Erguniye Mevlevihanesi’nin Tarihi Açıdan Değerlendirilmesi
ERGUN ÇELEBİ ve KÜTAHYA MEVLEVÎLİĞİ SEMPOZYUMU
Erguniye Mevlevihanesi’nin Tarihi Açıdan Değerlendirilmesi
Mehmed Veysi Dörtbudak
Türk Hâkimiyetine Giren Kütahya
1071 Malazgirt Meydan Muharebesinden bir kaç yıl sonra Anadolu’nun hemen hemen tamamı Türkler tarafından fethedilmiştir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın kardeşi Melik Mansur, 1074 yılında Kütahya’yı aldıktan sonra artık Kütahya, Anadolu Selçuklu Devle-ti’nin bir uç şehri olmuştur.
Haçlı Seferleri sonunda tekrar Bizanslıların eline geçerek üç defa Türklerle Bizanslılar arasında el değiştirmiştir.
Kuruluşuyla ilgili rivayete göre Mevlevihanenin çekirdeğini, Emir İmadüddin Hezâr Dinârî tarafından inşa edilen Hezâr Dinârî Mescidi meydana getirmektedir[1]. Gölpınarlı Mevlânâ Dergâhı Arşivinde bulunan 51-52 nolu zarflara göre Selçuklu Kumandanı Hezâr Dinârî’nin Sultan Veled(R.A.) Hazretlerinin dervişânından olduğu iddia edilse[2] de bu iddia tarih olarak mümkün değildir. Önce Celâleddin Ergun Çelebi’nin(R.A.), ardından diğer postnişinlerin buraya defnedilmesiyle adı geçen mescid Ergun Çelebi Türbesi’ne dönüşmüş, kuzeyine de semâ- hane inşa edilip Mevlevihanenin ilk kuruluşu gerçekleştirilmiştir.
Sultan Veled ve Kütahya
I. Yakup Çelebi Döneminde Sultan Veled(R.A.) hazretleri, Konya’dan kalkarak Beyşehir, Eğirdir, Karahisar-ı Devlet ve Denizli yoluyla Kütahya’ya gelmiştir. Kızı Mutahhara Âbide Hatun(R.A.) burada yaşamaktadır. İhtimaldir ki birçok şehre halifeler gönderen Sultan Veled(R.A.) Hazretleri buraya da halifeler göndermiştir. Kızının yaşadığı bu şehre ve güzelliğine hayran kalan Hazret şehri öven ve:
“Ne başed hem-çü Kütahiyya şehri
Honek ân kes ki der vey nîşest şehrî”
diye başlayan bir şiir yazmıştır. “Kütahya şehri gibi bir şehir olamaz, ne mutlu orada oturan kimseye. Saadeti yaver olup da iki ay oturacak olan kimse oradan hadsiz, hesapsız istifade eder, lezzet alır.
Germiyan Oğulları, Ulu Arif Çelebi ve Kütahya
730/1329 yılında bu günkü yapının yerine yeniden bina inşa edilmiştir[3]. Sultan Veled’den(R.A.) sonra Makam Çelebisi olan Ulu Arif Çelebi(R.A.) de Kütahya üzerinde durmuş, şehri ziyaret etmiş ve Germiyanoğulları ile yakın ilişki içine girmiştir. Bu dönemdeki Yakub Bey de Ulu Arif Çelebi’nin(R.A.) mürididir[4]. Bazı Mevlevi kaynakları Sultan Veled’in(R.A.) kızı Mutahhara Âbide Hatun’un(R.A.) Süleyman Şah’la evli olduğunu yazsa da[5] bu olay tarihî akışa uygun görülmemektedir. Mutahhara Âbide Hatun’un(R.A.) Savcı Bey’in oğlu Umur beyle evlendiği daha gerçekçidir[6].
