Konya Mevlânâ Külliyesi’nin Celâlîye Evkâfı ve Tarihî Gelişim Sürec

A+
A-

Konya Mevlânâ Külliyesi’nin Celâlîye Evkâfı ve Tarihî Gelişim Süreci1

Celâliye Evkâfı of Konya Mevlânâ Complex and Historical Development Process

Gökhan YURTOĞLU

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, sultanlar, ricâl ve ulemâ ile yakın ilişkiler kurarak tasavvufî düşüncesinin geniş kitleler tarafından kabul edilmesini sağlamıştır. Mevlânâ’dan sonra postnişîn olan Çelebi Efendiler de Mevlânâ’dan miras aldıkları söz konusu tasavvufî düşünceyi yaymaya çalışmışlardır. Bu cümleden olarak Mevlevî Tarikatı, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin tasavvufî düşüncesi gözetilerek Mevlânâoğulları ve müritleri tarafından onun türbesi (âsitâne, hankâh) merkeze alınarak kurulup geliştirilmiştir. Böylece Mevlevîlik, Konya Âsitânesi’nden Anadolu’da kurulan birçok mevlevîhâne yoluyla geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Bu durum, tamamen Çelebi Efendilerin kontrolünde bulunan, zamanla Celâlîye Evkâfı olarak adlandırılan ve müstesnâ bir idare ile yönetilen zengin bir iktisadi kaynağın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Celâlîye Evkâfı’nın zenginleşmesi ve daha büyük bir ekonomik kaynağa dönüşmesi Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında olmuştur. Mevlânâ oğullarının Anadolu Selçuklu Devleti ve Karamanoğulları Beyliği dönemlerinde elde ettiği çeşitli vakıflar ve imtiyazlar Osmanlı Devleti’nde de muhafaza edilmiştir. Bu durum evkâf defterlerindeki kayıtlardan da takip edilebilmektedir. Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında Konya Mevlânâ Külliyesi’ne olan ilgi yüzyıllar boyunca artarak devam etmiştir. Bu bağlamda Külliye’nin söz konusu vakıflarına yeni vakıflar ve imtiyazlar eklenerek Celâlîye Evkâfı eizze vakıflarından biri hâline dönüşmüştür. Celâlîye Evkâfı, merkezî otorite ve Mevlânâ oğulları arasındaki kesişim noktasını oluşturmaktadır. Bu çalışmada Celâlîye Evkâfı’nın tarihî gelişim süreci arşiv kaynakları, kronikler ve telif tetkik eserler dikkate alınarak ele alınmıştır.

A B S T R A C T

Mewlânâ Jelaluddîn Rumî established close relations with the sultan, statesmen and scholars and ensured that the sufi thought was accepted by large masses. The sons of Mewlânâ, who became postnishins after Mewlânâ, tried to spread the aforementioned sufi thought that they had inherited from Mewlânâ. The Mewlevî Order was established and developed by Mewlânâ’s sons and followers, taking into account the sufi thought of Mewlânâ Jelaluddîn Rumî and taking his tomb (âsitâne, hankâh) in the center. Thus, the Mewlevî Order spread to a wide geography through many Mewlevîhânes established in Anatolia from Konya Âsitâne. This situation led to the emergence of a rich economic resource, which was called Jelâlîye Vaqfs (Celâliye Evkâfı) at that time and was managed with an exceptional administration under the control of Mewlânâ sons. It was under the dominance of the Ottoman State that Celaliye Evkâfi became rich and transformed into a larger economic resource. Various foundations and privileges obtained by the sons of Mewlânâ during the Sultanate of Rûm and the Emirate of Karaman period were also preserved during the Ottoman Empire. This situation can be understood from the records in the evkâf books. It can be said that new foundations and privileges were added to these foundations under the rule of the Ottoman Empire, thus paving the way for Celâlîye Evkâfi to become one of the “eizze” foundations. Celâlîye Evkâfi constitutes the intersection point of the central authority and the sons of Mewlânâ. In this study, the historical development process of Celâlîye Evkâfi is discussed by considering archive sources, chronicles and research works.

 

EXTENDED ABSTRACT

The aim of this study is to reveal how of the Celâlîye Evkâfı of Konya Mevlana Complex was established and spread. In this context, the establishment and development of Celâlîye Evkâfi can be handled in three main periods, under the dominance of the Sultanate of Rûm, the Emirate of Karaman and the Ottoman State. The foundation documents and other archive documents belonging to the period of the Sultanate of Rûm have not reached the present day. This period, in which the core of Celâlîye Evkâfi was laid, can be explained based on the information in the chronicles. Againts this the archive records of the Emirate of Karaman are included in the vaqf registers recorded during the Ottoman Empire.

