Gizli Hazine, Viraneden…

Manevi yolculuk bir kariyer ya da başarı öyküsü değildir öyle…
Bu, sahte benliğin giderek daha derinleşen bir dizi küçük aşağılanmalar serisidir.
[C. Jung’dan]
Çokları, kendi zihninin yansıttığı bir rüyanın içinde yürür.
Uyanış, dış dünyayı değiştirmek değil;
Dünyayı gören gözlerin ardındaki
“O eski hikâyenin bittiğini!” fark etmektir
[A. Kadrî]
Hayatımızı, aşağı yukarı aynı yönde akan su gibi yaşıyoruz…
Meğer, bizi yeni bir yol bulmaya zorlayan, o şeye tam ‘çarpana’ dek…
N’eylersin hiçbir insan, kederden kendini kaybedene dek
Gerçekten yaşamaya başlayamaz.
Olsa olsa yaşıyor gibi yapar…
Tâ ki hayatına, malına, itibârına
Ve özenle koruduğu o konumuna karşı, normalde sahip olduğu, kaygılı kavrayışı serbest bırakana dek…
Hem kâbusu şiddetli göreceksin ki uyanınca rahat edesin birâder…
İçimizdeki yıkılmaz olanı başka türlü nasıl bulabiliriz?
Ancak kendimizi defalarca defalarca yok oluşa maruz bıraktığımız ölçüde…
Tükenmişlik yoluyla,
Teslimiyet yoluyla;
Dolanlar boşalır,
Öğretiler kaybolur,
Kavramlar anlamsızlaşır,
Geriye
BİR
Tek
AŞK
Kalır
•O•da
Kimse~siz
Nesne~siz
İki~siz
~
Ey azîzim, bu yolda kime azar ona nazar
Her taraftan yıkılıp virân olan anlar
~
Ne var ki gerçeğe giden en kestirme yol, kişinin kendi kendini (kişiliğini, itibârını, hikâyesini) mahvetmesinden geçer; uzun süren, canına tak eden, tam bir aşağılanma durumuna marûz kalarak, derde düşerek…
~
Sâna lâyık kullarınla hemdem et
Ehl-i derdin sohbetine mahrem et
Kimbilir belki de âmini içinde bir nazlı niyâz cümlesinin gerçekliği görmek için açıyoruz her sabah gözlerimizi…
Ben melâmet hırkâsını… ❞















