MUHAMMED ACIYAN

Yüce Şahsiyetler Kutup yıldızları gibidir. Her yolunu kaybeden, darda kalan ona bakarak yolunu bulabilir.

Yeryüzündeki “Kutup Şahsiyetler” de Hak ve hakikatı bulmada rehberlik yaparlar. Yedi yüzyıl- dan beri, dünyanın dört bir yanındaki dili, dini, ırkı, cinsi, mesleği, meşrebi farklı insanlara yol gösteren “Kutup Şahsiyetler” den birisi de Mevlana Celaleddin Rumi(k.s) dir. Hakk’a derin bağlılığı sebebiyle onu, Molla Cami:”Peygamber değil ama kitabı var” şeklinde tarif, tavsif ve takdir etmiştir. Gerçekten de Mevlana, örnek hayatı, solmayan güzellikleri, sönmeyen ilim ve irfan ateşi ile bugün de dünyaya ışık tutmaya devam etmektedir.

Mevlana, bütün gücünü İslamiyet’ten alır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in kölesi, Muhammed Mustafa(s.a.v)’nın yolunun tozu olduğunu söylemekten onur ve kıvanç duymuştur.

Mevlana kendisine has üslup ve yaklaşımlarıyla pek çok insanın Mevla’yı bulmasını sağlamıştır.

Mevlana ve onun adına armağan edilen Mevlevilik, gerçekten nadide, müstesna, bir eğitim-öğretim mektebidir. Mevlana ve Mevlevilik, son derece maharetle kesilmiş gayet nadide elmasa benzerler. Her bir köşe, kenar, nokta tarafından, birbirinden güzel, rengarenk ışıklar saçılır.

Yansıttığı ışık İlahi’dir. Bu sebeple her yerde, her zaman, herkes tarafından sevile gelmişlerdir.

Mevlana, İslam Kültür ve Tefekkürünün insanlı ğa armağan ettiği yüce şahsiyettir. İslam’ın gerçek yüzü olan mütebessim çehresini sembolize eden büyük Mevlana ömrünü ilahi hakikatlerin en iyi şekilde anlatılmasına ve anlaşılmasına adamıştır.

Enerjisi, Rabbani olduğu için ışığının girdiği her göz ve gönül, nasibi ve liyakati ölçüsünde yararlanmıştır. Bütün dünya yedi yüz yılı aşkın zamandır ona hayranlık duymaktadır.

Mevlana insanla insanın arasında gerçekleşen öğretim faaliyetleri dışında, bir ilahi öğretiden ve bir de ruhun bedene olan öğretisinden bahsetmektedir. Böylece öğretimi müşahhastan aşkına doğru üç boyutlu olarak ele almaktadır.

Bunlardan ruhun bedene olan öğretimini şöyle açıklar:

“Canın gezip yürümesi, niteliksizdir, bedenimiz yolculuğu canımızdan öğrenmiştir.”(1)

Böylece Mevlana Allah’a giden yolda, bedenin nasıl bir yolculuk yapacağını canın öğrettiğini söylemekle insanın kendi içinde gerçekleşen öğretim faaliyetlerine dikkati çekmiştir.

Diğer taraftan Mevlana Peygamberlerin sahip oldukları insani bilgiden farklı bilgilerin İlahi öğretiden geldiğini derin bir vukufla görmüştür.

Mevlana “edeb”i yanlış davranışlara karşı tahammül etmek, toleranslı davranmak ve sabretmek şeklinde tanımlamıştır. Ancak edebin herkesin değer anlayışına göre değişeceğini söyleyerek onun yapısındaki izafiliği göstermeye çalışmıştır. Mesela; her şeyi maddi açıdan değerlendiren beden ehli; “edeb”i görünüşe bağlarken, gönül ehli ise, onu, “içi gözetmedir” diye tarif etmektedir.

