“EY VÂY DİLEM”DEN “EY VÂY GÖNÜL”E: BİR NAZİRE SİLSİLESİNİN SERÜVENİ

A+
A-

MEVLÂNA VE MEVLEVÎLİK HARSİYATI-1 Kitabı

“EY VÂY DİLEM”DEN “EY VÂY GÖNÜL”E: BİR NAZİRE SİLSİLESİNİN SERÜVENİ

Güzide Lale HİDAYETOĞLU[*]

ÖZ

Nazire, bir şairin şiiri misal kabul edilerek çoğunlukla aynı konu, vezin, kafiye veya redifle şiir yazma geleneğidir. Klasik Türk edebiyatında sıkça rastlanan bu gelenek, hem şairlere alıştırma yapabilecekleri bir alan açmak­ta hem zemin şiire meydan okuma işlevi üstlenmekte hem de zemin şiirle beraber bir ekol oluşturmaktadır. Bu işlevler doğrultusunda yüzyıllar bo­yunca pek çok nazire silsileleri oluşmuştur. Bunlardan bir tanesi “ey vāy göñül” redifli nazire silsilesidir. Bu redifin Hz. Mevlânâ’nın Divan-ı Kebir’inde kullandığı “vāy dilem” redifiyle benzerliği dikkat çekmektedir. Ayrıca, bu müşterek hususiyeti fark etmemizi sağlayan Itrî’nin Segâh Mevlevî Âyîni’nde tekrar eden “ey vāy dilem” ifadelerini haiz 2 tane rubai bulunmaktadır. Anadolu’da Türk edebiyatının oluşması ve gelişmesinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin eserlerinin ve Mevlevîliğin etkisi göz önüne alındığında bu redif benzerliğinin tesadüfi olmadığı düşünülmüş ve ince­lenmeye değer görülmüştür.

Bu çalışmada, Mevlânâ’nın Divân-ı Kebîr’inde bulunan “vāy dilem” redifli gazelinin ve iki rubaisinin Segâh Âyîni’ndeki rubailerin ve Türk edebiyatındaki “ey vāy gönül” redifli nazire silsilesinin zemin şiiri olma ihtimali değerlendirilmiştir. Bu vesileyle, pek çok Türkçe-Farsça divan ile ayin ve nazire mecmuaları gözden geçirilmiş, mezkûr redifle yazılmış yaklaşık 20 şiir tespit edilmiş ve derlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türk edebiyatında yaygın olarak kullanılan bir redifin ilham kaynağının Hz. Mevlânâ’nın bir şiiri olup olmayacağını tartışmaya açmak ve nazire-zemin şiir ilişkisine farklı bir perspektiften yaklaşmaktır.

Anahtar Kelimeler: Klasik Türk şiiri, nazire, gönül, Mevlevi Ayini, Divan-ı Kebir.

 

From “Ey vay dilem” to “Ey vay gönül”: The Journey of a Nazire Sequence

Güzide Lale HİDAYETOĞLU [**]

Abstract

Nazire is the tradition of composing a poem modeled after another poet’s work, usually adhering to the same theme, meter, ryhme or refrain. This practice, frequently encountered in Classical Turkish literature, not only provides poets with field for practice, but also functiones as a challange to the previous poem, along with forming a literary school around the foundational(zemin) poem. In accordance with these functions, over the centuries, numerous nazire sequences emerged. One of these chains is the poems with the refrain of “ey vay gönül”. The resemblance of this refrain to the refrain of “vây dilem” used in Rumi’s Divan-i Kebir is particularly no- teworthy. Additionally, Itrî’s Segah Mevlevi Ceremony, which promoted us notice this shared feature, has two rubais with repeated “ey vây dilem” words. Considering the effect of Rumi’s works and the Mevlevi Order on the formation and development of Turkish literature in Anatolia, this resemblance of the two refrains is unlikely to be merely coincidental, therefore considered worthy for academic research.

In this study, the possibility of ghazel with refrain “vây dilem” and two rubais in Rumi’s Divan-ı Kebir may be the foundational poem of both two rubais in Segah Ayin and nazire chain with refrain “ey vây gönül” in Turkish literature has been evaluated. In this regard, many Turkish and Persian divans, ayin and nazire journals were examined. Approximately 20 poems with this refrain has been determined and compiled. The purpose of this study is to bring into question whether Rumi’s poems can inspire one of the common refrains in Turkish literature, and approach the relationship between nazire and foundational poem from a diferent perspective.

Keywords: Classical Turkish poetry, nazire, gönül, Mevlevi Ceremony, Divan-ı Kebir.

 

Giriş

Nazire, bir şairin şiiri[1] model alınarak çoğunlukla aynı konu, ve­zin, kafiye veya redifle şiir yazma geleneğidir. [2] Klasik Türk edebiya­tında şairler nazireye sıkça başvurmuş, üzerine pek çok mecmua yazılmış ve bir gelenek haline gelmiştir. Nazireyi “Osmanlı şiir aka­demisi” olarak niteleyen Mehmet Kalpaklı, bunun “önceki metin yapısının temel taşlarını kullanarak yepyeni bir metin bina etme uğraşı” olduğunu ifade etmektedir.[3] Nazireler genellikle şu üç amaç doğrultusunda yazılmıştır: 1. Şair adaylarının ustalarını taklit ede­rek nasıl şiir yazılacağını öğrenmeleri ve alıştırma yapmaları, 2. Usta şairlerin şiirlerine nazire yazarak onlardan daha iyi şiir yazabileceklerini göstermek ve onlara meydan okumak, 3. Dostluk göstermek amacıyla, şiiri veya şiirin bir unsurunu beğendiği için nazire yazmak.[4] Bütün bu amaçların yanında şairler, zemin şiiri seçerken takip ettiği veya usta olarak addettiği şairle birlikte bir ekol oluş­turmakta ve bu durum şairlerin etkileşim ağını takip etmeyi kolay­laştırmaktadır.

Türk edebiyatındaki nazire silsilelerinden bir tanesi “ey vây gö­nül” redifli nazire silsilesidir. Bugün ulaşabildiğimiz nazire mecmu­aları arasında sadece Eğridirli Hacı Kemal’in Câmiü’n-Nezâir’inde[5] bulunan bu silsile, sözü geçen mecmuada 3 tanesi sadece “gönül” redifli olmakla beraber, 9 şiirden müteşekkildir. Bu şiirler sırasıyla: Ahmed Paşa, Kemâl, Hufî/Hafî/Huffî[6], Melîhî, Mü’min[7], Yakînî ve Halîlî mahlaslı şairlerindir. Silsilenin ilk sırasında Ahmed Paşa’yı veren Eğridirli, nazirenin zemin şiiriyle veya sıralamada izlediği yöntemle alakalı herhangi bir bilgi vermemektedir.

Bahsi geçen nazire silsilesine günümüzde yapılan çeşitli çalışma­larda da yer verilmiş ve şiir zinciri zamanla genişlemiştir. Bunlar­dan bir tanesi Fatma Türk’ün Klasik Türk Edebiyatında “Gönül” Redifli Manzumeler isimli yüksek lisans tezidir. [8] Bu tezde “ey vây gönül” redifli şiirleri tespit edilen şairler: Ahmed Paşa, Dede Ömer Rûşenî, Avnî ve İbn Kemal/Kemalpaşazâde’dir. Bu tezde “gönül” redifinin kullanımına odaklanıldığı için silsileye dair herhangi bir bilgi mev­cut değildir.

Diğer bir çalışma, Kemal Yavuz’un “Türk Şiirinde Nazire” isimli makalesidir. [9] Makalede sırasıyla: Şeyhoğlu Mustafa, Ahmed Paşa, Melîhî, Avnî ve Karamanlı Nizâmî’nin şiirlerine yer verilmekte; Hafî, Halîlî, Kemalpaşazâde ve Tâcizâde Cafer Çelebi’nin de mezkûr redifli şiirleri olduğu belirtilmektedir. Yavuz, konuyla ala­kalı diğer çalışmalardan farklı olarak nazire silsilesini Şeyhoğlu Mustafa’nın Hurşîd ü Ferahşâd isimli mesnevisinde birbirine cevap yani nazire olarak yazılmış iki gazelle başlatmaktadır. Ahmed Pa- şa’nın farklı bir nazım şekliyle Şeyhoğlu’nun gazellerine nazire yaz­dığını ve bundan sonra gelen şairlerin model yahut vasıta şiir olarak Ahmed Paşa’nın murabbaını ele aldıklarını belirtmektedir.[10]

Bu konu hakkında geniş çaplı bir araştırma yapan Orhan Kemal Tavukçu ise “Ahmet Paşa’nın “Gönül Murabbaı”nın Etkisinde Yazı­lan Musammatlar” isimli bildirisinde[11] ilişkili gördüğü musammatları nakarat mısralarına göre tasnif etmiş, nazireyi 9 kola ayırmıştır.[12] Önceki çalışmalardan farklı olarak silsileye Adlî ve Ali Emîrî’nin “Gözüm ey vây gözüm vây gözüm ey vây gözüm” tekrar­lı musammatlarını, Fakîh’in “Ey gözüm vây bu gözüm vây gözüm ey vây gözüm” tekrarlı muhammesini, Karamanlı Nizâmî ve Cafer Çelebi’nin “Sakal ey vây sakal vây sakal ey vây sakal” tekrarlı murabbalarını, Emir Buhârî ve Lâmiî’nin “Hey/Ey gönül şeydâ gönül rüsvâ gönül” tekrarlı murabbalarını, Emir Buhârî’nin “Hey gönül dânâ gönül bînâ gönül” tekrarlı murabbaını ve son halka olarak ise Esrâr Dede’nin “Ey vây dilem vây dilem vây dilem” tekrarlı mu­hammesini dâhil etmektedir.

Yüzyıllar içinde mütekerrir mısraların uğradığı değişikliklere odaklanan ve silsileyi bu kriterle kollara ayıran Tavukçu, bu deği­şimi tasavvvuf edebiyatında birbirinin zıddı olan gönül ve göz kav­ramlarına bağlamaktadır. Silsilede gönül kavramını içeren şiirlerin çoğunlukta olmasıyla da gönül-göz ekseninde gelişen münazarının gönül lehine sonuçlandığını ifade etmektedir. [13] Bunlarla birlikte, bildirinin isminden de anlaşılacağı üzere Tavukçu, bütün bu nazire silsilesinin zemin şiiri olarak herhangi bir gerekçe belirtmeksizin Ahmed Paşa’nın murabbaını kabul etmekte, bildirisini bunun üze­rine inşa etmektedir. Ayrıca, Ahmed Paşa’nın etkisi hissedilen fakat doğrudan mezkur mütekerrir mısraları kullanmayan bazı şair ile şiirlerden ve bunun günümüze yansımalarından da bahsetmektedir.[14]

Bütün bunların yanında, Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi (v.1123/1711)’nin bestelediği Segah Mevlevi Ayini’nin 3. selamında yürük semai kısmında bulunan “ey vây dilem” tekrarlı ve “dilem” redifli iki rubai[15], Türk edebiyatında kullanılagelen ve geniş çaplı bir nazire silsilesi oluşturan “ey vây gönül” ifadesini hatırlatmaktadır. Şairleri meçhul olan bu iki rubai[16], “ey vây dilem” tekrarlarıyla bü­tün yürük semai kısmına hâkim olmuş, Itrî’nin usta bestekarlığıyla yoğrulunca ortaya gönüllere dokunan bir şaheser çıkmıştır. Özellik­le, Türk edebiyatının teşekkül döneminde şairlerin Fars edebiyatın­dan etkilendikleri ve Farsça şiirlere nazireler yazdıkları düşünüldü­ğünde bu redif benzerliğinin anlamlı olup olmayacağı akla gelmek­tedir.

Anadolu’da Türk edebiyatının oluşması ve gelişmesinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin eserlerinin ve Mevleviliğin etkisi göz önüne alındığında bu redif benzerliğinin rastlantısal olmadığı düşünülmüş ve incelemeye değer görülmüştür. Nitekim, Türk ede­biyatının yeni teşekkül ettiği dönemlerde Fars şairlerine nazireler yazıldığı ve bu şekilde müstakil bir edebiyatın temellerinin atıldığı bilinmektedir. Özellikle, bu redifin Türk edebiyatında yayılmasını sağlayan şair Ahmed Paşa[17], Fars şairlerine yazdığı nazireler yü­zünden döneminde taklitçilikle suçlanmıştır. Dolayısıyla, Ahmet Paşa ve diğer şairlerin eserlerindeki Mevlânâ etkisi, onun kullandığı bir redifi Türk edebiyatına kazandırmış olabilecekleri ihtimalini desteklemektedir. Elbette, elimizde yeterli açıklayıcı veriler olmadı­ğından bu konuda yazılacaklar kesinlik içermemekte, klasik edebi­yatın nazire geleneği bağlamında tartışmaya açılmaktadır.

Bu vesileyle, çeşitli divanlar, mecmualar ve makaleler gözden geçirilmiş ve Türk edebiyatındaki ulaşabildiğimiz bütün “ey vây gönül” redifli şiirler ile ilişkili olduğunu düşündüğümüz şiirler derlenerek bir nazire silsilesi oluşturulmaya çalışılmıştır. Böyle bir silsilenin varlığına konuyla ilgili bu zamana kadar yapılan çalışma­larda değinilmekle birlikte, silsileye dâhil edilebilecek bütün şiirleri haiz bir çalışma bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu makaleyle litera­türdeki bu boşluğun giderilmesi de amaçlanmaktadır. Böylece, fark­lı araştırmacıların çalışmalarına katkı sağlanması ümit edilmektedir. Daha derin ve farklı incelemeler, silsileye dâhil edilebilecek kenarda kalmış yeni şiirlerin bulunmasına katkı sağlayacaktır.

Yukarıda verilen Itrî’nin bestelediği şiirlerin kime ait olduğunu tespit edebilmek için çeşitli ayin mecmuaları ve Farsça divanlar incelenmiş fakat bir sonuca ulaşılamamıştır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Divan-ı Kebir’i incelenmiş, “ey vây dilem” ifadesi geçen bir şiir olup olmadığına bakılmıştır. Doğrudan mezkûr redifli bir şiir bulunamamıştır. Fakat “Şod zi ġamet ḫāne-i sevdā dilem” mısraıyla başlayan “dilem” redifli ve 9 beyitlik gazel[22], hüsn-i makta beyitinin ikinci mısraının “Vāy dilem vāy dilem vā dilem” olması bakımında dikkat çekicidir. Segah Ayini’nde geçen şiirler ile Divan-ı Kebir’deki bu gazelin bir bağlantısının olduğu kesin olarak söylenememekle beraber; kelime tercihleri, kullanılan sanatlar ve gönül kelimesinin yüklendiği anlamlar bakımından ihtimal dâhilindedir. Segah Ayi- ni’ndeki şiirleri söyleyenin kim olduğu doğrudan bilinmese de Mevlevi bir şair olduğu yahut en azından bir Mevlevi muhibbi ol­duğu söylenebilir. Mevlevi şairlerin Hz. Mevlânâ’ya nazire yazdık­ları, onun kullandığı mazmunlara veya çarpıcı ifadelere şiirlerinde yer verdikleri bilinmektedir.[23] Dolayısıyla, kesin olmamakla birlikte bu şiirler arasında bir bağ olma ihtimali yüksektir.

Divan-ı Kebir’den: [24]

Ayrıca, mevlevihanelerde Divan-ı Kebir’in okunduğunu tahmin etmek zor değildir. Hususen bu gazelin ise Mevlevi çevrelerce bi­lindiği ve dolaşımda olduğu Zekâî Dede (v.1897)’nin bestelediği Isfahan Mevlevi Ayini’nden de anlaşılmaktadır. Bu ayinin yine 3. selamında yürük semai bölümünde mezkûr gazelin 1, 4, 5 ve 8. be­yitleri bestelenmiştir. “Vây dilem” vurgusu Segah Ayini’ndeki gibi coşkulu ve baskın değildir fakat ayinin devamındaki şiirlerle uyum­lu bir biçimde kullanılmıştır. Elbette 17. yüzyılda yaşamış olan It- rî’nin 19. yüzyıl bestekarı Zekâî Dede’nin ayininden haberdar olma­sı imkansızdır. Dolayısıyla, Itrî’nin kullandığı şiirler eğer Hz. Mevlânâ’ya nazire ise kaynağı Zekâî Dede’nin ayini değil, Divan-ı Kebir’in kendisidir. Burada anlatılmak istenen, son derece hacimli olan Divan-ı Kebir’deki bir gazelin bilinmesi ve bestelenmiş olması­dır.

Zekâî Dede’nin Isfahan Ayini’nden: [25]

Şod zi ġamet ḫāne-i sevdā dilem
Der talebet reft beher cā dilem
Āh ki imrūz-i dilem rā çi şod
Dūş çi güftest kesī bā dilem

Ez taleb-i gevher-i gūyā-yi aşḳ
Mevc zened mevc çü deryā dilem
Ger nekonī ber dil-i men raḥmetī
Vāy dilem vāy dilem vā dilem

Divan-ı Kebir’deki İki Rubai

Divan-ı Kebir’de yukarıda bahsedilen gazelden başka konuyla ilişkisi olabilecek iki tane rubai vardır: [26]

Nimetullah Kişverî (v.1520’den önce)’nin Türkçe-Farsça Mülemması

Araştırma esnasında karşımıza çıkan ilginç ve incelenmeye de­ğer örneklerden biri, belki de en önemlisi, Nimetullah Kişverî’nin Türkçe-Farsça mülemmasıdır.[27] 15. yüzyıl sonu ile 16. yüzyıl başla­rında yaşamış Azerî sahası şairlerinden olan Kişverî; 11 bentlik mu­hammesini, bir bendi Çağatay Türkçesi, bir bendi Farsça olacak şekilde “Kön͡gül ey vāy kön͡gül vāy kön͡gül ey vāy kön͡gül” ve “Dilem ey vāy dilem vā dilem ey vāy dilem” mütekerrir mısralarıyla kurmuştur. Bu bentlerden Türkçe olanların kelime kadrosunun Osmanlı edebi­yatındaki “ey vây gönül” tekrarlı şiirlerle benzerliği ve aynı şekilde, Farsça yazılmış bentlerin kelime kadrosunun Divan-ı Kebir’deki gazelle ve Itrî’nin Segah Ayini’nindeki rubailerle benzerliği göze çarpmaktadır. Ayrıca, Farsça mütekerrir mısranın “vâ dilem” ifadesinin Divan-ı Kebir’le müşterek oluşu ve diğer Türkçe mütekerrir mısranın öbür şiirlerden farklı olarak “vâ kön͡gül” şeklinde, Farsça kullanımıyla benzer olması dikkat çekicidir. Bu bağlamda, bu şiirin bahsi geçen nazire silsilesinde önemli bir yeri vardır.

Osman Fikri Sertkaya, “Kişverî’nin Nazîreleri” isimli makalesin­de bu şiirin Ahmed Paşa’ya nazire olarak yazıldığını ifade etmektedir.[28] Ümran Ay ise Kişverî ve Ahmed Paşa’nın başını çektiği “gide- lüm bâri şehründen” redifli nazire silsilesini incelediği makalesinde nazirelere bambaşka bir bakış açısı getirerek zemin şiiri Ahmed Paşa’ya atfedilen silsileyi aslında Kişverî’nin başlatmış olabileceğin­den bahsetmektedir.[29] Ay, makalesinde incelediği gazellerden yola çıkarak Kişverî’nin gazelinin Nevâyî’nin şiirleriyle birlikte Anado­lu’ya gelmesinin ve böylelikle Ahmed Paşa’nın ona nazire yazması­nın muhtemel olduğunu belirtmektedir. [30] Benzer şekilde, bu bakış açısıyla “ey vây gönül/dilem” şiirlerine bakıldığında bu ihtimalin burada da geçerli olduğu söylenebilir. Kişverî’nin Divan-ı Kebir’i okuduğu veya ondan etkilenip etkilenmediği bilinmemektedir. Fa­kat “ey vây dilem” ifadesini Türkçesiyle birlikte kullanarak bir mü­lemma yazmış, daha sonra da Ahmed Paşa vesilesiyle bu nazire Anadolu’ya yayılmış olabilir. Anadolu’da muhtelif şairlerin nazire­lerinden sonra ise 18. yüzyılda Esrâr Dede’nin “ey vây dilem” kul­lanımıyla nazire silsilesi muhtemelen ilk başladığı haliyle son bul­muştur.

Türk Edebiyatında “Ey vây gönül” Redifli Şiirler

Türk edebiyatında, bu çalışmada tespit edilebilen 5 tanesinin sil­sileye dâhil edilip edilmeyeceği şüpheli- toplam 22 tane “ey vây gönül” redifli şiir vardır. Bunlardan 5 tanesi gazel, 5 tanesi mu­hammes ve 12 tanesi murabba nazım şekliyle yazılmıştır. Şüpheli olan beş şiir de gazel biçimindedir. Ayrıca, “gönül” redifli olmayan fakat bu silsilenin dolaylı olarak parçası sayılabilecek 6 şiir daha vardır. Ağırlıklı olarak 15. yüzyıl etrafında yoğunlaşan bu silsilenin 16. yüzyılda da etkisini devam ettirdiği görülmektedir. Ulaşabildi­ğimiz son örneği ise 18. yüzyıldandır. Aşağıda bu çalışmada silsile­ye dâhil edilen şairlerin listesi verilmiştir. Kullandıkları redifler ve şiirlerin kelime kadrosu bakımından nazireye doğrudan dâhil edilip edilmeyeceği şüpheli olan şairler /*/ işareti ile belirtilmiştir.[31] Zemin veya vasıta şiirin hangisi olduğu kesin olarak bilinemediği için sıra­lamada çoğunlukla yüzyıl esas alınmıştır. [32]

“Ey vây gönül/dilem” Nazire Silsilesi

Şeyhoğlu Mustafa (v. 817/1414 [?])* – iki gazel

Niʻmetullah Kişverî, Âzerî (v. 1520’den önce) – muhammes[33]

Ahmed Paşa, Bursalı (v. 902/1496-97) – murabbaʿ

Melîhî (15. yy.) – murabbaʿ

Avnî, Fâtih Sultan Mehmed (v. 886/1481) – muhammes

Cem Sultan (v. 900/1495) – murabbaʿ

Dede Ömer Rûşenî (v. 892/1487) – muhammes

Halîlî, Diyarbakırlı (v. 890/1485) – murabbaʿ

Karamanlı Nizâmî (15. yy.) – muhammes[34]

Hafî/Hufî/Huffî (15. yy.) – murabbaʿ

Kemâl[15. yy.?] – murabbaʿ

Şâhidî[15. yy.?] – murabbaʿ

Tâcîzâde Câfer Çelebi (v. 921/1515) – murabbaʿ[35]

Kemalpaşazâde/İbn Kemal (v. 940/1534) – murabbaʿ

Muhibbî, Kânûnî Sultan Süleyman (v. 974/1566) – murabbaʿ

Yakînî (v. 976/1568) – murabbaʿ

Abdurrahim Tirsî (v. 926/1520)* – gazel

Edirneli Nazmî (v. 967/1559’dan sonra)* – gazel

Aydınlı Visâlî (16. yy) – murabbaʿ

Belîğî (16. yy.)* – gazel

Esrâr Dede (v. 1211/1797) – muhammes

Adlî, II. Bayezid (v. 918/1512) – murabba‘ (“Gözüm ey vây gözüm vây gözüm ey vây gözüm”)[36]

Ali Emîrî (1857-1924) – mütessaʿ (Adlî’nin şiirini tazmin etmiştir.) Fakîh – murabbaʿ (Ey gözüm vây bu gözüm vây gözüm ey vây gözüm) Emir Buhârî (v. 922/1516) – murabbaʿ(“Hey/Ey göñül şeydā göñül rüsvā göñül” ve “Hey göñül dānā göñül bīnā göñül”)

Lâmiî Çelebi (v. 938/1532) – murabbaʿ(“Hey/Ey göñül şeydā göñül rüsvā göñül”)

Şiirler[37]

Şeyhoğlu Mustafa (v. 817/1414[?])

