Site Haritası
Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Hz. Mevlana
Eserleri
Seyyid Burhaneddin
Bahâeddin Veled
Şems-i Tebrizi
Selahaddin Zerkubî
Sultan Veled
Hüsâmeddin Çelebi
Hz.Mevlâna Dergâhı
Sema
Adab ve Erkan
Yolun Mertebeleri
Çelebilik
Mevlevi Ayinleri
Mevlana İhtifalleri
Akademik
Yükle
Hizmeti Geçenler
Mesnevi Sohbetleri
Mesnevi Hikayeleri
Sesli Kitaplar
Fihimafih Okumaları
Duyuru&Etkinlik
Haberler
Semazen Video
Semazen Radyo
E-Kart
Projelerimiz
Foto Galeri
Soru ve Cevaplar
Keşkül Dergisi
Linkler
KONYA
Evrad-ı Şerif
Dinletiler
Bağış

    

 

  




 

Google

Kur'an-ı Kerim

Dinleyelim


Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hangisini okudunuz?
Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihimafih
Mecalis-i Seba
Mektubat
Birkaçını
Hiç Birini
 
Ahmet Remzi Akyürek
 

Ahmet Remzi Akyürek

1289/1872’de Kayseri Mevlevîhanesi’nde doğan Ahmet Remzi Efendi, tekkelerin kapatılış tarihi olan 1925 yılına kadar yaklaşık yüz yıl postnişinlik yapmış bir aileye mensuptur. Dedesi, Mevlânâ Dergâhı postnişîni Mehmet Said Hemdem Çelebi’nin mürşidi es-Seyyid Süleyman Turabî’dir. Kendisi, Konya Mevlânâ Dergâhı’nda yetişmiş, 1242/1826 yılında Kayseri Mevlevîhanesi’ne şeyh tayin edilmiştir.  Dokuz yıla yakın bu vazifeye devam eden Süleyman Turâbî 1251/1835’te Kayseri’de ölmüştür. Mezarı Mevlâna’nın hocası Seyyid Burhaneddin türbesi içindedir.

Babasının vefatıyla yerine postnişin olan Seyyid Ahmet Remzi el-Mevlevî, 1274/1857’de Kayseri müftülüğüne de tayin edilmiş, otuz yıla yakın postnişinliği yanında bu görevini de sürdürerek 1282/1865’de vefat etmiştir. Seyyid Ahmet Remzî el-Mevlevî’nin oğlu es-Seyyid Süleyman Ataullah Efendi, Ahmet Remzi Akyürek’in babasıdır. Kayseri Mevlevîhanesi’nde elli yıla yakın şeyhlik yapan Süleyman Ataullah Efendi, 1332/1913’de ölmüş babası ve dedesi gibi Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin türbesine defnolunmuştur. Ahmet Remzi Dede bu dönemde Halep Mevlevihanesi postnişini olup kardeşi Hüsameddin Dede de babasının yerine Kayseri Mevlevihanesi Postnişini olmuştur.

Yetişmesi

Tekkede, Mevlevî terbiyesiyle büyüyen Ahmet Remzi Dede, ilk eğitimini babası Ataullah Efendi’den almış ve küçük yaşlardan itibaren edebiyat, Farsça ve güzel sanatlar alanında eğitim görmüştür. Sıbyan mektebini ve rüştiyeyi bitirdikten sonra yine babasından, eniştesi Göncüzâde Nuh Efendi’den, Müritzâde Ali Efendi’den özel dersler almıştır. Şair Sami’den Câmî’nin Arûz-ı Fârisî’si ile Arûz-ı Endülüsî’sini okumuş, yine bu zat ve Hisarcıklızâde Salim Efendi, Ahmet Remzi Efendi’nin yazdığı ilk şiirleri tashih ederek ondaki şiir yeteneğinin gelişmesine yardımcı olmuşlardır. Ahmet Remzi Dede, geç sayılabilecek bir dönemde medreseye başvurduğu için yaşını küçültmek durumunda kalmakla birlikte, kendi döneminde Türkçe’yi en iyi bilenler arasında sayılmaktadır.

