KALBİNİZ KİMİNLE

Dr.

 

fozdengul@gmail.com

 

 1965 yılında Konya’da doğdu. 1983 yılında Konya İmam Hatip Lisesi, 1989 yılında da Selçuk Üniver­sitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı fakültede Fizyoloji Anabilim Dalı’nda doktora yaptı. Tıbbi Hipnoz Derneği ve Yeditepe Üni­versitesi bünyesinde Hipnoz ve Hipnoterapi ile Psikoterapi Ens­titüsü’nde “Bütüncül Psikoterapi” eğitimlerini tamamladı. Sosyal Araştırmalar ve Dayanışma Vakfı bünyesinde 5 yıla yakın bir süre Mesnevi eğitimi aldı. 2005 yılında Mesnevi odaklı ilk psikoterapi kitabı olan “Rumi ve Aşkın Terapi”yi kaleme aldı. Dr. Özdengül, 2007 yılında Bakü’de gerçekleşen “Çağdaşımız Mevlana” isimli uluslararası konferansta bireysel ve toplumsal ruh sağlığımızı kazanmak ve korumak adına Mesnevi’nin bir psi­koterapi işlevi gördüğünü ortaya koyduğu çalışmasında, geliş­tirdiği disipline “Rumi Terapi” ismini verdi.

 

“Rumi Ve Aşkın Terapi”, “Herşey Yağmurla Başladı”, “Demsâz” “Sırlı Cam” ve “Niyaz” adlı yayınlanmış kitapları ve Mev­lana ve Ruhsal Terapi ile ilgili çeşitli bilimsel makaleleri bulunan Dr. Faik Özdengül halen NEÜ Meram Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilimdalında öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. TRT Diyanet’te FİHİMAFİH adıyla bir proğramın yapımcılığını da sürdüren  Dr Özdengül Konya ve İstanbul’da Rumi  Terapi ismiyle Mesnevi odaklı ruh­sal terapi grup çalışmalarını sürdürmektedir.

A+
A-

KALBİNİZ KİMİNLE

Bir hırsızcağız, bir yılan oynatıcısının yılanını çaldı. Aptallığından onu ganimet saymaktaydı.
Yılancı, yılanın zehirlemesinden kurtuldu. Yılan da hırsızını ağlatıp inleterek öldürdü.
Yılancı, o ölü adamı görüp tanıdı, “Onu benim yılanım öldürdü,canından etti. Hırsızı bulayım da yılanımı ondan alayım diye dua edip duruyordum,gönlüm yılanımı bulmayı istiyordu.
Tanrıya şükür olsun ki o dua kabul edilmedi. Ben duamın kabul edilmeyişini ziyan sandım ama bana faydaymış” dedi.
Nice dualar vardır ki ziyanın, helâk olmanın ta kendisidir. Pak Tanrı, onları kereminden kabul etmez.

Kendine gel, Şeytan sana “ babasının canı” der bu suretle o lain seni aldatır.
Bu kara yüzlü, babana da bu şeytanlığı yaptı. Âdem’i de mat etti.

Bu kuzgun, satranç başında çeviktir. Yarı uykulu gözle kuzgunu doğan görme!
Çünkü o kadar çok oyunlar bilir ki boğazında bir çöp gibi kalakalır.!
Onun çöpü boğazlarda durur. O çöp nedir? Mevki ve mal sevdası.
Ey kararsız kişi, mal çöpten ibarettir. Ama boğazındaysa Abıhayatı içirmez.
Malını, düzenbaz bir düşman çalacak olsa bir yol keseni, başka bir yol kesen dolandırmış demektir.
Mesnevi.II.128-140.

İnsan çok erken yaşlardan itibaren itibar peşindedir. Eşitlerinin arasında öne çıkmak, hatta en önde olmak ister. Bunun için rekabet eder.

Öncelikle rekabet ilişkisi anne baba üçgeninde başlar ve sonra kardeşlerle devam eder. Ardından diğer çocuklar, mahalle ve akraba ortamı sonra okul ve iş, eş akrabalık, sosyal hayat devam edip gider.

İşin doğrusu temel rekabet iç dünyadadır. Bütün bu olup bitenler, insanın kendisi hakkında inandığı fanteziler ile gerçek dünya arasındaki uyumsuzluğun içi dünyadaki yansımalarından ibarettir.

Rekabet masumane olabileceği gibi, iç çatışmaların kontrol edilemediği durumlarda öfke ve intikam duyguları nedeniyle farklı düzeylerde şiddete de dönüşebilmektedir.

Aile içinde öncelikle ebeveynlerin değer yargılarına öykünür çocuk. Aile neyi önemsiyorsa ona yönelir, takdir ve taltif için. Sonra mahallede ve okulda ne geçer akçeyse. Sonra toplum ve sosyal hayatın değer yargıları.

Topu topu hepsi bir aferin içindir aslında peşinde koştuğu insanın. Büyüyünce de helal olsun, süper, müthiş, inanılmaz gibi üç beş kelime.

Bütün bunlar için kullanılan malzemelerden biridir mal ve gözde olmanın diğer bir malzemesi de mevki.

Oysa toplumun değer yargılarıdır bunlar ve insan bilmez ki, hiç bir zaman toplumun ve diğerlerinin tümünün birden gözdesi olamayacaktır.

Kendi iç dünyasında değerli olduğu inancına ulaşamadığı sürece insan koşuşturmaktan, yorulmaktan, öfkeden, rekabetten kurtulup istediği huzur ve dinginliğe ulaşamayacaktır.

Çünkü beğenisini almaya çalıştığımız diğer insanlar da bizim gibidir ve onlar da rekabet etmektedir. Bu yüzden hiç bir zaman bizi tam anlamıyla beğenmeyeceklerdir.

Beğeni peşinde koşmak ve bu nedenle mal mülk toplayıp, makam elde etmeye çalışmak bir nevi zehirlenmektir. Kendi kendine zehir içmektir ve bir hastalık halidir. İnsanı kırgın, halsiz ve mutsuz yapar.

Malı ve makamı isteyen yer nefstir ve nefs hiç bir zaman tatmin olmaz ve her zaman bizden daha çok toplamış olan mevcuttur.

Hikayede sizden çalınan, alınan ve gasp edilen mal ve makamla ilgili de bahis var. Bu tür kayıpların aslında sizi zehirlenmekten kurtardığı söyleniyor. Öyledir de gerçekten. Eğer bir kayıp yaşamışsanız karşılığında beni hangi zehirden kurtardı acaba diye şükretmelisiniz. Bunu söylüyor Hz Pir.

Kayıplar da nasiptir ve bu da ilahi adalettir.

Peki mal da nasip işi değil mi? Evet. Hayır yapma insanlara faydalı olma adına çok faydalı. Peki kınanan tarafı ne? Bunlara sevdalanma ve boğazda kalması, yani hazmedilmemesi. Mala ve makama sahip olmak değil yanlış olan, yanlış olan, bunlara duyulan sevda. Bir çöp gibi boğazda durması ve tıkaması.

Düzenbazlar arasında gidip gelen mal hayırsızdır.

Malın da makamın da hayra vesile olması yine sahibine bağlı. Düzenden hileden uzak duran bir boğaz kolayca hazmeder bunları.

Bu nedenle iki şey için dua etmeliyiz.

Düzenden hileden uzak bir ruha sahip olmak ve sahip olduklarımızın bizi hayra sevk etmesi.

En sonunda da asıl takdir ve beğeniyi insanlardan değil de onları da yaratandan isteme seviyesine ulaşmak.

O mala ve makama aferin demez.

İnsanlara göre ister en tepede, ister en aşağıda olsun, kişinin kalbine bakar.

Kalbiniz kiminleyse onun değeri kadardır değeriniz.

Gereksiz yorgunluklardan kurtulmayı niyaz edelim ve kalbimiz O’nunla olsun.

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
Eyl 3, 2020 00:08
Ağu 26, 2020 16:49
Ağu 12, 2020 14:41
Tem 8, 2020 23:03
Haz 12, 2020 11:56
Nis 23, 2020 00:50
Nis 7, 2020 02:09
Mar 17, 2020 19:18
Şub 21, 2020 22:04
Şub 12, 2020 23:31
Şub 4, 2020 17:17
Oca 28, 2020 09:51
Oca 15, 2020 00:15