Şiʿr-i Feraḥşād[38]

fāʿilātün/fāʿilātün/fāʿilātün/fāʿilün
Çün bulınmadı cihānda derdüñe dermān göñül
Yiridür bu ḥasret ile ger olursañ ḳan göñül
ʿIşḳ bāzārında saña çünki ḥāṣıldur ziyān
Bellü bil kim aṣṣı ḳılmaz nāle vü efġān göñül
Devr içinde ser-be-ser bīmāra tīmārın viren
Bir ʿimāretliḳ saña virmedi iy vīrān göñül
İy dirīġā bunca hecr ü zecr ü ġam görmiş iken
Almadın dāduñ felekden virisersin cān göñül
Gerçi yāruñ vuṣlatı ḥaccında bayram itmedüñ
Yigrek oldur fürḳat içün olasın ḳurbān göñül
Lā-cerem ʿışḳuñ belāsına muṭīʿ olmaḳ gerek
Kimsenenüñ ḥükmine çün olmaduñ fermān göñül
Sen ki manẓūruñ felekdür nice olursın helāk
İy göñül ḥayrān göñül olma göñül giryān göñül

Şiʿr-i Ḫurşīd[39]

fāʿilātün/fāʿilātün/fāʿilātün/fāʿilün
Minnet itme ger virürseñ yārüñ içün cān göñül
ʿIşḳa cānuñ terk iderseñ bulasın cānān göñül
İş ayaḳda ḳalmadı kim ṣoñra başa gelmedi
Zārı ḳılma ḳalmayasın zār u ser-gerdān göñül
Bu cefānuñ cevrüñ āḫır irişesin luṭfına
Ḳarañulıḳda bulınur çeşme-i ḥayvān göñül
Ḫidmete bil baġladuñsa irişesin devlete
ʿIşḳa ger ḳul olduñ ise olasın sulṭān göñül
Ger maḥabbet Düldüline bindüñ ise ṣıdḳ ile
Gel berü meydān senüñdür ḳıl bugün cevlân göñül
Ḳaynayup ṭaşduḳça çün dürler dökersin fevc fevc
Āferīn esrāruña cūş eyle iy ʿummān göñül
Dünyede ad ise bārī sende ḥāṣıldur murād
İy göñül ḫandān göñül olma göñül giryān göñül

 

Niʻmetullah Kişverî, Âzerî (v. 1520’den önce)

Muḥammes[40]

feʿilātün feʿilātün feʿilātün feʿilün
1
İy bolup ʿışḳda dīvāne vü rüsvāy kön͡gül
Yüziñe çırmaşup ol zülf-i semen-sây köngül
Neçe mundaḳ gezemen bī-ser ü bī-pāy kön͡gül
vāb-ı ġafletdin uyan hāy kön͡gül hāy kön͡gül
Kön͡gül iy vāy kön͡gül vā kön͡gül iy vāy kön͡gül
2
Der ser-i zülf-i tu pīçīde ser-ā-pāy-ı dilem
Ḫālī ez sırr-ı ġamet nīst süveydāy-ı dilem
Nīst ser-ḥalḳa-i gīsū-yı tu meʾvāy-ı dilem
Ger tu zīn gūne konī porsiş u pervāy-ı dilem
Dilem ey vāy dilem vā dilem ey vāy dilem
3
Neçe iy tilbe kön͡gül bī-ser ü sāmān bolsa sen
Dem-be-dem leblerini yād eyleyip ḳan bolsa sen
Mūy-ı jūlīde vü lāġar-ten-i ʿuryān bolsa sen
Şehrdin ḳaçubanı ġūl-i beyābān bolsa sen
Kön͡gül iy vāy kön͡gül vā kön͡gül iy vāy kön͡gül
4
Şad reh ez-hecr-i tu-em süht sıpihr-i zerrak
Ber neyayed zi-men-i sühte-dil bü-yi herrak
Ârzü-mendem u uftade-ten u dil-i müştak
Eger mest ğam-ı hicr u ğarıbı vü ferrak
Dilem ey vay dilem va dilem ey vay dilem
5
Leblerin şevkıdın ey la l-i lebin can paresi
Köngül ad itmedurur la l-i Bedahşan paresi
Kögsüm içre asılup adı köngül kan paresi
Köngül ad etme ki bir sühte büryan paresi
Köngül iy vay köngül va köngül iy vay köngül
6
Ta cudayem zi-tu ey serv-kad-i gul-ruhsar
Darem ender ciger-i pare şode har a har
Rüz u şeb ber-ser-i an kü men-i bı-şabr u karar
Sıne mı-kübem u mı-giryem u mı-güyem zar
Dilem ey vay dilem va dilem ey vay dilem
7
Kögsüm üstünde eger köydüre ol muğbeçe dağ
Bir ziyaret-geh irür kögsüm ü ol dağ-ı çerağ
Çeşmi şayyaddur ol tıfl-nın ü ‘arızı bağ
Könglümün kuşı-durur zağ u iki zülfi du zağ
Köngül iy vay köngül va köngül iy vay köngül
8
Baz cü ki gehı ey turk-i sitemkare-i men
Geh çi şod hal-i dil-i aşık-ı bı-çare-i men
Rençe ferma kademi ez pey-i nezzare-i men
Ta bebını cıger-i rış u dil-i pare-i men
Dilem ey vay dilem va dilem ey vay dilem
9
İsterem könglümi her yan delü yanglığ yügürüp
Bu selamet ayağı seng-i melametğa urup
Dögerem daş ile kögsüm-ğa köngülni itürüp
Boldum uyatlığuşol tilbe serağını sorup
Köngül iy vay köngül va köngül iy vay köngül
10
Ey merā bī-tu ne pevāy-ı gul u ne ġam-ı mul
Mul man͡ga ḫūn-ı dil u ḫār-ı naẓar lāle vü gul
Ṭavḳ-ı dil-geşte merā silsile-i ān kākul
Kön͡gül iy vāy kön͡gül vā kön͡gül iy vāy kön͡gül
Dilem ey vāy dilem vā dilem ey vāy dilem
11
Ḫaste-dil Kişverīnin͡g ḥāli eger bu olası
Dostlar aġlayasıdur an͡ga düşmen gülesi
Gözleri ḫūn-ı ciger birle demādem dolası
Ol perī-veşnin͡g eger şefḳati mundaḳ bolası
Kön͡gül iy vāy kön͡gül vā kön͡gül iy vāy kön͡gül

 

Ahmed Paşa, Bursalı (v. 902/1496-97)

Murabbaʿ[41]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
Gül yüzüñde göreli zülf-i semen-sāy göñül
Ḳuru sevdāda yiler bī-ser ü bī-pāy göñül
Dimedüm mi saña ṭolaşma aña hāy göñül
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül[42]
2
Çīn-i zülfüñden umar nāfe-i ḫoş-būy[43] murād
Bu hevā yolına yıllarla yiler nite ki bād
Ol daḫı[44] sencileyin itmedi ben ḫasteyi yād
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
3
Bizi ḫāk itdi hevā yolına sevdā nʾidelüm
Pāy-māl eyledi bu zülf-i semen-sā nʾidelüm
Ḳul idinmezdi güzeller bizi illā nʾidelüm
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
4
Felegüñ nūş iderem nīşini sāġarlar ile
Ṭoġradı ḫār-ı cefā baġrumı ḫancerler ile
Baş ḳoşam dimez idüm ben daḫı dilberler ile
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
5
Yāruñ itden çoġ uyar ardına aġyār dirīġ
Bize yār olmadı[45] ol şūḫ-ı sitem-kār dirīġ
Ḳıldı bir dilber-i hercāyḭyi dildār dirīġ
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
6
Ben dimezdüm ki hevā yolına ser-bāz gelem
Ney-i ʿışḳuñla ġamuñ çengine[46] dem-sāz gelem
Dir idüm ʿışḳ ḳopuzın uşadam vāz gelem
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
7
Dil dilerken yüzinüñ vaṣlını cāndan daḫı yig
Bir demin görür iken iki cihāndan daḫı yig
Aḳdı bir serve daḫı āb-ı revāndan daḫı yig
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
8
Dest-i kūtāhuma baş egmedüñ iy serv-i dırāz
Kʾola şekker lebüñe ṭūṭī-i dil maḥrem-i rāz
Vāz geldüm ben eger gelse bu göñül daḫı vāz
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
9
Amed’em kim oḳınur nāmum ile nāme-i ʿışḳ
Germdür sözlerimüñ sūzıyla[47] hengāme-i ʿışḳ
Dil elinden biçilüpdür boyuma cāme-i ʿışḳ
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül

 

Melîhî (15. yy.)

Murabbaʿ[48]
feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
Seni bend itdi çün ol zülf-i semen-sāy göñül
Ḳılmaduñ daḫı ḫalāṣ olmaġ içün rāy[49] göñül
İtdi sevdā seni ʿālemlere rüsvāy göñül
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül[50]
2
İy ḫayāl-i ser-i zülfüñe göñül maḥrem-i rāz
Dest-i kūtāhuma baş egmedi ol zülf-i dirāz
Virdi[51] ol perdede iy muṭrib-i ʿuşşāḳ-nüvāz
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
3
Yār-ı maḥrem ḳanı ʿarż itmege derd ü ġam-ı dil
Ki hemīn āh-ı seḥer-gāh durur hemdem-i dil
Leb-i cān-baḫşuñ eger virmez ise merhem-i dil
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
4
Sünbülüñden yine şūrīdelik ögrendi göñül
Āteş-i ʿışḳuñ ile dil ṭutuşup yandı göñül
Merḥamet ḳıl ki cefā ṭaşıyla uşandı göñül[52]
Göñül [iy] vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
5
Zülfüñüñ ṣalalı hindūsı göñül boynına bend
Cān u dil kim ola her laḥẓa giriftâr-ı kemend
Nice ola cigerüm āteş-i şevḳuñla[53] sipend
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
6
Cānumı ḳıldı revān ġamzeñ oḳı ḫaste vü zār
Göñlümi ṭurrelerüñ eyledi bī-ṣabr u ḳarār
Āh u efġān idüben çaġıruram leyl ü nehār
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
7
Dil elinden nice bir kendümi āvāre ḳılam
Tīġ-i ḥasretle demidür cigeri pāre ḳılam
ʿAḳl u dil oldı revān derdine ne çāre ḳılam
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
8
Gül yüzüñ gülşene hemdem oluban ḫār ile ḫas
Bülbül-i ḫoş-nefesi oldı giriftār-ı kafes
Nāle vü zār ile dirse bu Melīī nʾola bes
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül

Avnî, Fâtih Sultan Mehmed (v. 886/1481)

Muḫammes[54]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
Sevdüñ ol dilberi söz eslemedüñ vāy göñül
Eyledüñ kendʾözüñi ʿāleme rüsvāy göñül
Saña cevr eylemede ḳılmaz o pervāy göñül
Cevre ṣabr eyleyimezsin nideyin hāy göñül
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
2
Çak olan dest-i cefâ-y-ile girîbanundur
İlişen har-ı ğam u mihnete damanundur
Dökilen yire belâ tiğı-y-ıla kanundur
Her dem ağıza gelen mihnet-ile canundur
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül
3
Tâli ün yüzi gülüp olmadı handan nideyin
Yüregün derdine bulınmadı derman nideyin
Kaşduna yar çeker hançer-i bürran nideyin
Virisersin bu ğam u mihnet-ile can nideyin
Gönül iy vay gönül vay gönül iy vay gönül
4
Işk-ı dildar-ıla niçe idesin nale vü zâr
Eyledün şabr u karârı bu hevâlarda nisar
Zülfi sevdası ider alemi çün başuna dar
Fa ide ne tutalum eyleyesin terk-i diyar
Gönül iy vay gönül vay gönül iy vay gönül
5
Vaşl-ı dilberle naşîb olmadı dil-şad olmak
Dest-i cevr ile yıkılan dilün abad olmak
Dam-ı ğamdan dil ü can bülbüli azad olmak
Niçeye dek işün efğan-ıla feryad olmak
Gönül iy vay gönül vay gönül iy vay gönül
6
Çünki dildar niyazun görüben naz eyler
Naleni işidicek şiveye ağaz eyler
Bezm-i ğamda kadüni çeng yüzün saz eyler
Nalişün perdesini Zühre’ye dem-saz eyler
Gönül iy vay gönül vay gönül iy vay gönül
7
Bilmedüm derd-i dilün ölmek-imiş dermanı
Öleyin derd-ile tek görmeyeyin hicranı
Mihnet ü derd ü ğama olmağıçün erzani
Avniya sencileyin mihnet ü ğam-keş kanı
Gönül iy vay gönül vay gönül iy vay gönül

 

Cem Sultan (v. 900/1495)

Murabbaʿ[55]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
ʿAşḳuña düşeliden iy ruḫı bedr ay göñül
Oldı derd ü ġam-ıla ʿāleme rüsvāy göñül
Niçe kim uyma didüm eslemedüñ hāy göñül
Vāy göñül hāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
2
Her nefes cān u dile dil-ber ider cevr ü cefā
İtmedi ʿālem içinde baña bir laḥẓa vefā
ʿAşḳuña ṭolaşalı sürmedi dil ẕevḳ ü ṣafā
Vāy göñül hāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
3
Ḳaṣd ider cān u dile dem-be-dem ol yār dirīġ
Oluram derdle ʿālemde yine zār dirīġ
İtmedi hīç teraḥḥum dile dildār dirīġ
Vāy göñül hāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
4
İçerem her gice fürḳat semini sāġar ile
Ṭoġradı baġrumı miḥnet dikeni ḫancer ile
Bir nefes olmadı hem-dem bu göñül dil-ber ile
Vāy göñül hāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
5
Ḳıldı ʿālemlere şevḳüñ beni rüsvā n’ideyin
Düşdi göñlüme yine bir ḳurı sevdā n’ideyin
ʿAşḳa ṭanışmaz idüm ben daḫı illā n’ideyin
Vāy göñül hāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
6
Olmadı ʿālem içinde ṣanemā şād göñül
Zülfüñe baġlanalı olmadı āzād göñül
Leşker-i ġam yıḳalı olmadı ābād göñül
Vay gönül hay bu gönül vay gönül vay gönül
7
Aşkuna olalıdan hane-i dil mesken ü ca
Derdmend oldı yürür bulmadı derdine deva
Cem kime kıla şikayet dil elinden ‘aceba
Vay gönül hay bu gönül vay gönül vay gönül

