Site Haritası
Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Hz. Mevlana
Eserleri
Seyyid Burhaneddin
Bahâeddin Veled
Şems-i Tebrizi
Selahaddin Zerkubî
Sultan Veled
Hüsâmeddin Çelebi
Hz.Mevlâna Dergâhı
Sema
Adab ve Erkan
Yolun Mertebeleri
Çelebilik
Mevlevi Ayinleri
Mevlana İhtifalleri
Akademik
Yükle
Hizmeti Geçenler
Mesnevi Sohbetleri
Mesnevi Hikayeleri
Sesli Kitaplar
Duyuru&Etkinlik
Haberler
Semazen Video
Semazen Radyo
Projelerimiz
Foto Galeri
Soru ve Cevaplar
Keşkül Dergisi
Linkler
KONYA
Evrad-ı Şerif
Dinletiler



 

Google

Kur'an-ı Kerim

Dinleyelim


Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hangisini okudunuz?
Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihimafih
Mecalis-i Seba
Mektubat
Birkaçını
Hiç Birini
 
Tasavvuf Hakkında...
03 Temmuz 2018 01:25

TASAVVUF DİNİN ARKEOLOJİSİDİR

Tasavvuf her şeyden evvel bir düşünce tarzı, bir usul, bir üslûptur. Bu yönteme göre insan, Allah’ın en üst seviyede bilicisi olmak üzere eğitilir. Allah’ın bildirdiği 99 ismi vardır. Bildirmedikleri ise binlercedir. Özel bazı pratiklerde isimlerin önemi öne çıkar. Âlemin yaratılışındaki sır insana yüklenmiştir. Burada insanın önemi ortaya çıkıyor, çünkü Allah insanla biliniyor.

Allah’ı bilen, varlıklar alemi içerisinde yalnızca insandır. Bazı kutsal metinleri yan yana koyunca akıllara durgunluk veren bir manzara ortaya çıkıyor. Tevrat’tan bir ayet alıyoruz, İslâm kaynaklarında bu bir hadîs-i şerîftir. Metinler arası geçişlilik. “Tanrı insanı kendi sureti üzerine yarattı” bunun yanına bir Kur’an ayetini iliştirince bir bütünlük oluşuyor; “Allah insana kendi ruhundan üfledi”. İnsana biçilen rolün insanın kendisinin zannettiğinden yüksek olduğu sonucu çıkıyor ortaya. Fakat ek problem; insan onun farkında değil. Farkındalık bilinci belirli bir eğitim izleyen kimselerde oluşuyor. Aksi takdirde çoğu insan bu özelliğinin farkında olmadan bir hayat sürüp ruhunu teslim edebiliyor.

İşte farkında olanlar, olmayanlar Kur’an-ı Kerîm’de “hiç bilenlerle bilmeyenle bir olur mu” ayetiyle ifade ediliyor. Bazı pozitivist akımlar, bilmekten kastın beş duyu organıyla bilmek olduğunu söylemişler; fakat arifler buradaki “bilmek”nin Rabbi bilmek, Allah’ı tanımak yani marifetullah olduğununda hemfikirdir.

AŞAĞI ALEM YUKARIDAN TANZİM EDİLİR

Marifetullah bizim zihnimizde insandan ayrı bir çalışma olarak görünebilir. Yani “ben bir insanım, işim gücüm var, bilsem ne olacak, bilmesem ne olacak..” Hayata dair bir şeyler bulmak daha önemli diye düşünenler olabilir, niye bunlarla uğraşayım diye düşünebilir.

Modern dünya bunu düşündürtmek istiyor zaten; yukarı âlem, aşağı âlem birbirinden koparılıyor. Ama şu hermetik yasa atlanıyor; aşağıda ne varsa yukarıdakiler gibidir, aşağısı yukarıdan tanzim edilir, aşağısı tezahürler âlemidir, aşağısı septomlar âlemidir. Bu dünyada olan biten her şey iç dünyanın dışa vurumudur. İçte ne varsa dıştaki de odur. O zaman iç boyut çalışmaları yapmak, dışı ihmal anlamına gelmiyor kimilerinin zannettiği gibi.

Dünya düşünce tarihi gösteriyor ki; dünya üzerine yorum getirenler, dünyayı açıklayanlar, dünyayı yönlendiren büyük bilgeler, arifl erin hepsi, dünyanın işleyişi üzerine prensipler geliştirmiş kimselerdir. Yani prensipler üzerinde, ana esaslar üzerinde yoğunlaşmış kimseler, detaylar üzerinde değil; bu noktaya dikkatinizi çekerim.

Piramidin aşağısı geniş yukarısı dardır, fakat dar alandan yansır piramidin alanı. Üstü prensipler düzeyinde aşağıda neyin açımlanacağını belirlemiştir. Onun için Aristo “bilgeler teferruatlarla uğraşmazlar” der. Teferruatla değil ana esaslarla uğraşırlar; bu şekilde teferruata inmek kolaylaşır.

Tasavvuf, İslâm’a özgü, İslâm’ın içinden geliştirilmiş âlem felsefesidir, yorum ekolüdür. Her şeyden evvel kâl değildir. Tarif getirmek onu sınırlamak olur. Ortada bırakınca yoruma açık hâle gelir. Medya bilhassa bulûğ çağındaki gençler için yoruma açık alan bırakmadığından imajinasyonu öldürüyor; tüketici konumunda bırakıyor.

BÜTÜN FELSEFİ AKIMLAR NEBEVİ KAYNAĞA DAYANIR

Tasavvuf, İslâm dini özelinden neş’et etmiş bir tür felsefedir. Orijinal, aslî felsefe. Bu düşünüş tarzı bu yönüyle orijinal İslâm’ın enerji depolarını kullanıyor. Dikey çalışma âlemde enerjik bedenlerle olur. Bunun için özel pratikler gerekir. Benzer olduğu akımlar vardır. Bütün semavî dinlerin içinde bu tarz yaklaşımlar vardır.

Enerjileri farklı olmakla beraber nebevî kaynağa dayanırlar. Dolayısıyla Hinduizm, Budizm, Hıristiyanlık, Yahudilik ve bütün dinlerin bu boyutları İslâm tasavvufuyla benzeşmeler gösterir, kopya değildir. Dünya tarihi boyunca seyreden enerjinin aynı enerji olduğunu gösteren bir özelliktir. Tek bir yaratıcı varsa onun yeryüzünde deverân eden enerjisi aynıdır. Bu enerji dünyanın bir periyodunda Hinduizm içinde tezahür edebilir, Budizm’de tezahür edebilir. Bu benzeşmeler bazılarını tereddütlere götürür. Kimi “tasavvufun ucu dışarıdadır” der. İç neresi dış neresi? Neresi doğu neresi batı? Bir bütünlük dersini alınca aynı kaynaktan neş’et ettiğini görürsünüz. Yeryüzünde ifade biçimleri farklı. Arifler bunu göstermek ister; bütünü görün. Parçalarsak kavram elimizde kirlenir.

Tasavvufun tamamı giriştir. Hep girmeye çalışırız. Initiation, başlamak, işe koyulmak; tasavvufun batı dillerindeki karşılığı. Sonuna varır mı? O çok önemli değildir. Tasavvufî yöntemde raydan çıkmış vagonu raya oturtmaktır bütün gaye. Raya oturt, 5 saatte mi, 5 günde mi varır... Önemli olan rayın üstünde olması. Hatta arada tekâmül izleneceği için, izlenen yolculukta kişinin pişmesi istenmektedir. İzafî âlem içinde insanın maneviyattaki yolculuğu da ağır olmalıdır. Sindire sindire... Koşanlar yorulur. Koşmak yoktur. Ağır ağır, temkinle ilerlemek.

Her merhalenin hakkını vermek. “Her esmanın hakkını ver” derler. Ânı bil, hakkını ver, o sana bir sonraki açılımı verecek. Kâmil insan her yerde olabilir. Hemşehricilik yapılamaz.

TASAVVUF İSLÂM DİNİNİN ARKEOLOJİSİDİR

Tasavvufla ilgili tanımlamalar geliştirilmiştir. Ben “tasavvuf İslâm dininin arkeolojisidir” derim. Bazıları “tasavvuf irfan mektebidir” der. Her tarif birbirini tamamlar. Zamanına göre bir tariftir.

Tasavvuf ehline “nedir?” diye sorsak şaşırır arkalarına bakarlar “ne diyorsun sen, onun haricinde bir şey var mı ki?” derler. Tasavvufu yaşayanlar bir çok tarif getirdi. Durduğunuz yere göre tarif getirirsiniz, birbirini itmez bu tarifler. Durdukları yerden baktıkları zevke göredir. Bir arif kendi içinde bile farklı tarif getirir. Tenakuz değildir; üst üste koyun birbirini açar bu tarifler.

Eğer siz bir yolu izlerseniz izlenen yol sizde fizikî faydalar sağlayabilir. Eskiden din dört katmanlı olarak anlaşılıyordu; birinci dışsal boyutuna, zahir boyutuna şeriat deniyordu; bâb-ı şeriat, karpuzun kabuğu, göbeği ile kabuğu arasındaki mesafeye yol deniyor, yol izlemeden varılmıyor, doğru yol ancak merkeze, öze götürüyor. İzlenen yol sizde fizikî faydalar sağlayabilir fakat sizde hakikat makamının esmasının açılımını veriyor mu vermiyor mu? Rabbini sana tanıtıyor mu? Yoksa ne olur; dingin sağlıklı bir bedene sahip olursunuz bazı mistik akımları izlerseniz, sıradan insanlardan farkınız olur.

Ama önemli olan şu kayıtlı, kısıtlı insan ömründe vade dolmadan “evreka!”, “buldum!” diyebilmek. Bunu dediğiniz anda ölüm meleği sizden utanarak gelir. “canınızı alabilir miyim?” o da der ki; “bî-can olanın nesini alacaksınız”. Oldu bu; Mevlânâ’ya oldu. Ona malum bizim için ise meçhul. Buna itiraz edenler, gaybı bilme konusuyla çatıştıranlar var ama ortada tezat yok, sen çatıştırıyorsun, çok güzel izahları var onun. Melek nedir bilmek lâzım. “İnsan-ı Kâmil” ne demek sen onu bilmiyorsun ki! Cebrâil (a.s.) ceketinin düğmelerini ilikleyerek giriyor insan-ı kâmilin huzuruna, Cebrâil bile. Âlem, insan merkezli yaratılmıştır. Melekler seçkindir. Hiç günahları yoktur. İnsanın durumu ise zordur!

TASAVVUFTA KENDİNİ TANIMA DERSLERİ ÇOK ÖNEMLİDİR

İzlenecek yolda, inisiyasyona başladın, iki kademeli değil. Önce kendini sonra Rabbini tanımıyorsun. Kendini tanıdığın, ontolojik anlamdaki sırrını bildiğin anda Rabbi tanımış oluyorsun. İnsan ahseni takvîm, en güzel surette yaratıldı ve Rabbi ona “ben senin Rabbin değil miyim?” dediğinde, “kesinlikle”, “belâ” şeksiz şüphesiz diye tam teslimiyetle ‘evet’ diye cevap verdi. Ne zaman, hangi hâlde; işte o üst bedenimiz. Şu hâlimiz onu tanımıyor, alienation var, kopuğuz. Kendini kendine tanıttığın noktada Rabbini bileceksin. İki ayrı oluşum değil o.

Tasavvufta kendini tanıma dersleri çok önem arz ediyor. Diğer branşlarda bu yok, doğrudan Tanrı’yı tanıtma dersleri var. Allah hakkında bilgi verir. İnsan aklında bir imaj oluşur, tamam, ama “o tarz bir tanrıyla benim alâkam nedir?” sorusu hep cevapsız kalır. “Beni yaratmış bir tanrı var, kuluyum ama benim alâkam ne kadar?” cehenneminde yakıp, cennetinde ağırlayacak. Ben bir kenarda, o bir kenarda bir tanrı anlayışı…

Burada öyle değil, iç içe “Ben size şahdamarınızdan yakınım” diyor. Tasavvufa karşı olanlar bu ayeti iptal ettirsinler, ben de tasavvufu bir kenara atacağım. O size şahdamarınızdan yakın. Şahdamarı bir şeyin aslıdır. Arapça’da bir şeyin özünün özü, kendi demektir. Ben size ondan da yakınım derse, boş yerleri siz doldurun. Yakınım diyorsa niye onu uzağa atmaya çalışıyor bazı branşlar? “Sen ne yapsan ulaşamazsın, o öteler ötesidir, mümkün değil senin ona ulaşman” şeklinde duvarlar örülüyor.

Hissedemem o zaman, yakınlık duyamam. İnsan sevdiğine yakın olmak ister, yaklaşmak ister. Bu bir taktik; kovuyor. Gerçek aşk yaklaştırır. Ortadaki mâniaları kaldırtır. Dağları deldirir Ferhat’a. Aşk seni hâlâ sakince yerinde tutuyorsa, “ben âşığım” diyorsanız ve fakat sükûn halinde, eyleme geçmiyorsanız, bu nice aşktır?

Aşk, adamı deli eder, eyleme döker, duvarları deler. Elde eder ya da edemez ama yaklaşmak ister. Zaten yaklaştırma mekanizmasının adıdır. İki şeyin çekim kuvvetinin adıdır aşk. Çekim kuvveti.Suretten geçmek gerek. Surî özelliklerden geçmek gerekiyor. Modern hayat bizi çok fazla formalist yaptı. Suretperest yaptı. Suretin önemi yoktur demiyoruz; suretin önemi siretten gelir.

Yani aslolan içtir ona bağlı olarak suret de önem kazanır, aynı beden gibi. Bedenimiz önemsiz mi? Hayır. Bırakmıyorsun, emanet, ona güzel bak, harap etme, onun hakkını ver. Doldurursan bazı dumanlar, doldurursan taşıyamayacağının üstünde bazı şeyler beden isyan eder, öksürür, “et yükleme” der. Her şeyin bir kapasitesi var, zulmeder, tâkatinin üstünü yükleyecek olursan beden sinyaller verir.

DERVİŞ GÖNÜLSÜZ GEREK

Oğlanlar Dergâhı Şeyhi İbrahim Efendi’nin tasavvufun tarifini uzun bir şiiri var. Onun ilk beytinde şöyle diyor:

Bidâyette tasavvuf sûfî bî-can olmağa derler

Nihâyette gönül tahtında sultân olmağa derler

“Bidâyet” başlangıç, “nihâyet” son demek. Başlangıçta tasavvuf cansız olmağa derler. Sufî başlangıçta varlığından soyunmalı. Kendi varlığından geçmeye zihnen talip olacak. Aksi “ben”, “ben biliyorum, varım, sahibim”, “diplomalarım var...” bunlar etiket. Varlık göstergeleri. Sen bu putlarla gelirsen o putların içerisine hâne sahibi gelemez, hâne mamur değil, temizlenmemiş. Sultan öyle nâ-pâk zemine gelemez.

Önce varlıktan geçmeye talip olacak. Sen başta talip ol, korkma.

“Geriye ne kalacak?” diyor. Benlik dediği toplumsal mânâda “persona” denen maskeler. Bilmiyor ki kendini daha. O “ben” dediği şeyi ben sanıyor. Onun için oyuncağını vermeyen çocuk gibi vermek istemiyor. Verici olursan, verirsen; verilirsin. Vermezsen vermeye alışkın olmazsan, hep koparırsan, toplarsan; alamazsın. Ver, misli gelir.

Tasavvufun îsar, yardımlaşma, fakirleri, başkalarını koruyup gözetme noktasında çok vurgu yapması bundandır.

Kapısı çalınır, kendi elindekini ona verir. Öyle tecrübeler olur ki “ver” denir, vermek zorundadır. Buna dair çok örnekler var; asr-ı saadette, sahabeden... Bu veren insan, karşılığında neler alır bir onu düşünün, karşılığında ne gibi bereketler, açılımlar elde eden insan nasıl bir din geliştirir, nasıl bir din felsefesi geliştirir; işte “tasavvuf felsefesi” bu bedel ödeyen insanların yüksek anlayış örnekleriyle şekillenmiştir.

Yeni Dünya Dergisi Ocak 2011

Bookmark and Share

 

Bu Yazı 3992 defa okundu.
KAPILAR
M. Faik Özdengül
Ölümsüzlük ağacı nedir?
İsmail Güleç
Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı
Yakup Şafak
MEVLANA'NIN ADALET FELSEFESİ
Misafir Yazar
Tasavvuf Hakkında...
Mahmut Erol Kılıç
Tasavvuf Vaktidir
Cuma Mektupları
SEYYİD-İ SIRDAN
Muhsin İlyas Subaşı
Tarikatın Ne Olduğunu Biliyor Muyuz?
Editör'ün Seçimi
Mevlevî
Mehmet Demirci
MEVLÂNÂ’NIN MESNEVİDEKİ AMACI
Nuri Şimşekler
MESNEVÎ'DE OLGUN İNSAN
Adnan K.İsmailoğlu
Hz. Mevlânâ’dan Nasîhatler
A.Selâhaddin Çelebi
SEMA ADABI
Ö. Tugrul İnançer
SABIRDAKİ ESRARLI GÜZELLİK
H. Nur Artıran
Mesnevi Dersleri Aramak
M. Sait Karaçorlu
Er-Rahman Er Rahim
Cemalnur Sargut
Din Yolu Hikmet Yoludur
Emin Işık
Semâ'daki Sırlar
Sezai Küçük
HZ. PEYGAMBER’İN DAVRANIŞLARI
İsmail Yakıt
Mevlevî Hatıraları
Tarihten Bir Yaprak

Asitâne Mevlevi Kültür Dergisi

Anasayfa | Hakkımızda | Site Haritası | İletişim | E-mail
Semazen.net'in resmi web sitesidir.
Web sitemizin dışında farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden Semazen.net sorumlu tutulamaz.
Copyright © 2005, Tüm Hakları Saklıdır.
Sayfa oluşturma zamanı: 0.0361 sn.
Programlama: CMBilişim Teknolojileri Görsel Tasarım: Capitol Medya