Nâyî Osman Dede’nin Mi’râciyye’si

A+
A-

Nâyî Osman Dede’nin Mi’râciyye’si

Edebiyatımızda ve kültürümüzde bir nazım biçimi olan mesnevi denilince akla Mevlana’nın eser-i meşhuru, bir nazım türü olan mevlit denilince akla Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ı geldiği gibi yine bir nazım türü olan mirâciyye denilince de Nâyî Osman Dede’nin Mi’râciyye‘si gelir. Bu üç eser o kadar şöhret bulup hüsn-i kabul görmüşlerdir ki genel bir isim olan biçim ve tür adı aynı zamanda eserlerin adı olmuştur.

Sâkıb Efendi’nin tezkiresinde Mi’râciyye‘nin bestelendiği tarihten itibaren her yıl Mi’rac Kandili’nde okunduğunu söylemesi, yazıldığı andan itibaren hüsn-i kabul gördüğünü ve kandillerde Mi’râciyye okuma geleneğinin Osman Dede ile başladığını göstermektedir. Osman Dede’den başka mi’râciyye besteleri olmakla birlikte günümüze sadece Osman Dede’nin eseri ulaşmış, diğerleri maalesef unutulmuştur.

Bestelenmesinin öyküsü

Osman Dede’nin Mi’râciyye‘sinin yazılıp bestelenmesine dair iki farklı rivayet anlatılır. İlki ve yaygın kabul gören rivayete göre eser, Nasûhî Efendi’nin istirhamıyla bestelenmiştir. İlki kadar kabul görmeyen diğer rivayete göre III. Ahmed’in ricası üzerine bestelenmiştir.

Orhan Nasuhioğlu’nun verdiği bilgiye göre Şeyh Mehmed Nasûhî Efendi, Üsküdar Doğancılar’daki tekkesinde Nâyî Osman Dede’denin de bulunduğu bir Regâib Kandili gecesinde Osman Dede’den Süleyman Çelebi’nin Mevlid‘i gibi okunmak üzere bir mi’râciyye yazıp bestelemesini ister. Bu isteği emir telakki eden Osman Dede oturur üç hafta sonra gelecek olan Mi’rac Kandili’ne yetiştirmek üzere eserini kaleme alır. Eseri tıpkı Mevlid‘deki gibi bahirlere ayırır. Ancak ondan farklı olarak bahirlere musiki makamları isimleri verir. Segâh, müstear, dügâh, nevâ, sabâ, hüseynî, nîşâbur makamlarında yedi bahir (hane) hâlinde besteler ve ilk olarak Doğancılar Nasûhî Tekkesi’nde okunur ve çok beğenilir.

Mi’râciyye

Mi’râciyye‘si yedi bahir ve 102 beyit olarak kaleme alınmış bir mesnevidir. Bahirler, beyitleri ve beyit sayısı şöyledir:

Bahir adıBeyitlerBeyit Sayısı
Segâh1-1010
Müstear11-165
Dügâh17-3821
Nevâ39-6930
Hüseynî70-9414
Nişâbur95-1027
Osman Dede eserine (ilk bölüm, Segâh) münacat ve Hz. Peygamber övgüsü ile başlar. İkinci bölümün (Müstear) ilk beyitleri ile sadece mi’rac hakkında bilgi vereceğini söyleyerek konuya girer. Miraç bahsine üçüncü bölümde (Dügah) girilir ve anlatılmaya başlanır.

Allah, Hz. Peygamber’e onu yüceltecek bir ikramda bulunmak ister. O ikram mi’racdır. Hz. Peygamber, bir pazartesi akşam Ümmü Hânî’nin evinde iken Cenâb-ı Hak, Cebrâil’e cennetten bir burak alıp Hz. Peygamber’i yanına getirmesini söyler. Cebrâil burakı alıp Hz. Peygamber’in huzuruna gelir ve uyumakta olan Hz. Peygamber’i uyandırır ve Allah’ın davetini iletir, mi’racı müjdeler. Yanında Mikâil de vardır. Önce zemzem kuyusuna gelirler, Hz. Peygamber’in göğsü yarılıp kalbi yıkanır, abdest alır.

Dördüncü bölümde (Nevâ) Hz. Peygamber ile burak arasında geçen olay anlatılır. Burak, kıyamet günü de kendisini seçme sözünü almadan Hz. Peygamber’in binmesine izin vermez.

Beşinci bölümde (Sabâ) Cebrâil, Mikâil ve buraka binmiş Hz. Peygamber Kudüs’e giderler. 100 bin melek de onları karşılamak ve eşlik etmek için gelmektedir. Yolda kulağına üç kez “Dur!” diye bir ses gelir ama yollarına devam ederler. Kudüs’te onları nebilerin ruhları karşılar ve Hz. Peygamber, nebilerin ruhlarına imamlık yapıp iki rekât namaz kıldırır. Namazdan sonra Hz. Peygamber’e bir tabakta, içinde su, süt ve şarap olan üç kâse sunulur. Hz. Peygamber sütü seçer.