 

Dede Ömer Rûşenî (v. 892/1487)

Muhammes[56]

fe ilatün/fe ilatün/fe ilatün/fe ilün
1
Bir gülün sünbülini idübeni cay gönül
İtdün uzatmağa el ğoncesine ray gönül
Nergisinden hazer it sana dirüm hay gönül
Ne yiründür senün ol zülf-i semen-say gönül
İy gönül vay gönül va gönül iy vay gönül
2
Yine bir turra-i tarrar-ı mutarraya gönül
Dolaşup düşdün uzun fikrile sevdaya gönül
Özüni şaldun inen turfe aceb caya gönül
Yiridür bes düşesin inleyüp iy vaya gönül
İy gönül vay gönül va gönül iy vay gönül
3
Sırrumı gizlemeyüp eyleyüben faş gönül
Durmadın dîdelerümden ahıdup yaş gönül
Her sehı-servün ayağına koyup baş gönül
Şarmaşık kimi sana kim didi şarmaş gönül
İy gönül vay gönül va gönül iy vay gönül
4
Sen meni ışka uyup eyledün avare gönül
Yüregün yareleyüp yaramadun yare gönül
Gövdemi başdan ayağa idüben yare gönül
Her gözi gördügine uyucu şad-pare gönül
İy gönül vay gönül va gönül iy vay gönül
5
Rūşenī dīdesini boyama ḳanlara göñül
Rāz-ı pinhānını fāş eyleme cānlara göñül
Dimedüm açma gözüñ dil-ber olanlara göñül
Virdüñ uş cānum alup göñlüñi anlara göñül
İy göñül vāy göñül vā göñül iy vāy göñül

 

Halîlî, Diyarbakırlı (v. 890/1485)

Murabbaʿ[57]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
Ḫırmen-i gülde görüp zülf-i semen-sāy göñül
Eyledüñ her şikeni pīçini ber-cāy göñül
Sevme didüm nice kim eslemedün[58] hāy göñül[59]
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
2
Geçdi ʿömrüm dün ü gün ḥasret ü derd[60] ü ġam ile
Müddeʿī baġrumı ḳan itdi benüm verhem[61] ile
Sevdüñ iy dil göricek bir güzeli dīdem ile
İy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül[62]
3
Nice kim başuma ġavġā-yı ġam-ı şāh gelür
Cāme-i ṣabr göñül ḳaddine kūtāh gelür
İḫtiyārum yoġiken elde müdām[63] āh gelür
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
4
Hayli vakt oldı ki yar eylemedi yad meni[64]
Ağladum hasret-ile vah meni[65] feryad meni
Dilemez bu dil-i divane kolam[66] şad meni
Gönül iy vay gönül vay gönül iy vay gönül
5
Âh kim arz-ı cemal itmedi Uşşaka habib
Benzer ol lutf u kerem kanını men’itdi rakib
Ğer ölürse bu firak-ile Halîlî-yi ğarib[67]
Gönül iy vay gönül vay gönül iy vay gönül

Karamanlı Nizâmî (15. yy.)

Muhammes[68]

fe ilatün/fe ilatün/fe ilatün/fe ilün
1
Düşeli ışkuna iy ruhları bedr-ay gönül
Oldı zülfün gibi aşüfte bu bed-ray gönül
Nice kim ha didüm eslemeyüp hay gönül[69]
Eyledi cümle cihane beni rüsvay gönül
Gönül iy vay gönül vay gönül iy vay gönül
2
Geh deler hasretüne yüregümi şane gibi
Geh yanar şem -i ruhun şevkine pervane gibi
Geh virür ‘arı yile ‘aşık-ı divane gibi
Geh döker gözlerümün yaşını dürr dane gibi
Gönül iy vay gönül vay gönül iy vay gönül
3
Hem-nefes olmağa sen hüsrev-i şîrîn-leb ile
Virmişem ‘arı yile nâm u nişanıyla bile
Dile düşmiş yalunuz ben degülüm ilden ile
Dil elinden niceler düşdi benüm gibi dile
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül
4
Tîr-i kaddümi keman ideli ol hür-nijâd
Şast-ı ğamdan dil-i sevdâ-zede bula idi şâd
Dir idüm k’eyleyeyüm ben dahı dilberleri yâd
Dil elinden kime feryâd ideyin kim kıla dâd
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül
Hafî/Hufî/Huffî (15. yy.)

Murabba[70]

fe ilâtün/fe ilâtün/fe ilâtün/fe ilün
1
Hasretünden senün iy serv-i dil-ârây gönül
Eyledi kendüzini âleme rüsvây gönül[71]
İnler ü nâle kılar derd-ile dir vây gönül
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül[72]
2
Yine germ oldı gönül şohbet-i cânâne diler
Lebleri yâdına nüş itmege peymâne diler
Mu tekif olmağ içün küşe-i mey-hâne diler
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül
3
Gönül âzâde-y-iken yine diler[73] bende ola
Vara bir serv-kadün zülfine efkende ola
Dilemez kim gele bir lahza dahı bende ola
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül
4
Göreliden berü ol gözleri şehlâyı gönül
Cân virür zülfi hevâsına bu sevdâyı gönül
Gör nice şatun alur başına ğavğâyı gönül
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül
5
Nazar itdükçe bana ğamzeleri-y-ile o yâr
Şanki hançerler-ile sinemi yir yirin oyar
Sana kim didi gönül fitneyi uyhudan uyar
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül
6
Delü bigi tutuban tâğ yakasını gönül
Virdi fürkat eline kendü yakasını gönül
Bilmedi hecr odı cânını yakasını gönül
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönüll
7
Ömr-i nakdin bu gönül itdi hebâ yire telef
Yüzümi dehr tabançalarına tutdı çü def
Eyledi cevr ü cefâ tirine cânumı hedef
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül
8
Yine başuma belâ arusın üşürdi gönül
Beni bir seng-dilün çengine düşürdi gönül
Bilümi bükdi Hafi[74] yolumı şaşurdı gönül
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül

 

Kemâl[?]

Murabbaʿ[75]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
Ṣunma didüm ḳaşı yayına añun hāy göñül
Ṣan didüm ki saña baş ele al pāy göñül[76]
Sözümi ṭutmaduñ olduñ yine rüsvāy göñül
İy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
2
Dāʾimā ʿaşḳ işini kendüzine kār idinür
Bir cefā-kār bulur ḳande ise yār idinür
Gel anı sevme diyicek bizi aġyār idinür
İy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
3
Sāḳiyā gel berü ṣun cām-ı mey[77] nūş idelüm
Muṭribā depredivir çeng ü neyi gūş idelüm
Bu dilüñ itdügini biz de ferāmūş idelüm
İy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
4
Gece gündüz bu göñül şemʿ-i ruḫ-ı yāre baḳar
Dāʾimā kendüzini pervāne-vār oda yaḳar
Her yaña āvāre olup āb-ı revān gibi aḳar[78]
İy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
5
Dil düşer ruḫlarınuñ şemʿine pervāne gibi
Gördügi nāra atar kendüyi dīvāne gibi
Ol oda ʿāḳıbet yine bu dil yana gibi[79]
İy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
6
Güzeli göz görür ammā seven anı dildür
Lā-cerem ḳande ise ḫūba göñül māʾildür
İşimüz bu dil ile hey ki bizim müşküldür[80]
İy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
7
Naẓm ile siḥr içre benüm uş şimdi Kemāl [81]
Dürr-i naẓm eylemede iderdüm siḥr-i ḥelāl
Dil eger ḳosa idi bende nuṭḳa yazar mecāl
İy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül

 

Şâhidî[?][82]

Murabbaʿ[83]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
Zülf-i dilberden olup vālih ü sevdāy göñül
 
Ḳoparır başımıza şūr ile gavgāy göñül
Uyuben ʿaşḳa bizi eyledi rüsvāy göñül
Vey göñül vāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
2
ʿĀḳl pendini bugün gūş idüben bilmedi key
Kim içer mihr-i semen-berlerile sāġar-ı mey
Sūzişinden doluben naʿrem ider nāle çü ney
Vey göñül vāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
3
ʿIşḳ şehrinde ʿamā yād[84] olalı kendüye ẕād
ʿAḳl vārını kamu hīçe verüp eyledi bād
Kime feryād idem elinden anıñ isteyü dād
Vey göñül vāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
4
ʿAhd ḳılmış-idi ki zülf-i semen-sāya girü
Baş ḳoşup ṣalmaya kendözini gavgāya girü
Ṣaddı peymānın uyup mihr-i dil-ārāya girü
Vey göñül vāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
5
Bir perī-rū ki ruḫ-ı şemʿine ḫurşid ü ḳamer
Yaḳa pervāne bigi mihr-ile yādına[85] per
ʿAcebā ḳıla mı bu ẕerre-i bī-ḳadre nażar
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül vāy göñül[86]
6
Virüben şevḳ ile bir dilber-i hercāyīye cān
Çıḳarur mihr-ile āh iderek çarḫa duḫān
Delülüginden iderem dün ü gün zār u fiġān
Vey göñül vāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
7
Daḫı …[87] Şāhidī şāhidlere meyl
Kʾolaruñ fürḳatidür cāna bugün ḥurḳat veyl
Dil elinden ne ḳıla[88] kʾoldu gerü ḫūba ṭufeyl
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül vāy göñül
Tâcîzâde Câfer Çelebi (v. 921/1515)

Murabbaʿ[89]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
Baş açuḳ yaluñ ayaḳ lāle-ṣıfat hāy göñül
Yine yıḳduñ bize ṭaġlar etegin cāy göñül
Sevdüñ ol gül-ruḫı itdüñ bizi rüsvāy göñül
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
2
Dir idüm pīr olıcak olmaya dil ʿışḳa zebūn
Eksile ḥırṣ u heves ġālib ola ṣabr u sükūn
Pīr olup oldı daḫı raġbeti her laḥẓa füzūn
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
3
Bir ela gözlü ḳıya-baḳsa düşer pāyını dil
Göz bir ebrū-yı siyeh görse ṣunar yayını dil
ʿAḳl u fikrin ṭaġıdur cemʿ idemez rāyını dil
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
4
Bir perī-ruḫla baña mekr ü firīb eyledi ʿışḳ
Ġam-ı derdiyle beni mevte ḳarīb eyledi ʿışḳ
Kesdi hep yād u bilişden ne ġarīb eyledi ʿışḳ
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
5
Oldum āşufte ṭutalı ṣaçı göñlümde ḳarār
Nāfe-i müşk gibi yüz ṭolayup āḫir-i kār
Post-pūş olup idem gibi gelür terk-i diyār
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
6
Baş ḳoşup yār ile ol zülf-i semen-sā yine āh
Ġuṣṣadan oldı görüp dil anı şeydā yine āh
Ḫırmen-i ʿömrümi virdi yile sevdā yine āh
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
7
Dil görüp ʿārıżuñı ṣu gibi kim aḳdı saña
ʿIşḳ yolında ne ḥāl ola ʿaceb diyü baña
Bir ṣuya baḳıcı ḳalmadı ki varmadum aña
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
8
Ḫāk ola Caʿfer ecel iy meh-i ṭannāz gele
Ṣanma mihrüñden anuñ ẕerreleri vaz gele
Sözleri bu ola her ẕerreden āvāz gele
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül

 

Kemalpaşazâde/İbn Kemal (v. 940/1534)

Murabbaʿ[90]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
Cān virür görmege ol zülf-i semen-sāyı göñül
Ṣatun alur başına fitne vü ġavġāyı göñül
Yaḳdı yandurdı beni āh bu sevdā-yı göñül
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
2
Ḳıldı şūrīde yine zülf-i semen-sāy beni
Ben mi isterdüm idem ʿāleme rüsvāy beni
Dile uyduġum içündür bu baña vāy beni
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
3
Oldı ḥayrān lebüñe dil bile hicrānda[91] yatur
Zülfüñ ucından iner çāh-ı zenaḫdānda yatur
Gice her ḳanda olur-ısa ġarīb anda yatur
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
4
Ġam-ı hicrüñde göñül cān ile enbāz ṭurur
Bezm-i ʿışḳuñda senüñ derd ile dem-sāz ṭurur
Dile uyduġum içün baña bu da az ṭurur
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
5
Bu göñül ʿışḳ işini kendüzine kār idinür
Bir cefā-kārı bulur ḳanda-y-ısa yār idinür
Gel anı sevme diyicek bizi aġyār idinür
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
6
Ben dimezdüm virem ol zülf-i semen-sāye[92] göñül
Sözümi eslemedi gitdi bu bī-çāre göñül
Göñül itdi beni bu vech ile āvāre göñül
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
7
Bizi derd ü ġam-ıla yād ider ol yār dirīġ
Bize yār itdügini eylemez aġyār dirīġ
Dildür iden bizi bu vech ile ġam-ḫvār dirīġ
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
8
Ben beni ʿışḳa uyup derde düşem ṣanmaz idüm
Bu belāyı baña dirlerdi ben inanmaz idüm
Güñül olmasa yine ʿışḳuña aldanmaz idüm
Göñül iy vāy göñül vāy göñül iy vāy göñül
9
Gönül ol serv-i revân ayağına akdı yine
Beni bu hasret ü derd odlarına yakdı yine
Kendüzin tek turur iken dile bırakdı yine
Gönül iy vây gönül vây gönül iy vây gönül

 

Muhibbî, Kânûnî Sultan Süleyman (v. 974/1566)

Murabba[93]

fe ilâtün/fe ilâtün/fe ilâtün/fe ilün
1
Görse bülbül gibi her dem gül-i ra nây gönül
Olur âşüfte-şıfat hem dahı rüsvây gönül
Neler itdi bana bu bî-ser ü bî-pây gönül
Gönül iy vây gönül vâ gönül iy vây gönül
2
Ben dimezdüm ki gönül zülf-i semen-sâya düşe
Her kaçan göre perî-rüyı hemân pâya düşe
Bu gönül yok yire her dem kurı sevdâya düşe
Gönül iy vây gönül vâ gönül iy vây gönül
3
Ruh-ı zîbâsı virür ‘âleme nür ay gibi
İnlerem şâm u seher derd-ile ben nây gibi
Kaşı yasıdur iden kâmetümi yay gibi
Gönül iy vây gönül vâ gönül iy vây gönül
4
Ser-i zülfine tolaşma dir-idüm sana gönül
Dahı bed-ter oluban virdün ana cân u gönül
İhtiyâr-ıla senün yoluna varmalu degül
Gönül iy vây gönül vâ gönül iy vây gönül
5
Yiridür hâk iderse seni ol zülf-i siy âh
Gönül ucından irer cism-ile bu câna tebâh
Niçe bir eyleyesin gice vü gündüz yiter âh
Gönül iy vây gönül vâ gönül iy vây gönül
6
Bulmaduñ iy ḫasta-dil vaṣlına anuñ dest-res
Saña bu dünyā içinde āh u efġān oldı bes
İy göñül senüñ ucuñdan gülmedüm ben bir nefes
Göñül iy vāy göñül vā göñül iy vāy göñül
7
Daḫı dilberler-ile itmeyeyin ḳavl ü ḳarār
Gördügümce ideyin anları her demde firār
İḫtiyār elde degül n’eyleyeyin āḫir-i kār
Göñül iy vāy göñül vā göñül iy vāy göñül
8
Göñlüñe uyubanı ‘aḳlı ferāmūş idesin
Niçe bir yār ḫayālini der-āġūş idesin
İy Muhibbi niçe bir zehr-i felek nūş idesin
Göñül iy vāy göñül vā göñül iy vāy göñül

 

 

Yakînî (v. 976/1568)

Murabbaʿ[94]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
1
Yine bend itdi saña ol zülf-i semen-sāy göñül[95]
Bir rehā bulmaġ içün idemedüñ rāy göñül
Eyledüñ ḫalḳ-ı cihana beni rüsvāy göñül
Göñül iy vāy göñül vāy gönül iy vāy göñül
2
Olalı bu göñül ol ḫadd-i gülistāna şikār
Yine bülbül gibi efġān iderüm leyl ü nehār[96]
Cānumı ḳıldı nʾidem derdine bī-ṣabr u ḳarār
Göñül iy vāy göñül vāy gönül iy vāy göñül
3
Ḳande bir ḫūb nigārı görür ardınca aḳar
Dūzaḫ-ı miḥnet içinde beni odlara yaḳar
Ne göñül girür ele ne yüzüme yār baḳar
Göñül iy vāy göñül vāy gönül iy vāy göñül
4
Sevdi bir māhı göñül düşmedi illā yerine
Düşmeyen yerine ṭān mı ki cihanda yerine
Anda ḳodı yekini sevdi biri sen yerine
Göñül iy vāy göñül vāy gönül iy vāy göñül
5
Derdine çare bula raḥm idesin ṣandı göñül
Çün vefā bulmadı hicrüñ odına yandı göñül
Bil cefā ṭaşı ile şīşedür uşandı göñül
Göñül iy vāy göñül vāy gönül iy vāy göñül
6
Āh nigārum beni bir dem yine eylemedi yād
Dil-i dīvāneyi vaṣlı ile eylemedi şād
Kime ʿarż eyleyeyin ḥālümi feryād ile dād
Göñül iy vāy göñül vāy gönül iy vāy göñül
7
Ol şeh-i ẓulm idici ḳāmet-i raʿnā nidelüm
Ḫışm idüp ḳullarını eyledi şeydā nidelüm
Kul idinmezdi Yakını seni illâ nidelüm
Göñül iy vāy göñül vāy gönül iy vāy göñül

 

Abdurrahim Tirsî (v. 926/1520)

Ġazel[97]

fāʿilātün/fāʿilātün/(fāʿilātün)/fāʿilün[98]
İy göñül vaḥşī göñül vaḥşī göñül
Ḳanda gitdüñ ḳandasın vaḥşī göñül vaḥşī göñül
(…)
Gel berü Abdurrahîm-i Tirsiye
Uy bile git dostuña vaḥşī göñül vaḥşī göñül
(…)
Edirneli Nazmî (v. 967/1559’dan sonra)

Ġazel[99]

feʿilātün/feʿilātün/feʿilātün/feʿilün
Gördügi ḫūba aḳar vāy göñül vāy göñül
Beni o dilârâ yakar vāy göñül vāy göñül[100]
Gördügi dilberün eyler ruh-ı zîbâsına meyl
Göze göz oda düşer vāy göñül vāy göñül
Her nigârun gam-ı ‘aşkına giriftâr olub âh
Kendüni oda atar vāy göñül vāy göñül
Gördügi serv-kadün ‘aşkı hevâsına düşüb
Yil gibi vâyki yiler vāy göñül vāy göñül
Geç hevâyıla hevesden didügümce Nazmî
Oldı veh dahı beter vay gönül vay gönül

Aydınlı Visâlî (16. yy.)

Murabba [101]

fe ilatün/fe ilatün/fe ilatün/fe ilün
1
Kıluban zülf-i perişanun ucın cay gönül
Bizi gark eyledi sevdaya ser-a-pay gönül
Virdi hayret bize bizde komadı ray gönül
Vay gönül vay bu gönül vay gönül iy vay gönül
2
Uyalıdan berü ol zülf-i siyeh-kara gönül
Bize yad oldı vü yad eylemedi kara gönül
Ğam yazusında bizi eyledi avare gönül
Vay gönül vay bu gönül vay gönül iy vay gönül
3
Dil ucından girer adem kamu her ne ki görür
Dile uyan kişiler pür-gam u teşviş yürür
Bizi merdümde komaz bir güzel ardınca sürür
Vay gönül vay bu gönül vay gönül iy vay gönül
4
Oldı divane gönül kaçan olur bend-pezir
Yareden kim ser-i zülfin ana kılsın zencir
Olur azade iken gönle uyan kişi esir
Vay gönül vay bu gönül vay gönül iy vay gönül
5
Kıldı dil şifte-i gam-efzay beni[102]
Dile n iderdüm uyup vay beni vay beni
Akıbet kıldı cihan halkına rüsvay beni
Vay gönül vay bu gönül vay gönül iy vay gönül
6
Gerçi herca idür ahir varur elden ele gül
Bi-vefa dimez akar lik anı gördükçe gönül
Her seḥer anuñ içün āh idüp ider bülbül
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
7
Her nefes oda beni bu iki üç ḥāl yaḳar
Kim ne dil girer ele ne yüzüme yār baḳar
Bir vefāsızdan aluram bir neyise aḳar[103]
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
8
Cehd idüben diler idüm ki didüm ʿaḳl-ı şehe
Virmeyem daḫı göñül ala göze ḳara ḳaşa
İdeyin şīşe-i ṣabrı yine dil çekdi ṭaşa
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül
9
Tep beyān eyle Visālī ġam-ı dil ḳıṣṣaların
K’eyle baḫş eyledüñ ol ḳıṣṣalarun ḥiṣṣelerin
Çekemez her kim olur ise göñül ġuṣṣaların
Vāy göñül vāy bu göñül vāy göñül iy vāy göñül

 

Belîğî (16. yy.)

Ġazel[104]

fāʿilātün/fāʿilātün/fāʿilātün/fāʿilün
İy perī sevdā-yı zülfüñle olup şeydā göñül
Eyledi ben ʿāşıḳı ʿālemde rüsvāy göñül[105]
(…)
İy Belīġī yoḳ durur ölmekden özge çāresi
Bir oñulmaz derde uġratdı beni derdā göñül

 

Esrâr Dede (v. 1211/1797)

Muḫammes[106]

mefʿūlü mefāʿīlü mefāʿīlü feʿūl
1
Zaḫm-ı elemüñ dutdı serā-pāy dilem
Āteşlere yandı yine ey vāy dilem
Ortada gezer bī-ser ü bī-pāy dilem
Olmuş bütün ʿālemlere rüsvāy dilem
Ey vāy dilem vāy dilem vāy dilem
2
Düşdi düşeli ol büt-i ʿayyāre dilem
Seng-i sitemi eyledi ṣad-pāre dilem
Bir ʿāşıḳ-ı üftāde-i āvāre dilem
Derd oldı benüm başuma bī-çāre dilem
Ey vāy dilem vāy dilem vāy dilem
3
Dil oldıġı günden berü giryān dilem
Durmaz gece gündüz ider efġān dilem
Hecr āteşine olmada sūzān dilem
Dil oldıġına oldı peşīmān dilem
Ey vāy dilem vāy dilem vāy dilem
4
Men cevr ü cefāñ-ile ṣafā-mend dilem
Ḳan aġlamadur şimdi şeker-ḫand dilem
Laḫt-ı cigerümdür baña gül-ḳand dilem
Ṭercīʿ-i fiġānum gibi ser-bend dilem
Ey vāy dilem vāy dilem vāy dilem
5
Vaṣf itsem eger ḥāl-i diger-gūn dilem
Ḫāmemle zebānumdan aḳar ḫūn dilem
Esrār ben ol ʿāşıḳ-ı meftūn dilem
Kim oldı bu mısraʿ baña mażmūn dilem
Ey vāy dilem vāy dilem vāy dilem

 

Sonuç

Netice itibariyle, Türk edebiyatında oldukça geniş bir halkaya sahip olan “ey vây gönül/dilem” nazire silsilesinin zemin şiiri hak­kında çeşitli ihtimaller vardır. Divan-ı Kebir’deki bahsi geçen gazelin ve Itrî’nin Segah Ayini’ndeki rubailerin bu silsileyle bir bağının olması muhtemeldir. Bunun yanında, Kişverî’nin mülemması bu silsilenin kaynağının Divan-ı Kebir olma ihtimalini desteklerken aynı zamanda Türk edebiyatındaki zemin/vasıta şiir tartışmasına başka bir boyut kazandırmaktadır: Acaba sanılanın aksine Kişverî, Ahmed Paşa’ya değil de Ahmed Paşa mı Kişverî’ye nazire yazmıştır? Bu durumda, Şeyhoğlu Mustafa’nın iki gazeli nasıl konumlanmalıdır?

Anadolu sahasında çeşitli yüzyıllarda izleri görülen bu silsilenin kaynağının Kişverî olduğu düşünüldüğünde hem Farsça hem de Türkçe olan mütekerrir mısralar anlam kazanmaktadır. Silsile Hz. Mevlânâ ile Farsça olarak başlamış, -Fars edebiyatında başka örnek­leri de olabilir.- Farsça-Türkçe bir mülemma ile Türk edebiyatına ilham olmuş ve muhtemelen Ahmed Paşa vasıtasıyla geniş çevrelere yayılmıştır. Silsilenin somut olarak son halkasını teşkil eden Esrâr Dede ise başka bir vezinle “ey vây dilem” ifadesine dönmüş, ulaşa­bildiğimiz kadarıyla silsileyi nihayete erdirmiştir.