It was under the dominance of the Ottoman State that Celaliye Evkâfi became rich and transformed into a larger economic resource. Various foundations and privileges obtained by the sons of Mewlânâ during the Sultanate of Rûm and the Emirate of Karaman period were also preserved during the Ottoman Empire. This situation can be understood from the records in the evkâf books. It can be said that new foundations and privileges were added to these foundations under the rule of the Ottoman Empire, thus paving the way for Celâlîye Evkâfi to become one of the “eizze” foundations.

A tomb was built in 1274 on the tomb of Mewlânâ Jelâluddîn Rûmî, who died in 1273. Permanent incomes were allocated to the servants of this tomb and the madrasa officials built for Mewlânâ by Emir Bedreddin Gühertaş. Like Alâmüddin Kayser, Muîneddîn Pervâne and his wife Gürcü Hatun also allocated foundations for the Mewlânâ Tomb and Madrasa. Unfortunately, the waqfiyya of these vaqfs have not survived until today.

It is understood that in the period of Çelebi Hüsâmeddîn, who became sheikh after Mewlânâ, the income of Celalîye Evkâfi was at a level that could meet the incomes of those who served in the foundations. Thus, the foundations of the economic resource, which is called Celâliye Evkâfi, and which has the most important role in the survival and development of Konya Mewlânâ Complex for centuries, were laid. Various foundations were established with the contributions of many people who accepted Mewlânâ Jelâluddîn Rûmî’s sufism and thinking and accepted it, and were included to the Celâlîye Evkâfi. The Mewlânâ Tomb and Lodge, which forms the core of the Konya Mewlânâ Complex, could not meet the needs in time, and it was expanded with some additions and entered the process of transforming into a large cult center.

The long struggle between the Ottoman Empire and the Emirate of Karaman was continued in Konya and the surrounding geography. As a result, the Emirate of Karaman was defeated in 1474 and disappeared from the stage of history. The Ottoman Empire, which finalized its dominance over Konya, two years later, in 1476, kept books to determine the tax elements and economic situation in this region. While the Ottoman Empire was writing these cadastral registers, it also respected the records kept by the conquered state. These records were used while recording the income items belonging to these lands. The first book recorded in this way was recorded in 1476 under the supervision of Grand Vizier Gedik Ahmet Pasha during the reign of Mehmed II (1451-1481). On the first page of this book, “The waqfiyya of Mewlânâ Jelaluddîn Evkâf and the name from [Karamanoğlu] İbrahim Bey has been seen” is wrote. Therefore, while the Ottomans were keeping the book of this region, they saw the charter written by the Emirate of Karaman previously for Celaliye Evkâfi and the edict written by Karamanoğlu İbrahim Bey, and kept a record. For this reason, they have been added the inscription “Mukarrer bi Hükm-ü Hümâyun” to the edge of the book. The mentioned waqfiyya and İbrahim Bey’s firman have not been preserved until today. In this book, which was kept in 1476, the revenues of the Mewlânâ Complex must have inherited from the Emirate of Karaman period to the Ottoman Empire.

Income and expenses of Celaliye Evkâfi in the books recorded in 1476, 1483, 1500, 1512-1520 and 1585 can be followed with the accounting records kept between 1596-1680. After the middle of the XVII century, it seems relatively possible to follow the continuity of the Celalîye Evkâfı with the foundation records in the şer’iye registers and various documents. In the aforementioned archival sources, income items of Celâlîye Evkâfi concerning Konya Mewlânâ Complex have been recorded.

While trying to establish close relations with the Ottoman central authority on the one hand, Sheikh Çelebi Efendis tried to protect their privileges on the Celâlîye Evkâfi, on the other hand. In the historical process, developments have emerged against the privileges of Celâlîye Evkâfi in line with the changing conditions in religious, political and economic terms. This situation caused the Çelebi Efendis to engage in some activities and opposition to the central authority.The support given to the Abaza Mehmed Pasha Revolt (M. 1621), the cooperation of Ebubekir Çelebi II with the sekban bandits against the center and the opposition of Sheikh Hacı Mehmed Çelebi against the Nizam-ı Cedid are some of them.

