YAMYAMLIK

Dr.

 

fozdengul@gmail.com

 

 1965 yılında Konya’da doğdu. 1983 yılında Konya İmam Hatip Lisesi, 1989 yılında da Selçuk Üniver­sitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı fakültede Fizyoloji Anabilim Dalı’nda doktora yaptı. Tıbbi Hipnoz Derneği ve Yeditepe Üni­versitesi bünyesinde Hipnoz ve Hipnoterapi ile Psikoterapi Ens­titüsü’nde “Bütüncül Psikoterapi” eğitimlerini tamamladı. Sosyal Araştırmalar ve Dayanışma Vakfı bünyesinde 5 yıla yakın bir süre Mesnevi eğitimi aldı. 2005 yılında Mesnevi odaklı ilk psikoterapi kitabı olan “Rumi ve Aşkın Terapi”yi kaleme aldı. Dr. Özdengül, 2007 yılında Bakü’de gerçekleşen “Çağdaşımız Mevlana” isimli uluslararası konferansta bireysel ve toplumsal ruh sağlığımızı kazanmak ve korumak adına Mesnevi’nin bir psi­koterapi işlevi gördüğünü ortaya koyduğu çalışmasında, geliş­tirdiği disipline “Rumi Terapi” ismini verdi.

 

“Rumi Ve Aşkın Terapi”, “Herşey Yağmurla Başladı”, “Demsâz” “Sırlı Cam” ve “Niyaz” adlı yayınlanmış kitapları ve Mev­lana ve Ruhsal Terapi ile ilgili çeşitli bilimsel makaleleri bulunan Dr. Faik Özdengül halen NEÜ Meram Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilimdalında öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. TRT Diyanet’te FİHİMAFİH adıyla bir proğramın yapımcılığını da sürdüren  Dr Özdengül Konya ve İstanbul’da Rumi  Terapi ismiyle Mesnevi odaklı ruh­sal terapi grup çalışmalarını sürdürmektedir.

A+
A-

YAMYAMLIK

Dört Hintli bir Mescitte Allah’a ibadet için namaza durmuşlar, rüku ve sücuda koyulmuşlardı. Her biri niyet edip tekbir alarak huzur ve huşuyla namaz kılmaktaydı. Bu sırada müezzin içeriye girdi. Hintlilerin birisinin ağzından bilaihtiyar bir söz çıktı; “ müezzin, ezanı okudun mu, yoksa vakit var mı?” öbür Hintli, namaz içinde okuduğu halde “ Sus yahu, konuştun, namazın bozuldu.” Dedi.

Üçüncü Hintli ikincisine dedi ki : “Onu ne kınıyorsun baba, kendi derdine bak, kendini kına!” dördüncü “ Hamd olsun ben, üçünüz gibi kuyuya düşmedim” dedi. Hulasa dördünün de namazı bozuldu. Alemin ayıbını söyleyen daha fazla yol kaybeder. Ne mutlu o kişiye ki kendi ayıbını görürse o alınır, o ayıbı kendisinde bulur.

Çünkü insanın yarısı ayıptandır, yarısı ğayptan! Madem ki başında onlarca yara var, merhemini başına vurmalısın. Yarayı ayıplamak, ona merhem koymaktır. Sınık bir hale düşütü mü “ Bir kavmin azizi zelil oldu mu acıyın ona” hadisine mazhar olur. Sende o ayıp yoksa da yine emin olma. Olabilir ki o ayıbı sen de yaparsın, günün birin de o ayıp, senden de zuhur edebilir. Mesnevi.II.3026-3039

Konuşma konularımız neler?

Konuşmaktan en çok keyif aldıklarımız?

Önce şöyle soralım: insan neden haz alır? Haz alanlarımız neler?

Yeni doğmuş bir çocuğun haz bölgesi ağzıdır. Bulduğu her şeyi ağzına alır. Bu dönemdeki engellenmeler ve patolojiler ileride bir takım bozukluklara neden olur. Yemek içmek en temel haz alanımızdır. Duygusal açlıkların yemek içmekle kapatılmaya çalışıldığını mutlaka duymuşuzdur. Olgunluk dürtü kontrolüdür, hep söyleriz. İnsan olgunlaştıkça daha soyut zevkler edinir.

Öldürmek ve yok etmekte de bir haz vardır.

Yemek, içmek, yutmak, yok etmek, cinsellik en temel haz alanları.

Bir başkasında ayıp görmek ve kınamanın bunlarla ilgisi ne?

Dedikodu ve ayıplama da diğerini değersizleştirme, yok etme davranışıdır da ondan. Ve yine ağızla yapılır.

Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir. Hucurat Suresi.12.

Kınamanın müthiş bir hazzı vardır. Birisini değersizleştirip öldürür sonra da onu herkesin ortasında pişirip bir güzel yeriz. Dedikodu ve kınama yamyamlıktır bir bakıma.

Kınama ve ayıplama bir diğer açıdan kendini unutma ve kendinden kaçma davranışıdır. En zor hallerden birisi insanın kendisiyle baş başa kalmasıdır. Bir toplantı ya da oturumda sessizliğin ve sessiz kalmanın ne denli zor olduğunu hayal edebilirsiniz. Hemen birisi bir laf atıp ortaya sessizliği bozar. Sessizlik kendi seslerimizi duymaya yol açar da ondan. Sürekli konuşan insanlar kendileriyle arası iyi olmayanlardır. Ramazandaki itikaf sünnetini ve tasavvuftaki halvetin neden önerildiğini daha iyi anlayabiliriz şimdi. İnsanın kendisiyle baş başa kalması, kendi yaralarını görüp onlarla yüzleşme zamanlarıdır.

Kendi yaralarını görünce insan, başka yaralara bakacak mecali kalmaz. Ağır bir derdi ve hastalığı olan kimsenin başkalarıyla uğraştığı ve onları kınayıp ayıpladığı nadir görülür.

Varsayalım yarasız beresiz, ayıpsız kusursuzsunuz, olmaz ya hadi oldu diyelim.

Hep böyle olacağının garantisi var mı?

Cevap kısa ve net. Yok.

“Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz.”(Tirmizi, Kıyamet, 53, no: 2507; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 5/315, no: 2778; bk: Keşfu’l-Hafa, 2/265)

ille de kınayacaksak ve kınamadan duramayacaksak, kendi nefsimizi kınayalım. Ölmeden önce ölümü tattıralım ona ki, hem kendimiz ayıplardan kurtulalım, hem de birisini kınayıp başımıza iş açmaktan .

Çünkü:

Asıl ayıp başkasını ayıplamaktır.

Yukarıda dedi ya:

İnsanın yarısı ayıp yarısı ğayptır.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
Eyl 3, 2020 00:08
Ağu 26, 2020 16:49
Ağu 12, 2020 14:41
Tem 8, 2020 23:03
Haz 12, 2020 11:56
Nis 23, 2020 00:50
Nis 7, 2020 02:09
Mar 17, 2020 19:18
Şub 21, 2020 22:04
Şub 12, 2020 23:31
Şub 4, 2020 17:17
Oca 28, 2020 09:51
Oca 15, 2020 00:15