 

Kaynakça

Ahmed Paşa. Divan. nşr. Ali Nihad Tarlan. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1966.

Ay, Ümran. “Klasik Türk Şiirinde “Gidelüm Bâri Şehrüñden” Redifli Gazel­ler Üzerine Bir İnceleme”. Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 6/4 (Aralık, 2023), 902-923. https://dergipark.org.tr/en/download/article- file/3533631

Aydoğmuş-Yüce, Emine. Abdürrahim Tirsî ve Divanı. Bursa: Uludağ Üniver­sitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2010. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

Babaarslan, Giyasi. “Cem Sultan’ın Türkçe Divanı’nda Bulunmayan Bazı Şiirleri”. Türkoloji Dergisi 2/24 (2020), 55-116.

https://dergipark.org.tr/en/pub/turkoloji/issue/58202/812713

Bahar, Eyüp Tugay. Şahidî Beg’in Dîvân’ı. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2020.

https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

Çalışır, Ahmet. Mevlevî Âyinleri. Konya: Konya Büyükşehir Kültür Yayınları, 2016.

Çıpan, Mustafa. Muğlalı İbrahim Şahidi Hayatı, Edebi Şahsiyeti, Eserleri Divan ve Gülşen-i Vahdet. Ankara: Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 1985.

Dede Ömer Rûşenî. Dîvân. thk. Orhan Kemâl Tavukçu. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, e-kitap, 2020.

https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-265524/dede-omer-ruseni-divani.html

Dinçer, Sedanur. Hafî Hayatı, Sanatı, Şiirleri. Kırıkkale: Kırıkkale Üniversite­si, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2010.

https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

Edirneli Nazmî. Dîvân. nşr. Sibel Üst. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, e-kitap, 2018.

https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206284/edirneli-nazmi-divani.html

Edirneli Nazmî. Mecma‘u’n-Nezâ’ir. nşr. M. Fatih Köksal. Ankara: T.C. Kül­tür ve Turizm Bakanlığı, 2017.

https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli- nazmi.html

Ergin, Muharrem. “Melîhî”. Journal of Turkish Language and Literature 2/1-2 (Şubat 2012), 59-78.

https://dergipark.org.tr/tr/pub/iutded/issue/17037/177869#article_cite

Ertek-Morkoç, Yasemin. Eğridirli Hacı Kemal’in Câmiü’n-Nezâir’i 1. Cilt. İz­mir: Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2003. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

Erünsal, E. İsmail. The Life and Works of Tâcî-zâde Cafer Çelebi With a Criticaİ Edition of His Divan. İstanbul: Edebiyat Fakültesi Basımevi, 1983.

https://archive.org/details/lifeworksoftaciz0000unse/page/n3/mode/2up

Esrâr Dede. Dîvân. thk. Osman Horata. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2019.

https://i.tmgrup.com.tr/fikriyat/ebooks/esrar-dede-dvni- 1569328992675.pdf

Esrâr Dede. Dîvân-ı Esrâr Dede. İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi Ek, 262813, 1-122. https://portal.yek.gov.tr/works/detail/262813

Fatih Sultan Mehmed (Avnî). Dîvân. nşr. Muhammed Nur Doğan. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, e-kitap.

https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78360/avni-fatih-divani.html

Fâtih Sultan Mehmed (Avnî). Dîvân-ı Sultân Mehmed. Konya: Yusuf Ağa Kütüphanesi, 111409, 1-75.

https://portal.yek.gov.tr/works/advancedsearch/full

Gölpınarlı, Abdülbaki. Rubâiler. Ankara: Ajans-Türk Matbaacılık, 1982.

Kadaş, Sercan. Ahmed Paşa Divanı: Tenkitli Metin-Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük. Ankara: Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Ensti­tüsü, Doktora Tezi, 2022.

Kalpaklı, Mehmet. “Osmanlı Şiir Akademisi: Nazire”. Türk Edebiyatı Tarihi 2. İstanbul: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2007, 133-137.

Kânûnî Sultan Süleyman. Muhbbî Dîvânı 2. nşr. Kemal Yavuz vd,. İstanbul: T.C. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2016.

https://ekitap.yek.gov.tr/urun/muhibbi-divani–takim-2-cilt-_604.aspx

Kaplan, Yunus. “Belîğî ve Dîvânçesi”. Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 22 (2019), 359-448.

https://dergipark.org.tr/tr/pub/devdergisi/issue/77494/1304016

Karamanlı Nizâmî. Dîvân. nşr. Haluk İpekten. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, e-kitap, 2020.

https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-265523/karamanli-nizami-divani.html

Kasır, Hasan Ali. Esrâr Dede Hayatı, Edebî Kişiliği ve Dîvânı’nın Karşılaştırmalı Metni. Erzurum: Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Dokto­ra Tezi, 1996.

https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

Kemâlpaşazâde (İbn Kemâl). Dîvân-ı Kemalpaşazâde. İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Beşir Ağa (Eyüp), 249113, 1-70.

https://portal.yek.gov.tr/works/detail/249113

Kişveri. Divan-ı Kişveri. İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Mikrofilm, 658638, 1-77. https://portal.yek.gov.tr/works/detail/658638

Köksal, M. Fatih. Sana Benzer Güzel Olmaz –Divan Şiirinde Nazire-. İstanbul: Büyüyen Ay Yayınları, 2018.

Mermer, Ahmet. “XV. Yüzyılda Yazılmış Bilinmeyen Bir Nazîre Mecmuası ve Aydınlı Visâlî’nin Bilinmeyen Şiirleri”. Milli Folklor 11 (Kış 2002), 75­94.

http://katalog.tdk.gov.tr/details?id=41579&materialType=MKL&query=X V.+y%C3%BCzy%C4%B1lda+yaz%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F+bilinme yen+bir+nazire+mecmuas%C4%B1+ve+Ayd%C4%B1nl%C4%B1+Visali% 27nin+bilinmeyen+%C5%9Fiirleri&detailType=modal

Mermer, Ahmet vd., Osmanlı Şiirinde Mevlânâ Övgüleri ve Mevlevîlik Unsurla­rı. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 1. Basım, 2009.

Mevlânâ. Dîvân-ı Kebîr. çev. Abdülbâki Gölpınarlı. İstanbul: Türkiye İş Ban­kası Kültür Yayınları, 1. Basım, 2007.

Mevlânâ Celâleddîn Muhammed. Dîvân-ı Kebîr. Ankara: Ptt Genel Müdür­lüğü, Tıpkıbasım, 2012.

Mevlânâ Celâleddîn Muhammed-i Mevlevî-i Rûmî. Külliyât-ı Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî. nşr. Bedîüzzamân Fürûzanfer. Tahran, Sipihr Matbaası, 1363.

Mısırlı Şâhidî. Dîvân. nşr. Osman Kufacı. İstanbul: Kriter Yaynevi, 2020.

Mutriban. “Hicazkâr Âyin-i Şerîf – Hâfız Ahmet Çalışır”. Erişim 25 Eylül 2025.

https://www.mutriban.com/mevlevi/ayin-i-serifler/hicazkar-ayin-i-serif/

Mutriban. “Isfahan Âyin-i Şerîf – M. Zekâi Dede”. Erişim 25 Eylül 2025.

https://www.mutriban.com/mevlevi/ayin-i-serifler/isfahan-ayin-i-serif/

Mutriban. “Segâh Âyin-i Şerîf – Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi”. Erişim 25 Eylül 2025.

https://www.mutriban.com/mevlevi/ayin-i-serifler/segah-ayin-i-serif/

Sertkaya, Osman Fikri. “Azerbaycan Şâirlerinin Çağatayca Şiirleri (3) Ni’metullâh Kişverî’nin Doğu (Çağatayca) Türkçesi Ve Batı (Osmanlı) Türkçesi ile Nazireleri”. Journal of Turkish Language and Literature 41 (Aralık 2011), 67-90.

https://dergipark.org.tr/tr/pub/iutded/issue/17027/177784

Şâhidî. Dîvân. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Yazmalar Koleksiyonu SR_000088_02.

https://katalog.iae.org.tr/yordam/?p=1&dil=0&q=SR_000088_02&alan=k unyeDemirbasKN_txt&demirbas=SR_000088_02

Şeyhoğlu Mustafa. Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd). thk. Hüseyin Ayan. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Basımevi, 1979.

Tavukçu, Orhan Kemal. “Ahmet Paşa’nın “Gönül Murabbaı”nın Etkisinde Yazılan Musammatlar”. Uluslararası Türklük Bilgisi Sempozyumu. 2/1015- 1020. Erzurum: Atatürk Üniversitesi, 2009.

Tavukçu, Orhan Kemal. Hallîlî and His Fürkat-nâme. Harvard: Harvard Uni- versity, 2008.

Timurtaş, Faruk K. Osmanlı Türkçesi Metinleri II. İstanbul: Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1974.

Türk, Fatma. Klasik Türk Edebiyatında “Gönül” Redifli Manzumeler. Rize: Re­cep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Li­sans Tezi, 2019.

https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

Yavuz, Kemal. “Dil ve Edebiyat”. Fatih ve Dönemi. İstanbul: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, 2004. 329-353.

Yavuz, Kemal. “Türk Şiirinde Nazire”. Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 10 (2013), 359-424.

https://dergipark.org.tr/tr/pub/devdergisi/issue/4674/63663

 

 

[*] Boğaziçi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 4. sınıf öğrencisi, İstanbul / Türkiye. guzidelale@hotmail.com

[**] Senior student at Boğaziçi University, Faculty of Arts and Sciences, Department of Turkish Language and Literature, Istanbul, Türkiye.

[1] Nazirenin kapsamına giren yalnızca şiir değildir. Başka eserlere, mesela baştan sona bir mesneviye de nazire yazılabilir. Bkz. Leyla ve Mecnun mesnevileri. Nazire, muhtevası bir hayli geniş bir kavramdır. Bu makalede hususen şiire odaklanıldığı için tanımı şiir bağlamında verilmiştir. Ayrıntılı bilgi için bkz. M. Fatih Köksal, Sana Benzer Güzel Olmaz –Divan Şiirinde Nazire- (İstanbul: Büyüyen Ay Yayınları, 2018).

[2] Makaleyi öncesinde okuyarak fikirlerini paylaşan kıymetli hocalarım Dr. Öğr. Üyesi Gülşah TAŞKIN’a ve Dr. Öğr. Üyesi Mustafa ÇİPAN’a şükranlarımı sunarım.

[3] Mehmet Kalpaklı, “Osmanlı Şiir Akademisi: Nazire”, Türk Edebiyatı Tarihi 2 (İstan­bul: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2007), 133.

[4] Kalpaklı, “Osmanlı Şiir Akademisi: Nazire”, 135.

[5] Yasemin Ertek-Morkoç, Eğridirli Hacı Kemal’in Câmiü’n-Nezâir’i 1. Cilt (İzmir: Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2003), 1262-1271.

[6] Mahlasının okunuşu hakkında ihtilaflar olan şairin “ey vây gönül” redifli murabbaı- nın yanında, silsilenin en sonunda “gönül” redifli bir gazeli de mevcuttur fakat bu

çalışmanın odağı sadece “ey vây gönül” redifli şiirler olduğu için buraya dâhil edilmemiştir.

[7] Verilen iki gazel de sadece “gönül” redifli olduğu için bu çalışmaya dâhil edilme­miştir.

[8] Fatma Türk, Klasik Türk Edebiyatında “Gönül” Redifli Manzumeler (Rize: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2019), 64, 67, 68, 126, 127.

[9] Kemal Yavuz, “Türk Şiirinde Nazire”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 10 (2013), 373-379.

[10] Yavuz, “Türk Şiirinde Nazire”, 373, 376.

[11] Orhan Kemal Tavukçu, “Ahmet Paşa’nın “Gönül Murabbaı”nın Etkisinde Yazılan Musammatlar”, Uluslararası Türklük Bilgisi Sempozyumu (Erzurum: Atatürk Üniver­sitesi, 2009), 2/1015-1020.

[12] Nazirenin kollara bölünmesi ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Orhan Kemal Tavukçu, “Ahmet Paşa’nın “Gönül Murabbaı”nın Etkisinde Yazılan Musammatlar”, 2/1018, 1019.

[13] Orhan Kemal Tavukçu, “Ahmet Paşa’nın “Gönül Murabbaı”nın Etkisinde Yazılan Musammatlar”, 2/1016, 1017.

[14] Meâlî (v. 942/1535-36)’nin “Mersiye-i Gurbe”si ile Hâmid mahlaslı Şeyh Vâizzâde Muhammed Hâmid (19.yy.)’in bir gazelinde Ahmed Paşa’nın etkisi olduğunu ve Yavuz Bülent Bakiler’in Harman isimli şiir kitabının “Gönül ey vây gönül vây gö­nül ey vây gönül” başlıklı bir bölümünün olduğunu belirtmektedir. Bkz. Orhan Kemal Tavukçu, “Ahmet Paşa’nın “Gönül Murabbaı”nın Etkisinde Yazılan Mu- sammatlar”, 2/1017.

[15] Şiirlerin vezinleri rubai vezinlerinden “ahreb-i mekfûf-i mecbûb (mef‘ûlü mefâîlü mefâîlün fâ‘)”dır. Dolayısıyla rubai denmiştir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Nihad M. Çetin, “Arûz”, TDV İslam Ansiklopedisi (Erişim 26 Eylül 2025).

[16] Bu şiirlerin kime ait olduğunun bilinmediğini, mecmualardan bir netice çıkmadığı­nı ve Itrî’ye ait olabileceğini bizimle paylaşarak yardımlarını esirgemeyen Prof. Dr. Yakup Şafak’a şükranlarımı sunarım.

[17] Nazirenin zemin şiiri ve mezkûr redifin ilk kullanıcısı kesin olarak bilinememekte­dir. Genel kanı Ahmed Paşa’dan yana olsa da Kemal Yavuz, “Dil ve Edebiyat” isimli makalesinde Ahmed Paşa’nın bu gönül murabbaını hocası Melîhî’ye nazire olarak yazdığını belirtmektedir. Bkz. Kemal Yavuz, “Dil ve Edebiyat”, Fatih ve Dö­nemi (İstanbul: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, 2004), 341, 345.

[18] Mutriban, “Segâh Âyin-i Şerîf” (Erişim 25 Eylül 2025). Şiirlerin Farsça metinleri ve çevirileri buradan alınmış, transkripsiyonu tarafımca yapılmıştır. Ayrıca, günümüz bestekarlarından Hâfız Ahmet Çalışır’ın Hicazkar Ayini’nin 3. selamında buradaki ilk rubai ve ikincisinin ilk iki mısraı geçmektedir. Bkz. Ahmet Çalışır, Mevlevî Âyin­leri (Konya: Konya Büyükşehir Kültür Yayınları, 2016), 850, 851.

[19] “Senin aşkınla ağladı tüm gönlüm / Yüzüne kavuşmak dileği oldun gönlümün / Hakkını vermezsen eğer yanık gönlümün / Vah gönlüme! Vah gönlüme! Vah gön­lüme!” Bkz. Mutriban, “Segâh Âyin-i Şerîf”.

[20] “Tüm gönlüm sana feda oldu / Simsiyah saçların gönlümün barınağı oldu / Ver­mezsen eğer bana zülüflerin siyahlığını / Vah gönlüme! Vah gönlüme! Vah gönlü­me!” Bkz. Mutriban, “Segâh Âyin-i Şerîf”.

[21] “Senin aşkınla dağıldı tüm gönlüm / Dertten başka bir şey çıkmadı gönlümün falında / Ey canım, ey gönlüm, sor halini gönlümün / Olmasın kimsenin gönlü be­nim gönlüm gibi.” Bkz. Mutriban, “Segâh Âyin-i Şerîf”. Bu şiirde “ey vây dilem” tekrarı olmamakla birlikte ayinin bestesinde önceki iki şiirle uyumlu bir biçimde, besteye eklenen “vây” tekrarlarıyla birlikte kullanıldığı için çalışmaya dâhil edil­miştir.

[22] Mevlânâ Celâleddîn Muhammed, Dîvân-ı Kebîr (Ankara: Ptt Genel Müdürlüğü, Tıpkıbasım, 2012), 1/141a.

[23] Örnekler için bkz. Ahmet Mermer vd., Osmanlı Şiirinde Mevlânâ Övgüleri ve Mev­levîlik Unsurları (Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 2009).

24 Mevlânâ Celâleddîn Muhammed-i Mevlevî-i Rûmî, Külliyât-ı Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî, nşr. Bedîüzzamân Fürûzanfer (Tahran, Sipihr Matbaası, 1363), 667. Derdinle sevda yurdu oldu gönlüm; seni araya araya her yana gitti gönlüm. / Zühre yanaklı, ay yüzlü sevgiliyi istiyor; göklere bakınıp duruyor gönlüm. / Derdine döşeme kesil­miştim; baht yardım etti de sonunda şu aparı tavanın üstüne çıktı gönlüm. / Ah, bugün neler oldu gönlüme; dün birisi neler söyledi gönlüme? / O söyler aşk incisi­nin isteğiyle, deniz gibi dalgalandıkça dalgalanıyor gönlüm. / Gündüz geldi, gece­nin çarşafını yırttı; bundan sonra da neşelenecek, seyre dalacak gönlüm. / Gönlün­den gönlüme ne ince anlamlar ne gizli işaretler geliyor; ah, gönlünden gönlümenasıl bir yol var. / Gönlüme bir acımazsan yok mu; vay gönlüm, vay gönlüm, vay gönlüm. / Ey Tebriz, Şemseddin’in hevesiyle niceye bir Ülker yıldızına gidecek gönlüm? Bkz. Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, çev. Abdülbâki Gölpınarlı (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2007), 5/84.

[25] Mutriban, “Isfahan Âyin-i Şerîf”. Gazelin Farsça yazılışı ve çevirisi için bkz. Sayfa 6.

[26] Külliyât-ı Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî, nşr. Bedîüzzamân Fürûzanfer, 1417, 1426. “Yüzü­nün gül bahçesi gönlümün seyran yeri oldu, cefâlarının acılığı, gönlüme helva ke­sildi… Gamından bir şikâyetimiz yok amma öylesine bir tadı var ki… Doyarsa ey- vahlar olsun gönlüme.” Bkz. Abdülbaki Gölpınarlı, Rubâiler (Ankara: Ajans-Türk Matbaacılık, 1982), 147. Sol taraftaki rubainin çevirisi Gölpınarlı’da bulunmamak­tadır. Bu iki rubainin birbiriyle benzerliği dikkat çekmektedir.

[27] Nimetullah Kişverî’nin böyle bir şiirinin varlığından bizi haberdar eden ve maka­lenin yazım sürecinde desteklerini esirgemeyen Dr. Öğr. Üyesi Mustafa ÇİPAN’a şükranlarımı sunarım.

[28] Osman Fikri Sertkaya, “Azerbaycan Şâirlerinin Çağatayca Şiirleri (3) Ni’metullâh Kişverî’nin Doğu (Çağatay) Türkçesi ve Batı (Osmanlı) Türkçesi ile Nazireleri”, Journal of Turkish Language and Literature 41 (Aralık 2011), 87.

[29] Ümran Ay, “Klasik Türk Şiirinde “Gidelüm Bâri Şehrüñden” Redifli Gazeller Üze­rine Bir İnceleme”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 6/4 (Aralık, 2023), 909.

[30] Daha ayrıntılı açıklamalar için bkz. Ay, “Gidelüm Bâri Şehrüñden”, 906-909.

[31] Girişte de belirtildiği üzere, nazire terimi geniş kapsamıyla ele alındığında “vây gönül” ibaresini ihtiva eden yahut bir şekilde bu şiirlerin kelime kadrosunu ve ha­yallerini çağrıştıran bütün şiir veya beyitlere nazire denilebilir. Fakat burada esas mesele silsilenin “vây dilem” redifiyle münasebeti olduğu için böyle ayrıntılara gi­rilmemiştir.

[32] Şiirlerin mütekerrir mısraları muhtelif nüshalarda farklılıklar içermektedir. Bu yüzden şiirler mütekerrir mısralara göre tasnif edilmemiştir.

[33] Vefat tarihi bakımından buraya uymasa da silsilenin zemin şiiri tartışmaları bağ­lamında Kişverî’nin Ahmed Paşa’dan önce gelmesi gerektiğini düşünüyoruz.

[34] Şairin ayrıca bu silsileyle bağlantısı olabilecek “Saḳal ey vāy saḳal vāy saḳal ey vāy saḳal” tekrarlı bir murabbaı vardır fakat bu çalışmaya dâhil edilmemiştir.

[35] Şairin ayrıca bu silsileyle bağlantısı olabilecek “Saḳal ey vāy saḳal vāy saḳal ey vāy saḳal” tekrarlı bir murabbaı vardır fakat bu çalışmaya dâhil edilmemiştir.

[36] Buradan itibaren verilen 5 şairin şiirleri bu çalışmaya dâhil edilmemiş, isimleri ve şiirlerinin mütekerrir mısraları ile yetinilmiştir. Bahsi geçen silsileyle bağlantıları­nın olduğu açıktır fakat doğrudan “gönül” redifini haiz değillerdir. Çalışmanın kelime sınırı buna müsaade etmemektedir.

[37] Buraya alınan bütün şiirlerin yazım ve imlasında dipnotlarda belirtilen neşirler esas alınmış, neşirlerde transkripsiyonlu olmayan şiirlerin transkripsiyonu tarafı­mızca yapılmıştır. Aksi durumlar ve yapılan nüsha karşılaştırmaları sonucu değiş­tirilen kelime veya imlalar dipnotlarda belirtilmiştir. Gerekli durumlarda ilgili di­vanların yazma nüshalarına başvurulmuştur. Bu vesileyle, çalışılan ve yayımlanan divanların transkripsiyonlu olması, edisyon kritiğe tâbi tutulması ve tenkitli neşir usullerine göre hazırlanmasının şiirler üzerine yapılacak incelemelerde araştırmacı­lara sağlayacağı kolaylığa dikkat çekmek isteriz.

[38] Şeyhoğlu Mustafa, Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd), thk. Hüseyin Ayan (Erzurum: Atatürk Üniversitesi Basımevi, 1979), 231.

[39] Şeyhoğlu Mustafa, Hurşîd-nâme, 232.

[40] Sertkaya, “Ni’metullâh Kişverî’nin Nazireleri”, 88-90; Kişveri, Divan-ı Kişveri (İs­tanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Mikrofilm, 658638), 62a, 63a-b, 64b. Şiirin vezni kaynakta “fāʿilātün” olarak verilmiştir fakat doğrusu “feʿilātün” olmalıdır.

[41] Ahmed Paşa, Divan, nşr. Ali Nihad Tarlan (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1966), 233-234. Sercan Kadaş, Ahmed Paşa Divanı: Tenkitli Metin-Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük (Ankara: Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Dok­tora Tezi, 2022), 311-312. Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1262-1263. [7 ve 8. bentler Câmiü’n-Nezâir’de yok.] Buradaki bütün neşirler karşılaştırılmış, kelime yazımla­rındaki farklılıklarda Tarlan’ın neşri esas alınmış ve diğer neşirlerdeki versiyonları dipnotlarda belirtilmiştir.

[42] Ertek-Morkoç’un belirttiğine göre mütekerrir mısra mecmuanın Ankara Üniversi­tesi nüshasında “Göñül ey vāy göñül vāy göñül vāy göñül” şeklindedir. Burada Di- van’da ve mecmuanın Beyazıt Devlet Kütüphanesi nüshasında yazan şekli esas alınmıştır. (Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1262.)

[43] Kadaş, Ahmed Paşa Divanı’nında “ḫoş-būy-ı murād” şeklindedir.

[44] Câmiü’n-Nezâir’de “İtmedi sencileyin” şeklindedir.

[45] Câmiü’n-Nezâir’de “Bizi yār eylemez ol” şeklindedir.

[46] Câmiü’n-Nezâir’de “Ney-i ʿaşḳuñla yanam çengüñe” şeklindedir.

[47] Câmiü’n-Nezâir’de “sūz ile” şeklindedir.

[48] Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1266-1267; Faruk K. Timurtaş, Osmanlı Türkçesi Metinleri II (İstanbul: Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1974), 532; Muharrem Ergin, “Melîhî”, Journal of Turkish Language and Literature 2/1-2 (Şubat 2012), 74. [4 ve 7. bentler Timurtaş ve Ergin’de yok.]

[49] Timurtaş ve Ergin’de “vāy”, Câmiü’n-Nezâir’de “rāy” şeklindedir.

[50] Câmiü’n-Nezâir’de mütekerrir mısra “Göñül vāy göñül vāy göñül ey vāy göñül” şek­lindedir. Vezin gereği Timurtaş ve Ergin’deki tercih edilmiştir.

[51] Câmiü’n-Nezâir’de “depredi” şeklindedir. Vezin gereği Timurtaş ve Ergin’deki “virdi” tercih edilmiştir.

[52] Vezin uyuşmamaktadır.

[53] Câmiü’n-Nezâir’de “şevḳ ile” şeklindedir.

[54] Fatih Sultan Mehmed (Avnî), Dîvân, nşr. Muhammed Nur Doğan (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, e-kitap), 21-22. [Şiirin tamamına buradan ulaşıldı fakat transkripsiyon ve bazı düzeltmeler için Yusuf Ağa Kütüphanesi yazma nüshasına başvuruldu.] Bkz. Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Dîvân-ı Sultân Mehmed (Konya: Yu­suf Ağa Kütüphanesi, 111409), 17.

[55] Giyasi Babaarslan, “Cem Sultan’ın Türkçe Divanı’nda Bulunmayan Bazı Şiirleri”, Türkoloji Dergisi 2/24 (2020), 80-81.

[56] Dede Ömer Rûşenî, Dîvân, thk. Orhan Kemâl Tavukçu (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2020), 156-157.

[57] Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1270; Orhan Kemal Tavukçu, Hallîlî and His Fürkat- nâme (Harvard: Harvard University, 2008), 110, 111.

[58] Câmiü’n-Nezâir’in Ankara Üniversitesi nüshasında “diñlemedi” şeklindedir. (Ertek- Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1270 dipnot.)

[59] Câmiü’n-Nezâir’de iki ve üçüncü mısralar “Eyledi her şikenüñ pīçini bir cāy göñül / Sevme didüm nice kim eslemedi hāy göñül” şeklindedir.

[60] Câmiü’n-Nezâir’de “zār” şeklindedir.

[61] Câmiü’n-Nezâir’de “derhem” şeklindedir.

[62] Câmiü’n-Nezâir’in Beyazıt Devlet Kütüphanesi nüshasında bu bendin mütekerrir mısraı diğer bentlerden farklıdır. (Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1270 dipnot.)

[63] Câmiü’n-Nezâir’de “nidem” şeklindedir.

[64] Câmiü’n-Nezâir’in Ankara Üniversitesi nüshasında bu dörtlükteki “meni” kelime­leri “beni” olarak yazılmıştır. (Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1270 dipnot.)

[65] Câmiü’n-Nezâir’de “vâ seni” şeklindendir.

[66] Câmiü’n-Nezâir’de kıla” şeklindedir.

[67] Câmiü’n-Nezâir’de iki ve üçüncü mısralar “Benzer ol kan-ı keremden beni men’ itdi rakib / Ğer olursa bu firak ile Halili ğarib” şeklindedir.

[68] Karamanlı Nizâmî, Dîvân, nşr. Haluk İpekten (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2020), 234.

[69] Msıra vezne uymamaktadır. Beytin başı “nice kim hay” olursa “hay” kelimesinde med yapılabilir. Böylece vezin düzelecektir. Burada neşirdeki yazımı korunmuştur.

[70] Hafî, Dîvân-ı Hafi, thk. Ersen Ersoy (Ankara: Türkiye Blimler Akademisi, 2021), 81, 82. Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1264-1265. Sedanur Dinçer, Hafi Hayatı, Sanatı, Şiirleri (Kırıkkale: Kırıkkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2010), 147-148.

[71] Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir’de ve Dinçer, Hafi Hayatı, Sanatı, Şiirleri‘nde ilk bendin iki ve üçüncü mısraları şu şekildedir: Kuru sevdâda yiler bî-ser ü bî-pây gönül / Eyledi kendüzini âleme rüsvây gönül”. Burada Ersoy, Dîvân-ı Hafî neşrindeki kulla­nım tercih edilmiştir.

[72] Dinçer, Hafi Hayatı, Sanatı, Şiirleri‘nde mütekerrir mısralar “E-y gönül vây bu gönül vây ey vây gönül” şeklindedir. Câmiü’n-Nezâir’in Ankara Üniversitesi nüshasında mütekerrir mısranın tamamı yazılmamış, sadece ilk kelime olarak ‘gönül’ verilmiş­tir. Beyazıt Devlet Kütüphanesi nüshasında ise ilk beş bentte “E-y gönül vây bu gönül vây gönül ey vây gönül” şeklinde, son üç bentte “Gönül vây gönül vây gönül ey vây gönül” şeklindedir. (Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1264, 1265 dipnot.) Burada Er­soy, Dîvân-ı Hafi neşrindeki kullanım tercih edilmiştir.

[73] Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir‘de ve Dinçer, Hafi Hayatı, Sanatı, Şiirleri‘nde kaşdı bu kim” şeklindedir.

[74] Câmiü’n-Nezâir’de mahlas “Hufi”, Dinçer, Hafi Hayatı, Sanatı, Şiirleri‘nde “Hafi” şeklinde okunmuştur.

[75] Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1263, 1264. Kemâl mahlaslı bu şairin kim olduğu bilinmemektedir. Câmiü’n-Nezâir’in müellifi olan Eğridirli Hacı Kemâl olması muhtemeldir fakat müellif diğer şiirlerinde Kemâlî mahlasını kullanmaktadır. Ay­rıca kendi derlediği mecmuadaki bu şiirin kendisine ait olduğunu “şiʿr-i pīşvāy-ı ḫod” gibi bir nitelemeyle belirtmemiştir. Dolayısıyla, buradaki Kemâl mahlaslı şai­rin kimliği belirsizliğini sürdürmektedir.

[76] Msıra vezne uymamaktadır.

[77] Vezin gereği “meyi” olmalıdır.

[78] Msıra vezne uymamaktadır.

[79] Msıra vezne uymamaktadır.

[80] Neşirde “dille hey ki bezm” şeklindedir fakat vezin ve anlam gereği “dil ile hey ki bizim” şeklinde okunmalıdır.

[81] Msıra vezne uymamaktadır.

[82] Bu şiir İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesinde “İbrahim (ö. 950 H.) Şâhidî” olarak kataloglanmış, baş tarafı eksik bir yazmadan alınmıştır. Fakat şiir Muğlalı Şâhidî İbrahim Dede’nin divanında bulunmamaktadır. Şâhidî Beğ ve Mı­sırlı Şâhidî’nin divanlarında da bu şiir mevcut değildir. Cem şairlerinden olan 15. Yüzyılda yaşamış Edirneli Şâhidî’nin ise divanı günümüze ulaşmamıştır. Bu du­rumda, Muğlalı Şâhidî’nin divanında yer almayan bir şiiri olma ihtimali daha ağır basmaktadır. Şiirin içinde bulunduğu mecmuadaki diğer şiirler incelenmeli ve ki­me ait oldukları tespit edilmelidir. Ancak bu şekilde bir sonuca ulaşılabilir. Bkz. Mustafa Çıpan, Muğlalı İbrahim Şahidi Hayatı, Edebi Şahsiyeti, Eserleri Divan ve Gül- şen-i Vahdet (Ankara: Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 1985); Eyüp Tugay Bahar, Şahidî Beg’in Dîvân’ı (İstanbul: Boğaziçi Üniversite­si, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2020); Mısırlı Şâhidî, Dîvân, nşr. Osman Kufacı (İstanbul: Kriter Yaynevi, 2020). Bu şiirin varlığından bizi haberdar eden ve makalenin yazım sürecinde desteklerini esirgemeyen Dr. Öğr. Üyesi Mus­tafa ÇİPAN’a şükranlarımı sunarım.

[83] Şâhidî, Dîvân (İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Yazmalar Koleksiyonu SR_000088_02), 75a, 76b. Şiirin transkripsi­yonu tarafımızca yapılmıştır. Okunamayan bazı kelimelerin yerine /…/ konulmuş­tur. Şiiri yazma nüshasından okurken eksiklerimizi tamamlayan ve yardımlarını esirgemeyen Hüseyin Ersavaş’a teşekkür ederim.

[84] Bu kelime “bār” şeklinde de okunabilir.

[85] Vezin eksik kalıyor, bu kelime başka şekilde okunuyor olabilir.

[86] 5 ve 6. bentlerin sonunda mütekerrir mısra “vāy” ile başlamaktadır. Diğer bentlerde “vey” şeklindedir. Yazma nüshada olduğu gibi buraya alınmış, herhangi bir tasar­rufta bulunulmamıştır.

[87] Kelime okunamamıştır.

[88] Kelime ḳala” şeklinde de okunabilir. Mısranın anlamı tam olarak oturmamaktadır, kelimelerin okunuşları tekrar kontrol edilebilir.

[89] İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Cafer Çelebi With a Criticaİ Edition of His Divan (İstanbul: Edebiyat Fakültesi Basımevi, 1983), 326, 327.

[90] Kemâlpaşazâde (İbn Kemâl), Dîvân-ı Kemalpaşazâde (İstanbul: Süleymaniye Kütüp­hanesi, Hacı Beşir Ağa (Eyüp), 249113), 41a, 42b. Şiirin yazımında bu nüsha esas alınmış, Mustafa Demirel’in neşri de gözden geçirilip karşılaştırılmıştır. Bkz. İbn-i Kemâl, Dîvan, thk. Mustafa Demirel (İstanbul: Fakülteler Matbaası, 1996), 129, 130.

[91] Demirel, 1996 neşrinde “dil bilemez ḳanda” şeklindedir.

[92] Demirel, 1996 neşrinde “zülf-i siyeh-kāra” şeklindedir.

[93] Kânûnî Sultan Süleyman, Muhbbî Dîvânı 2, nşr. Kemal Yavuz vd. (İstanbul: T.C. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2016), 1759, 1760.

[94] Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1269-1270. Şiir Câmiü’n-Nezâir’de mevcuttur fakat Ömer Zülfe tarafından hazırlanan Yakînî Divanı’nda böyle bir şiir bulunmamakta­dır. Divan tertip edildikten sonra yazılmış olabilir. Bkz. Yakînî, Dîvân, nşr. Ömer Zülfe (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2009). Şiir mecmuaları üzerine yapılan çalışmalar bu duruma ışık tutacaktır.

[95] Mısra vezne uymamaktadır. “ol” kelimesi çıkarılırsa olur fakat burada neşirdeki yazım korunmuştur.

[96] Bu mısra Câmiü’n-Nezâir’in Beyazıt Devlet Kütüphanesi nüshasında “Āh u efġān iderüm bülbül-veş leyl ü nehār” olarak yazılmıştır. (Ertek-Morkoç, Câmiü’n-Nezâir, 1269.)

[97] Emine Aydoğmuş-Yüce, Abdürrahim Tirsî ve Divanı (Bursa: Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2010), 177, 178. Bir hayli uzun olan bu şiirin sadece matla ve mahlas beyitleri buraya alınmıştır. Abdurrahîm Tırsî’nin böyle bir şiiri olduğunu bize söyleyen ve makalenin yazım sürecinde desteklerini esirgemeyen Dr. Öğr. Üyesi Mustafa ÇİPAN’a şükranlarımı sunarım.

[98] Gazelin ilk mısraları fâʿilâtün/fâʿilâtün/fâʿilün vezniyle, ikinci mısraları ise bu vezne bir tef’ile eklenerek fâʿilâtün/fâʿilâtün/fâʿilâtün/fâʿilün vezniyle yazılmıştır.

[99] Edirneli Nazmî, Dîvân, nşr. Sibel Üst (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018), 2237, 2238. Edirneli Nazmî’nin nazire mecmuasında böyle bir nazire silsilesi yok­tur. Bu şiir, diğer “ey vây gönül” tekrarlı şiirlere kelime kadrosu bakımından ben­zese de kesinlik içermemektedir. Yine de burada verilmiştir. Bkz. Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, nşr. M. Fatih Köksal (Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017).

[100] Msıra vezne uymamaktadır.

[101] Ahmet Mermer, “XV. Yüzyılda Yazılmış Bilinmeyen Bir Nazîre Mecmuası ve Aydınlı Visâlî’nin Bilinmeyen Şiirleri”, Milli Folklor 11 (Kış 2002), 93, 94.

[102] Mısra vezne uymamaktadır. Bazı kelimeler eksik olmalı.

[103] Mısra vezne uymamaktadır.

[104] Yunus Kaplan, “Belîğî ve Dîvânçesi”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 22 (2019), 418.

[105] Msıra vezne uymamaktadır.

[106] Hasan Ali Kasır, Esrâr Dede Hayatı, Edebî Kişiliği ve Dîvânı’nın Karşılaştırmalı Metni (Erzurum: Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 1996), 180, 181; Esrâr Dede, Dîvân, thk. Osman Horata (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2019), 114, 115; Esrâr Dede, Dîvân-ı Esrâr Dede (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi Ek, 262813), 24a. Kasır tezinde redif “dilüm”, Horata neşrinde ise “di­lim” şeklinde okunmuştur. Fakat yazma nüshada redif “دلم” şeklindedir, dolayısyla buraya “dilem” şeklinde yazılmıştır. Şiirin transkripsiyonunda yazma nüshası dikkate alınmıştır.