Altıncı bölümde (Hüseynî) Hz. Peygamber ve yanındakiler göğe doğru yükselmeye başlar. Gök katlarında Hz. Âdem, Hz. İsâ, Hz. Yahyâ, Hz. Yûsuf, Hz. İdris ve Hz. Hârûn’u görür. Altıncı felekte Hz. Mûsâ, yedinci felekte Hz. İbrâhim’i görür ve selamlaşır. Sidreye gelirler ve Cebrâil oradan öteye gidemeyeceğini söyler. Refref gelir ve onunla Allah’ın huzuruna varır. Allah, resulünü güzel sözlerle karşılar ve ondan, kendisinden bir şey istemesini, ne isterse vereceğini söyler. Hz. Peygamber ümmetinin bağışlanmasını ister. Allah da bağışladığı müjdesini verir. 90 bin kelam konuşulur ve namaz müminler için hediye olarak ihsan edilir. Oradan tekrar Ümmü Hânî’nin evine gelir. Ertesi gün ashabına anlattığında önce Ebû Bekir’in sonra da diğer müminlerin inandıklarını söyleyerek bölümü tamamlar.

Yedinci ve son bölüm (Nişabur) Osman Dede’nin yakarışıdır. Bu dizeler, kanaatimce metnin en lirik bölümüdür. Osman Dede hem inananlar hem de kendi için dua ederek sözlerini tamamlar. Biz de yazımızı bu bölüm ile tamamlayalım:

Yâ Rab ol sultân-ı cânın hürmeti
Nûr-i Zât-ı Müsteân’ın hürmeti

Ol Muhammed rûhuna tazîm içün
Mustafâ’nın cismine tekrîm içün

Nûr-ı zât-ı Mustafâ’nın hakkı’yçün
Sırr-ı arş-ı Kibriyâ’nın hakkı’yçün

Rûyine müştâk olanlar hakkı’yçün
Aşkına uşşâk olanlar hakkı’yçün

Va’dini ihsân kıl âşıklara
Dîn yolunda sa’y iden sâdıklara

Cümle îmân ile hatmolsun ümem
Cennet ü dîdâr ile kıl muğtenem

Bâ hakk-ı Ahmed Muhammed Mustafâ
Dervîş Osmân’a dahi eyle atâ

Ahmed ü ashâb u cümle mü’minîn
Rahmetu’l-llâhi aleyhim ecmaîn

[Ey kemâl ü kudret ıssı pâdişâh
Sen kabûl eyle duâmız yâ İlâh

Yüzü suyu hakkı’yçün peygamberin
Sırr-ı bûyı hakkı’yçün ol serverin

Fâtiha’yla bed’ olundu bu kelâm
Fâtiha’yla hatm olunsun vesselâm]

Günümüz diliyle söylenişi

Ey Allah’ım! Canlar sultanının hürmeti için; kendisinden yardım istenilen zatın nurunun hürmeti için;

O Muhammed kulunun ruhuna hürmet ve Mustafa’nın bedenine saygı göstermek ve yüceltmek için,

Mustafa’nın zatının nuru hakkı için; Cenâb-ı Allah’ın arşının sırrı için,

Onun yüzünü görmek arzusuyla yanıp tutuşanların hakkı için; Ona âşık olanların aşkı için;

Âşıklara ve din yolunda gayret eden sadıklara verdiğin sözü lütfedip yerine getir.

Cümle ümmetin [son nefesini] iman ile versin. Onları cennetinle ve didarınla ödüllendir.

Muhammed Mustafa hakkı için Derviş Osman’a da ihsanlarda bulun.

Allah’ın rahmeti Hz. Ahmed’in, ashabının ve tüm yardımcılarının üzerine olsun.

Ey kemal ve kudret sahibi ulu Allah, sen dualarımızı kabul eyle.

Peygamberinin yüzü suyu hürmetine, o nebilerin önde geleninin kokusunun sırrı hürmetine [dualarımızı kabul et ve bize bağışla].

Bu sözler Fâtiha ile başlamıştı. Fâtiha ile de sona ersin.

Eskiler,

Âleme gelmek değil, Allah’ı bulmaktır hüner
Sırr-ı mirâc-ı Resullah’ı bulmaktır hüner

Buyurmuşlar. Miracın sırrına erenlerden olma niyazıyla kandilinizi tebrik ediyorum.

İsmail Güleç

https://www.fikriyat.com/yazarlar/ismail-gulec/2024/02/06/nayi-osman-dedenin-miraciyyesi