Mesnevîhânlık geleneği ve mesnevîhân şairler
Bu tez, Mesnevîhânlık geleneğini edebî, bilimsel, kültürel ve kurumsal yönleriyle kapsamlı biçimde ele almaktadır. Toplam 91 şair Mesnevîhân tespit edilmiş; ayrıca şair olmamakla birlikte geleneğin güçlü temsilcileri arasında yer alan 5 önemli isim de çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu şahsiyetlerin biyografileri, Mesnevî eğitimi aldıkları kaynaklar, faaliyet yürüttükleri coğrafyalar ve yetiştirdikleri talebeler ayrıntılı biçimde incelenmiş; şair olanların şiirlerinden örnekler sunulmuştur.
MESNEVÎHÂNLIK GELENEĞİ VE MESNEVÎHÂN ŞAİRLER
Ömer Faruk KAYGISIZ
GİRİŞ
1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE
1.1. Mesnevîhân Kavramının Tanımı ve Literatürdeki Yeri
Mesnevîhân kavramı Mesnevî ve Hân kelimelerinin birleşiminden türemiş bir kavramdır. Bir edebiyat terimi olan Mesnevî, basit bir şekilde ayrık kafiyeli nazım şekli anlamına gelmektedir. Bununla birlikte Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin Mesnevî-i Mânevî kitabının da ismidir. Hân kelimesi ise Farsça bir kelimedir ve okuyan, okutucu gibi anlamlara gelmektedir. Mesnevîhân ise Mevlânâ’nın eseri olan Mesnevî-i Mânevî’yi meclislerde sesli bir şekilde okuyup, karşı dile çevirmesinin ardından beyitleri açıklayan kimselere verilen isimdir. Tez boyunca Mesnevîhân kavramı bu manada kullanılmıştır.[1]
Hân kelimesi günümüzde özellikle Mevlidhânlar, Gazelhânlar ve Na’thânlar için kullanılmıştır. Bu gibi okuyucular genellikle musikî şeklinde okuduklarından dolayı Mesnevîhân denilince de Mesnevî’yi tegannî ile veya belli bir musîkî formu içerisinde okuyan kimseler akla gelebilir. Ancak Mesnevîhânların böyle bir okuma şekli tespit edilememiştir. Bu açıdan Mesnevîhânların Mesnevî’yi okuma şekli bir muallimin ders anlatmasına veya bir vaizin vaaz vermesine benzetilebilir. Mesnevîhân kavramı tezin çeşitli bölümlerinde bağlama göre bazen “okutucu” bazen ise “anlatıcı” olarak da isimlendirilmiştir.
Mesnevîhân’a benzer bir kavram da Kârî-i Mesnevî’dir. Kârî-i Mesnevî bazı kimseler tarafından Mesnevîhân anlamında kullanıldığı gibi bazı zamanlarda ise yerli yerince kullanılmıştır. Kârî-i Mesnevî, Mesnevîhân şerh etmeden önce sadece Farsça beyitleri okuyan kimseye denilmektedir. Bu kimseler Mesnevîhân adayı olmakla birlikte Mesnevîhân gibi beyitlerin şerhlerini yapmazlar ve sadece Mesnevî’yi Farsça orijinalinden okumaktadırlar. Mesnevîhân şerh ettiği esnada yanlışlıkla bir beyti atladıklarında ise onlara beyti hatırlatmak bir diğer görevleridir.[2] Gölpınarlı’nın vermiş olduğu bilgilere göre Kârî-i Mesnevîler câmilerdeki Mesnevî kıraatlerinde bulunmazlar.[3]
Tespit edilebildiği kadarıyla sadece Mevlevî tekkelerinde bulunmaktadırlar. Bununla birlikte Kârî-i Mesnevîlerin, İran ve Afganistan coğrafyasında tegannî ile Mesnevî’yi okudukları bilinmektedir.
Tez içerisinde Klâsik/Geleneksel dönem ve Modern dönem gibi zamansal tasnifler kullanılmıştır. Burada Klâsik/ Geleneksel dönem isimlendirilmesi, Modernitenin ortaya çıkıp yayılmasından önceki zaman dilimi için kullanılmıştır.
1.2. Gelenek İçinde Mesnevî Takrîrinin İcrâ Biçimi
Mesnevî’nin ilk on sekiz beytinin Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî tarafından bizzat kaleme alındığı, geri kalan beyitlerin ise Hüsâmeddîn Çelebi’ye yazdırıldığı kabul edilmektedir. Mesnevî’nin takrîr geleneği, öncelikle Mevlevîlik tarikatı bünyesinde şekillenmiş ve burada belirli usul ve erkâna dayalı olarak sürdürülmüştür. Bu geleneğin belirli bir disiplin içinde icra edilmesine özellikle önem verilmiştir.