Düşünürümüz, edebin tarifinin ne denli zor olacağını fark etmiş onun ne olmadığını izah etmekle konuyu izah etmiştir. Edebin, edepsizlerin davranışlarını gözleyerek öğrenilebileceğini öğrencilerine öğütlemiştir. Yanlış davranışlara ise sert tepkide bulunmanın daha olumsuz neticeler getireceğini bizlere hatırlatmıştır. Yanlış davranışlara karşı yumuşak davranmanın Allah’ın bir nimeti olduğunu, bu tip hareketlere sabır ve teenni ile yaklaşmanın insanların kalbini fethedeceğini belirtmiştir. Mevlana edebi, sabır, tolerans ve yumuşak davranışla eş anlamda kullanmıştır.

Hz. Mevlana’nın eğitim anlayışında genel prensip ya da özellikler şunlardır:

1-Mevlana öncelikle eğitimin gücü üzerinde durmaktadır. O, eğitimi insan kalbinin yanlış fikir ve düşüncelere kapılmadan ve yanlış davranışlara girmeden önce aydınlatılması ve temiz tutulması şeklinde tarif etmiştir. Mesnevi de insan kalbini testiye benzetir.

Pisliği emdiği zaman su ondan o pisliği temizleyemez. Nasıl hastalık gelmeden hıfzıssıhha önlemleri alınırsa eğitimde de testi kırılmadan önlemler alınmalıdır. Olumsuz alışkanlık ve düşüncelerin mayamıza işlememesi için eğitim bir çaredir. O eğitimi sihirli bir değnek olarak görmemektedir. Zira o iyi bilmektedir ki, eğitim bize Allah’ın yaratılıştan verdiğini geliştirebilir. Fıtraten, yaratılıştan olmayan bir şeyi var edemez. Onun için, kalp akçe olan kâfirlerle altın gibi olan temiz kişiler, aynı eğitim potasına girmelerini rağmen, kâfirler kararıyor, temiz kişiler ise parlıyor.(2)

2-Eğitimde verasete büyük ağırlık veren düşünürümüz, eğitimin fayda vermediği kimseleri ve yanlış fikirleri takip edenlerin, hakikate intibak edemeyenlerin mayalarında bir bozukluk olduğunu, eğitimin düzeltici özelliğinden istifade edemeyeceklerini öne sürmüştür. İlahi nurun tesir etmediği kişiler, özsüz, gönülden mahrum ve sırf beden- den ibaret olduklarını derin bir vukufla gören Mevlana İlahi terbiyenin nurundan nasibini alanlar ise, bilgi ve anlayış kuşu gibi bulundukları pis yumurtadan çıkacaklardır.(3)

Bu görüşüyle eğitimin sınır ve gücüne dikkat çekmiş, bilgi ve anlayışla insanı bataklıklardan kurtaran faaliyetlerin bütününe eğitim demiştir. Ona göre eğitim kâinatın bir parçası olan insanı yaratanına yaklaştıran ve bu yaklaşımdan doğan bir faaliyettir. Çünkü insan İlahi ahlakla ahlaklanma kabiliyetine sahiptir. Yine Hz. Mevlana bu konuyu daha iyi anlatmak için bir misal verir: Tıpkı bizim cinsimizden olmadığı halde, içip yiyince bizim cinsimizden olan su ile ekmek gibi, bilgi ve alışkanlıkları eğitim yoluyla kazanır, şahsiyeti- mizde özümser ve kendi cinsimizden yaparız.

3-Hz Mevlana eğitimde fıtrata büyük önem verir. Eğitimin fıtratın, yani yaratılışın yolunu izlemediği dönemlerde Mevlana fıtratı tercih etmektedir. Zira eğiticinin hata yapması muhtemel- dir ama fıtrat asla yanılmaz. Bu husustaki fikrini de şu beyitleriyle izah eder:

“Gönlündeki denize olan meyil yok mu? O tabiat sana anandan mirastır. Fakat kuruluğa olan meylin de eğiticiden gelmektedir. Bırak onu, reyi kötü ve isabetsizdir.(4)