İstanbul Yolculuğu

1310/1892’de İstanbul’a giden Ahmet Remzi Efendi, bu dönemde Yenikapı Mevlevihanesi’nde kalmış, her ne kadar babasından sikke giymiş ise de Abdülbaki Baykara’nın babası Celaleddin Efendi tarafından da kendisine tekbir ile sikke giydirilmiştir.Ahmet Remzi Dede’nin bu İstanbul macerası Abdülbaki Baykara ve Veled Çelebi ile yakın ilişkisinin de temelini oluşturmuştur.

İstanbul’da kaldığı bir yıl içerisinde Divan-ı Muhasebatta mülâzım olarak görev yapan Remzi Dede, Fuzûlî’nin:

Fuzûlî ayb kılma yüz çevirsem ehl-i âlemden

Neden kim her kime yüz tuttum andan yüz belâ gördüm

gazeline mutarraf bir tahmis yapmıştır. O dönemde “Matbuat-ı Dahiliyye”de çalışan ve İstanbul’da neşrolunan Arapça-Farsça gazeteleri teftiş eden Veled Çelebi’nin delâletiyle bu tahmis, ilk defa “Hazine-i Fünûn”da yayımlanmıştır.

Yaklaşık bir yıl İstanbul’da kalan Ahmet Remzi Efendi tekrar Kayseri’ye dönmüştür. Kayseri mutasarrıfı Nâzım Paşa’nın delâletiyle “Kayseri İdâdîsi Ahlâk ve Ulum-ı Diniyye” öğretmenliğine tayin olunmuş, bir yandan da Kayseri medreselerinde okuyan istekli talebelere, Mevlevîhanede sabahları “Kavâid-i Fârisî, Pend-i Attâr, Gülistan, Bostan, Arûz-ı Câmî ve Mesnevî-i Şerif” okutmuştur.

Ahmet Remzi Dede, Feyzioğlu ailesinden Esma Hanım’la evlenmiş ve bu evlilikten Zehra, Lütfiye, Lebibe isminde üç kızı olmuştur.

Görev Yerleri

Yaklaşık on beş yıl eğitimciliğe devam eden Ahmet Remzi Dede, II. meşrutiyetin ilânından sonra izinli olduğu sürede ziyaret maksadı ile Konya’ya gitmiştir. Konya’da iken gerek davranışlarıyla ve gerekse ilmî seviyesiyle Abdülhalim Çelebi’nin dikkatini çeken Remzi Dede, Çelebi’nin, “burada kalınız” talebi üzerine, Kayseri’deki görevinden istifa ederek Konya’ya yerleşmiştir.

Ahmet Remzi Efendi, Konya’da bir yıl kaldıktan sonra, Mevlevîliğin önemli merkezlerinden biri olan Kütahya Erguniye Mevlevîhanesi’ne gönderilmiş, Ramazana tekabül eden günlerde ikindiden sonra da Mesnevî-i Şerif  okutmuştur.

Kütahya’da dokuz ay kaldıktan sonra Abdulhalim Çelebi’den aldığı çağrıyla İstanbul’a giden Ahmet Remzi Dede, 1 Mayıs 1326/ 14 Mayıs 1910 tarihinde Kastamonu Mevlevîhanesi şeyhliğine tayin olunmuştur.

Abdülhalim Çelebi, bu iradeden yaklaşık bir ay sonra görevinden azledilmiş, yerine Ahmet Remzi Efendi’yle münasebetleri 1892’ye kadar uzanan Veled Çelebi, Konya Mevlana Dergâhı postnişini olmuştur (28 Cemaziyelevvel 1328/7 Haziran 1910). Onun tarikat içindeki etkinlik ve öneminin bundan sonra daha da arttığı söylenebilir. Remzi Dede’nin Halep, Urfa, Kilis, Şam, Antep, Maraş, Antakya, Trablusşam, Kudüs, Hama, Humus ve Lazkiye Mevlevîhaneleri’nin tahkikatı ile görevlendirilip yazdığı raporlar doğrultusunda hareket edilmesi (12 Ağustos 1327/25 Ağustos 1911–25 Kânunuevvel 1327 / 12 Ocak 1912 tarihleri arası), Samsun Mevlevihanesi postnişinliğine atanacak şahısla ilgili görüşüne başvurulması ve sonrasında Halep Mevlevihanesi gibi Mevleviliğin önemli merkezlerinden birine atanması, bu tespiti destekleyer mahiyettedir.

Tahkikat sonrası Kastamonu’ya dönen Ahmet Remzi Efendi, burada bulunduğu süre içinde Mevlevîhane’nin borçlarını ödeyip gerekli onarımlarını yaptırmış, yaklaşık bir yıl sonra da daha önce teftiş ettiği Halep Mevlevîhanesi Postnişinliği’ne tayin olunmuştur (h. 6 Safer 1332/ 4 Ocak 1914). Remzi Dede, Halep Mevlevîhanesi’ndeki imar faaliyetleri yanında, mukabele ve ayinlerle de halkın ilgisini çekmiş olup toplantılara katılanlar arasında çok sayıda Ermeni ve Musevî de vardır.

Gönüllü Mevlevi Alayı

Ahmet Remzi Dede Halep Mevlevihanesi postnişini iken, Gönüllü Mevlevîyye Alayı’na tekkedeki bir çok derviş de katılmış pek az kişinin kaldığı tekkenin cami ve semahanesi ordunun erzak ve mühimmat deposu olarak kullanılmıştır. Ahmet Remzi Dede, ve diğer kardeşi Kayseri Mevlevihanesi postnişini Hüsameddin Efendi Gönüllü Mevlevi Taburu’nda görev yaparken erkek kardeşlerinden Huldî Efendi, Çanakkale Savaşı’nda şehid düşmüştür.

Medine’ye de giden Ahmet Remzi Dede, Şam Ümeyye Camii’nde Mesnevî okutmuştur.  Remzi Dede, Mevlevi Taburu’nun teşkiliyle ilgili halkın ve askerin maneviyatını artırıcı tarzda yazdığı manzumeler yanında Şam’da bulunduğu süre zarfında, içinde bulunduğu ruh halini ve sıkıntılarını yansıtan aşağıdaki şiiri de dikkat çekicidir.

Çoluk çocuk böyle gurbet ellerde

Perişan kaldılar yetmez mi yâ Rab

Şöhret ü şanımız gezer illerde

İnsanın gücüne gitmez mi yâ Rab

 

Halep, Şam, Kayseri olduk perişan

Her birimiz bir yerde ağlaşır her an

Hulâsa yok mudur acaba imkân

Çektiğimiz mihnet yetmez mi yâ Rab

 

Her şeyde bilirim hikmetin vardır

Ne çare insanız gönlümüz dardır

Pirimiz büyüktür Molla Hünkâr’dır

Bize bir gün imdad etmez mi ya Rab

Savaş sonrası Halep’e gelen Ahmet Remzi Dede, Halep’in de işgali üzerine İstanbul’a dönmek zorunda kalmış, Gönüllü Mevlevî Alayı’ndaki üstün gayreti dolayısıyla kendisine harp madalyası beratı ve nişanı verilmiştir.

Üsküdar Mevlevîhanesi Postnişînliği

İstanbul’a dönüşü sonrası mebusluk teklifinde bulunulan Ahmet Remzi Efendi, yetişme tarzının bu göreve elverişli olmadığını belirterek bu vazifeyi kabul etmemiştir. Bir süre sonra İstanbul’da zaviye niteliğindeki tek Mevlevihane olan Üsküdar Mevlevîhanesi şeyhliğine tayin edilen Remzi Dede (1338/1922), oturulamayacak kadar harap durumdaki Mevlevîhaneyi daha önce gittiği yerlerde olduğu gibi onartmış, şeyh odasının üstüne bir kat daha yaptırmış, hücreleri temizlettirip bahçeyi düzenletmiştir.

Kendisi de Yenikapı Mevlevihanesi’nde yetişen ve Remzi Dede’nin yakın arkadaşı olan Tahirü’l-Mevlevî, Remzi Dede’nin Üsküdar Mevlevîhanesi şeyhliğine tayiniyle ilgili olarak şu tarihi düşmüştür:

Üsküdar’ın Mevlevî Dergâhı aldı feyz-i nev’

Çünki oldu hâdim-i irşâdı bir zî-iktidâr

Çıktı bir gülbang ile târîhi nây-i sînede

Remzî-i sâhib-kemâlât oldı şeyh-i Üsküdar

                                                           1338/1922

Remzi Dede, Üsküdar Mevlevîhanesi postnişinliği süresince semâhânede on beş günde bir âyin düzenlemiş, Ayazma Sultan Mustafa ve Bayezid camilerinde Mesnevî-i Şerif okutmuştur. Medresetü’l-İrşad’da tasavvuf hocalığı yanında Meclis-i Meşayıh’da âzâlık görevinde de bulunmuştur.

Ahmed Remzi Dede Üsküdar Mevlevihanesi’ne şeyh tayini üzerine yakın ilişkide bulunduğu Abdülbaki Baykara’nın düşürdüğü tarih güzel bir hatla yazılarak şeyh odasına asılmıştır.

Tekke ve Zâviyelerin Kapatılması

30 Kasım 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla postnişinliği sona eren Ahmet Remzi Dede, Üsküdar Selimağa Kütüphanesi memurluğuna tayin edilmiş, kayd-ı hayat şartıyla Mevlevîhanede ikametine izin verilmiştir. Burada yoğun bir çalışma sürecine giren Remzi Dede, kitapların tanzim ve tasnifiyle uğraşmış, ilgisini çeken bazı Arapça ve Farsça eserleri tercüme ederek fihristler düzenlemiştir. Bu dönemde halkla irtibatını da tamamen koparmamış, Cuma günleri Üsküdar Mihrimah Camii’nde hutbeye çıkmıştır.

Selimağa Kütüphanesi’ndeki idareciliği sırasında Ahmet Remzi Efendi’yle istişare edip kendisinden etkilenen kişiler arasında Lous Massignon, Feridun Nafiz Uzluk, Sadettin Nüzhet, Ziver Tezeren, M. Kadir Keçeoğlu (Yaman Dede), Hakkı Süha Sezgin, A. Nihat Asya, Nihat Çetin gibi isimler sayılabilir.

Selimağa Kütüphanesi’ndeki oniki yıllık çalışması sonrası, yaşının da ilerlemiş olması hasebiyle 1937’de görevinden istifa eden Ahmet Remzi Dede, Ankara’ya kızlarının yanına gelmişlerdir.

Mevlevi kültürünün hakim olduğu bir aile ortamında yetişen zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, Remzi Dede’den Ankara Eski Eserler Kütüphanesi’nde müşavirlik yapması ricasında bulunmuş, Remzi Dede de bu teklifi kabul etmiştir.

Vefatı

Ömrünün sonlarına doğru, geçirmiş olduğu zatürreden hayli yorgun düşüp memleketi Kayseri’ye giden Remzi Dede 20 Kasım 1944’te vefat etmiştir. Mezarı, dedesinin babası, dedesi ve babasının medfun bulunduğu Mevlânâ’nın hocası Seyyid Burhaneddin Tirmizî Türbesi’ndedir. Merkadinin kitabesinde şunlar yazılıdır:

Vâris-i feyz-i cenâb-ı pîr Remzî bundadır

Tâc-ı nakş-âra-yı erbâb-ı fazîlet bundadır

Şeyh-i kâmil merd-i fâzıl ârif-i âgâh dil

Nusha-i mecmua-i ders-i hakîkat bundadır

Emr-i Hakk’la rûh-ı pâk-i adni kıldı âşiyân

Fatiha-hân ol gel ey dervîş himmet bundadır

Sâlikânı haşre dek olsun İlâhî müstefîz

Feyz-i rûhâniyyetinden kim saâdet bundadır

Medfen-i pâkin ziyaret eylesün erbâb-ı dil

Gevher-i gencîne-i nûr-ı hidâyet bundadır.

Ahmet Remzi Akyürek’den istifade edenler arasında yakın dostu Abdülbaki Baykara’nın en küçük oğlu Rüsuhi Baykara da bulunmaktadır. Rüsûhi Baykara, Remzi Dede’nin vefatı üzerine “Şeyhim Efendim Ahmed Remzi efendi Hazretlerinin alem-i Bekâya Rıhletleri münasebetiyle nâil-i kadîm’e fakirin Naziresi” başlığıyla manzumesi bulunmaktadır.

Kişiliği

Ahmet Remzi Dede’nin karakterinin şekillenmesindeki en önemli amillerden birisi, şüphesiz içinde yetiştiği Mevlevi kültürüdür. Bu manevi hava, kişiliğine olduğu gibi şiirlerine de büyük ölçüde yansımıştır.

Akrabalık bağları da olan bilim ve siyaset adamı Turhan Feyzioğlu (öl. 1988), Dede’yle ilgili olarak: “Ahmet Remzi Akyürek (1872/1944), fazileti, üstün ahlâkı, tevazuu, ilmi, zekâsı ve yardımseverliği ile gönülleri fethetmiş seçkin bir Türk bilgini ve şairidir. Ahmet Remzi Akyürek yalnız eserleri ile değil, olağanüstü kişiliği ile de her çevrede büyük saygı toplamıştı derken, Dede’nin muhiplerinden gazeteci yazar Rasim Deniz şu ifadelere yer vermektedir:

Ahmet Remzi Akyürek, bencil değildir; güzel ahlâkı ve davranışlarıyla çevresine örnek olan, yardım duygusu her bakımdan üstün bir kişiliğe sahiptir. O, Tanrı’ya olan yakarışlarını, gerçek bir Müslüman’a yakışacak şekilde sadece kendisi için yapmaz. O, zamanının boş yere harcanmasını, her ânının Tanrı sevgisiyle geçmesini, bilgisinin artmasını, imanının ve dininin saklanmasını isterken; hîşanının (akrabalarının), yârânının (dostlarının), cîranının (komşularının) düşmanları yanında alçalmamasını, Tanrı’nın gazabına uğramamasını dilemekte; akranlarını, din kardeşlerini mutlu görmekle sevineceğini bildirmekte ve bunları yakarış hâlinde sunmaktadır.”

Remzi Dede’nin, yaşadığı misyonun korunması uğrunda çok dikkatli ve duyarlı bir kişiliğe sahip olduğu görülmektedir. Halep’te orduda görevli iken, Çelebi Efendi’nin kendilerini ziyarete gelen paşanın eteğini öpmesinden rahatsız olur ve “Mevlânâ’nın soyundan gelen birisinin böyle eğilmesi, etek öpmesi bize yakışmaz. Dervişin selamı yalnızca başıyla olur” diyerek tepkisini dile getirir.

Ahmet Remzi Dede, edebî kişiliği açısından gazelini tahmis ettiği su kasidesi yazarı Fuzûlî’ye benzetilmektedir. Remzi Dede’nin satranç, musammat ve lugazlarla noktasız veya elifsiz harflerden meydana gelen nazımlar kaleme alması ve bu gibi nazım şekilleriyle yazmanın büyük ustalık gerektirmesi, onun şiirdeki hâkimiyetini göstermesi açısından önemlidir.

Remzi Dede’nin Veled Çelebi ile ilişkileri Mevlevilik yanında matbuat aleminde de devam etmiştir. Ahmet Remzi Dede Sultan Veled’in Tuhfetu’s-sâimîn başlıklı oruç hakkındaki Farsça 30 beyitli kasidesinin şerh etmiş, Veled Çelebi ve Kayseri İdadisi müdürü Mehmet Memduh’un takrizlerini de ihtiva eden eser 1316/1898’de İstanbul’da basılmıştır.

Veled Çelebi, Ahmet Remzi Dede’nin Mevlana’nın Yedi Öğüdü başlıklı çalışması ile ilgili olarak şu ifadelere yer vermektedir: “Bu eserlerin tashihinde asrımızın vücuduyla iftihar ettiği alimlerden Üstat Ahmet Remi Akyürek himmet buyurmaktadır. Müşarünileyhin Türk, Arap, Fars dil ve edebiyatındaki iktidarı memleketimizce ve fakirce müsellem olduğundan kitapların tab’ındaki vüsuka kıymetli bir delildir. Kitapları forma halinde iken muntazaman okudum. Tashihleri el-hak muvafıktır. Himmetleri meşkûr, kendileri me’cûr olsun. Ankara 18. V. 1937”.

Ahmet Remzi Dede, şiirlerinin çoğunu divan edebiyatı tarzında yazmış olmakla beraber halk şiirimizin zevkine de sahiptir. Hece vezniyle Yunus Emre gibi İlâhî aşkın neş’esiyle kaleme alınmış şiirleri, saz şairlerimiz tarzında koşmaları, destanları vardır.

Gerek Arap, gerek Fars, gerekse Türk edebiyatına son derece vâkıf olan Ahmet Remzi Efendi divan edebiyatı nazım şekillerinin hemen hepsinde manzumeler yazmış, Dede’nin şiirleri Hasibe Mazıoğlu tarafından bir araya getirilmiştir.

 

Ahmet Cahit Haksever

 

EDEP YAHU
M. Faik Özdengül
Mesnevi’den Hayvan Hikâyeleri
İsmail Güleç
Topkapı Sarayı ve Mevlâna
Mahmut Erol Kılıç
Oruç Açlık mı, Arınma mıdır?
Muhsin İlyas Subaşı
HZ. MEVLÂNÂ'YA GÖRE RAMAZAN VE ORUÇ
Editör'ün Seçimi
ORUCUN İÇ ANLAMI
Mehmet Demirci
Mevlânâ ve Nefs Eğitiminde Oruç
Misafir Yazar
ORUÇLUNUN GÜLÜMSEMESİ
Nuri Şimşekler
MESNEVİ’DE MANEVÎ MOTİVASYON
Yakup Şafak
Ramazan Üzerine
Ö. Tugrul İnançer
HAZRET-İ MEVLÂNÂ’NIN SEMÂ'I
A.Selâhaddin Çelebi
RAMAZAN VE ORUÇ GAZELLERİ
Adnan K.İsmailoğlu
Mesnevî ve Maârif’e göre Oruç
H. Nur Artıran
Oruç
Mehmet Fatih
Perhiz
M. Sait Karaçorlu
Oruç ile benliği at, can oluver
Cuma Mektupları
Tasavvufun Günümüzde Uygulanması
Cemalnur Sargut
HZ. MEVLÂNÂ’YA GÖRE ORUÇ
Editör'den
MEVLANA DOSTLARINA TARİHLER-II
İsmail Yakıt
Mevlânâ Aşıkı Mehmet Dede
Tarihten Bir Yaprak
Semâ'daki Sırlar
Sezai Küçük

Asitâne Mevlevi Kültür Dergisi

Anasayfa | Hakkımızda | Site Haritası | İletişim | E-mail
Semazen.net'in resmi web sitesidir.
Web sitemizin dışında farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden Semazen.net sorumlu tutulamaz.
Copyright © 2005, Tüm Hakları Saklıdır.
Sayfa oluşturma zamanı: 0.0371 sn.
Programlama: CMBilişim Teknolojileri Görsel Tasarım: Capitol Medya