Ulu Arif Çelebi(R.A.) yanına aldığı Mevlevi dervişleri ile birlikte Anadolu’nun bazı şehirlerini, batı İran’ı, Irak’ı, Suriye ve Mısır’ı dolaştı. Tarikatını tanıttı. Gittiği yerlerde Mevlevihaneler açarak dervişlerinden birini buralara şeyh atadı. Ölümüne kadar (1320), 8 yıl Mevleviliğin yayılmasına çalıştı[7].
Devlet Kurumlarıyla içiçe olan Mevlevilik İçanadolu’da yaygın bir hâle gelmiş ve öyle bir durum ortaya çıkmıştır ki, halkının tamamının Mevlevi olduğu köylerden Nejat Göyünç hoca “Osmanlı Devletinde Mevleviler” başlıklı makalesinde bahseder. Bu köylerden biri de Çakır Köyüdür.
“Mevlevihanenin şeceresi incelendiği zaman idaresinde açıklanamayan büyük boşluklar, dolayısıyla faaliyetinin kesildiği veya zayıf olduğu dönemler görülür. Şeyh vekili Hasan Ulvi el-Mevlevi’nin(R.A.) 1909 tarihli mektubunda, bani ve ilk postnişin Celâleddin Ergun Çelebi’den(R.A.) sonra oğlu Burhaneddin İlyas Çelebi(R.A.) ile amcazadesi Zeynüddin Çelebi’nin(R.A.) (ö. 827/1424) posta oturdukları, ancak Timur vak’ası, Karamanoğulları istilası ve ll. Yakub Çelebi’nin ölümünün (832/1429) ardından Kütahya’nın Osmanlılar’ın idaresine geçmesi üzerine aileden Mevlevihaneyi idare eden İlyas Paşa’nın evlatlarının Konya ve başka yerlere göçüp Mevlevihanenin bir türbedara bırakıldığı anlatılmaktadır. 125 yıla yakın süre boyunca boş kalan posta Kütahyalı İbrahim(R.A.) ve Mehmed(R.A.) dedeler oturup dergâhı tekrar faaliyete geçirmişlerdi. Bundan sonra dergâh 1601-1689 arasında. Mevlânâ Dergâhı’nın on yedinci postnişini lll. Muhammed (Küçük) Arif Çelebi’nin(R.A.) kızı Mesnevihan Kamile Hanım(R.A.) ile oğlu Hüseyin Çelebi(R.A.) ve kızı şair Hâcce Fatma Hanım(R.A.) tarafından yönetilmiştir. Dergâhın ilginç tarihi boyunca Karahisar Mevlevihanesi’nde olduğu gibi burada da Şeyh Küçük Hüseyin Çelebi’nin(R.A.) yerine iki kadın vekâleten postnişinlik etmiştir. Postnişin listesine göre bunun arkasından Mevlevihaneyi sonuna kadar Hüseyin Çelebi’den(R.A.) gelen çelebiler idare etmiştir. Ancak arada yine yönetim boşlukları olmuştur. Mesela 1791’de Abdürrahim Ata Çelebi’nin(R.A.) oğlu Mehmed Saib Çelebi(R.A.) on bir yaşındayken posta geçtiğinde ve 1895’te İdris Hamdi Çelebi’nin(R.A.) ölümünden sonra küçük kardeşi Ergun(R.A.) ve oğlu Sâkıb(R.A.) büyüyünceye kadar dergâh Hasan Ulvi, Amil Çelebi, Ahmed Remzi Dede(R.A.)gibi vekiller tarafından yönetilmiştir. I. Dünya Savaşı’nda Sâkıb Dede’nin(R.A.) Şam’daki Mevlevi alayına sadece on bir dervişle katılmış olması, komşu âsitâneler olan Bursa’nın altmış yedi ve Karahisar’ın altmış üç dervişle katıldığı göz önüne alınırsa Kütahya Mevlevihanesi’nin bu dönemde nüfus ve faaliyet bakımından son derece zayıf durumda bulunduğunu gösterir.
Sefîne-i Nefîse-i Mevlevîyân’ın yazarı Mustafa Sâkıb Dede(R.A.), Ali Nutki(R.A.) ve Abdülbaki Nasır(R.A.) dedelerin babası olan Yenikapı Mevlevihanesi postnişini Seyyid Ebubekir Dede(R.A.), Galata Mevlevihanesi postnişini Kudretullah Dede’ni(R.A.)n babası Yenikapı Mevlevihanesi aşçıbaşısı Seyyid Ahmed Salih Dede(R.A.), hattat-şair Pesendi Hacı Ali(R.A.) ve Cafer dedelerle şair Derviş Hüsam(R.A.) bu ocakta hizmet etmiş olan ünlü simaların bazılarıdır[8].
Mevlevihaneden geçen zevât-ı kirama gelince elbetteki ilk ve en önemli isim Ergun Çelebi Hazretleridir.
Ergun Çelebi(R.A.)
Hz. Mevlânâ’nın(R.A.) oğlu Sultan Veled’in(R.A.) torunu olan Ergun Çelebi’nin Annesi Mutahhara Abide Hatundur(R.A.). Hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Elde olan bilgiler de biri biriyle çelişkilidir.
“Sahîh Ahmed Dede’nin bildirdiğine göre, H. 700/M. 1300 yılında Karahisar’da dünyaya gelmiştir. Çelebi’nin daha sonra Kütahya’ya gittiği anlaşılmaktadır[9].”
Emir Hüsam Çelebi(R.A.), Emir Vacid Çelebi(R.A.) gibi zatların elinde yetişmiş ve postnişin olarak Kütahyaya gönderilmiştir. İmadüddin Hezâr Dinârî’nin inşa ettirdiği ilk Mevlevihane kabul edilen mescidin Postnişini olmuştur. 1329 tarihinde icra edilen Ayin-i şerîfle irşad görevine başlamıştır. Genc-nâme adlı manzum bir eserin sahibidir. Ayrıca İşâretü’l-beşâre isimli eserinde de; Mevlevi ayinindeki remizlerden, mürşid-i kâmilin hallerinden bahseder[10].Takribi 75 yaşlarında iken H. 775/M. 1373 yılında vefat etmiştir[11]. Hakka yürüyen Ergun Çelebi(R.A.) hazretleri hakkında Sâkıb Dede(R.A.) şunları şöylemiştir:
“Etmeyince nakd-i ömrü bî-kusûr anda fedâ
Etmiş olmaz ihtirâmı hakkını bende edâ
Kutb-ı âlem, gavs-ı âdem, mazhar-ı nûr-ı cemâl
Hazret-i Sultân Ergun(R.A.) kurretü’l-ayn-ı Celâl”
Bu sözlerle yetinmeyen Sâkıb Dede(R.A.) ayrıca Hazret için 45 beyitlik bir kaside de söylemiştir.
Burhaneddin İlyas Çelebi(R.A.)
Ergun Çelebi’nin(R.A.) oğludur[12]. Babasının hakka yürümesinden sonra posta oturmuş, yirmi üçyıl meşihat görevinden sonra 1395 yılında bekâ âlemine irtihal etmiştir[13]. Mevlevilikte “velâyet menzilinin sırlarına eren Burhaneddin İlyas Çelebi(R.A.), şiirde de belagat semâsının yıldızıdır. Bir gün semâ esnasında “Câe hinü’l-irtihâl” sözünü söyler. Bu söz ebced hesabıyla vefat tarihi olan 798 rakamını verir.
“Âyîne-i cânân olalı cân-ı hazînim
Pertev-fiken-i şeş cihet-i rûy-ı zemînim”[14]
Zeynüddin Çelebi(R.A.)
Burhaneddin İlyas Çelebinin(R.A.) amcazadesidir. Muzafferüddin Çelebinin(R.A.) oğludur. Yaklaşık 25 yıl makam-ı meşihatta kalmış, H. 800/M. 1397’de vefat etmiştir. Sicill, Celâleddin Ergun Çelebi’den(R.A.) tahsil ettiğini yazar[15].
Timur felaketinden sonra yaklaşık 150 yıl Mevlevihane mahzun kalmış, dergâh-ı şerîf de ancak bir türbedar tarafından idare edilmiştir.
Hasan Ulvi Dede’nin mektubunda adı geçen ve hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadığımız İbrahim Dede(R.A.) posta tayin edilir ve yaklaşık 1550’lerden 1600’lere kadar şeyhlik makamında oturur[16].
Ulûfecizade Mehmed Dede(R.A.)
İntisabı İbrahim Dede’yedir ve aynı zamanda onun damadıdır. Elli yıla yakın şeyhlik görevini deruhte etmiştir.
Bu devirden sonra Mevlevihane bir hanım tarafından yönetilmiştir; Kamile Hanım(R.A.). Konya’da bulunan Küçük Arif Çelebi’nin(R.A.) kızıdır. Mesnevi-handır. Kendisinden sonra oğlu Hüseyin Çelebi,(R.A.) ondan sonra da ismi geçen zat Hüseyin Çeleb’inin(R.A.) kızı Hâcce Fatma Hanım(R.A.) tarafından Mevlevihane idare edilmiştir[17].
Mustafa Sâkıb Dede(R.A.)
Aslen İzmirlidir. Fevkalade bir ilmî tahsilden sonra Tarîk-i Mevleviyeye alaka duymuş, Edirnede Seyyid Mehmed Dede’nin(R.A.) nezaretinde çilesini tamamlamış, çeşitli Mevlevihanelerdeki Mevlevi büyüklerinden feyz almıştır. Rumeli’yi dolaştıktan sonra Limni Adasında Niyazi Mısrî(R.A.) Hazretleri ile de görüşmüş ve 1690 senesinde Erguniye Mevlevihanesi şeyhliğine getirilmiştir. Kırksekiz yıllık hizmetin ardından Hakk’a yürümüş, Mevlevihaneye defnedilmiştir.
Dedenin döneminde Kütahya Mevlevihanesi en parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Oğlu Ebubekir Dede(R.A.), Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi olmuştur. Bir diğer oğlu da Nutkî Dede’(R.A.)dir.
En önemli eseri Sefîne-i Nefîse-i Mevlevîyân’dır ki, önemli bir biyografik kaynaktır. Divanı vardır.
Biz feyz-i demle âdem olan Mevlevileriz
Şah-ı gedâ-yı âlem olan Mevlevileriz
beytiyle Tarîk-i Mevleviyye müntesiplerinin âlemin gedâlarının (dervişânın) Şahı olduğunu söyler.
Divanı, Ahmet Arı tarafından Sâkıb Dede(R.A.) ve Divanı Mevlevilikte Bir Hanedanlık Kurucusu adıyla yayınlamıştır.
“Sûziş nevâ-yı âteş-i dildir hevâ-yı ney
Uşşâk aceb mi ola esîr-i nevâ-yı ney
Sâkıb sadâ-yı şehper-i Rûh-ı Emîndir
Sığmaz hülâsa perde-i fikre edâ-yı ney”[18]
Halis Ahmed Çelebi(R.A.)
Mustafa Sâkıb Dede’nin(R.A.) oğludur. Annesi Havva Hatun Hz. Pîr(R.A.) ahfadından olduğu için inas çelebilerdendir. Babasının irtihalinden sonra posta oturan Halis Ahmed Dede(R.A.) H. Ramazan 1191/ M. 1777 yılına kadar bu hizmette bulunmuştur. Ergun Çelebi Türbesi yanında medfundur. Vefatına Şeyh Galib(R.A.)
Şeş cihetten gelir âvâz-ı teessüf Galib
Nakd-i Hâlis gibi Ahmed Dede çıkdı elden. (1191)
ta‘miyeli beytini söyler.
İyi bir şair olan Halis Ahmed Dede’nin(R.A.) “kıyas eyler” redifli şiiri pek meşhurdur.
“Gören kûyunda cûş-ı mevc-i giryem yemm kıyâs eyler
O gül-ruhsâr ise mânend-i şebnem nem kıyâs eyler.”[19]
Tufeyl-i Sefîne adlı eserinde hem babası hem de o devir Kütahyası hakkında çok önemli bilgiler mevcuttur.
Daha sonra, sırasıyla Abdurrahim Atâ Çelebi, Mehmed Sâib Çelebi, Hacı Abdülkadir Çelebi, İsmail Hakkı Çelebi, İdris Hamdi Çelebi, Hüsameddin Çelebi (İdris Hamdi Çelebi’nin oğlu Ergun Çelebi’ye vekâleten 15 yıl), Ergun Çelebi(R.A.), Son devrin önemli şair ve mutasavvıflarından Üsküdar Mevlevihanesinin son Postnişini Ahmed Remzi (Akyürek) Dede(R.A.), Hasan Ulvî Dede (vekâleten), -Konyaya Kütahya Mevlevihanesi tarihçesi hakkında gönderdiği mektup önemlidir.-, yine vekâleten Çankırı Mevlevihanesi Şeyhi Mustafa Nuri Dede(R.A.) ve Dergâh’ın son şeyhi 1925 yılına kadar Sâkıb Dede(R.A.)’dir. Sâkıb Dede’nin meşihat makamına atanması için Kütahya’dan birçok tarikat şeyhi, çelebi, semâzenler ve şehir eşrafından birçok isim Konya Makam Çelebiliğine arz-ı hâl göndermişlerdir.
1925 yılında bu Dergâh da diğerleri gibi aynı akıbete uğramış ve sırlanmıştır.
* Celal Bayar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Eski Türk Edebiyatı A.D. Öğretim Görevlisi, MANİSA / MEDAR (Mevlânâ Düşüncesi Araştırmaları Derneği) Yön. Kur. Bşk. veysidortbudak@gmail.com
[1] Sevgi Parlak – Barihüda Tanrıkorur, “Kütahya Mevlevihanesi”, Diyanet İslâm Ansiklopedisi, , C. 27, (İstanbul, 2003), s. 1.
[2] Abdülbaki Gölpınarlı, “Konya’da Mevlânâ Dergâhının Arşivi”, İktisat Fakültesi Mecmuası, c.17. S.1-4, s. 168.
[3] Hasan Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 2 (1996), s. 70.
[4] Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi” , s. 70.
[5] Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s.70’den naklen; Sâkıb Dede, Sefîne, I/524.
[6] Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s.70’den naklen; Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevilik, (İstanbul, 1953), s. 122.
[7] Mehmet Önder, “Konya’da Mevlâna Dergâhı Merkez Arşivi ve Mevlevihaneler”, Osmanlı Araştırmaları XIV, (İstanbul, 1994), s. 138.
[8] Parlak – Tanrıkorur, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 1.
[9] Yusuf İlgar, “Afyonkarahisar Mevlevihanesi Post-nişînleri ve Mevlevi Meşhurları”, Sultan Dîvânî ve Afyonkarahisar’da Mevlevilik, (Afyon, 2002), s. 274.
[10] Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 75.
[11] İlgar, “Afyonkarahisar Mevlevihanesi Post-nişînleri ve Mevlevi Meşhurları”, s. 274.
[12] Gölpınarlı, “Konya’da Mevlânâ Dergâhının Arşivi”, s. 168.
[13] Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 75.
[14] Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî, 2001, s. 94.
[15] Tuman, Tuhfe-i Nâilî, s. 396.
[16] Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 76.
[17] Gölpınarlı, “Konya’da Mevlânâ Dergâhının Arşivi”, s. 168.; Özönder, ”Kütahya Mevlevihanesi”, s. 76.
[18] Tuman, Tuhfe-i Nâilî, s. 137.
[19] Tuman, Tuhfe-i Nâilî, s. 243.

