HOLLANDA’DA MÜSLÜMAN-HIRİSTİYAN ORTAK ÇALIŞMALARI – Arslan KARAGÜL

A+
A-

III. ULUSLARARASI MEVLÂNA KONGRESİ 

HOLLANDA”DA MÜSLÜMAN-HIRİSTİYAN ORTAK ÇALIŞMALARI

Dr. Arslan KARAGÜL*

Sayın Bakanım (Prof. Dr. Mehmet S. Aydın)

Değerli dinleyiciler,

Ben sizlere yüzölçümü itibariyle Türkiye’den 24 defa daha küçük ama 16 milyon nüfuslu, yüz’ün üstünde değişik milliyet ve mezhebe sahip insanların ve en az 5 büyük dinin birarada yaşadığı, hatta üye sayıları oldukça kabarık ateist-Humanistlerin bile kurumsallaştığı Hollanda’da sadece müslüman-hırıstiyan ilişkisinden değil, özelde Hollanda’da, genelde dünya çapında dinler arası DİYALOG’un mana ve öneminden bahsetmek istiyorum.

Dialoğ’un Anlamı

İçinde yaşadığımız çağda, ‘çağdaş’ insanlarla iyi bir diyalog için önce diaoloğun çağdaş anlamını ve gayesini belirtmekte yarar var. Dia kelimesi bilindiği gibi ikili veya iki şey arasında olan demek. Loog (yunanca Logos) kelam, konuşma anlamında. Yani dialoog kişi veya gruplar arası olan konuşma anlamınına geliyor.

Bu terimden klasik anlamda kişi veya grupların birbirlerini kendi fikirleri, kendi gerçekleri istikametinde iknaya çalışmaları için yapılan konuşma, görüşme ve tartışmalar anlaşılırken modern dünyada ise başkalarına hakikati, yani kendi gerçeklerimizi, kabul ettirmek değil, başkalarının hakikatına, kendi gerçeklerine, saygı duymak, onları oldukları gibi kabul etmek anlamında kullanılıyor. Bir başka değişle klasik diyalog anlayışında başkalarına neler öğretebiliriz anlayışı hakimken modern diyalog anlayışında başkalarından neler öğrenebiliriz ve başkalarını en doğru şekilde nasıl tanıyabiliriz anlayışı hakim.

Buna göre diyalog’dan gaye kişi veya grupların birbirlerini dinleyerek anlamaya çalışmaları, kişi veya gruplar birbirlerini kendi ağızlarından öğrenerek önyargıları ortadan kaldırmaları ve muhatabını olduğu gibi kabul ederek mümkünse ortak çalışmaya gidebilmeleridir.

Bugünkü modern dünyada diyalogtan beklenen budur ve bu metoda önemli derecede ihtiyaç da vardır. Bugün artık gerek dinler, gerekse milletlerarası dialoğu çekici hale getiren de bu anlayıştır: Başkalarını en doğru şekilde nasıl tanıyabiliriz, onlardan neler öğrenebiliriz ve onlarla nasıl beraber çalışabiliriz. Netice olarak başkalarıyla barış içinde nasıl yasayabiliriz.

Diyalogun Şartları

1960″lı yılların Alman Filozofu Jurgen Habermass, bu anlamda bir dialoğun 5 temel şartı olduğunu söyler: samimiyyet (integriteit) yani iki yüzlü olmamak. 2) isteklilik (intentionaliteit): yani dialoğa açık, gönüllü ve iyiniyetli olmak, 3) gerçekçilik (rationaliteit): başkaları hakkında hislerimize göre hüküm vermek yerine gerçeklere dayanarak, ilme, akla dayanarak hüküm vermek. 4) subjectiflik (subjectiviteit): başkalarını bir eşya gibi değil eşit değerde bir insan olarak görmek 5) consensus : anlaşmak. Ancak bir çok düşünür bu sonuncusunun şart olmadığı kanaatinde. Başarılı bir diyalog için taraflar birbirleriyle mutlaka aynı fikirde olmak zorunda değildirler. Sadece birbirlerinin fikirlerine saygı duymak zorundadırlar. Zira gaye az önce de belirtildiği gibi kişi veya grupların birbirlerini oldukları gibi kabul edebilmeleri, bir birlerini doğru olarak öğrenebilmeleridir. Barış ve işbirliği ancak bu karşılıklı saygı ve güvenden sonra doğabilecek bir şeydir.

Hollandalıların meşhur bir atasözleri vardır: ‘ tanınmayan sevilmez’ derler. Önce muhatabını iyi tanıyıp ön yargıyı kaldıracaksın. Tanımak sevgiyi, sevgi güveni, güven dostluğu, dostluk işbirliğini, işbirliği de barışı doğuracaktır. Demek ki diyalogtan beklenen insanların barış içinde yaşamalarıdır. Zaten İslâmın gayesi de bu değil midir ?

Dialoğun Safhaları

Şimdi bu noktada, bana göre, bir de diyoloğun değişik safahalarından bahsetmek de mümkündür. Bu safhaları tanışma, derinliğine birbirini tanıma, karşılıklı kabullenme, barış ve işbirliği şeklinde sıralayabiliriz.

Burada hemen yeri gelmişken bir şey hatırlatmak isterim. Şu anda Bakan olarak aramızda bulunan sayın Mehmet Aydın hocamıza 1996’da Hollanda’ ya yine bir dinler arası diyalog toplantısı için geldiğinde diğer dinlerle diyoloğun hangi safhasında bulunduğumuzu sormuştum. Aldığım cevap: ‘henüz bir birbirimizi tanıma safhasındayız’ demişti. Hocamıza şuanda tekrar sorsam ne der bilemiyorum ama genelde dünyada ve özelde Hollanda’da dinler arası diyaloga bu safhalar açısından baktığımızda sanıyorumki daha ikinci ve üçüncü safhaya tam olarak geçebilmiş bile değiliz. Yani dinli, ateist ilişkileri bir yana, yukarıda bahsettiğimiz 5 büyük din mensupları bile henüz birbirlerini tam olarak tanınıyor ve kabullenemiyor. Böyle olunca da tam bir barış ve işbirliğinden bahsetmek de oldukça zor oluyor.

Ancak bu, onlarla savaş durumunda olma veya hiç işbirliği yapılmadığı anlamına da gelmez. Örneğin bugün 5 mayıs Hollanda”nın ikinci dünya savaşı sırasındaki Alman işgalinden (1945) kurtuluşunun kutlandığı bir gündür. Eğer bugün burada olmasaydık, şimdi geçen sene olduğu gibi bu sene de Amsterdam’da kilise ve cami cemaati olarak bu günü cami ve kilisede beraber kutluyor olacaktık. Hollandalılar savaş ortamının getirdiği bu korkulu ve acıklı günleri anarken müslümanlara da hislerini ve bugün sahip oldukları hürriyetin mana ve önemini anlatmak, onların da hürriyetten ne anladıklarını öğrenmek istiyorlar. Bu meyanda özellikle kilise kuruluşları müslüman kuruluşlara müracaat edip cami ve kiliselerde diyalog toplantıları teklif ediyorlar ve müslüman kuruluşlarda buna seve seve katılıyorlar.

Bunun yanında hemen her sene müslüman ve hıristiyan din görevlileri arasında diyalog toplantıları düzenleniyor. Örmeğin biz Camiler Konseyi olarak geçensene 50 imam ve 50 papaz arasında bir camide bir araya geldik, ertesi seneye de bir kilisede bir araya gelinme kararı alındı. Bu da bir çok cami ve kilisenin içinde yaşadıkları toplumun barış ve ahenk içinde yaşayabilmeleri için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerinin bir örneğidir. Ancak Hollanda gibi çok kültürlü bir toplumda toplumlar arası dialoğun bir çok engelleri ve eksiklikleri de yok değildir. Buna Hollanda açısından birkaç örnek vermek isterim :

Diyalogun Engelleri,

Hollanda toplumunu son aylarda oldukça rahatsız eden üç önemli olaydan birincisi bir Faslı imamın bir Cuma hutbesinde homoseksüelliği bir ‘hastalık’ olarak ilan etmesiyle başladı. Bir yandan Hollanda da kanunen güvence altına alınmış bulunan homoseksüellik ve diğer yandan yine kanunen güvence altında bulunan fikir hürriyeti açısından bu ‘hastalık’ ifadesi üzerinde haftalarca tartışıldı. Homoseksüellerin kuruluşları tarafından mahkemeye verilen imam neticede beraat etti ama müslümanlann toplumun bir kesimini dışlamaları imajı toplumun bir kesimini oldukça rahatsız etti.

İkinci olay Hollanda’da birkaç yıldır gayri resmi olarak faaliyet gösteren Rotterdam İslâm Üniversitesi rektör’ü sayın Ahmet Akgündüz’ün, “Kur’an’a göre erkeğin kadını dövme hakkı vardır’ şeklindeki ifadesinin gazetelere yansımasıyle İslâm ve müslümalar hakkında zaten var olan önyargılara birisinin daha eklenmiş olması.

Üçüncü örnek ise bu gibi çıkışlara cevap teşkil eder bir havada Somali’li politikolog bir kadının ailesiyle yaşadığı bunalımın da etkisiyle İslâmı terkettiğini ilan ederek ve adeta kendi sapıklığını Hz. Peygambere izafe ederek İslâm’a ve müslümanlara sözlü hakaretleriyle başladı. Müslümanlar tarafından mahkemeye verilen bu kadın da neticede yine fikir özgürlüğü maddesinden beraat etti. Tabi bütün bunlar kendilerine malzeme arayan basın için düğün bayramdı. Neticede olayları fikir özgürlüğü açısından değerlendirenler İslâma pervasızca saldıran bu halen milletvekili olan kadının beraatini kınayanlara yukarıda adı geçen imamın da beraat etmiş olduğunu hatırlatıyorlardı ama bu tip olaylar toplumdaki insicam ve toplumlar arası diyalog açısından oldukça olumsuz bir etkileşime sebebiyet vermiş oluyordu.

Bu tür dış engellerin dışında diyalogun iç problemleri de mevcut:

Bunların başında 1) kadrosuzluk problemi, 2) organize problemi gelmekte:

Hollandadaki kilise kuruluşlarının hemen her büyük mezhebinin diğer dinlerle diyalogu yürütecek birkaç profesyonel görevlisi olmasına karşın müslüman cami kuruluşlarının bu işi devamlı gönüllü amatörlere bırakması cami kuruluşlarının kiliseler karşısında en zayıf kalışlarının örneklerinden biri.

Organize veya bölünmüşlük problemi de buna bağlı. Hollanda’da en az 15 ülkeden biraya gelmiş bulunan Müslümanların her bir grubunun kendine ait camileri oluşu ve bunların bir araya gelip devlete muhatab olacak tek bir kuruluş haline hâlâ gelememiş olmaları. Şu anda Hollanda’da idaresi Müslümanlara ait olan 32 İslâm İlkokulu, iki orta-lise olmasında ve de iki adet de gayri resmi İslâm Üniversitesi girişimine rağmen din eğitimi problemi diyalogu olumsuz etkileyen genel problemler olarak sayılabilir. Zira her türlü yanlış yorum ve yönlendirmenin temelinde din eğitimi eksikliği gözükmektedir. Bu da İslâm”ın Batıdaki olumsuz imajının artmasına neden olmaktadır. Nitekim İslâm”ın Batıdaki imajını ya peçe taktıkları için okula alınmayan (normal başörtüsüne kimse bir şey demiyor) öğrencilerin ve sadece iki gözü görünen çarşaflı hanımların gazetelerde çarşaf çarşaf çıkan fotoğrafları ya da hâlâ recmi savunan bazı imamların radyo ve tv.yankıları belirlemekte. Bu arada diyalog toplantıları vs. ile oluşan olumlu şeyler ise güme gitmekte. Buna kısa bir örnek vermek isterim. Geçen hafta Amsterdam’da ‘Birleşik Dinler Girişimi’nin bir şubesinin açılışında konuşan biz gazeteci bir anısını anlattı: Gazeteci çalıştığım gazetenin yazı işleri müdürüne: ‘geçen hafta bir şehirde Müslümanlarla Hıristiyanlar bir camide bir araya gelip beraber ibadet ettiler bunu birinci sahifeden verelim’ diye bir teklifte bulununca müdürün ona: sen yıllardır gazetecilik yapıyorsun ama gazeteciliği daha öğrenememişsin. Bu iyi haber. Gazetecilikte iyi haber haber değildir bize kötü haber lazım’ dediğini anlattı.

Anti parantez: Bahsi geçen Birleşik Dinler Girişimi (United Religions Initiative) temeli 1995’te Amerika’da Birleşmiş Milletlerin 50 yılının bir kilisede kutlanışı sırasında ortaya atılmış ve birleşmiş milletlere muadil bir Birleşik Dinler Girişimi nihayet 2000 yılında kurulmuş olup bunun Hollanda”daki şubesi geçen hafta faaliyete geçirilmiş bulunmaktadır. Gaye tabiki dinleri birleştirmek değil ama dinlerin dialoğa ve barışa hizmette işbirliğini sağlamaktır.

Bahsi geçen bu toplantıda bir önemli tesbit daha yapıldı, o da bu gün artık teokratik bir devlet kurmanın mümkün olmadığı ve dinlerin ancak demokrasiye hizmet edebilecekleri ölçüde ayakta kalabilecekleri tesbiti. Sanıyorum bu bizim açımızdan da önemli bir tesbittir. Ancak bir durum daha var. Batı toplumlarında marjinal olan sadece İslâm değil, genel de Hıristiyanlık da dahil bütün dinlerdir. Bu Hıristiyanların kendileri de kabul ediyorlar ve bu yüzden de artan ateizm akımına karşı dinlerin diyaloğu ve işbirliği girişimleri doğuyor. Benim naçizane tesbitim de Batı toplumlarında Hümanist (ateist) akımların özellikle insan haklarını savunmada dinlerin önüne geçiyor olması. Öyle sanıyorum ki özellikle insan haklarım savunmada dinler dinsiz akımlardan geriye kaldığı sürece marjinal kalmaya mahkum olacaklardır. Bu yüzden bize göre sadece dinler arası diyalog değil özellikle örneğin Hollanda’da kurumsallaşmış bulunan Hümanist (ateistlerle) de diyaloğu geliştirmek ve bu yolla dünya barışına hizmet etmek her şeyden önce dinlerin bir görevidir. Barışa giden yol savaştan değil, diyalog’tan geçmelidir. Zira ‘önemli olan düşmanı değil, düşmanlığı yenebilmektir’.

 

* İlahiyatçı/Hollanda