, neyin nerden geldiği belli olmayan bir dönüşümse; kişinin önce o anarşik yapıdan kurtulması ve inkılaplarını bir sisteme tabii kılması gerekiyor. İbnü'l-Vakt dönüşüyor, dönüşüm bitmedi ama dikeyleşti. Yani afaktan enfüse geçti. Sufinin arayışı önce yeryüzünde İbnü'l-Vakt olarak başlar… İnkılab ve kalb aynı kökten gelirler. Kalb dönüşümler yeridir. Film karelerinde canlı hareket ediyor gibi gördüğümüz durumu yavaşlattığımızda aslında hepsinin bir kare olduğunu idrak ediyoruz. Hz. Mevlana bu durumla ilgili, 'bayrağın üstündeki aslan' benzetmesi yapıyor. "Sen aslanım diyorsun ama sen aslında bayrağın üstündeki aslansın" diyor. Bayrağın üzerine yapıştırılan aslan resmi var ya, o rüzgâr estikçe hareket eden bir aslan diyor…

Yani sufi önce bildiğimiz fiziki süreye tabi. Ama onu kırmaya, üstüne çıkmaya çalışıyor…

-Evet, henüz siz süreye hâkim değilsiniz, süre sizi belirliyor. Onun için sufi halden hale inkılab ediyor. Ve yolculuğuna devam ediyor. Ama ne zaman ki o 'momentum'u dolduruyorsunuz, elinize bir kalemi hızlı hızlı hareket ettirdiğiniz zaman sabitlenmesi gibi... İşte seyr-u sülukunda bir yerden sonra kişi artık makam sahibi olur. Makam sahibi olduğunda, zamandan, hâlden hâle geçmelerden kurtulmuş, Ebu'l-Vakt'lik (zamanın babası/sahibi) boyutuna geçmiştir. Zamanın ilmine vakıf olmuş ve zamansızlığı yakalamıştır. Ebu'l-Vakt olmak Allah'ın sıfatlarıyla sıfatlanmaktır. Çünkü zamansızlık sadece Allah'a aittir. Bu makam doğmaktan, doğurulmaktan kurtulmuşların makamıdır, an yakalanmıştır. Onun öncesini ve sonrasını görmektedir. Tayy-i zaman ve tayy-i mekân edebilmektedir. Zaman ve mekânlar arasında gezinebilmekte, yolculuk yapabilmektedir. Bir andır onlar için zaman. Ona 'an-ı daim' denir. Yani hep o anda olmak… O makamı yakalamış kişi artık kesretten de vahdede erdiği için, o sayısallık ve çokluktan birliğe inmiştir. Mesela İbnü'l-Vakt çok fazla zikrederken, Ebul-Vakt bir kere "Allah" der. İbnü'l-Vakt çok fazla ibaret ederken, Ebu'l Vakt belki bir kere secde eder… Sayısal olarak birdir ama 'kalite' olarak diğerinden üstündür.

Tasavvufta makam erleri, zaman ve mekan boyutlarını aşabiliyorsa, geçmiş, gelecek ve şimdi aynı anda yaşanıyor olabilir mi? Şairin dediği gibi 'yekpare geniş' bir an mı zaman? 

-Allah "Evvel ve ahir benim" diyorsa bu böyledir. Geçmiş zamanlarda kuyruğunu yakalamış yılan sembolüyle anlatılırdı zamanın tek bir an olduğu. Çünkü o an çıkışın, başlangıcın ve sonun aynı noktada olduğu yerdir. Allah bir tür çemberi tamamlamış oluyor. Zamanın ilmi de budur aslında.

Teşekkürler hocam.

Göksan Göktaş Lacivert Dergi SAYI:01 / Mayıs 2014

 

 

Bu Ropörtaj 5158 defa okundu.
Diğer Röportaj Başlıkları
Emin Işık ile Vahdet-i vücûd Kavramı 06.11.2015
Mahmud Erol Kılıç ile din ve ahlak üzerine 06.09.2015
Fatih Çıtlak ile Mizah Üzerine 06.09.2015
Ö. Tuğrul İnançer ile Söyleşi 30.06.2014
Ö. Tuğrul İnançer ile Söyleşi 03.06.2013
Mahmud Erol Kılıç ile söyleşi 30.12.2012
Bilal Kemikli ile Tasavvuf ve Şiir Üzerine Söyleşi 20.09.2012
H. Nur Artıran ile Bayram üzerine 21.08.2012
Ömer Tuğrul İnançer ile 31.07.2012
Mehmet Fatih Çıtlak ile... 24.05.2012
MEHMET DEMİRCİ İLE... 15.05.2012
Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç ile... 04.04.2012
Cemalnur Sargut ile söyleşi 09.03.2012
Emin Işık Dede ile bir Röportaj... 28.12.2011
Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç ile... 04.10.2011
MUHSİN İLYAS SUBAŞI İLE RÖPORTAJ: 13.06.2011
Prof. Dr. Cihan Okuyucu ile Ropörtaj 13.04.2011
MAHMUD EROL KILIÇ ile 05.01.2011
Mevlana Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler 13.12.2010
Prof. Dr. Dilaver Gürer ile Mülakât 15.09.2010
H. Nur Artıran ile Ropörtaj 23.07.2010
Mehmet Fatih Çıtlak ile Edeb üzerine Mülakât 13.06.2010
EMİN IŞIK HOCA İLE TASAVVUF VE MEVLEVİLİK ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ 24.04.2010
İsmail Güleç ile Mesnevi Üzerine... 24.03.2010
İbrahim Gamard ile 18.02.2010
Prof. Dr. Ethem CEBECİOĞLU ile bir mülâkat 22.01.2010
Postnişin Mustafa Holat ile Ropörtaj... 14.12.2009
Savaş Ş. Barkçin’le Ropörtaj 05.11.2009
Dr. Safi ARPAGUŞ ile... 01.10.2009
Prof. Dr. Mehdi Aminrazavi ile 18.08.2009
MEVLANA'NIN ADALET FELSEFESİ
Misafir Yazar
NİYAZ
M. Faik Özdengül
Vefa’ya selâm
Cuma Mektupları
Şeb-i arûslar biter mi?
İsmail Güleç
Mevlana ve Hayatımız
Mahmut Erol Kılıç
Mevlâna’yı Anlayabilmek
Muhsin İlyas Subaşı
Mevlânâ Anlayışları
Editör'ün Seçimi
Mevlevî
Mehmet Demirci
MEVLÂNA, İSLÂM VE DÜNYA BARIŞI
Nuri Şimşekler
MESNEVÎ’DE BEN ve SEN
Adnan K.İsmailoğlu
Hz. Mevlânâ’dan Nasîhatler
A.Selâhaddin Çelebi
SEMA ADABI
Ö. Tugrul İnançer
DÜNYA MEVLÂNA'YA MUHTAÇ
Yakup Şafak
HZ. MEVLÂNÂ’YI ANLAMAK
H. Nur Artıran
Mesnevi Dersleri Aramak
M. Sait Karaçorlu
Semâ
Cemalnur Sargut
Semazenler
Emin Işık
Sahte Şeyhler
Editör'den
MEVLÂNA’DA AŞK ESTETİĞİ
İsmail Yakıt
Mevlâna'yı Anlamayanlar
Tarihten Bir Yaprak
MEVLEVÎLERDE MANEVÎ EĞİTİM
Sezai Küçük

Asitâne Mevlevi Kültür Dergisi

Anasayfa | Hakkımızda | Site Haritası | İletişim | E-mail
Semazen.net'in resmi web sitesidir.
Web sitemizin dışında farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden Semazen.net sorumlu tutulamaz.
Copyright © 2005, Tüm Hakları Saklıdır.
Sayfa oluşturma zamanı: 0.0299 sn.
Programlama: CMBilişim Teknolojileri Görsel Tasarım: Capitol Medya