Çevrenin kötü olması durumda Mevlana bu bataklıktan kurtulması için öğrencisine öğüt verirken şu misalle de durumu açıklar: “Bir eşek hızlı yürüyeyim derken bir balçığa saplansa, kurtulabilmek için tepinip durur. Orada yerleşmek için yerini düzeltmez, anlar ki, orası onun geçim yeri değildir. Senin duygun daha mı aşağıdır ki, gönlün balçıktan, yani bedenden bir türlü kurtulamamaktadır? Kötülük içinde bulunmanı iyi göstermek için, bir takım mazeretler uydurma yerine gönlünü o bataklıktan çekip al.(5)

Mevlana eğitimin gücünü göstermeye çalışırken “huy” kavramını ele alır ve açıklar. Ona göre, huy doğuştan getirilen ve sonradan kazanılan olmak üzere iki kısma ayrılır. Sonradan kazanılan huy, genellikle alışkanlıklarla elde edilir. Hz. Mevlana sonradan edinilen huylarımızın değişebileceği görüşündedir. Bu düşüncesiyle günümüz eğitim sisteminde de geçerli olan sonradan kazanılan huyların değiştirilebileceği düşüncesine ulaşmıştır.

4-Mevlana öğretmeni eğitimin merkezine alır. Ona göre, eğitimi zorunlu kılan, insanın ham kabiliyetlerle dünyaya gelmiş olması ve bu kabiliyetlerin gelişebilmesi için, bir eğiticiye ihtiyaç duymasıdır. İhtiyaç, insanı bir arayışa sevk eder. İhtiyaç, insana noksanlığını, bilmediğini öğretir. “Sır bilen ve her şeyden haberi olan bir insanın eğitime ihtiyacının olmadığını hissedenler, sahip oldukları kabiliyetleri de kaybedeceklerdir” görüşünü savunan Hz. Pir maneviyatı yüksek olan öğretmenlere öğrenci olmayı tavsiye eder. Öğretmensiz, yani kılavuzsuz yola çıkan kişilerin iki günlük işlerinin yüz yıllık olacağını söyleyen Mevlana, eğiticiye ihtiyaç duymayacağını iddia edenlerin rezil olacağını bildirir. Ona göre ihtiyaç duyduğumuz öğretmen tipi İlahi bağlara arklar açan, fayda vermek için insani bilgi ile İlahi bilgiyi birleştiren ve insanın içine yol bulan kişidir. Onun için o, bu ihtiyaç kavramı çerçevesinde, Allah’ın nuruyla bakan eğiticilere olan ihtiyacımızdan dolayı onları bulmak için, daima arayış içinde olmamızı önermektedir.

5-Mevlana, öğretmenle öğrenci arasındaki ilişkiyi izah ederken öğretmenin vasıfları üzerinde hassasiyetle durur. Öğretimde bilgi akışını memeden emilen süte benzeten Mevlana, emeni öğrenciye emzireni de öğretmene benzetmektedir. Emen olmadıkça sütün akmayacağını söyleyen düşünürümüz, dersi dinleyen ve bir arayış içinde olan bir öğrencinin bulunduğu yerde anlatan ölü bile olsa konuşur, görüşünü savunmaktadır. Öğretmenin canından, gönül sırlarını anlatışının ortaya çıkabilmesi için, öğrencinin dikkatle dinle- yen ve anlayışlı birinin olması gereklidir.

Mevlana’nın öğretmende aradığı özelliklerin başında “bilgi” yer almaktadır. Mevlana’nın burada ki bilgisi ilahi nurla karışan bilgidir. İnsana yol gösteren ve ışık saçan öğretmen, sözüne İlahi nuru yoldaş eden öğretmendir. Hz. Pir’e göre, bilgisine ilahi nuru karıştıran öğretmenin karşısında inatçı kişiler bile aydınlanacaktır. (6)

Öğretmeni denize benzeten Mevlana, nasıl deniz sürekli olarak buharlaşır ve durmadan suyunu yenilerse, öğretmen de kendisini daima yenilemelidir. (7)

Hz. Mevlana’nın eğitim anlayışında öğretmen, güçlükleri ortadan kaldıran, öğrencileri zorlamayan, kapasitelerine göre görevlerini veren ve terbiye kurallarını uygulayan bir şahsiyete sahip olmalıdır.

Bu görüşüyle Mevlana, öğretmene İlahi metotları izlemesini tavsiye eder. Çünkü Allah, Kur’an-ı Kerim’in Nisa Suresi 28. ve Enfal Suresinin 66. ayetlerinde, insanın güçsüz yaratılması sebebiyle yükünü hafiflettiğini, Bakara Suresinin 286. ayetinde ise, kapasitesine göre ona yük yüklediğini belirtmektedir.

Mevlana öğretmenin zeki ve ihlas sahibi olmasını ister. Ay yüzlü, deniz ve şeker huylu olmalıdır. Kin güdücü olmamalıdır. Acıyan ve affedici bir özelliğe sahip olmalıdır.

Mevlana öğretmeni hayvani canın güçlenip kuvvetlenmesi için hastasına gıda ve meyve suları veren doktora benzetir. Öğretmen insanın iç, yani ruh hekimidir. İlahi nurun ışığıyla hastalarının manevi yapılarını tedavi eder.(8)

Öğretmen örnek bir şahsiyete sahip olacak, sözü iyi anlaşılacak şekilde hatip ve genel kültüre sahip olacak, öğretim metotlarını iyi bilecek, kısa görüşlü olmayacak, sevgi dolu bir kalbe sahip olacaktır.(9)

Diğer taraftan Mevlana eğitilemeyecek kişilerin bulunabileceği tezini de işlemektedir. Ona göre “ahmaklar” eğitilemez. Onların kalbi granit taşına benzer. Öğretmenin vereceği bilgi ve değerler onlarda hiçbir etki ve tepki meydana getirmez. Mevlana’ya göre, Hz. İsa ahmaklığı Allah’ın kahrına benzetmiştir. İnsanın tedavi olamayan en büyük hastalığına dikkat çekmiştir. Hiçbir manevi eğitici ona çare veremez. Ahmaktan Hz. İsa’nın kaçtığı gibi kaçılmasını tavsiye eden Hz. Mevlana, ahmağın kendisi terbiye olacak ve etkileneceği yerde çevresindekileri etkileyeceğini belirtmektedir.

Hz. Mevlana çok zeki ve akıllı olduğu halde, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hakla batılı ayırama- yan kişileri ahmaklar grubunda saymaktadır. Diğer taraftan Peygamber Efendimizin “Ahmakları düşman olarak vasıflandırdığını” nakletmektedir. Böylece Neml Suresinin 80-81, Bakara Suresinin 74. ayetlerinin ışığında herkesin eğitilemeyeceği prensibini hatırlatmış, hayalci olmaktan da uzak durmuştur.

Netice olarak Hz. Mevlana kendi zamanına eğitim hususunda ışık tuttuğu gibi, günümüze de çerağ tutmaya devam etmektedir. Çünkü Hz. Hz Mevlana’nın eğitim anlayışına baktığımız zaman “Hayat boyu eğitim” felsefesine uyduğunu görürüz. Çünkü o cevherini tam anlamıyla Kur’andan ve sünnetten almış, bunu da sürekli vurgulamıştır.

DİPNOTLAR

1-Mevlana, Mesnevi, C3 b. 1981
2-A.g.e., C4, b. 295-300
3-A.g.e.,C4, b. 259-300
4-A.g.e., C1, b. 890-99
5-A.g.e., C2, b.3768-80
6-A.g.e., C5.b.2483-88
7-A.g.e., C3.b.2100-10,2937-42
8-A.g.e., C1.b2977-9, C3.b.1935,3142,3160-62,C4,b.2012
9-A.g.e., C2.b1886-89, 1922-23, C4,2160-66