ÇAĞDAŞ TÜRK RESİM SANATINDA HİÇLİĞİN RENGİ: SEMANIN BEDENSEL, DÜŞÜNSEL VE İŞİTSEL BOYUTLARI

A+
A-

MEVLÂNA VE MEVLEVÎLİK HARSİYATI-1 Kitabı

ÇAĞDAŞ TÜRK RESİM SANATINDA HİÇLİĞİN RENGİ: SEMANIN BEDENSEL, DÜŞÜNSEL VE İŞİTSEL BOYUTLARI

İlyas SEVİNDİK[*]

ÖZ

İnsanlık var olduğundan bu yana, görünenin ötesine ulaşma arzusunu içselleştirmiş ve bu doğrultuda inançsal düşüncelerini farklı dönemlerde çeşitli anlatım biçimleriyle ifade etmiştir. Mevlâna’nın inanç felsefesinden doğan Mevlevilik anlayışı da bu arayışın önemli bir yansıması olarak, sema ritüeline düşünsel, işitsel ve görsel bir derinlik kazandırmış; zamanla farklı disiplinler üzerinde etkili olmuştur. Bu çalışma, sema ritüelinin özellikle işitsel boyutunun, çağdaş Türk resim sanatı bağlamında nasıl temsil edildi­ğini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel odak noktası, bedensel varoluş ile düşünsel yokluk arasındaki ilişkinin “bedenin hiçliği” kavramı üzerinden görsel sanatlara nasıl yansıdığını ortaya koymaktır. Mevlevî seması, işitsel unsurlarla bedensel hareketin iç içe geçtiği vecd hâlini temsil ederken; bu süreçte beden, sese eşlik eden bir araç olmaktan çıkıp zamanla onun içinde eriyerek görünürlüğünü yitirir. Bu noktada araştırmanın temel sorusu, sesin görünürlük kazandığı anlarda bedenin maddi varlığının nasıl geri plana itildiği ve bu dönüşümün resim sanatında hangi biçimsel ve kavramsal yöntemlerle ifade bulduğudur. Nitel araştırma yöntemine dayalı olarak gerçekleştirilen bu çalışmada içerik ve görsel analiz teknikleri kulla­nılmış; sema ritüelinin düşünsel, bedensel ve işitsel boyutlarının çağdaş Türk resmindeki yansımaları çok katmanlı biçimde ele alınmıştır. Akade­mik kaynaklar, makaleler, bildiriler ve kataloglardan elde edilen verilerle desteklenen analiz sürecinde; içerik analizi, görsel ve yazılı materyallerdeki temalar, semboller ve kavramların sistematik bir şekilde çözümlenmesini sağlamıştır. Görsel analiz ise, biçimsel yapı, renk kullanımı ile figüratif ve soyut öğeler aracılığıyla sema deneyiminin sanatsal dile nasıl aktarıldığını değerlendirmiştir. Bu kapsamda, işitsel olanın görselleştirilmesi ve bedenin hiçliği gibi soyut kavramlar, çağdaş resim sanatında estetik ve sembolik bir form kazanmıştır. Çalışma, klasik temsil biçimlerinin ötesine geçerek, du­yusal sınırların iç içe geçtiği özgün bir sanat dili oluşturma çabasını yansıt­maktadır. Sonuç olarak, semanın düşünsel ve işitsel boyutu ile bedensel hiçlik arasındaki geçişkenlik, resimsel düzlemde somut figüratif anlatımı aşarak, soyut ve metafizik bir görünürlüğe dönüşmekte; müziksel sesin ritmik devinimi ise sanat yüzeyinde görsel bir titreşime evrilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Sema, hiçlik, işitsellik, beden, resim sanatı.

 

The Color Of Nothingness In Contemporary Turkish Painting: The Physical, Intellectual And Auditory Dimensions Of Sema

İlyas SEVİNDİK[**]

Abstract

Since the dawn of humanity, people have internalized the desire to re- ach beyond the visible and have expressed their beliefs through various forms of representation across different periods. The Mevlevi tradition, which emerged from Mevlâna’s philosophy of faith, reflects this pursuit, imbuing the ritual of sema with intellectual, auditory, and visual depth, and over time, influencing various artistic disciplines. This study aims to exami- ne how the auditory dimension of the sema ritual is represented within the context of contemporary Turkish painting. The primary focus of the rese- arch is to reveal how the relationship between bodily existence and intellec- tual absence is visually reflected in the arts through the concept of “the nothingness of the body.” The Mevlevi sema represents vecd (a state of spiritual ecstasy) where auditory elements and bodily movement merge; in this process, the body ceases to be merely an instrument accompanying sound and gradually dissolves within it, losing its visibility. At this point, the central research question becomes how the material presence of the body is pushed into the background at moments when sound becomes visible and how this transformation is expressed in painting through formal and conceptual approaches. This qualitative study employs content and visual analysis techniques, examining the intellectual, bodily, and auditory dimensions of the sema ritual and their reflections in contemporary Turkish painting in a multi-layered manner. Data collected from academic sources, articles, proceedings, and exhibition catalogs support the analysis process. Content analysis enables a systematic examination of themes, symbols, and concepts in both visual and written materials, while visual analysis evalua- tes how the sema experience is translated into artistic language through formal structure, color usage, and figurative and abstract elements. In this context, abstract concepts such as the visualization of the auditory and the nothingness of the body gain aesthetic and symbolic form within contem- porary painting. The study reflects an effort to transcend classical modes of representation, striving to create a unique artistic language where sensory boundaries merge. As a result, the transition between the intellectual and auditory dimensions of sema and the bodily state of nothingness moves beyond concrete figurative depiction, transforming into an abstract and metaphysical visibility; meanwhile, the rhythmic motion of musical sound evolves into a visual vibration on the pictorial surface.

Keywords: Sema, nothingness, auditory, body, painting.

 

Giriş

Mevlevîlik, Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin öğretilerinden doğan ve yüzyıllardır sanat, edebiyat ve müzik gibi pek çok alanda etkisini sürdüren köklü bir tasavvuf geleneğidir. Bu gelenek, özellikle sema ritüeli aracılığıyla görsel sanatlarda semazen figürüyle temsil edil­miş ve bedensel dönüşümün sembolik anlamları ön plana çıkarıl­mıştır. Ancak bu betimlemelerde sema ritüelinin işitsel boyutu sık­lıkla göz ardı edilerek sessiz bir alan olarak kalmıştır. Oysa sema, yalnızca gözle değil kulakla da algılanan, ruhsal katılımı işitsel ve duygusal düzeylerde tamamlayan çok katmanlı bir deneyimdir. Bu bağlamda, semazenlerin dönüş hareketiyle birlikte kullandıkları kıyafetler de görselliğin ötesinde düşünsel, işitsel ve sembolik an­lamlar taşır. Dolayısıyla Mevlevîliğin sanatsal temsillerinde yalnızca biçimsel figüratif unsurların değil, dini musikinin taşıdığı ruhani derinliğin de dikkate alınması; sema ritüelinin çok yönlü doğasını kavrayabilmek açısından son derece önemlidir.

Türk din mûsikîsinin en kapsamlı ve anlam yüklü formlarından biri olan Mevlevî Ayini, söz, müzik ve ritüelin ayrılmaz birlikteliği içinde, özgün bir inanç ve anlam sistemini ifade eder. Mevlevî gele­neğinde “mukabele” adıyla anılan bu ayin, sema icrasıyla bütünleş­miş özel bir müzikal yapı sunar. Estetik bir müziksel yapı olmasının ötesinde, insanın varoluşsal konumunu, toplumsal ilişkilerini, evre­nin düzenini ve ölüm-sonrası düşüncesini yansıtan çok boyutlu metafizik bir anlatı olarak değerlendirilmektedir (Bayrakçı, 2015, 150). Bu yönüyle Mevlevî Ayini, yalnızca ezgilerden ibaret olmayıp, kullanılan enstrümanların taşıdığı sembolik anlamlarla da ritüelin ruhani boyutunu derinleştiren güçlü bir araç hâline gelmiştir. Türk mûsikîsi, tarihsel süreçte farklı kültürel ve dini bağlamlarla iç içe geçmiş, zengin çalgı çeşitliliğine ulaşmıştır. Bu enstrümanlar genel­likle nefesli, yaylı, telli ve vurmalı olarak sınıflandırılmakla birlikte, Mevlevî Ayinlerinde kullanılan ney, rebab ve kudüm, yalnızca ses üreten araçlar değil; aynı zamanda tasavvufi anlamların sembolü olmuştur (Düzyol, 2012, 241). Ney, insanın iç sesine hitap eden de­rin ve dingin tınısıyla nefsin terbiye edilmesini simgelerken; ku­düm, kalbin ritmik atışlarını çağrıştıran temposuyla varoluşun sü­rekliliğini ifade eder. Bu enstrümanların oluşturduğu işitsel atmosfer, zikirlerle birlikte, dinleyiciyi içsel bir yolculuğa çıkararak ritüelin metafizik boyutunu güçlendirir.