 

Giriş

Bu çalışmanın amacı Mevlânâ Türbesi’nin inşasıyla temelleri atılan ve zamanla birçok vakıf gelirinin birleşmesiyle Celâlîye Evkâfı adı altında toplanarak Konya Mevlânâ Külliyesi’nin iktisadî kaynağını oluşturan vakfın nasıl kurulup tarihî süreç içinde gelirlerinin nasıl genişlediğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda Celâlîye Evkâfı’nın kurulması ve gelişmesi Anadolu Selçuklu Devleti, Karamanoğulları Beyliği ve Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında olmak üzere üç ana dönemde ele alınabilir. Anadolu Selçuklu Devleti dönemine ait vakfiye ve diğer arşiv vesikaları günümüze kadar ulaşamamıştır. Celâlîye Evkâfı’nın nüvesinin oluştuğu bu dönem, kroniklerde geçen bilgilerden hareketle açıklanabilmektedir. Karamanoğulları Beyliği dönemine ait arşiv kayıtları ise Osmanlı Devleti’nin Konya ve civarını ele geçirmesinden sonra XV. yüzyılın son çeyreğinde hazırladığı evkaf defterlerinde geçmektedir.

Celâlîye Evkâfı’nın zenginleşerek daha büyük bir iktisadi kaynağa dönüşmesi Osmanlı Devleti hâkimiyetinde olmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti ve Karamanoğulları Beyliği dönemlerinde Mevlânâoğullarının (Postnişîn Çelebi Efendilerin) –dolayısıyla Mevlevîliğin- elde ettikleri çeşitli evkâf ve imtiyazların Osmanlı Devleti’nde de korunduğu, Osmanlı döneminde tutulan evkâf defterlerinden anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde bu evkâf ve imtiyazlara yenilerinin eklendiği, böylece Celâlîye Evkâfı’nın eizze vakıflarından biri olmasının önünün açıldığı söylenebilir (Yurtoğlu, 2023, s. 892-904). Eizze vakıfları müstesna vakıflardır. Müstesna vakıflar ise evkâf idaresinin kontrolü olmaksızın doğrudan doğruya mütevelliler tarafından idare olunan vakıflardır. Bunlar Abdülkâdir Geylânî Evkâfı, Hacı Bektaş-ı Velî Evkâfı, Hacı Bayram-ı Velî Evkâfı ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Evkâfı olmak üzere dört adettir. Dolayısıyla Celâlîye Evkâfı, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde zenginliğinin zirvesine ulaşmıştır. Bu zenginlik aynı zamanda Celâlîye Evkâfı kesişim noktası olmak üzere Mevlânâoğulları ve Osmanoğulları arasında bir mücadele alanı hâline dönüşmüştür. Bu cümleden olarak müstesna vakıf statüsünde olduğu için Osmanlı Devleti, Celâlîye Evkâfı’na doğrudan müdahale etmeyerek dolaylı yoldan Çelebi Efendiler arasında merkezî otorite ve Konya ahalisi ile ilişkileri güçlü olanları ön plana çıkarılmak suretiyle bunların Konya Mevlânâ Âsitânesi’nde postnişin olmasının önü açılmıştır. Buna karşılık bazı Çelebi Efendiler, söz konusu iktisadi kaynağa yani Celâlîye Evkâfı’na merkezî otorite tarafından müdahale edilmesini önlemek için merkezi otoritenin aleyhinde birtakım faaliyetlerde bulunmuşlardır. Ancak bu mücadele hiçbir zaman doğrudan çatışmaya dönüşmemiş, bazı dönemlerde Postnişîn Çelebi Efendiler, merkezî otoritenin paralelinde görüş ve faaliyetlerde bulunmuş, bazı dönemlerde ise Osmanlı sultanları merkezi otorite aleyhinde faaliyet gösteren Postnişin Çelebi Efendileri bağışlama yolunu tercih etmiştir. Osmanoğulları ile Mevlânâoğulları arasındaki karşılıklı menfaate dayalı söz konusu düzen yüzyıllar boyunca sürmüş, böylece Mevlevîlik Osmanlı Devleti’nin nihayetine kadar varlığını sürdürebilmiştir.

Anadolu Selçuklu Devleti ve Karamanoğulları Beyliği Döneminde Celâliye Evkâfı: Kuruluş

1273 yılında vefat eden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin mezarı üzerine 1274 yılında bir türbe inşa edilmiştir. Bu türbenin türbedarı, kapıcısı gibi hizmetlilerine ve Mevlânâ için Emir Bedreddîn Gühertaş tarafından yaptırılan medresedeki görevlilerine de sürekli gelirler tahsis edilmiştir. Alâmüddin Kayser gibi Muîneddîn Pervâne ve karısı Gürcü Hatun’un Mevlânâ Türbesi ve Medresesi için tahsis ettikleri vakıfların vakfiyeleri günümüze kadar gelmemiştir (Konyalı, 2007, s. 421).

