Hırka-i Şerif sadece bir semt midir?

A+
A-

Hırka-i Şerif sadece bir semt midir?

Semt monografisi, bir şehrin belirli bir semtini/mahallesini konu alan; o yerin tarihini, coğrafyasını, sosyal ve kültürel yapısını, ekonomik özelliklerini ve günümüzdeki durumunu ayrıntılı, sistematik ve derinlemesine ele alan bilimsel bir inceleme türü olarak tarif edilir. Tarih, coğrafya, şehircilik, sosyoloji ve halkbilimi (folklor) disiplinlerinin birleştiği bir alandır. Bununla birlikte semtin sakinleri tarafından akademik bir kaygı gözetilmeden yazılan monografiler de vardır ve bunların okunması diğerlerine göre çok daha zevklidir. Bir de yazanın kalemi işlek Türkçesi güzel ise bir çırpıda okunur.

İlk örneklerini 19. asrın ikinci yarısının sonlarına doğru gördüğümüz semt monografisi yazma geleneğini 1950’lerden sonra Rakım Ziyaoğlu, Zeki Teoman, Çelik Gülersoy, Mahmut Yesari, Samiha Ayverdi, Süheyl Ünver, Sedad Hakkı Eldem, Bedii Şehsuvaroğlu, Celal Esad, Semavi Eyice gibi İstanbul’u çok iyi bilen isimler sürdürdü. Nezih H. Neyzi, Müfid Ekdal, Önder Küçükerman, M. Baha Tanman, Adnan Giz, Yıldız Demiriz, Orhan Türker, Pars Tuğlacı, Gökhan Akçura, Cahit Kayra, Burçak Evren, Turgay Tuna, Ahmed Yüksel Özemre, Jak Deleon, Turgut Yılmaz, Murat Belge, Arif Atılgan, Eser Tutel, Çelik Gülersoy, Osman Öndeş, Önder Kaya şehir ve semt biyografisi yazan yazarlardan ilk akla gelenlerdir. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin 2003’te yayınladığı İstanbul Semtleri serisi başta olmak üzere birçok seri de semtleri tanıtan kitaplar yayınlandı.

İstanbul semtleri monografi konusunda oldukça zengin bir literatüre sahip. Mehmet Berksan’ın İstanbul ve semtleri hakkında yazılmış tüm kitapları derlediği listede bu zenginliği görüyoruz.

Ahmet Güner Sayar Hoca bu listeye bir kitap daha ekledi. Uzun zamandan beri üzerinde biriktirdiği notlarını bir araya getirerek doğup büyüdüğü semti Hırka-ı Şerif Bir Semt Hikayesi (İstanbul: Ötüken, 2026) başlığıyla kaleme aldı. Hocamızın kitabının bir yönüyle akademik iken bir yönüyle de zevkle kalınmış bir metin olduğunu görüyoruz.

Kitabı okurken Hırka-ı Şerif’in hocamızın gözünde Osmanlı-Türk medeniyetinin tebellür ve tecessim etmiş halini ve hocamızın derinden bağlandığı bu mirasa sahip çıkma gayretini, ideal insan yetiştiren bir mekanın ruhunu ve estetiğini ve kaçıp giden zamana ve hatıralara bir hasrete şahit oluyoruz. Bu şahitliğin okurları üzen ve endişenlendiren bir şahitlik olduğunu söylemeliyim.

İstanbul’un semtleri aynı zamanda örtük müfredatı olan birer gizli mektepti. Sokakları mektebin dershanesi, yaşayanlar da hocalarıydı. Tanpınar’ın Huzur‘unda anlattığı İstanbul semtleri, özellikle Boğaziçi Mümtaz’ı terbiye eden bir güç olarak resmetmesi boşuna olmasa gerek. Bir kimseyi o kimse yapan unsurların başında yaşadığı semt geliyordu. Bir semtte doğup büyüdüğünü söylemek mezun olduğu mektebi söylemek gibi bir şey idi. Kitabı okuyunca Ahmet Güner Sayar’ın mezun olduğu mekteplerden birinin de Hırka-ı Şerif olduğunu anladım. Onun akademik hayatının şekillenmesinde kuru bir iktisatçı olmanın ötesine geçmesinde, maddeyi merkeze oturtmayan, metafizik ile dengelenmemiş maddenin tehlikelerine dikkat çeken bir iktisat anlayışına sahip olmasının altında kuşkusuz Hırka-ı Şerifli olmanın da etkisi olsa gerek.

Hırka-ı Şerif bir mektep demiştik. Semtteki iki camiden birinde Gönenli Mehmet Efendi, diğerinde Ali Yakup Efendi’nin kadın-erkek herkese ders verdiği, Kenan Rıfaî’nin konağında Mesnevî takrir ettiği bir mahalle mektep değildir de nedir?. Sadece bu derslere katılan ve bu büyük insanları görüp dinleyen biri diğer insanlardan farklılaşmaz mı?

Semte adını veren hırka, Hz. Peygamber’in Veysel Karani’ye hediye ettiği hırka. Bu hırka adını verdiği camide muhafaza ediliyor. Hırka adını camiye, cami de adını semte vermiş. Hz. Peygamber’in hırkasının muhafaza edildiği caminin bulunduğu semtte doğmak doğal olarak Hz. Peygamber’e komşu olmak, Medine’yi İstanbul’a getirmek demek. Ahmet Amiş Efendi “Fatih İstanbul’un Medine’sidir.” dermiş. Hz. Peygamber’in hırkasına ev sahipliği yapan semt için biz de “Hırka-ı Şerif Fatih’in Medine’sidir.” desek haddimizi aşmış olur muyuz?

Bir soru ile devam edelim. Hz. Peygamber’e komşu olduğunu düşünenlerin Hz. Peygamber’i sevmeyi birinden öğrenmeye ihtiyaçları olur mu? Hırka-ı Şerifli olmak, daireyi biraz daha genişleterek söyleyelim İstanbullu olmak, hocamızın ifadesiyle Hz. Peygamber sevgisinin yarattığı Türklüğün, İslam’la eklemleşerek oluşturduğu ruhun tecessüm etmiş halidir. O hâle bürünen insanlar mümin, mütevekkil, mütevazı olur ve bunlar ortalama Türkün hasletleridir. İstanbul’da bu hasletler aile, mektep, medrese, dergah ve caminin yanı sıra çarşıda ve sokakta kazanılırdı. Hocamızın çocukluğunun Hırka-ı Şerifi’nde yaşayan alimler, hocalar, ekâbir günlük yaşantılarıyla nasıl olunması gerektiğini gösteren birer modeldi.

Hırka-ı Şerif’in bir hırkadan, semtin de bir mahalleden daha fazla olduğunu hocamızdan öğrenmeye devam edelim. Semtteki Akseki caddesinin adı İstanbul’u fetheden askerlerden Aksekili Kemaleddin Efendi’den, Akşemseddin Caddesi’nin adı, Fatih’in hocasından, Mütercim Asım Sokağın adı, Kamus-ı Okyanus gibi muhalled bir sözlüğü Türkçeye kazandıran Asım Efendi’den, Bedreddin Simâvî Sokağın Varidat ve Câmiü’l-Fusûleyn müellifi Şeyh Bedreddin’e olduğunu bilmek ve isimleri henüz üç-dört yaşında duymak az şey midir?

Malum, Ahmet Güner Sayar hocamız bir iktisat profesörü. Onu diğer iktisatçılardan ayıran birçok hasleti olduğunu biliyoruz. Bu kitap bize bu hasletlerin en azından bir kısmını kazandığı mekanı gösteriyor. Bir iktisatçı olarak mahallesindeki değişimi gördükçe değişen şeyhin sadece bir mahalle veya semt olmadığını en iyi fark edenlerdendi. Değişimin rasyonel iktisadi bireyin metafizik toplumsal etkinliği bitirmesi olduğunu tüm çıplaklığı ile fark edip bizi uyarıyordu. Madde değişince haklarının peşinde koşanların yerini hakkından fazlasını almak isteyenler aldığını hem Batı’da hem de tarihi örneklerinde görmüştü ve çok iyi biliyordu. Kaybolan sadece mahallede metafizik toplumsal etkinlik değildi. Türk gibi doğmak, Türk gibi yaşamak, İstanbullu olmak da kayboluyordu.

Hocamızın bu kitabının sıradan bir semt anlatısı olduğunu düşünmek hem kitaba hem de hocamıza haksızlık olur. Bu kitap okuması bilen için yüzümüzü tutulan bir ayna, yolumuza tutulan bir lamba aynı zamanda.

Tüm bunlara rağmen kitap bize Yahya Kemal’in Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer mısraını hatırlatıyor.

Biz Hırka-ı Şerif dedik, siz eski İstanbul’un tüm semtleri olarak okuyun lütfen. Çünkü her birinin kendine has özelliği ve güzelliği var.

Ayrıca İstanbulluluk hakkında bir değerlendirme için tıklayınız: https://www.fikriyat.com/yazarlar/ismail-gulec/2024/02/10/gitti-istanbul-beyefendiligi-geldi-istanbulinsani

Hırka-ı Şerif hakkında bilgi için tıklayınız. https://www.fikriyat.com/yazarlar/ismail-gulec/2019/11/07/iki-hirkanin-oykusu

İsmail Güleç

 

https://www.fikriyat.com/yazarlar/ismail-gulec/2026/07/11/hirka-i-serif-sadece-bir-semt-midir