Sema ritüelinde beden, müzikle bütünleşerek görsel ve işitsel düzeyde ama düşünsel olarak eşzamanlı bir estetik yapı sunar. Bu bütünlük, duyular arası bir deneyim alanı yaratırken, estetikle ma­neviyatın iç içe geçtiği özgün bir ifade alanı doğurur. Bu noktada önemli bir sorunsal ortaya çıkar: Resim sanatı, kökeni felsefi ve ta- savvufi bir anlayışa dayanan işitsel deneyimi ne ölçüde ve nasıl temsil edebilir? Bu temsiliyet, görsel düzlemde nasıl somutlaştırıl­malı ve çağdaş sanat dili içerisinde ne tür yaklaşımlarla ele alınma­lıdır?

Söz konusu inceleme, disiplinlerarası bir yaklaşımla, Mevlevî sema ritüelinin çağdaş Türk resim sanatında yalnızca düşünsel ve bedensel değil, aynı zamanda işitsel boyutuyla nasıl temsil edildiği­ni irdelemektedir. Araştırmanın temel amacı, sesin renge, harekete, forma ve boşluğa dönüşerek görselleşme biçimlerini incelemek ve bu dönüşümün sanatsal ifade alanındaki yansımalarını analiz et­mektir. Güncel sanat pratiklerinde, geleneksel figüratif anlatımı aşan Mevlevîlik temalı eserler, sesin hem hissedilen hem de sezgisel düzeyde algılanan boyutlarını soyut kompozisyonlarla görünür kılmaktadır. Bu eserlerde, ney, kudüm ve rebab gibi enstrümanların işitsel etkileri, soyutlamacı figüratif ve soyut imgeler aracılığıyla ritmik titreşimlere, harekete ve renk geçişlerine dönüşmekte; zikirle­rin tekrarı ise tasavvufi anlamda “boşluk” ve “yokluk” hissiyle öz­deşleşen alanlar aracılığıyla temsil edilmektedir. Böylelikle görsel sanat, işitsel olanın sadece estetik bir izdüşümü değil aynı zamanda onun metafizik anlam derinliğini de yansıtan çok duyulu bir algı düzlemine dönüşmektedir.

Bu bağlamda çalışma, işitsel olanın düşünsel ve görsel dile nasıl aktarılabileceğine dair sanatsal bir yaklaşım geliştirmeyi hedefle­mektedir. Mevlevî sema ritüelinin çağrıştırdığı “hiçlik” kavramı, çağdaş sanatın soyut ifade biçimleriyle bütünleşerek yalnızca izle­nen değil, hissedilen bir deneyime dönüşmektedir. Görsel sanat, bu bağlamda işitsel olanın görünür hâle getirildiği çok duyulu bir ifade düzlemi sunar. Ney, kudüm ve zikir gibi sembolik ögeler, sanat yüzeyinde ritim, titreşim, boşluk ve harekete dönüşerek Mevlevîli­ğin metafizik derinliğini estetik biçimde yansıtır. Bu araştırma, du­yular arası geçişkenliklerin sanat aracılığıyla nasıl temsil edilebile­ceğini göstermesi bakımından önem taşırken; Mevlevîliğin çağdaş sanatta çeşitlenerek ve yeniden üretiliş biçimlerini ortaya koymak­tadır.

  1. İşitsellikten Görselliğe, Sema Ritüelinde Bedensel Dönüşüm ve Hiçlik Deneyimi

Tarih boyunca insan, farklı düşünce sistemlerinin ve disiplinlerin merkezinde yer almış, çok boyutlu ve karmaşık bir varlık olarak ele alınmıştır. Bu çok yönlülük, insan kavramı üzerine ortak bir tanım geliştirmenin önündeki en büyük engel olmuştur. Her düşünsel akım ve bilimsel yaklaşım, insanı kendi yöntem ve değer sistemine göre tanımlamış, böylece her biri kendi dönemine özgü bir anlam üretmiştir (Koçak, 2015, 354). Nietzsche’ye göre insan, farklı düşün­ce biçimleriyle kendi varoluşunu sorgulayan bir varlıktır; bu sorgu­lama süreci ise bireyin belirsizliklerden sıyrılarak kendi sınırlarını aşma kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu potansiyelin açığa çık­ması, ancak bedensel varoluşun ötesine geçerek, bireyin düşünsel derinliğiyle buluşmasıyla mümkün olabilir. Maddi anlamda beden, bu bağlamda bir mahkûmiyet alanıdır ve ruhun aşkın olana, yani Bir’e yönelmesini engelleyen başlıca sınırlayıcı unsurlardan biridir (Tatar, 2022, 344). Başka bir ifadeyle, beden yalnızca ruhun araçsal bir taşıyıcısı değil aynı zamanda onun özsel hakikatine ulaşmasını perdeler (Güler, 2022, 29). İnsan, kendi varlığını keşfetme sürecine dışsal uyaranlardan çok, içsel sezgi ve düşüncelerle başlar ve bu süreç, yine iç dünyada sonlanır. Bu içsel yönelim arttıkça, birey yal­nızca kendi benliğini değil, aynı zamanda varoluşun derin anlam katmanlarını da idrak etme kapasitesine ulaşır (Tatar, 2022, 344).

Felsefi düşüncede olduğu gibi dinî inanç sistemlerinde de insa­nın konumu özgün bakış açılarıyla ele alınır. Bu çerçevede inanç, yalnızca metafizik bir yönelimi değil, aynı zamanda bireyin içinde yaşadığı toplumun değerler dünyasını şekillendiren kültürel bir temsili yapıyı da ifade eder. Sanat da benzer şekilde insanı, hayatı ve evreni anlama çabasının düşünsel ve estetik bir yansıması olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla din ile sanat arasında, varlığı yorumlama ve anlamlandırma süreçlerinde ortak bir bağ kurmak mümkündür (Arbaş, 2009, 113). Bu bağlamda, inancı insan temelli ve hiçliğe yö­neliş odaklı bir yaklaşımla bütünleştiren anlayışların başında, özel­likle Mevlânâ’nın benimsediği düşünsel sistem gelir. Türk-İslam düşüncesi içinde Mevlânâ’ya özgü bu yaklaşım, insanı sadece kâinatın bir parçası olarak değil, onun özü ve aynası, yani küçük bir evren (mikrokozmos) olarak konumlandırır. Bu mikrokozmos– makrokozmos ilişkisi, bireyin evreni ve Tanrı’yı zihinsel olarak kav­ramasını mümkün kılan derin bir tasavvufi düşünceyi ortaya koyar. Bu düşünsel derinlikte, insan dünyevi bağlarından sıyrılarak “ken­dinden geçme” haliyle ilahi olana yönelir ve bu yönelim süreci, onu insan-ı kâmil olmaya taşır. Bu noktada, bedenin dünyevi varlığı silinir, yerini aşkın bir düşünsel boyut alır. Bu aşk hem dünyevi endişelerden arınmanın hem de ilahi hakikate ulaşmanın temel yolu ve nihai sonucudur (Yakıt, 2007, 41). Mevlânâ’nın bu insan tasavvu­ru, bedenin düşünceyle, işitsellikle ve görsellikle birleşerek sema ritüelinde vecd haliyle dünyevi olandan soyutlanmasını öngörür.

Düşünsel boyutu olan bir ritüelin, bedensel eylemle birlikte rit­mik devinim ve işitsel ögelerle görsel bir düzleme taşınmasında; bu ritüeli icra eden ile onu izleyen arasında belirgin bir algı farkı olu­şur. Sema eyleminde icra edenin bedeni, belirli ritmik hareketlerle işitsel bir algı alanı yaratır ve bu alan, düşünsel anlamda bir “hiçlik” halini ifade eder. Böylece beden, klasik figüratif gösterimden uzak­laşarak bir anlatı ögesi olmaktan çıkar. İzleyici açısından ise bu dö­nüş hareketi, figürün somut biçiminden çok, silikleşen ve iz bırakan bir hareket olarak algılanır. Sema’nın temelinde yer alan bu beden­sel ve düşünsel “hiçlik”, yalnızca bireyin benliğini silmesi anlamına gelmez; aynı zamanda evrensel bir birlik hâline erişimin zemini olarak da okunabilir.

  1. Bedensel, Düşünsel ve İşitsel Hiçliğin Semazen Resimlerindeki Somut İzleri

Müziğin insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip olduğu ve inanç sistemleri ile ritüellerde önemli bir işlev üstlendiği bilinmek­tedir. Arkaik dönemlerden günümüze kadar, ilahi ya da seküler her din ve kültürde müzik farklı coğrafyalarda var olmuş, kendini farklı biçimlerde ifade etmiştir. Bu bağlamda müzik, salt estetik bir sanat formu olmanın ötesinde, bireyin kendini tanıması, kutsal varlıklarla iletişim kurması, minnettarlık ve şükran duygularını ifade etmesi ve manevi arınma amacıyla varlık göstermiştir (Dağdeviren, 2021, 86). Ayrıca dinler, müziği kutsal deneyimi yaşatmak, dini bilgileri ak­tarmak, eğitim vermek, terbiye etmek ve hakikati kavratmak gibi işlevsel ve didaktik amaçlarla da kullanmışlardır (Batuk, 2013, 66).

Türk-İslam tarihinde müzik, işlevsel ve didaktik boyutlarıyla Mevlevi tarikatının temel unsurlarından biri olmuştur. Mevlevi dergahları, Mevlâna’nın tarikat anlayışını sema, musiki ve şiirle bütünleştirmiştir. Bu anlamda, Mevlevihaneler edebiyat, konserva- tuvar ve resim sanatını kapsayan birer güzel sanatlar akademisi işlevi görmüştür. Türk musikisi ve divan edebiyatının yanı sıra gü­zel sanatlarda da önemli temsilciler yetiştiren bu merkezler hem Türk sanatını etkilemiş hem de ondan etkilenmiştir (Küçük, 2015, 517-518). Bu karşılıklı etkileşim özellikle resim sanatında, sema ritü- elinin görsel ve biçimsel anlatımıyla ortaya çıkmıştır. Ancak burada vurgulanması gereken en önemli nokta, ayinin şekil ve ifade biçimi­nin temelinde ritim, titreşim ve genel anlamda müziğin yer alması­dır. Düşünsel boyutun ifadeleri, ritüelin işitsel unsurlarıyla birleşti­ğinde çağdaş resme ilham veren özgün eserler ortaya çıkmıştır. Bu süreç yalnızca Türk sanatçılarını değil, aynı zamanda yabancı sanatçıları da etkilemiş hem geleneksel hem modern anlayışta eserlerin temelini oluşturmuştur.

Sema ayininde ses, sadece işitilen bir müziksel öge değil, bedeni yönlendiren ve dönüştüren ritmik bir enerjidir. Bu nedenle ses, gör­sel ifade alanında yalnızca çizgi, renk, benek, leke ya da doku ol­maktan öte, ritmin, tekrarın ve titreşimin somut izdüşümüdür. Ge­leneksel resim anlayışında figüratif biçimde görülen bu unsurlar, çağdaş resimde katmanlı boya teknikleri, dokusal değişimler ve tekrar eden görsel motiflerle soyutlamacı anlatımlara dönüşebilir. Örneğin, üst üste uygulanan yarı saydam renk katmanları sesin titreşimini görselleştirme olanağı sunar. Bu katmanlar arasında net­likten uzak, giderek hiçliğe kayan biçimlerin varlığı hem işitsel de­rinlik hem de bedensel silikleştirme etkisi yaratarak figürleri geri plana atar. Böylece, semadaki dönüş ve sesin birlikteliğinin plastik karşılığı; renklerin ritmi, çizgilerin akışı ve boşluğun düzenlenişiyle okunabilir. Müziğin araçları bağlamında düşünüldüğünde, ince seslerin soğuk mavi tonlarla; kudümün kalp atışını andıran vuruşla­rının ise sıcak, titreşen renk geçişleriyle ifade edilmesi mümkündür. Zikrin tekrarlayan yapısı, kompozisyonda döngüsel formlarla yeni­den üretilebilir. Bu bağlamda ses, soyut bir metafor olmaktan çıkıp, biçimsel organizasyonun merkezinde yer alan somut bir harekete dönüşür.

Geleneksel resim sanatında müziğin ve sema ritüelinin ayrılmaz parçaları olan ney ve kudüm gibi sazların figüratif betimlemeleri, bazı sanatçılar tarafından resme taşınmıştır. Bu sazların Mevlâna’nın düşünce sisteminde önemli bir yeri vardır. İnsanın varoluşsal boyutları ve içsel yolculuğu, Mevlâna tarafından sembol­ler ve metaforlarla aktarılmıştır. Mesnevi’nin açılış beyitlerinde ney metaforu, insanın ilahi kaynağından kopuşunu ve o kaynağa dönüş arzusunu, ayrılık, hasret ve vuslat temalarıyla ifade eder. Bu meta­for, sadece bir müzik aletinin sesi olmaktan öte, insanın içsel ferya­dının simgesi haline gelir. Böylece ney, Mesnevi’de insanın iç dün­yasına açılan kapı niteliğinde olup, eserin düşünsel, müziksel ve manevi mesajlarını taşıyan güçlü bir sembol olarak yer alır (Doğan, 2023, 32). Pek çok ressam, semazenleri tasvir ederken Mevlâna’nın düşünsel yolunu içselleştirerek ney ve kudümü sadece müzik aleti değil, duygu yüklü anlatım araçları olarak resme dâhil etmiş; her biri bu enstrümanları semazenlerle birlikte içsel duygu yoğunluğuy­la yorumlamıştır.

Dünya resim sanatında evrensel değerler ve mistik ögelerle derin ve çok katmanlı etkiler yaratan Mevlevi düşüncesi, sazlarla zengin­leştirilerek Türk resim sanatında Mevleviliği konu alan sanatçılara ilham vermiştir. Sembolizmin öne çıktığı, insanın içsel arayışını yansıtan ritüelin ruhsal dönüşümü ve evrensel sevgi anlayışı, plas­tik ve estetik anlamda da kendine zemin bulmuştur (Sevindik, 2024, 413). Bu zemin, düşünsel ve biçimsel yapının sesle görselleşmesini mümkün kılmıştır. Cevat Dereli, Cemal Tollu, Maide Arel, Mehmet Büyükçanga ve Alexis Gritchenko gibi sanatçılar, sema ve semazenlere yön veren figüratif ifade biçimlerini sazlarla zenginleştirmişlerdir.

Cevat Dereli’nin Mevlevi betimlemeleri, sanatçının içinde bu­lunduğu toplumsal, kültürel ve manevi atmosferle kurduğu derin bağın ürünüdür (Kılıç, 2015, 524). Eserlerinde Mevleviliğin görsel ögeleri ile bunların taşıdığı sembolik ve ruhani anlamları ustalıkla birleştirmiştir. Sanatçının dönemin ruhundan ve kişisel gözlemle­rinden beslenen etkileri, Mevlevi figürleri aracılığıyla yalnızca este­tik bir anlatıma dönüşmemiş, aynı zamanda semazenlere yön veren geri planı da resme ekleyerek sanatçı duyarlılığını görünür kılmıştır. Böylece Dereli’nin betimlemeleri, geleneksel yorumun ötesinde, çağının ruhunu ve bireysel iç dünyasını çok disiplinli bir sanat diliy­le ifade etme biçimi olarak okunabilir. Sanatçı, semazenler üzerin­den enstrümanların yarattığı sesin görünürlüğünü düşünsel, biçim­sel ve renksel unsurlarla ortaya koymuştur (Görsel 1).

Görsel 1 – Cevat Dereli, Mevleviler, 89×116,5 cm, TÜYB

Sevgi ve hoşgörü temelli evrensel bir öğreti olan Mevlevilik, be­lirli bir yaşam disiplini ve ritüel düzeniyle biçimlenir. Kendine özgü giysi, müzik ve tören unsurları, bu inanç sistemini düşünsel ve bi­çimsel olarak görselleştirir (Üstünipek, 2006, 536). Cemal Tollu’nun eserlerinde bu görsellik, resimsel anlamda geometrik düzenlemeler­le yer bulurken, arka plandaki soyut ve çok renkli biçim alanları dinamik bir yapı oluşturur. Bu yapı, neyin musiki anlamı ve figürle­rin hareketiyle bütünleşerek, mavinin huzur veren tonlarına egzotik bir canlılık kazandırmıştır. Dinamizm, Mevleviliğin felsefi özünü yansıtırken sanatçı, oluşturduğu görsel dünyada izleyiciye hiçliğin kapılarını aralamayı hedeflemiştir (Altıntaş, 2008, 112). Eserde neyin tınısıyla kendinden geçen Mevlevi’nin bedensel varlığının görselliği, işitsel ve düşünsel hiçliğe renk ve biçim olarak yansımıştır (Görsel 2).

Görsel 2- Cemal Tollu, Mevleviler, 75×100 cm, TÜYB, 1968

Maide Arel, özgün sanat anlayışında Mevlevi resimlerini geo­metrik biçimlerin disiplinli yapısı içinde plastik ve estetik unsurlarla harmanlayarak kübist bir düzlemde sembolik bir yaklaşımla tasvir etmiştir (Başbuğ ve Başbuğ, 2007, 495). Resimdeki geometrik bö­lünmeler ve parçalanmalar, göğe yükselişi çağrıştıran katmanlı bir yapı izlenimi sunar. Neyin derin tınısı eşliğinde semazenler sonsuz­luğa doğru manevi bir yolculuğa çıkar; renkli ve parlak tennureler birbirini aydınlatan bir düzen içinde yer alır (Altıntaş, 2008, 113) ve İslam inancıyla ilişkilendirilen yeşil tonlarla uyum sağlar. Arka planda yer alan Mevlâna Türbesi, dönüşümün tarihsel ve ruhsal odağını oluşturup kompozisyona kutsal bir atmosfer katar. Neyzen ve semazen figürlerinin dönüş hareketleri, içsel bir ahengi yansıta­rak ses ve ritmin görsel yorumu olarak algılanır. Keskin geometrik biçimlerle harmanlanmış yöresel motifler, tıpkı ney ezgisinin titre­şimleri gibi kompozisyon yüzeyinde yankılanır. Böylece yapıt hem dengeli bir yapıya hem de derin anlam katmanına ulaşır. Arel’in çalışmaları, biçimsel anlatımın ötesinde, duyumsal bütünlük yarata­rak izleyicinin estetik ve sezgisel algısını harekete geçirir. Bu yönüy­le düşünsel anlam, sesin içsel çağrısıyla işitsel sınırları aşarak be­densel bir görsel derinliğe dönüşür (Görsel 3).

Görsel 3- Maide Arel, Mevleviler, TÜYB, 1907

Çağdaş sanatın yaratım olanakları tarih boyunca gelişmiş ve zenginleşmiştir. Günümüzde birçok çağdaş sanatçı, geçmişte oldu­ğu gibi simgesel ögeleri kullanmaya devam etmekte; dairesel form­lar, yalnızca biçimsel değil, aynı zamanda inanç, mitoloji ve felsefe gibi çok katmanlı anlamlar yüklenen anlatım ögeleri olarak değer­lendirilmektedir (Cançat, 2024, 29). Bütünlük, sonsuzluk ve döngü- sellik gibi kavramları çağrıştıran bu form, günümüz sanatçılarına güçlü bir ifade potansiyeli sunar. Bu bağlamda, dairesel düzenleme­leriyle öne çıkan Mehmet Büyükçanga’nın eserlerinde Mevlevilerin düşünsel yolculuğuna müziğin çeşitli sazları eşlik eder. Enstrüman­ların çeşitliliği, düşünsel zenginlikten hiçlikle yoğrulma ve kendini teklikle bulma anlayışının görsel bir tezahürüdür. Hem biçimsel hem simgesel derinliğe sahip bu çalışmada işitsel bir görsellik yaka­lanmıştır (Görsel 4).

Görsel 4 – Mehmet Büyükçanga, Sema Töreni, 42×29,5 cm, Ebru Üzerine Linolyum Baskı ve Suluboya ile Akrilik, 2020

Bazı yabancı sanatçılar ise Mevleviliği kendi dünya görüşleri doğrultusunda algılayarak semazen ve müzisyenleri resmin plastik ve estetik değerleri olarak değerlendirmiştir. Ney ve diğer sazlar, müziksel anlamda semazenlere eşlik eden kavramsal bir yaklaşım olarak yansıtılmıştır. Bu sanatçılardan biri olan Alexis Gritchenko, 1920’lerde İstanbul’a gelerek Mevlevi Ayinlerini izlemiş ve bu de­neyimle eserler üretmiştir. Baytar ve Okkalı’ya (2020, 130) göre, Gritchenko dışavurumcu üslubu ile şematik yorumlar yapar; sema- zenleri mekân içinde grafik etkili, geniş lekeler halinde ifade eder­ken yüz hatlarını belirsizleştirmiştir. Sema ayinini betimleme çabası dikkat çekmekle birlikte, figürlerin giysileri ve duruşlarında bazı yanlışlıklar görülür. Özellikle tennurelerin gereğinden kısa tasviri ve semazenin sağ elinin aşağıya açık resmedilmesi, ritüelin düşün­sel ve sembolik yönünü yeterince yansıtmaz. Buna karşın, müziğin işitsel yapısı ve düşünsel içerikle etkileşen bu figüratif eser, neyzen­lerin varlığıyla müziğin görünürlüğünü sanatsal bir düzleme taşı­mıştır (Görsel 5).

Görsel 5- Alexis Gritchenko, Dönen Dervişler

  1. Semazen Resimlerinde Renk, Ritim ve Titreşim Yoluyla Beden­sel, Düşünsel ve İşitsel Hiçliğin Soyut İzleri

Disiplinlerarası etkileşim, tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi resim ve müzik sanatlarında da renk ile ses arasında kurulan ilişkiler ara­cılığıyla kendini güçlü bir biçimde göstermektedir. Bu ilişki, tarih boyunca farklı uygarlıkların sanatçıları ve düşünürleri tarafından araştırılmış; bilimsel ve sanatsal düzeyde çeşitli açılımlarla yorum­lanmıştır (Abacı, 2021, 418). Zamanla bu araştırmalar yalnızca teorik değil, bedensel uygulamalarla da birleşmiş ve böylece sanatın dene- yimsel boyutu daha da belirginleşmiştir. Özellikle modern sanatın soyut ve dışavurumcu yönelimleriyle birlikte, geleneksel imgelerin ifade biçimleri dönüşmüş; klasik figüratif anlatımlar ise yerini, bi­çimsel gerçeklikten çok kavramsal düzleme dayalı soyutlamalara bırakmıştır (Farthing, 2020, 544). Bu dönüşüm, Mevlevî figürlerinin çağdaş yorumlarında çarpıcı bir biçimde gözlemlenmektedir.

Geleneksel anlayıştaki resimlerde semazen figürü belirgin bi­çimde yer alır. Giysileri, başındaki sikke ve ayağının altındaki post gibi ögeler, figüratif anlatının temelini oluşturur. Buna karşın çağ­daş sanatın soyutlayıcı dili, semazeni yalnızca bedensel bir figür olarak değil, dönüş hareketinin izine indirger. Böylelikle semazen, fiziksel bir beden olmaktan çıkıp bir ritmin, bir titreşimin, bir devi­nimin görsel izdüşümüne dönüşür. Sema eyleminin döngüsel ve ritmik yapısı, dairesel formlarla, spiral hareketlerle ve boşluk kullanımıyla yüzeyde yeniden kurulurken, figür artık görünür değil, hissedilir hâle gelir. Bu bağlamda renkler, yalnızca görsel ögeler değil, aynı zamanda kavramsal bir soyutlama aracıdır. Özellikle beyaz zemin üzerine uygulanan ince çizgiler ve yarı saydam tonlar, figürün silikleşerek maddesellikten uzaklaştığını; hareketin, tıpkı müzikteki bir tını gibi, geçici ama etkili bir iz bıraktığını ifade eder. Bu durum, izleyiciyi yalnızca bir figürle değil, bir hâl ile karşı karşı­ya getirir. Figür ortadan kalkar; yerine bir deneyim, bir hissediş geçer. Renklerin ve fırça darbelerinin ritmik düzeni, izleyicide bir içsel titreşim yaratırken, bu süreç yalnızca görsel değil, aynı zaman­da işitsel ve sezgisel bir düzlemde işler.

Sanatçılar bu yönelimi, her biri kendi ifade diliyle işlerken; mü­ziğin etkisindeki figürü değil, figürün çağrıştırdığı düşünsel kat­manları merkeze alır. Böylece sema, yalnızca bir dönüş değil, kav­ramsal bir yok oluş, bir hiçlik hâline evrilir. Bu anlamda bedensel, düşünsel ve işitsel hiçlik, görsel anlatımın ötesinde, soyut bir dene­yim olarak yeniden kurulur. Söz konusu soyutlama, geleneksel an­lamların çağdaş biçimlerle harmanlanmasına imkân tanır; ritüel, estetik bir düzlemde simgesel bir anlatıya dönüşür. Bu anlatı; Gül­sün Erbil, Alaybey Karoğlu, İlyas Sevindik, Katerina Kaya ve Refik Anadol’un eserlerinde somutlaşır. Her bir sanatçı, Mevlevîliğin mistik yapısını kendi özgün sanatsal diliyle yorumlayarak, izleyici­ye gelenekselden kopmadan ama çağdaş düzlemde yeniden kurgu­lanan bir deneyim alanı sunar.

Gülsün Erbil’in sanat yaklaşımı, Mevlânâ’nın insanı içsel bir dö­nüşüme çağıran anlayışıyla örtüşen istikrarlı ve derin bir sanatçı duruşunu yansıtır. Sanat tarihi ile çeşitli inanç sistemlerine dair kapsamlı bir birikime sahip olan sanatçı, Bizans ve Rönesans ikona­larından Hristiyan mistik sanatına ve İslam estetiğine kadar uzanan geniş bir araştırma süreci gerçekleştirmiştir. Ancak bu etkileri doğ­rudan taklit etmektense, kendi kültürel mirasından beslenerek öz­gün bir anlatım dili geliştirmiştir. Bu yaratım sürecinde öne çıkan düşünsel yaklaşım, farklı inançları dışlamadan bir araya getiren bütüncül bir yapı üzerine kuruludur. Sanatçının bu yönelimi, “Mis­tik Döngü” adını verdiği kendine özgü bir kavramsal çerçeve içinde hayat bulmuştur (Soylu, 2013, 156). Bu kavramsal çerçevenin somut­laşmış örneklerinden biri olan “Mistik Döngü” serisi, sanatçının düşünsel olgunluğunu ve kendine özgü anlatım dilini yansıtan önemli bir dönemi temsil eder. Bu seride dikkat çeken temel özellik, yalın ama derinlikli bir biçim anlayışıdır. Spiral form, sanatçının görsel ifadesinde merkezî bir sembol haline gelmiş; geçmişteki dai­resel ve geometrik formların izlerini taşıyarak, karşıtlık ve devinim üzerinden yeni bir anlatım düzeyi kazanmıştır. Minimalist yapısına rağmen sembolik yoğunluğu yüksek olan bu çalışmalar, izleyiciyle içsel bir bağ kurmayı amaçlayan dingin ama etkileyici bir görsel atmosfer oluşturur (Bacak ve Kurt, 2020, 262).

Bu görsel ve kavramsal yaklaşımın bireysel bir yansıması olarak değerlendirilebilecek eserlerden biri, Erbil’in sema ritüelini doğru­dan temsil etmek yerine onun ruhunu ve metafizik katmanlarını soyut biçimde ele alma biçimiyle dikkat çeker. Gülsün Erbil’in bu çalışması, sema ritüelinin biçimsel bir temsilinden ziyade, onun özündeki dönüş, ritim ve içsel çözülüşü soyut bir düzlemde yansı­tır. Spiral formun baskınlığı ve merkezden dışa yayılan hareketin yoğunluğu, izleyiciyi görsel bir girdabın içine çekerken aynı za­manda zihinsel bir yolculuğa da sürükler. Sarı ve turuncu tonların merkeze doğru yoğunlaşması, metaforik bir aydınlanma ve manevî merkez arayışını çağrıştırırken, çevredeki koyu çizgisel formlar hareketin dinamik doğasını ve dönüşün sürekliliğini vurgular. Renklerin devinimi ve ritmik fırça darbeleri, fiziksel dönüşü soyut­layarak görsel bir müzik yapısına dönüşür. Bu yapı, yalnızca göze hitap etmekle kalmaz, aynı zamanda izleyicide sezgisel ve duyusal bir titreşim uyandırır. Eser bu yönüyle, Erbil’in “Mistik Döngü” kavramsallaştırmasıyla paralel biçimde, bedensel devinim yoluyla düşünsel arınma ve işitsel hiçliğe uzanan iç içe geçmiş duyusal ve düşünsel süreçleri kapsayan bir deneyimi görünür kılar (Görsel 6).

 

Görsel 6 – Gülsün Erbil, Mevlâna Serisi, 40×50 cm, TÜAB

Alaybey Karoğlu’nun kompozisyonundaki dönüşsel form düze­ni, yalnızca görsel hareketin dinamiğini yansıtmakla kalmaz; aynı zamanda bedensel varoluşun ötesine taşan düşünsel ve metafizik boyutları da içerir. Dairesel yapının merkezine yönelen bu ritmik kurgu, sema eylemini fiziksel düzeyin ötesinde, içsel bir çözülme süreci olarak sunar. Figürlerin hareketle birlikte maddesel sınırlarını aşması, görsel bir hafifliğin ötesinde, benliğin silinerek düşünsel bir boşlukla temas kurmasına olanak tanır. Renk kullanımındaki beyaz ile koyu tonlar arasında kurulan gerilim, sadece optik bir karşıtlık olarak kalmaz, aynı zamanda varoluşsal bir ikilik ve geçiş alanı işlevi görür. Beyazın simgelediği saflaşma ile koyuluğun taşıdığı derinlik ve sonsuzluk, figürlerin ritmik titreşimle zaman ve mekân kavramlarından arınarak hiçliğe yönelişini simgeler. Bu bütünsel deneyim, sanatçının ruhani duruşunun ve eserlerinin karmaşık dü­zeninin izleyiciye yalnızca bir gözlemci olarak yansıtılmasını sağlar (Dizdareviç, 2013, 95).

Kompozisyonun merkezinde yer alan dairesel yapı, biçimsel bir organizasyon olmanın ötesinde, evrensel düzenin ve teslimiyetin simgesi olarak da okunabilir. Bu yapı, tarihsel ve kültürel bağlamda Tanrısal olanı ima eden bir simgeye dönüşürken, ritmik dönüş ha­reketi, bu merkezî simge etrafında gelişen metafizik bir boşluk tec­rübesine evrilir. Böylece sema, hareketin düzeni olmanın ötesinde, kendilikten soyutlanarak yokluğa yönelen bir varoluş hâli kazanır (Cançat, 2024, 29).

Yaratım ve öznellik kavramları ise artık yalnızca teorik düzeyde ele alınan soyut olgular olmaktan çıkmıştır. Adeta birbirinin içinde eriyerek iç içe geçmiş ve aşkın bir hâl almışlardır. Bu iç içelik öylesi­ne derinleşmiştir ki, kimi zaman sanatçının bile kendi yaratım süre­cinde biçim ve nesnenin ötesine geçerek, anlamın kendisinde eriyip kaybolduğu bir zeminde varlık bulduğu gözlemlenir. Bu durum, sanat eserinin sadece görünen formuyla değil, sanatçının öznel dünyasında kazandığı anlam katmanlarıyla değerlendirilmesini zorunlu kılar (Cerailoğlu, 2013, 81).

Anlamlandırma süreci, sanatçının öznel dünyasından doğarak yalnızca biçimsel düzeyde değil, izleyicinin algısal deneyiminde de karşılık bulur. Nitekim ritmin görsel düzlemdeki karşılığı olan dö- nüşsel formlar, kompozisyonun algısal seviyesinde titreşimsel bir etki yaratır. Bu titreşim hem figürlerin deviniminde hem de izleyici­nin algısal düzleminde yankılanan, işitsel olmayan ancak sezgisel bir müzik gibi hissedilen yoğunluk taşır. Karoğlu’nun eserinde bu ritmik yapı, bedensel hareketin görsel bir soyutlamasına dönüşür­ken, figürlerin bireysel sınırlarını aşarak düşünsel bir boşlukla te­mas kurmasına olanak verir. Bu bağlamda, Alaybey Karoğlu’nun resimlerinde ritim ve melodi gibi müziğin yapısal ögelerine yakınlık hissedilir; ancak bu benzerlik yalnızca yüzeysel kalmaz, yapının ve kurgunun özünde saklı bir paralellik barındırır (Enveroğlu, 2013, 115). Böylece Karoğlu’nun eserlerinde ortaya çıkan bu zengin gör­sel-işitsel deneyim, biçim ve öznelliğin sınırlarını aşmanın ötesinde, yaratımın ilahi boyutuna işaret eder. Bu durum, varlığın ötesinde hiçlik ile sonsuzluk arasında bir geçişi simgeleyen ruhani bir yöneli­şi de beraberinde getirir (Görsel 7).