Mevlânâ’dan sonra postnişîn olan Çelebi Hüsâmeddîn döneminde Celâlîye Evkâfı’nın gelirinin evkâfta hizmet edenlerin gelirlerini karşılayacak düzeyde olduğu söylenebilir (Erdoğru, 1996, s. 42). Dolayısıyla Celâliye Evkâfı olarak adlandırılan ve Konya Mevlânâ

Külliyesi’nin yüzyıllar boyunca varlığını sürdürebilmesinde ve gelişmesinde en önemli role sahip olan iktisadi kaynağın yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı görülmektedir. Söz konusu bu iktisadi kaynak, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin tasavvuf ve tasavvurunu kabul edip ona gönül veren birçok kişinin katkılarıyla çeşitli vakıflar kurularak Celâlîye Evkâfı’na dâhil edilmesiyle gelişimini sürdürmüştür. Konya Mevlânâ Külliyesi’nin çekirdeğini oluşturan Mevlânâ Türbesi ve Dergâhı[2], zamanla ihtiyaca cevap veremeyince bazı ilavelerle genişletilmiş ve büyük bir tarikat merkezi hâline dönüşme sürecine girmiştir (Küçükdağ, 1996, s. 181).

Arşivde yapılan araştırmalarda Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye ait vakfiyenin ne aslına ne de vakfiyenin herhangi bir suretine rastlanılamamıştır. “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hangâhı Vakfı” “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Asitânesi Vakfı”, “Mevlânâ Hangâhı”, “Mevlânâ Âsitânesi”, “Mevlânâ Türbesi Vakfı”, “Celâlîye Vakfı”, “Celâlîye Evkâfı” vb. şeklinde Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi ve Osmanlı Arşivi gibi çeşitli arşivlerde Osmanlı dönemine ait çok sayıda belge bulunmaktadır. Bu durum, zaman içerisinde Mevlâna Dergâhı’nı desteklemek amacıyla bir kısmında kurucu isimleri de yer alan çok sayıda vakfın kurulduğu, zamanla bu vakıfların kurucu isimlerinin kaybolduğu ve vakıfların “Celâliye Evkâfı” adıyla bir bütün hâlinde yönetildiği düşüncesini desteklemektedir (Çam, 2021, s. 392).

Her ne kadar arşiv belgelerine ulaşılamasa da Mevlânâ Türbesi’nin çeşitli vesilelerle inşa ve tamirata uğradığı bazı tarihî kroniklere yansımıştır. Söz konusu inşa ve tamirat faaliyetlerinin bir kısmının Türbe’ye sağlanan vakıflar yoluyla gerçekleştirildiğini düşünmek yanlış olmaz. Bu bağlamda Şikârî’nin Karaman Tarihi’nde Mevlânâ Türbesi’nin yeşil kubbesini inşa ettirenin Karamanoğlu Mirza Halil Beyzâde Alâeddîn Ali Bey olduğu bilgisi önemlidir (Şikârî, 200, s. 177-178). 1381 yılında Karamanoğlu Alâeddîn Bey, Mevlânâ Türbe ve Dergâhı’nı esaslı bir şekilde tamir ettirmiştir. Türbe kubbesi ve türbe gövdesinin bugünkü dilimli ve Ayete’l-Kürsi’li vaziyeti bu tamiratla yapılmıştır. Ayrıca 1402 yılında tamiratın ayrıntılarına vâkıf olunamasa da Karamanoğlu Mehmed Bey’in Mevlânâ Türbesi’ni tamir ettirdiği bilinmektedir. Karamanoğlu İbrahim Bey de 1443 yılında Mevlânâ Türbesi’ni ve derviş hücrelerini onartmıştır (Özönder, 1987, s. 17). Yukarıda da değinildiği üzere Mevlânâ Türbesi ve Dergâhı’na ait ilk vakfiyeler ile Selçuklu Devleti ve Karamanoğulları dönemine ait tafsilatlı bilgilerin günümüze kadar ulaşamaması Celâliye Evkâfı’nın söz konusu olan bu ilk döneminin layıkıyla açıklanmasına mâni olmaktadır.

1308 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasıyla beraber Konya, bir meşruiyet merkezi olarak görülmüş ve bu şehir üzerinden –Anadolu Selçuklu Devleti döneminde olduğu gibi- nüfuz mücadeleleri yaşanmaya devam etmiştir. XIII. yüzyılın son çeyreği ile XIV. yüzyılın başları arasındaki süreçte Karamanlılar, Konya’ya hâkim olmuşlar ve bu bölgede İlhanlılarla nüfuz mücadelesine girişmişlerdir. Ancak Konya, önce İlhanlı Devleti’nin Anadolu valisi olan Emir Çoban tarafından 1314 yılında, daha sonra da onun oğlu Demirtaş önderliğinde 1320 ve 1323 yıllarında iki kez Karamanlıların elinden alınmıştır (Baykara, 2002, s. 184). Bölgede İlhanlı Devleti’nin nüfuzu XIV. yüzyılın ortasına kadar devam etmiştir. İlhanlı Devleti’nin Hükümdarı olan Ebu Saîd Bahadır Han (1317-1335) zamanında Anadolu valisi olan Demirtaş, babası Emir Çoban’ın öldürülmesi üzerine Mısır’a iltica etmiş ve yerine de kayınbiraderi Alâeddin Eretna Noyan’ı bırakmıştır (Göde, 1995, s. 295). Alaeddin Eretna’nın Konya üzerindeki hâkimiyetini 1366-67 yılında Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey sonlandırmıştır (Sümer, 2001, s. 457). Konya, bu tarihten sonra Osmanoğulları ile Karamanoğulları arasında yaşanan nüfuz mücadelesine sahne olmuştur. Söz konusu mücadeleler sırasında Konya, ekonomik ve nüfus olarak kayıplar yaşamıştır. Buna karşılık bu dönemde Mevlânâ’nın açmış olduğu yol, Konya’nın daha fazla yıpranmasını engellemiş, Mevlânâ Türbesi’ne ait vakıflar, sadece Konya Mevlânâ Külliyesi için değil, aynı zamanda Konya Şehri için de önemli bir rol oynamıştır. Yani Celâlîye Evkâfı’nın akarât gelirleri yükseldikçe bir taraftan Mevlânâ Külliyesi gelişmiş, diğer taraftan da Konya şehrinin bu bölgesi gelişmeye devam etmiştir (Yurtoğlu, 2022, s. 355-364).

Osmanlı Devleti Döneminde Celâlîye Evkâfı

Osmanlı Devleti ve Karamanoğulları arasındaki uzun mücadele Konya ve çevresindeki coğrafyada devam etmiş, neticede Karamanoğulları 1474 yılında yenilerek tarih sahnesinden silinmiştir. Konya üzerindeki hâkimiyetini kesinleştiren Osmanlı Devleti, iki yıl sonra 1476 yılında bu bölgedeki vergi unsurlarının ve iktisadi durumunun tespiti için defterler tutturmuştur. Osmanlı Devleti, söz konusu bu tahrir defterlerini kaleme alırken, ilhak ettiği bütün bölgelerde olduğu gibi Karamanoğulları zamanında tutulan kayıtlara da itibar etmiş ve bu topraklara ait gelir kalemlerinin yazılacağı tahrir defterlerinde bu kayıtlardan yararlanmıştır. Bu şekilde kaydedildiği anlaşılan ilk defter, 1476 yılında Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) zamanında Sadrazam Gedik Ahmet Paşa’nın nezaretinde Konya İl Yazıcısı tarafından hazırlanmıştır. Bu defterin ilk sayfasında “Vakf-ı Sultanü’l-Ârifîn Hazret-i Mevlânâ Celâleddin Evkâfimn vakfiyesi ve [Karamanoğlu] İbrahim Bey’den mukarrer nâme görüldü.” yazmaktadır (TKGM, ED., Defter Nu: 564, v. 1a.). Dolayısıyla Osmanlılar bu bölgenin defterini tutarken Karamanoğulları tarafından daha önceden Mevlânâ Türbesi ve Dergâhı için düzenlenmiş vakfiyeyi ve bizzat Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından kaleme alınan fermanı görerek kayıt tutmuşlar ve buna binaen de defterin der kenarına “Mukarrer bi hükm-ü hümâyun” yazısını eklemişlerdir. Söz konusu vakfiye ve İbrahim Bey’in fermanı günümüze kadar muhafaza edilememiştir. 1476 yılına ait bu defterde Mevlânâ Külliyesi’ne vakfedilen köyler, çiftlikler, bağlar, zemînler ve mahallelerdeki gelirler Karamanoğulları döneminden Osmanlı Devleti’ne tevarüs eden Celâlîye Evkâfı’na ait gelir kalemlerini de içine alacak şekilde tutulmuştur. Osmanlılar tarafından 1476 yılında tutulan defter, sadece Osmanlılar döneminde Mevlânâ Külliyesi’ne vakfedilen yerleri ve bunların maddi karşılığını değil aynı zamanda Osmanlı Devleti’nden önce Konya’da hüküm sürmüş Karamanoğulları döneminde de Konya Mevlânâ Külliyesi’ne vakfedilen yerleri ve bunların maddi karşılıkları hakkında bilgi vermektedir.