Takrîr âdâbı iki temel boyutta ele alınabilir. İlk aşama, doğrudan Mesnevîhânlara yönelik kuralları kapsamaktadır. Buna göre, Mesnevîhânlardan öncelikle eserin içeriğine ve tasavvufî inceliklerine vakıf olmaları beklenmektedir. Bunun yanında, Mesnevî’nin dili olan Farsça’yı ileri düzeyde bilmeleri ve takrîr geleneği içerisinde yetkin bir Mesnevîhândan ders alarak bu faaliyeti yürütebileceklerine dair bir icâzet almaları gerekmektedir. Bu koşullar hem Mesnevî’nin doğru anlaşılmasını hem de geleneksel takrîr metodunun devamlılığını temin etmeyi amaçlamaktadır.[4] Bunun akabinde Mevlevîhânelerde Mesnevî takrîrinin icrâsı esnasında uyulması gereken kurallar vardır. Öncelikle Mesnevî Semâ mukabelesinden önce yapılması şarttır. Yapılmadığı zamanlar çok nadirdir. Ancak semâ mukabelesinin olmadığı günlerde de ayrıca Mesnevî sohbetleri yapılmaktadır.[5] Takrîrin yapılacağı yerde iki kürsü bulunmaktadır. Bunlardan biri Mesnevîhân diğeri ise Kârî-i Mesnevî içindir.[6] Mesnevîhân, kürsüye çıkar ve “Euzü Besmele” çektikten sonra
قَوْلِ يۖ يَفْقَهُوا لِ سَانِ يۖ من عُقْدَةۖ وَاحْلُلْۖ أَمْرِ يۖ لِيۖ وَيَ سرْۖ صَدْرِ يۖ لِي اشْرَحْۖ رَ بِۖ [7]
ayetlerini okur bunun ardından “Bize o şahıs huzûruna çıkma müsadesi yoktur deme. Kerem sahipleriyle iş yapmak zor değildir” anlamına gelen Mesnevî’nin 222. Beytini okur.[8] Hemen akabinde alt tarafta bulunan kürsüde Kârî-i Mesnevî tarafından Mesnevî’den 4-5 beyit kadar okunur Mesnevîhân tarafından ise bu beyitler şerh edilirdi. Bu esnada dinleyenlerin yüzünün Mesnevîhâna doğru olmasına dikkat edilir ve arkası dönük bir şekilde Mesnevî dinlemek ayıp karşılanırdı. Mesnevî takrîri sona erdiğinde ise şu beyitler okunurdu:
“İn çünin fermûd Mevlânâ-yı mâ
Kâşif-i esrârhâ-yı Kibriyâ
İn ne necmest ü ne remlest ü ne hâb
Vahy-i Hakk Allahu a’lem bi’s-sevâb” [9]
Yukarıda verilen nazmın anlamı ise şu şekildedir: “Ululuk sırlarını açan Mevlânâmız böyle buyurdu: Bu ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüyâ. Doğrusunu Allah bilir amma Hakk’dan bir ilhâmdır.” Bu beyitlerin okunmasının ardından Fâtiha ile meclis sona erdirilirdi.[10]
Tez çalışmasının ana kavramları ve bu kavramların muhtevası burada gösterilmiştir. Çalışma ile ilgili olan diğer kavramlar ise ilgili bölümlerin başlıkları altında tanımları yapılmıştır.
2. ARAŞTIRMA PROBLEMİ, AMACI VE ÖNEMİ
Bu çalışmanın temel amacı, Mesnevîhân kavramını ve Mesnevîhânlık geleneğini tarihsel, kültürel ve düşünsel bağlamlarıyla ele alarak, bu geleneğin Türk İslam edebiyatı, bilim tarihi ve somut olmayan kültürel miras (SOKÜM) gibi alanlar başta olmak üzere farklı alanlarla olan ilişki ağını ortaya koymaktır. Böylelikle bir edebiyat meclisinin; toplum, kültür ve bilim tarihine etkilerini belirginleştirmek ve somut örnekler ortaya koymak hedeflenmiştir. Bugüne kadar yapılan akademik çalışmalarda Mesnevîhânlık çoğunlukla bireysel örnekler üzerinden ele alınmış; ancak bu şahsiyetlerin gelenek içindeki kurumsal rolleri, edebî ve sosyal işlevleri ile tarihî sürekliliği yeterince kapsamlı biçimde incelenmemiştir.
Bu tez, Mesnevîhânlık geleneğini yalnızca biyografik unsurlarla sınırlı bir şekilde ele almanın ötesine geçerek, geleneğin doğasını, kurallarını, etki sahasını ve paradigmal dönüşümler karşısındaki seyrini tespit etmeyi hedeflemektedir. Ayrıca çalışmanın önemli amaçlarından biri de, ilk Mesnevîhân olarak kabul edilen Hüsâmeddin Çelebi’den başlayarak 1925 yılına dek Osmanlı coğrafyasında yaşamış şair Mesnevîhânların tespit edilmesidir. Bu yönüyle çalışma, literatürde ilk kez bütüncül bir şair Mesnevîhânlar kataloğu oluşturma iddiasını taşımaktadır.
Modernleşme süreci, Batı’da yaşanan bir dizi tarihsel ve düşünsel dönüşümün sonucunda ortaya çıkmış olup, geleneksel yapıların çözülmesine ve yeni kavramların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu dönüşümün başlangıç noktalarından biri olarak Rönesans, Kıta Avrupası’nda ortaya çıkan ve skolastik düşünceye karşı eleştirel bir bakış açısını savunan sanatkârların bireyi öne çıkaran yaklaşımıyla belirginleşmiştir. Ardından 1517 yılında Martin Luther’in Wittenberg Kilisesi kapısına astığı 95 tez, Reform hareketinin fitilini ateşlemiş ve bireyin doğrudan Tanrı ile ilişki kurabileceğini vurgulayan teolojik bir devrimi başlatmıştır. Bu süreç, Katolik kilisesine karşı geliştirilen “tek Tanrı, tek Kitap, tek Bağışlayıcı” ilkesi etrafında şekillenmiştir.[11]
Bu zihniyet dönüşümünün bir devamı olarak Aydınlanma Çağı, düşünce dünyasında insan aklını merkeze alan ve metafizik alanı reddeden bir paradigma sunmuştur. John Locke, David Hume, Voltaire, Rousseau ve Immanuel Kant gibi filozofların öncülüğünde şekillenen bu düşünce sistemi, evreni yalnızca fiziksel ve deneysel bir düzlemde açıklamaya çalışmış; duyular ve akıl, bilginin temel kaynakları olarak kabul edilmiştir. Neticede ortaya çıkan modernizm, Ahmet Cevizci tarafından “geleneksel olanı yeni olana tabi kılma tavrı” şeklinde tanımlanmaktadır[12]. Bu çerçevede modernleşme, toplumsal yapıyı dönüştüren birtakım temel kavramları da beraberinde getirmiştir. Bunlar arasında bireyselleşme, sekülerleşme, endüstrileşme, kültürel farklılaşma, kentleşme, bürokratikleşme, rasyonelleşme ve hümanizm öne çıkmaktadır.
Modernleşme ile birlikte geleneksel bilgi ve anlam aktarımının araçlarından biri olan Mesnevîhânlık müessesesi, işlevselliğini kaybetmiş ve zamanla hafızalardan silinmiştir. Bu bağlamda bu tez, Mesnevîhânlık geleneğinin sadece bir edebî aktarım biçimi değil, aynı zamanda düşünce aktarımında merkezi bir rol oynayan epistemolojik bir otorite olduğunu iddia etmektedir. Bu müessesenin kaybı, modern bireyin Mesnevî gibi çok katmanlı bir metni anlama sürecinde yöntemsel bir boşluk yaşamasına neden olmuştur.
Bu çerçevede tezin amacı, Mesnevîhânlık geleneğini tarihî, sosyolojik ve edebî bağlamlarda inceleyerek; bu geleneğin kaybının modern epistemolojik krizlerle olan ilişkisini ortaya koymaktır. Tez aynı zamanda, modernliğin bireycilik ve hümanizm gibi kavramları merkeze alarak geleneksel anlam üretim biçimlerini nasıl dönüştürdüğünü sorgulamakta ve Mesnevîhânlık müessesesini bu dönüşüm karşısında alternatif bir model olarak ele almaktadır. Bu itibarla tezin başlıca problemleri şu şekilde belirtilebilir:
- Mesnevîhân kimdir?
- Mesnevîhânın sosyal kimliği ve rolü nedir?
- Mesnevî’nin Edebiyat kanonuna girmesinde Mesnevîhânların rolü nelerdir?
- Mesnevîhânların Türk İslam Edebiyatına ne gibi katkıları olmuştur?
- Günümüzde Mesnevî’yi anlamak için Mesnevihâna ihtiyaç var mıdır? Neden?
- Mesnevîhânlar sadece Mevlevî tekkelerine has kimseler midir?
- Mesnevîhânlık geleneği Somut Olmayan Kültürel Miras unsuru olabilir mi?
- Mesnevîhânlık geleneği İslam ilim geleneğinin bir tezahürü olarak kabul edilebilir mi?
- Klâsik dönemde bir otorite olarak okutuculara bakış açısı nasıldır?
- Geleneğe uygun bir şekilde Mesnevîhânlık müessesinin var olmayışı sosyal bilimlerde hangi paradigmaların değişmesiyle ilgili olabilir