Görsel 7 – Alaybey Karoğlu, Semazenler, 150×180 cm, TÜYB, 1990

Resim sanatında Mevlevîlik olgusu, kimi zaman yerel ve yöresel bağlamlarda, kimi zaman ise inanca dayalı yaklaşımlarla ya da este­tik ve plastik değerler ekseninde ele alınmıştır. Aynı zamanda kül­türel bir miras niteliği taşıyan bu öge, biçim ile düşünce arasındaki etkileşim doğrultusunda farklı anlatım biçimlerine zemin hazırla­mıştır (Sevindik, 2024, 413). Sema ritüelleri ve geleneksel müzik enstrümanlarını görsel dile taşıyan İlyas Sevindik’in yapıtları, tasavvufi düşüncenin estetikle buluştuğu özgün içerikler sunarak bu çok katmanlı yapıyı plastik sanatlar bağlamında yeniden yapılandı­rır.

Sanatçının çalışmalarında öne çıkan bir diğer boyut, düşünsel katmanların musikiyle olan ilişkisi üzerinden görselleştirilmesidir. Manevî derinliğe sahip müzikal enstrümanlar, resimlerinde yalnız­ca görsel bir motif değil, aynı zamanda duyumsal bir anlatı ögesi olarak yer bulur. Müzik, ritüelin kimliğini belirleyen temel unsur­lardan biri olup; kullanılan melodik yapı ve enstrümanlar, ait olu­nan tarikata dair önemli ipuçları sunar. Bu yönüyle müzik, yalnızca kutsalı görünür kılmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal hafızayı koruyan ve kültürel sürekliliği sağlayan bir araç işlevi görür (Çak­mak, 2023, 1875). İşitsel titreşimlerin ve sesin sembolik düzlemde renge ve soyut biçimlere dönüşmesi, sanatçının bedensel varlıkla düşünsel hiçlik arasındaki bağı, görsel bir hiçlik estetiğiyle bütün­leştirmesine olanak tanır. Bu bağlamda, ney ve kudümün içsel tınısı, plastik sanatın diliyle yeniden kurgulanarak, sema ritüelinin ruhunu taşıyan bir görsel yapı inşa edilir (Görsel 8).

Görsel 8 – İlyas Sevindik, Yükseliş, 80×100 cm, TÜYB, 2010

Semazen figürünün yükseliş estetiği, Türk sanatındaki gelenek­sel anlatım biçimlerinden biri olan lale motifiyle bütünleştirilmiş; böylece renk, ritim ve manevî yoğunlukla örülü bir kompozisyon ortaya çıkmıştır. Lale benzeri formlar göğe yönelen bir hareket içeri­sindedir; bu hareket, dervişin sema esnasında ellerini göğe kaldıra­rak “almak” ve yeryüzüne indirerek “vermek” arasındaki varoluş- sal döngüyü çağrıştırır. İlahi nurdan beslenen bu figürler, aynı za­manda tekrar dünyaya yansıyan bir bilinç hâlini temsil eder. Birlik ve teklik kavramlarının görselleştiği bu formlar, her ne kadar kom­pozisyon içinde çoğul biçimde yer alsa da her biri tekil bir varlık gibi kurgulanmıştır. Bu, tasavvufun “çoklukta birlik” ilkesiyle örtü- şür; zira her varlık, görünürde farklı olsa da öz itibariyle aynı ilahi kaynağa dayanır. Sanatçının bu yapıları kompozisyonun çeşitli katmanlarına serpiştirmesi, söz konusu felsefeyi yalnızca düşünsel düzeyde değil, aynı zamanda müziğin tınılısıyla görsel bir anlatım aracına dönüştürme çabasının somut bir yansımasıdır.

Katerina Kaya’nın “Derviş” adlı tuval üzerine yağlı boya eseri, semazen temasını renk, ritim ve titreşim ögeleri aracılığıyla beden­sel, düşünsel ve işitsel hiçliğin soyut izlerini derinlemesine ortaya koymaktadır. Kompozisyon, figüratif ile soyut arasında kurduğu dengeyle izleyiciyi yalnızca görsel bir algı sürecine değil, aynı za­manda sezgisel ve duyusal bir deneyime yönlendirmektedir. Eserde kullanılan renk paleti, varlığın yavaş yavaş silinip yok oluşunu çağ­rıştıran geçişli ve yumuşak tonlardan oluşurken, beyazın saflığı ve bejin dinginliği semazenin manevi yolculuğunu desteklemekte, koyu gölgeler ise içsel çatışmalar ve benliğin çözülme anlarını vur­gulamaktadır. Renklerin dairesel biçimde yayılması, yalnızca be­densel dönüşümü değil, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal değişimi de görselleştirmektedir. Ritim unsuru, semazenin hareketinden fırça darbelerinin ardışıklığına kadar uzanmakta ve dairesel dönüşü çağ­rıştıran fırça izleriyle tuval üzerinde dinamik bir görsel hareketlilik yaratmaktadır. Bu hareket, müzikteki ölçülü akışa benzer bir etkiyle izleyicinin zihninde devinimli bir farkındalık süreci oluşturur. Titre­şim ise, boyanın katmanlı ve dokulu uygulanışı sayesinde hem formda hem yüzeyde somutlaşarak görsel bir salınım hissi vermekte ve fiziksel bir titreşim uyandırmaktadır. Figürün eteğinden yükse­len titreşimsel enerji, maddi varlıktan soyutlanıp işitsel hiçliğe ka­rışma hissini uyandırır. Semazenin kapalı gözleri ve dua eden elleri, ses ve sözün yokluğunda derin bir dinleyiş ve içe dönüş halini tem­sil ederken, bu sessizlik eksiklikten çok tamamlanmış bir farkındalık durumunu ifade eder. Böylece eser, bedensel hareketin görsel şiire dönüştüğü, düşüncenin ritimle çözüldüğü ve işitsel hiçliğin titre­şimle görünür kılındığı çok boyutlu bir algısal deneyim yaratmak­tadır (Görsel 9). Resim sanatında görsel-işitsel dönüşüm ile beden- sel-ruhsal bütünleşme, çağdaş sanat kuramcıları ve eleştirmenler tarafından temel bir kavramsal çerçeve olarak değerlendirilmekte; soyut sanatın ritmik ve titreşimli yapısı ise hem bedensel hem de düşünsel dönüşüm süreçlerinin ifadesinde etkin bir araç olarak öne çıkmaktadır (Çelik, 2019, 123).

Görsel 9 – Katerina Kaya, Derviş, 60×65 cm, TÜYB, 2020

Geleneksel ritüel ve semboller, çağdaş sanatın yeni teknolojilerle buluşmasıyla yeniden şekillenmiştir. Bu dönüşüm, sanatın yalnızca estetik bir nesne olmaktan çıkıp mekân, zaman ve algı kavramlarını sorgulayan bir deneyim alanına evrilmesine neden olmuştur. Tarih boyunca kutsal anlamlar taşıyan formlar, günümüzde çağdaş görsel ve duyusal dille yeniden yorumlanarak çok katmanlı anlatımlara dönüşmüştür. Disiplinlerarası yaklaşımların katkısıyla bu yapılar daha da zenginleşmiş, izleyici alışılmış deneyimlerin ötesine geçe­rek sınırları belirsiz, sürekli dönüşen ve durağanlıktan uzak bir mekân içinde var olma hâlini deneyimlemiştir. Bu etkileşimsel yapı, başlangıç ve süreç arasındaki çizgiyi silikleştirerek sonlanmayan bir deneyim alanı yaratmış; seyirciyi yalnızca gözlemleyen bir özne olmaktan çıkarıp, mekânla bütünleşen aktif bir katılımcıya dönüş­türmüştür. Böylece çağdaş sanatın teknolojik ve kavramsal yenilik­lerle şekillenen yeni ifade imkânları, sanatın sınırlarını genişletmiş­tir (Bingöl, Çevik ve Kayahan, 2020, 389).

Bu genel dönüşümün çağdaş sanat içindeki somut ve özgün ör­neklerinden biri, Refik Anadol’un “Rumi Rüyaları” adlı projesidir. Günümüzde sanat, yalnızca estetik formlarla sınırlı kalmamakta; teknolojik araçlar ve kavramsal açılımlar aracılığıyla yeni üretim süreçleri geliştirmektedir. Bu bağlamda “Rumi Rüyaları”, Mes- nevî’nin çok katmanlı anlam dünyasını algılayabilen bir yapay zekâ modelinin kurulması yönünde önemli bir deneme olarak öne çıkar. Projede, geleneksel anlatı biçimlerinin ötesine geçilerek hem entelektüel hem de teknik düzeyde kapsamlı bir araştırma yürütülmüş; yalnızca metinsel veriyle değil, aynı zamanda Mesnevî’nin şiirsel yapısı, simgesel dili ve düşünsel evreniyle de bütünleşebilen bir sistem tasarlanmıştır (Görsel 10). Gelişen multimodal yapay zekâ modellerinin sunduğu yeni ifade biçimleri sayesinde metnin görse­le, görselin sese veya diğer duyusal deneyimlere dönüşmesi müm­kün kılınmıştır. Bu olanak, Mesnevî’nin yalnızca içeriksel anlamda değil, estetik, duyusal ve imgesel düzeylerde de yeniden üretilebilir hâle gelmesini sağlamıştır (Erdoğan, 2022). Böylece sema gibi çok katmanlı bir ritüelin anlam düzeyinin ötesinde; devinim, müzik, dönüş ve yokluk gibi unsurlar üzerinden farklı disiplinlerde yeni­den yorumlanması mümkün olmuş; Mevlevî düşüncesinin hiçlik temelli metafizik yapısı ile çağdaş sanatın teknolojik ve kavramsal pratikleri arasında özgün ve derinlikli bir kavramsal köprü kurul­muştur.

Görsel 10 – Refik Anadol, Rumi Rüyaları, Yapay Zekâ Veri Görselleri Dijital Resim.

 

Sonuç

Bu çalışma, sema ritüelinin işitsel yönünün görsel dile dönüşü­münü inceleyerek çağdaş resim sanatının anlatım biçimlerine yeni bir kavramsal bakış sunmaktadır. Bedensel hiçlik ile sesin görünür­lüğü arasında kurulan bu ilişki, çağdaş resimde figüratif anlatının sınırlarını aşarak duyusal ve sezgisel ifade biçimlerine alan açmak­tadır. Beden silikleştiğinde ses öne çıkar; ses görünürlük kazandı­ğında ise resim sadece bir görüntü olmaktan çıkar, çok boyutlu bir deneyime dönüşür. Bu deneyim, çağdaş sanatın en temel arayışla­rından biri olan algının sınırlarını genişletme çabasına hizmet etmektedir.

Sanatçılar, sema ritüelinin müzikal ve döngüsel yapısını görsel­leştirerek semazen figürünü hem bedensel dönüşümün hem de düşünsel derinliğin bir metaforu olarak ele almışlardır. Cevat Dere­li, dönemin ruhunu bireysel bir duyarlılıkla harmanlayarak sema- zen figürüne işitsel ve renksel karşılıklar üretmiştir. Cemal Tollu, geometrik düzenlemeleriyle dönüş hareketinin yapısal dengesini ve matematiksel estetiğini öne çıkarırken; Maide Arel, kübist yaklaşı­mıyla formu çoklu perspektiflerle parçalayıp yeniden kurgulayarak mistik deneyime görsel bir derinlik kazandırmıştır. Mehmet Büyük- çanga, dairesel motifleri aracılığıyla sonsuzluk fikrini plastik dile taşımış; Alexis Gritchenko da Mevlevi öğretilerini kendi kültürel estetik anlayışıyla sentezleyerek bu sembolleri evrensel sanat diline aktarmıştır. Gülsün Erbil’in spiral formları, dönüş hareketinin fizik­sel ve metafizik boyutlarını soyutlayarak renklerin ritmiyle yeniden yorumladığı örnekler arasında yer alırken; Alaybey Karoğlu, soyutlamacı figüratif kompozisyonlarıyla ritüelin içsel sessizliğini ve mistik atmosferini resmetmiştir. İlyas Sevindik, Mevlevi semboliz­mini soyut bir düzlemde ele alarak ritmin ve döngüselliğin plastik karşılığını çağdaş estetik anlayışla bütünleştirmekte; eserlerinde figürün silikleştiği, boşluğun anlam kazandığı kompozisyonlar ara­cılığıyla “hiçlik” olgusunu da görsel bir boyuta taşımaktadır. Kate- rina Kaya, geleneksel Mevlevi ikonografisini çağdaş sanat diline uyarlayarak semanın ruhsal ve görsel boyutlarını yeniden kurgula­maktadır. Refik Anadol ise dijital medya teknolojilerini kullanarak sema ritüelinin işitsel ve görsel verilerini veri görselleştirmesi yoluyla dönüştürmüş ve mistik deneyimi dijital çağın estetik algısıyla birleştiren yenilikçi bir yaklaşım geliştirmiştir.

Sonuç olarak, Mevlevi sema ritüeli, sadece bedensel bir dönüş hareketi olarak kalmayıp; düşünsel, işitsel ve metafizik düzlemlerde çağdaş resim sanatında renk, ritim ve titreşim aracılığıyla özgün bir simgesel anlatı oluşturmaktadır. Bu süreç, izleyiciyi salt görsel algı­nın ötesinde, sezgi ve ruhsal boyutları da içeren çok katmanlı bir deneyime taşımaktadır. Sema ritüelinin işitsel ritmi ve “bedenin hiçliği” kavramı, modern sanatın kavramsal dinamikleriyle birleşerek Mevlevi metafiziğinin sanatsal yüzeylerde soyut/soyutlamacı bir görünürlük kazanmasına olanak tanımaktadır. Böylelikle, bu kat­manlı sanat pratiği çağdaş sanatın varoluşsal sorgulamalarına katkı sağlamakta ve Mevlevi metafiziğinin estetik yorumlarının modern sanatla buluşmasına yeni kapılar açmaktadır.

 


Kaynakça

Abacı, Zeynep. Disiplinlerarası etkileşim bağlamında Castel’in renk klavye­si. İdil, 79 (2021), 408–420. doi: 10.7816/idil-10-79-03.

https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1612775599.pdf

Altıntaş, Osman. Türk resim sanatında Mevlâna. Türk-İslam Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, 6 (2008), 109-116.

https://isamveri.org/pdfdrg/D02907/2008_6/2008_6_ALTINTASO.pdf

Arbaş, Hamit. Mevlânâ ve resim: Gürcü Hatun’un Kayseri yolculuğu ve ressam ‘Aynü’d-Devle-i Rûmî. Erdem, 54 (2009), 11-126.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/670630

Bacak, Bahar. Birsel. – Kurt, Seher. “Gülsün Erbil’in Sanat Üretimlerinde Mistisizm: ‘Mistik Döngü’ Serisi Üzerine Çözümleyici Bir Yaklaşım”. Sanat Yazıları, 43 (2020), 255-275.

https://www.academia.edu/93357572/Mysticism_in_G%C3%BCls%C3% BCn_Erbil_s_artworks_an_analytic_approach_on_the_Mystic_Cycle_ser ies

Başbuğ, Mehmet – Başbuğ, Fatih. Mevlâna ve Mevlevîlik felsefesinin resim sanatına etkisi. Türk Kültürü, Edebiyatı ve Sanatında Mevlâna ve Mev­levîlik Ulusal Sempozyumu. 487-506. Konya: SÜMAM Yayınları, 2007. https://isamveri.org/pdfdrg/D154945/2007/2007_BASBUGM_BASBUGF. pdf

Batuk, C. “Din ve Müzik: Dinler Tarihi Bağlamında Din-Müzik İlişkisine Genel Bir Bakış Denemesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 35 (2013), 45-70. https://dergipark.org.tr/tr/download/article- file/188393.

Baytar, İlona. – Okkalı, İlkay Canan. “Gelenekten beslenen modernlik: İbra­him Çallı ve Mevleviler Serisi”. Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi 26/44 (2020), 126-137. DOI:10.32547/ataunigsed.659286.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1013389

Bayrakçı, Ömer Faruk. “Türk Din Mûsikîsi’nde “Mevlevî Ayini” Formuna Genel Bir Bakış”. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergi­si, II (2015), 139-152. https://dergipark.org.tr/tr/download/article- file/308289

Kayahan, Zeliha vd.“Çağdaş Sanatta Değişen Mekân Algısı ve Sanatçı- İzleyici Etkileşimleri”. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 8/108 (2020), 379-393.  Doi Number: http://dx.doi.org/10.29228/ASOS.45183.

https://asosjournal.com/?mod=tammetin&makaleadi=&makaleurl=5d56 43cc-fdc2-4ae8-a1e3-4bd54b268571.pdf&key=45183

Cançat, Aysun. Daire’nin Farklı İnanç ve Kültürlerden Günümüze Sanatsal İzdüşümlerine Dair Bir Seçki, Sanat ve Tasarım Dergisi, 4 /1 (2024), 13-32. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3769413

Çakmak, Songül. Türk Tasavvuf Musikisinde Ritmin Ritüele Dönüşümü Şanlıurfa Çifteleri. Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 16/44/ (2023), 1859­1879. DOI Number: 10.12981/mahder.1376523 https://dergipark.org.tr/tr/pub/mahder/issue/81489/1376523

Cebrailoğlu, Orhan. Çağdaş Plastik Sanatlar Ortamında Özgür Ruhlu Bir Sa­natçı: Alaybey Karoğlu. Çankırı: Karatekin Üniversitesi Yayınları, 2013.

Çelik, S. Ritim, Titreşim ve Soyutlama: Modern Sanatta Bedensel ve Düşünsel Dönüşüm. İstanbul: Sanat Yayınları, 2019.

Dağdeviren, Mustafa. “İnanç müziği etnolojisi perspektifinde bir şehrin ilâhisi ‘Ya Hannân Ya Mennan’”. Van İlahiyat Dergisi, 9/15 (2021), 84-98. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1982759

Dizdareviç, Abaz. Alaybey Karoğlu. Çankırı: Karatekin Üniversitesi Yayınları, 2013.

Doğan, Süleyman. Mesnevi’den Metaforik Telkinler: Ney ve Sema Örneği (Ed: Mikail Dumlu, Emrullah Bolat, Serdar Yayatıcı). Mevlânâ ve İslâm Ta­savvuru. İstanbul: Rumi Yayınları, 2023.

Düzyol, Seda. “Mevlevi Ayinlerinde Kullanılan Enstrümanlardan Rebab, Ney ve Kudüm’ün Yeri”. 2. Uluslararası Sultan Dîvânî ve Mevlevîlik Sempoz­yumu (Haziran 2012), 241-251. https://www.semazen.net/mevlevi- ayinlerinde-kullanilan-enstrumanlardan-rebab-ney-ve-kudumun-yeri- seda-duzyol/

Enveroğlu, İlham. “Horon Oynar Gibi Resim Yapmak… Herkes Nefes Aldı­ğı Gibi Yazar.” Prof. Dr. Alaybey Karoğlu 30. Sanat Yılı Kitabı. 107-115. Çankırı: Karatekin Üniversitesi Yayınları, 2013.

Erdoğan, Meral. “Yapay Zekâ Kullanarak İnsanlığın Ortak Kaygılarını Daha Rahat Anlayabileceğiz”. Platin (Temmuz 2022).

https://www.platinonline.com/kultur-sanat/yapay-zeka-kullanarak- insanligin-ortak-kaygilarini-daha-rahat-anlayabilecegiz-1084804.

Farthing, Stephan. Sanatın Tüm Öyküsü. çev: Aldoğan – F. C. Çulcu). Hayal­perest Yayınevi, 2020.

Görsel 1.

https://digitalssm.org/digital/collection/ResimKlksyn/id/818/ Eri­şim 24.07.2025

Görsel 2.

https://www.artnet.com/artists/cemal-tollu/mevleviler-44I- 9DTkgsS9ZkCl9uMuNA2 Erişim 24.07.2025

Görsel 3. Kıymet, Giray. Türkiye İş Bankası resim koleksiyonu. İstanbul: Mas Matbaacılık, 2000.

Görsel 4. Sanatçının kendisinden temin edilmiştir.

Görsel 5.

https://usaartnews.com/news/alexis-gritchenko-the-power-of- dynamocolour Erişim 26.09.2025

Görsel 6.

https://www.galerisoyut.com.tr/sanatcilar/529/gulsun-erbil#11172 Erişim 09.09.2025

Görsel 7. Karoğlu, A. Alaybey Karoğlu. Çankırı: Karatekin Üniversitesi Ya­yınları, 2013.

Görsel 8. Sanatçının kendisinden temin edilmiştir.

Görsel 9.

https://galata.art/katerina-kaya–tuval–uzerine–yagli-boya–eser– dervis–60×65-cm Erişim 04.09.2025

Görsel 10.

https://www.platinonline.com/kultur-sanat/yapay-zeka-kullanarak- insanligin-ortak-kaygilarini-daha-rahat-anlayabilecegiz-1084804 Erişim 09.09.2025

Güler, Sema. Plotinos’un Mistisizmi ve İnsan Ruhu. Karatekin Üniversitesi Felsefe Bölümü I. Lisansüstü Felsefe Kongresi (Aralık 2022), 16-29, Çankırı.

https://krtknadmn.karatekin.edu.tr/files/felsefekongresi/2022%20Tam%2 0Metin%20Kitab%C4%B1%20Bildiri.pdf

Kılıç, E. Günümüz Türk Resminde İslâm Tasavvufunun Sembolik Yansıma­ları. İslam ve Sanat, Tartışmalı İlmi Toplantı (2015), 523-551, İstanbul. https://isamveri.org/pdfdrg/D237891/2015_KILICE.pdf

Koçak, Muhammet. İslam Düşüncesinde Varlık ve Yaşam Değeri Açısından İnsan (Yayımlanmamış doktora tezi). Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilim­ler Enstitüsü, Erzurum, 2015.

https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/652c5e9dcdc2a208ef303a231f5c7f d8.pdf

Küçük, Sezai. “Mevleviyye”. Türkiye’de Tarikatlar: Tarih ve Kültür. ed. Semih Ceylan). 489-544. İstanbul: TDV İsam Yayınları, 2015

Sevindik, İlyas. “Resim Sanatında Düşün Biçim Etkileşimi Bağlamında Sema ve Semazen Resimleri”. IV: Uluslararası Türk Dünyası İletişim ve Sa­nat Sempozyumu. 396-418, Taşkent, Özbekistan, 2024.

https://drive.google.com/file/d/12Uu3NK7zvADR6sNUiEyL0I1i4TZiYe wC/view?usp=sharing

Soylu, Asuman. Sanatçı Gülsün Erbil. Akdeniz Sanat Dergisi, 6/12 (2013), 141­160. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/275464

Tatar, Volkan. “Nietzsche’den İnsana Kısa Bir Bakış”. Çankırı Karatekin Üni­versitesi Felsefe Bölümü I. Lisansüstü Felsefe Kongresi (Aralık 2022) 338-345, Çankırı, Türkiye.

https://krtknadmn.karatekin.edu.tr/files/felsefekongresi/2022%20Tam%2 0Metin%20Kitab%C4%B1%20Bildiri.pdf

Üstünipek, M. Cumhuriyet Dönemi Türk Resminde Mevlevilik Temasının Öz ve Biçim Olarak Ele Alınışı. Uluslararası Düşünce ve Sanatta Mevlâna Sempoz­yum Bildirileri (Mayıs 2006), 535-543, Çanakkale, Türkiye.

https://isamveri.org/pdfdrg/D170037/2006/2006_USTUNIPEKM.pdf

Yakıt, İsmail. Mevlâna’da aşk estetiği. Selçuk Üniversitesi Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi, Mevlâna Araştırmaları Dergisi, 1 (2007), 35-43. https://acikerisim.selcuk.edu.tr/server/api/core/bitstreams/0e842cbd- 51bd-4b61-86d4-794829e51ac0/content


[*] Doç. Dr., Amasya Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim-İş Eğitimi, Anabilim Dalı, Amasya / Türkiye. ilyas.sevindik@amasya.edu.tr, ORCID: 0000-0001-9616-818X.

[**] Assoc. Prof. Dr., Amasya University, Faculty of Education, Department of Art Education, Division of Painting-Craft Education, Amasya / Türkiye. ilyas.sevindik@amasya.edu.tr, ORCID: 0000-0001-9616-818X.

 

ETİKETLER: