Mevlana Ve Sa’di Şirazi
Mevlana Ve Sa’di Şirazi
Prof. Dr. Nimet Yıldırım
Eserleri dikkatle incelendiğinde aynı çağlarda yaşamış olan Sa’dîŞiraziile Mevlana’nın şiirlerinde işledikleri konular, içerikler ve aktardıkları olaylar ile hikâyelerde birbirlerine çok yakın oldukları çok benzerlikler gösterdikleri görülmektedir. Belki de bazı düşünceleri birbirlerinin aynıdır. Hem Mevlana hem de Sa’dî, yaşadıkları çağlarda da alabildiğine ünlü kişilikler idi. Sa’dî, hayatının alabildiğine uzun bir bölümünde farklı coğrafyaları gezmesiyle bilinir. Bu gezilerinde Mevlana ile de karşılaşmış ve görüşmüştür. Bu konuda iki önemli bilgi bulunmaktadır. Bunlardan birisi AhmedEflakî’nin bu iki büyük bilgenin görüşmelerini konu alan rivayeti, diğeri de Acayibu’l-buldân adlı eserde yer alan Eflakî’nin kayıtlarını da doğrulayan ve destekleyen anlatılardır.
Rivayete göre o günlerde Şiraz’da yönetimde bulunan ŞemseddînHindî, Sa’dî’ye bir mektup yazarak kendisi için bir gazel yazmasını ister. Sa’dî de Mevlana’nın o günlerde Şiraz’a erişmiş olan ve kendisini çok etkileyen bir gazelini gönderir.
هر نفس آواز عشق میرسد از چپ و راست
ما به فلک میرویم عزم تماشا که راست
ما به فلک بودهایم یار ملک بودهایم
باز همان جا رویم جمله که آن شهر ماست
خود ز فلک برتریم وز ملک افزونتریم
زین دو چرا نگذریم منزل ما کبریاست
بخت جوان یار ما دادن جان کار ما
قافله سالار ما فخر جهان مصطفاست
Erişir her an sağdan soldan aşkın sesi
Çıkıyoruz göklere biz, kim ister seyretmeyi?
Göklerdeydik zaten biz, meleklerle dost idik biz
Yurdumuz göklere gideceğiz yine hep birlikte biz
Göklerden de yüceyiz biz, meleklerden kutsalız biz
Makamımız yüceler, neden geçmeyelim bunları biz?
Kutlu bahtımız yârimiz, can vermek işimiz bizim
Kafilemizin başı evrenin kıvancı Mustafa bizim…[1]
Sa’dî, gazelin ardından da: “Anadolu’da kutlu bir hükümdarın bulunduğunu, bu sözlerin ona ait olduğunu, bundan daha güzel gazel söylenemeyeceğini, kendisinin de o hükümdarı ziyaret etmek isteğini” belirten cümlelerini ekler. Sa’dî’nin mektubunu, gönderdiği gazeli ve notunu okuyunca ŞemseddînHindî kendinden geçerek ağlamaya başlar. Beraberinde bulunanlar ile birlikte bu gazeli okuyarak sema yaptıktan sonra ŞemseddînHindî, Sa’dî’ye değerli hediyeler gönderir. Ardından da Sa’dî Konya’ya giderek Mevlana’yı ziyaret eder.[2]
Diğer rivayette ise Sa’dî’nin gezileri esnasında Konya’ya gittiği ve orada henüz onun meclisine gitmeden bulunduğu yerden Mevlana için bir gazel yazıp göndermek istediği, ancak gazeline “Sarhoş gelirsen sen, evrenden heyecan yükselir…” mısraıyla başlarken birden tutulduğu ve ikinci mısraı söyleyemediği, gazeli tamamlayamadığı aktarılır. [3]
Daha sonra Mevlana’nın huzuruna geldiğinde sema kurulur ve Mevlana bir gazel söylemeye başlar ilk mısraı Sa’dî’nin ona göndermek istediği ama tamamlayamadığı gazelin ilk mısraıdır. Gazeli sonuna kadar dinler ve hayretle; Mevlana’nın söylediği bu gazel ile ne denli hal ehli olduğunu, onun güçlü inancının kendisini son derece etkilediğini dillendirir.[4] Bu rivayetler bu iki bilge arasında böyle bir görüşmenin olduğunu ve bu karşılaşmanın Sa’dî üzerinde son derece önemli ve derin etkiler bıraktığını göstermektedir:
سرمست اگر درآیی عالم به هم برآید
خاک وجود ما را گرد از عدم برآید
گر پرتوی ز رویت در کنج خاطر افتد
خلوت نشین جان را آه از حرم برآید
گلدسته امیدی بر جان عاشقان نه
تا ره روان غم را خار از قدم برآید
گفتی به کام روزی با تو دمی برآرم
آن کام برنیامد ترسم که دم برآید
عاشق بگشتم ار چه دانسته بودم اول
کز تخم عشقبازی شاخ ندم برآید
گویند دوستانم سودا و ناله تا کی
سودا ز عشق خیزد ناله ز غم برآید
دل رفت و صبر و دانش ما ماندهایم و جانی
ور زان که غم غم توست آن نیز هم برآید
هر دم ز سوز عشقت سعدی چنان بنالد
کز شعر سوزناکش دود از قلم برآید
Sarhoş gelirsen sen, evrenden heyecan yükselir
Varlık toprağımız üzerinde yokluk tozları yükselir
Bir ışıltı düşse yüzünden gönlümün köşesine
Halvete çekilen canın ahı, Harem’den yükselir
Bir demet gül gibi sun umudu âşıkların canına
Üzüntü yolu yolcularının ayaklarından diken çıkar yükselir
Bir gün seninle olup ererim muradıma dedin
Erişemedin o arzuma, korkarım son nefesim çıkar yükselir
Çaresiz âşık oluverdim, bile bile baştan ben
Aşk oyunu tohumundan pişmanlık dalı yükselir
“Bu sevda, bu inleyiş ne zamana dek?” der dostlar
Sevda, aşktan doğar, inilti üzüntüden yükselir
Gitti elden gönül, sabır, bilgi; biz ve canımız kaldık
Üzüntü, aşkının üzüntüsüyse eğer can da çıkar yükselir
Her an ateşiyle aşkının öylesine inler ki Sa’dî
Yakıp kavuran şiirinden kaleminden duman yükselir[5]
Mevlana’nın gazellerinin başta Anadolu olmak üzere köşe bucak her bölgeye aşk ve sevgi ateşi salması gibi Sa’dî’nin gazelleri de başta İran coğrafyası olmak üzere Farsça konuşulan her coğrafyada hızla yaygınlaştı ve büyük kitlelere ulaştı. Aynı çağda yaşamış bu iki gazel bülbülü, farklı tarzları ve anlayışlarıyla aşk ve sevgi duygularını özgün dilleri ve düşünceleriyle zevk ve edebiyat çevrelerinde aşk ve sevginin tohumlarını atarak aşk dolu yüreklerin ateşlerine körük oldular.
[1]Celaleddîn, Muhammed-i Belhî, Dîvân-i Şems, Gazel: 463.
[2]Eflakî, Ahmed, Menâkıbu’l-Ârifîn, I, 266.
[3]Eflakî, Ahmed, Menâkıbu’l-Ârifîn, I, 267.
[4]Furûzânfer, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, s. 374-375.
[5]Sa’dî, Külliyât (Hurremşahî), s. 462/Gazel: 283.