Karaman Eyaleti’nin kuruluş yılı olarak farklı görüşler bulunmakta ve 1468, 1470, 1476, 1483 ve 1512 yılları zikredilmektedir. Söz konusu coğrafyada Osmanlı hâkimiyetinin kesin olarak 1476 yılından sonra sağlandığı göz önüne tutulursa Karaman Eyaleti’nin 1476 yılında kurulduğu söylenebilir. 1476 yılında kaleme alınan Karaman Evkâf Defteri de bu görüşü destekler mahiyettedir (TKGMA, ED., Defter Nu: 565). Karaman Eyaleti, Konya, Beyşehir, Akşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri sancaklarından oluşmuştur. Ancak zamanla Kırşehir, Bozok, Maraş, İçel, Tarsus ve Turgut gibi yeni sancaklar da Karaman Eyaleti’ne eklenmiştir. Eyaletin paşa sancağı olan Konya ise Sahra-yı Konya, Hatun Saray, Vilayet-i Saîd, Sudiremi, Larende, Kaş, Gaferiyat, Belviran, Aladağ, Ereğli, Kelsime, Tond, Dekişme, Bağbad, Karacadağ, Aköyük, İnemescidi, Ada ve Mundos nahiyelerinden müteşekkildir (Erdoğru, 1992, s. 236-328).

1476 yılına ait Karaman Evkâf Defteri’ne göre Konya Mevlânâ Külliyesi’nin Celâlîye Evkâfı, Konya sancağından başka Vilayet-i Saîd, Hatun Saray, Sudiremi, Ilgun, Akşehir, Aksaray ve Larende sancaklarının da içerisinde bulunduğu geniş bir alana yayılmış görülmektedir (TKGMA., ED., Defter Nu: 564, Varak: 1a-2b.). Bu defterde Celâlîye Evkâfı olarak kaydedilen söz konusu sancaklardaki vakıflar, daha sonra, 1483 yılında tutulan Karaman Evkâf Defteri’nde de aynı şekilde geçmektedir. [3] Dolayısıyla Celâlîye Evkâfı, 1476 yılında tutulan defterde Celâlîye Evkâfı’nın akarâtı olarak kaydedilen gelirlere yenileri eklenmek suretiyle büyümeye devam etmiştir. Söz konusu bu büyüme Osmanlı Devleti’nin padişahlarının Konya Mevlânâ Külliyesi’ne gösterdikleri alâkanın artmasıyla hız kazanmıştır. Bilindiği üzere Konya ve çevresi Fatih Sultan Mehmed zamanında ele geçirilmiş; ancak Konya Mevlânâ Külliyesi’ne Fatih Sultan Mehmed’den sonra tahta geçen II. Bayezid zamanında yakından alâka gösterilmeye başlanmıştır.[4] Fatih Sultan Mehmed’in şehzadeleri Şehzade Mustafa ve Şehzâde Cem de Konya ve civarında faaliyette bulunmuşlar, bu sırada Mevlânâ Dergâhı’na da ilgi göstermişlerdir. II. Bayezid’in Konya ahalisini avarız-ı divaniye ve tekâlif-i örfiyeden muaf tuttuğu görülmektedir (BOA, TT.d., Defter Nu: 63, s. 21). Bu bağlamda II. Bayezid, Mevlânâ Dergâhına ilgi gösteren ilk padişah olarak gösterilebilir. II. Bayezid, Konya Mevlânâ Külliyesi’ni imar ettirmiş ve bu külliyenin gelirlerini arttırmak için vakıf köylerinin birçoğuna muâfnâmeler vermiştir (BOA, TT.d., Defter Nu: 399, s. 3). [5] Celâlîye Evkâfına ait XV. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar tespit edilen bazı vakfiyeler ve vakfedilen mülkler aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

 

ETİKETLER: