Site Haritası
Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Hz. Mevlana
Eserleri
Seyyid Burhaneddin
Bahâeddin Veled
Şems-i Tebrizi
Selahaddin Zerkubî
Sultan Veled
Hüsâmeddin Çelebi
Hz.Mevlâna Dergâhı
Sema
Adab ve Erkan
Yolun Mertebeleri
Çelebilik
Mevlevi Ayinleri
Mevlana İhtifalleri
Akademik
Yükle
Hizmeti Geçenler
Mesnevi Sohbetleri
Mesnevi Hikayeleri
Sesli Kitaplar
Duyuru&Etkinlik
Haberler
Semazen Video
Semazen Radyo
Projelerimiz
Foto Galeri
Soru ve Cevaplar
Keşkül Dergisi
Linkler
KONYA
Evrad-ı Şerif
Dinletiler



 

Google

Kur'an-ı Kerim

Dinleyelim


Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hangisini okudunuz?
Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihimafih
Mecalis-i Seba
Mektubat
Birkaçını
Hiç Birini
 
Mukarrebûn- Sâbikûn
12 Mart 2007 01:16

Mukarrebûn- Sâbikûn

Alışkanlıklar,genel kanılar yeni keşiflere açılmamıza perde olan fakat çoğu kez varlığı hissedilemeyen veri tabanlarımız. Kökleşmiş eski bilgiler, geleneksel ekoller, küçük yaşlarda hafızayı tapulayan (doğrusu TABULAYAN) inanışlar gözümüzün önündeki gerçeği görmemize engel olurlar da farkına varmayız.

“Arınmamışlar ona el sürmesin(süremez)” ayeti Vakıa Suresinde. İlk etapta fıkıh bilginlerinin “Abdestsiz Mushafa dokunulmasın!..” anlamı verdiği bu ayetin batınî manası; ”Gelenek,

şartlanma, önyargı, beşeri düşüncelerden sıyrılıp özgür düşünemeyenler ona yaklaşamaz,

yaklaşsa da gereğince anlayamaz” demektir.

İlginçtir, Vakıa Suresi daha ilk ayetlerinde derin, eski bir yargıyı, şartlanmışlığı yıkarak başlamakta ve yeni bir ufuk açmakta.Nasıl mı?..

Ahiret hayatının Cennet-Cehennem, Ödül-Ceza, Ehli Günah-Ehli Sevap, Kafir-Mümin şeklinde iki boyutlu olduğu bizde yerleşik inanç. “Bunda ne var, elbette böyle” dediğinizi duyar gibiyim.Vakıa Suresi öyle demiyor işte.

“Kıyamet koptuğu zaman, ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur; O, alçaltıcı,

yükselticidir. Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar parçalandığı, dağılıp toz duman haline geldiği. Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman. Sağdakiler, ne mutlu o Sağdakilere! Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar! Önde Olanlar, en öne geçenler, işte o ileride olanlar!.. İşte bunlar,

(Allah'a) yakınlaştırılanlar, en yakın olanlardır,ki onlar naim cennetlerindedirler”(Vakıa-1/12)

Demek ki sadece Sevap Ehli-Günah Ehli değil, bir de Mukarrebûn (Yakınlaştırılanlar)-Sabikûn (Öncüler) sınıfı varmış. Bu Seçkin Müminlerin,tabiri caizse Elit Kulların cenneti arzulayan sağ ehlinden farkları ne ola ki?

Hayatın işleyişi -bize göre- iki eksende akar:İyi-Kötü. Değerlendirmelerimize bu yaklaşım egemen. Bazı olaylar lehimize, bazıları aleyhimize; bazı elde ettiklerimiz güzel, bazıları çirkin; bazı çalışmalar kâr, bazıları zarardır… Bu ikili kategorize olma hali toplumun %99’luk bir kesimine hakim. İnananların ibadetlerine de yansıyan bu anlayış; Cennet Ümidi- Cehennem Korkusu ile Allah’a ibadeti  doğurmakta. Dikkat ederseniz ibadet olmasına karşın bu yaklaşımda bile hala kâr-zarar, iyi-kötü anlayışı bireye hakimdir.

Elbette cenneti arzulayan, arzuladığı kadarıyla  nimete,cehennemden korkan korkusu nispetinde kurtuluşa erecektir. Ancak püf nokta şu ki; bu anlayışta birey, hala BENini görmekte, kendi kazancı için çalışmakta; örtülü bir benlik hala nefis deresinde kulaç atmaktadır. Bu görüş piramidin alt noktasından bakıp merdivenleri tırmanarak tepeye oturma HIRSı da içerir. Oysa bir de piramidin tepesinden bakabilmeyi düşünenler var ki; zirvede durana basamak-merdiven söz konusu olmadığı gibi onlar için iyi-kötü,kâr- zarar,güzel-çirkin vb ikilemler ortadan kalkmış,çoklukta tekliğin seyri başlamıştır.

Mukarrebûn’u-Sabikûn’u anlamak için misali basitleştirelim; zihin az daha açılsın.

Padişah saray balkonundan tebaasına para saçıyormuş. Bir grup insan sevinçle koşmuş, saçılan akçelere yumulmuş. Diğer bir grup ise muhalif oldukları için uzakta homurdanarak beklemeyi seçmişler. Saray görevlileri ise; öylece kayıtsız durarak padişahı seyredermiş.

Akçeler yerde artınca seslenmiş Padişah: ”Siz niye almazsınız, haydi siz de alın!” Onlar şöyle demişler balkona dönerek;”Biz seni,akçe için değil,sen olduğun için severiz!.. Senle biz ayrı mıyız ki bize ihsan edesin?!..

Şimdi anlayabildik mi?.. Cennete girme ümidi yada Cehennem korkusu ile değil de O’na sırf O olduğu için; sevgiye-itaate başkası değil sadece kendisi layık olduğu için kulluk etmek!.. İşte Öncüler ve Yakınlaştırılanların anlayışı burada gizli.

İyi de, hangi özellikler bizi bu anlayışa yaklaştırır?... Hemen söyleyelim bu durum bizim isteğimizle oluşmaz,O’nun kendine seçmesi ile oluşur!. İşte ayet;“ALLAH, DİLEDİĞİNİ KENDİNE SEÇER”(42/13)

Durun canım,hemen moraliniz bozulmasın!.. Duada bir sır var ki;hepiniz bilirsiniz; Vermek istemese, İstemek vermezdi,değil mi? O halde kulluğun doruk noktasına önce bir talip olalım,vermesi O’na ait. Alan O,veren O;İsteyen O,İsteten O…İsteyelim hele,sonrasına  O Kerim!...

Mukarrebûn-Sabikûn sınıfına geçmişte yaşamış canlı örnek de istersiniz şimdi siz!.. Başta Sahabe-i Kiram olmak üzere Evliyanın, Öze Erenlerin tamamı, desem kolayca cevaplamış olurum ama sanırım bir-iki zattan söz de nakletmek gerekecek. Nakilciliği bırakalım da onları çağıralım, anlatsınlar bize.

Önce Yunus gelsin Eskişehir’den. Buyur koca derviş,söz senin:

“Cennet cennet dedikleri/ Birkaç bahçe birkaç huri/ İsteyene ver onları/ Bana seni gerek seni”

İyi de nasıl olacak bu, aç biraz. Nasıl başaracağız? Perdeyi kapama hemen, arala biraz!...

“Ne varlığa sevinirim/ Ne yokluğa yerinirim/ Aşkın ile avunurum/ Bana seni gerek seni”

Haaa!.. Biraz anladık gibi…Verdiğine sevinmek,aldığına üzülmek yok. Öylece seyredeceğiz fillerini; O dilediğini yapacak. Bunun bizi götüreceği şifre ne? Bari onu veriver!..

“Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni / Ben yanarım dün ü günü / Bana seni gerek seni”

Parola Aşk;İşareti Yanmak,diyorsun. Dayanmak zor be Yunus’um.. Yanmak güzel de, acıtıyor be dervişim, kolay olmuyor. Kızartıyor,bozartıyor, binamı yıkıyor,neyim varsa gözümün önünde bir bir kül ediyor.Ne yapacağız?

“Varım vereyim/ Üryan olayım/ Zevke ereyim/ Aşkın elinden”

Varlıktan soyunmadıkça, kendinden geçmedikçe, örtüleri atmadıkça yanış sürecek öyle mi? Peki Yunus Baba, Allah razı olsun senden ve gönüllere çizdiğin aşk resminden.

Hallac-ı Mansur geldi Dicle kıyısından. Buyur aşk şehidi!.Sen söyle nedir bu yakınlık, nedir bu aşk?

“Sevginin başı Yangın,sonu ise Ölümdür." Yani?.. “Yanisi şu; öyle bir sever, öyle bir yanarsın ki, dilinden konuşan O olur, tutamaz kendini <Ben Hakkım> dersin.O zaman da alırlar kelleni!..”

Yooooo!... Daha hazır değilim.”Viran olası hanede evlad-u ıyal var” demiş adam. Senin aşkın bana çok ağır be Hallac’ım. Kelle işi az kalsın da biz sevgiyi konuşalım. Hem bak Konya’dan kalkıp gelmiş Sevginin Piri, Onu bekletmek ayıp olur.

Aşıklar Sultanı Pirimiz Hz.Mevlana,siz buyrun, nasıl çözülecek bu Mukarrebûn sırrı?.

“Vücutlarımız bir kovan gibidir; bu kovanın balı ve mumu da Allah Aşkıdır. Âşıkların Şeriatı da, Mezhebi de Allah’tır

İyi de, çok kısa oldu, anlayamadık az açsan, lütfetsen şöyle. Hem nasıl davranırsak Öncülerden oluruz, birkaç madde saysan, anlayışımız senin gibi değil ki leb demeden anlayalım.

“Sevgide güneş gibi ol, Dostluk ve Kardeşlikte akarsu gibi ol, Hataları örtmede gece gibi ol, Tevazuda toprak gibi ol, Öfkede ölü gibi ol, Her ne olursan ol, Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol.”

Hay gönlüne sağlık Aşıklar Sultanı!.. Şimdi biraz daha şekillendi kafamda. Peki ama başarabilir miyiz, ne dersin?

“Gel,ne olursan ol yine gel.. Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir”

Tamam işte, hepsi bu. Kolaylaştıranın ellerinden öpeyim. Hallac kelle dedi hemen.

Mevlana’mızınki kolaymış bak!.. Daha ilerisi var mı Sultanım?

“Hamdım-Piştim-Yandım”

Eyvaaahhh!. Şimdi iş değişti. Pişmeye dayanırız, yanmak illa şart mı mübarek? Pişsek yetmez mi?

Susuyorsun. Sen de aynını diyorsun yani,Yunus gibi, Hallac gibi; yanmadan elde etmek yok öyle mi!..

Tamam.Alın öyleyse. Yakın ateşi, suyu da ısıtın, birileri de soysun cenazeyi, pardon BENi… Beni BENden soyun haydi. Uzanayım teneşire. Ne varsa yıkayın,arıtın. Gıkımı çıkarmam.

İster yıkayın kaynar su ile, ister kazana koyun, hatta doğrudan atın ocağa. Bende BEN kalmayana dek yakın. Görelim Mevlam neyler,neylerse güzel eyler!...

***

Evet dostlar!..Vakıa Suresi dedik,Mukarrebûn-Sabikûn sırrı  dedik yolumuz Aşk Semtine çıktı.

Aşk Semti alev alev yangın yeri!.. Bu semte itfaiye uğramaz.Cesareti olan,Yakınlaşmak,

Öncülük etmek dileyen içeri buyursun.

Ben girersem,her şeyimi kaybeder,hiç bir şeysiz,küll olurum!..

 

Mehmet DOĞRAMACI

m_dogramaci@yahoo.com

 

 

Bu Yazı 5783 defa okundu.
SEVMEK
M. Faik Özdengül
Mesnevi neden ‘dinle’
İsmail Güleç
MEVLANA'NIN ADALET FELSEFESİ
Misafir Yazar
Tasavvuf Hakkında...
Mahmut Erol Kılıç
Tasavvuf Vaktidir
Cuma Mektupları
SEYYİD-İ SIRDAN
Muhsin İlyas Subaşı
Tarikatın Ne Olduğunu Biliyor Muyuz?
Editör'ün Seçimi
Mevlevî
Mehmet Demirci
MEVLÂNÂ’NIN MESNEVİDEKİ AMACI
Nuri Şimşekler
MEVLÂNA'YA GÖRE HZ. MUHAMMED (SAV)
Yakup Şafak
MESNEVÎ'DE OLGUN İNSAN
Adnan K.İsmailoğlu
SEMA ADABI
Ö. Tugrul İnançer
Hz. Mevlânâ’dan Nasîhatler
A.Selâhaddin Çelebi
SABIRDAKİ ESRARLI GÜZELLİK
H. Nur Artıran
Mesnevi Dersleri Aramak
M. Sait Karaçorlu
Er-Rahman Er Rahim
Cemalnur Sargut
Din Yolu Hikmet Yoludur
Emin Işık
Semâ'daki Sırlar
Sezai Küçük
HZ. PEYGAMBER’İN DAVRANIŞLARI
İsmail Yakıt
Mevlevî Hatıraları
Tarihten Bir Yaprak

Asitâne Mevlevi Kültür Dergisi

Anasayfa | Hakkımızda | Site Haritası | İletişim | E-mail
Semazen.net'in resmi web sitesidir.
Web sitemizin dışında farklı sitelere yönlendiren linklerin içeriklerinden Semazen.net sorumlu tutulamaz.
Copyright © 2005, Tüm Hakları Saklıdır.
Sayfa oluşturma zamanı: 0.0370 sn.
Programlama: CMBilişim Teknolojileri Görsel Tasarım: Capitol Medya