ANADOLU’DA TÜRK EDEBİYATININ BAŞLAMASINDA VE GELİŞMESİNDE MEVLÂNA’NIN YERİ VE ETKİSİ – Hasibe MAZIOĞLU

A+
A-

ANADOLU’DA TÜRK EDEBİYATININ BAŞLAMASINDA VE GELİŞMESİNDE MEVLÂNA’NIN YERİ VE ETKİSİ

Prof.Dr. Hasibe MAZIOĞLU

Anadolu’da Türk Edebiyatının kurulmasında ve gelişmesinde Mevlâna’nın yüzyıllar boyu sürekli bir etkisi olmuştur. Bilindiği üzere Türk Edebiyatı Anadolu’da XIII. yüzyılda ürünlerini vermeye başlar. Elimizde bu yüzyıldan öncesine ait eserler yoktur. Türkler Ortaasya’da İslâmiyet’ten önceki yıllara uzanan köklü ve zengin edebiyat geleneğini Anadolu’da da sürmüşlerdir. 1071’de Malazgirt zaferi ile Anadolu’nun kapıları kesin olarak Türkler’e açıldıktan sonra birbiri arkasından sürekli olarak gelen Oğuz boylarının Anadolu’yu süratle Türkleştirmek ve İslâmlaştırmak için yaptıkları savaşlar edebî eserlerin Anadolu’da XIII. yüzyıldan daha önce başlamasına fırsat vermemiş olabileceği gibi, savaş erlerini güçlendirmek için söylenmiş olan koşuklar ve destanlar da halk edebiyatımızın sözlü geleneği yüzünden yazıya geçirilememiştir.

İnsanı, varlıkların en şereflisi bilerek insana değer vermeyi ve onu sevmeyi öğütleyen, ruhlara huzur ve mutluluk veren tasavvuf düşüncelerinin XIII. yüzyılda Anadolu’da yayılıp gelişmesinde Mevlâna’nın rolü başta gelir. Bilindiği üzere Mevlâna eserlerini Farsça yazmıştır. Selçuklu devletinin Arapça’yı ve Farsça’yı edebiyat dili sayan edebî anlayışın verdiği imkânla Mevlâna oğlu Sultan Veled gibi kendisini Türkçe yazmaya zorlamamıştır. Bununla beraber Farsça bilen ve belli bir kültür seviyesine ulaşmış olan şairler ve yazarlar başlangışta, yani İslâmî edebiyatın kuruluşundan itibaren Mevlâna’dan feyz almışlardır.

XIII. yüzyılda Anadolu’da başlayan İslâmî edebiyatın elimizde bulunan ilk örnekleri dinî ve tasavvufî bir karakter taşır. Türk halkına tasavvufu öğretmek, onlara ilâhî âlemin aydınlık kapısını göstermek için Türkçe yazmak gerekiyordu. Bu görevi üstlenen şairlerin en eskisi Ahmed Fakîh’tir. Türkçe dinî ve tasavvufî şiirler yazmış olan Ahmed Fakîh, Sultanü’l-ulemâ Bahaüddin Veled’den fıkıh okumuştur. Yaşça Mevlâna’dan büyük olduğu halde Mevlâna’nın ileride kâinatı aydınlatacak bir güneş olduğunu sezerek “genc-i revân” dediği genç Mevlâna’ya büyük saygı gösterir; Mevlâna yoldan geçerken halkın ona saygı göstermeleri için bağırıp çağırırmış. Devrindeki İslâmî ilimleri okumuş, tasavvufu bilen Ahmed Fakîh’i Yunus Emre bir beyitinde :

Fakîh Ahmed Kutbüddin Sultan Seyyid Necmüddin

Mevlâna Celâlüddin ol Kutb-i cihan kanı

diyerek devrin ünlü kişileri arasında saymıştır.

Ahmet Fakîh’in etkisinde kalmış olan Şeyyâd Hamza da Türkçe dinî tasavvufî şiirler yazarak Ahmet Fakîh’i izlemiştir. Sultan Veled, eserlerinin çoğunu Farsçayazmış olmakla beraber babasının düşüncelerini Farsça bilmeyen Türk halkına da öğretmek için yazdığı Türkçe şiirleriyle XIII. yüzyılda İslâmî edebiyatın başlamasına katkıda bulunduğu gibi mevleviliği bir tarikat halinde teşkilatlandırmak suretiyle de büyük bir tarihî görev yapmıştır. Mevlâna’nın düşüncelerinin yayılıp yerleşmesinde en büyük âmil olan Mevlevilik edebiyatımızın gelişmesine de büyük ölçüde yardımcı olmuştur.

XIII. yüzyılda Anadolu’da kurulan Türk Edebiyatının daha sonraki yüzyıllarda gösterdiği gelişmede iki büyük şairin önemli rolü olmuştur. Ana kaynak durumunda olan bu iki şair Hazret-i Mevlâna ile Koca Yunus’tur. Türk edebiyatı yüzyıllar boyu bu iki kaynaktan feyz alarak yeşermiş; dal budak salarak meyvalar vermiştir.

Yunus Emre üzerinde Mevlâna’nın büyük tesiri olmuştur. Mevlâna’nın bizzat meclislerinde bulunmuş, onun görklü nazarıyla gönlü aydınlanmıştır:

Mevlâna Hüdavendigâr bize nazar kılalı

Onun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır

sözleriyle Mevlâna’ya yakınlığı ve hayranlığını belirttiği gibi onun şiirlerine nazireler yazmış; Mevlâna’nın düşüncelerinin, ruhunda yarattığı çalkantılarla coşup taşmıştır.

Ne Mevlâna ne de Yunus Emre belli bir zümreyi etrafında toplayan birer tarikat kurucusu olmamışlardır. Her ikisi de bütün insanları gerçeğe, doğruya, iyiye ve güzele yöneltmeye çalışmışlardır. Bundan dolayıdır ki daha sonraki yüzyıllarda her zümreden, her tarikattan bütün Türk halkının gönlünde taht kurmuşlardır. Nitekim Mevlâna’dan feyz almış, onun eserlerini Türkçe’ye çevirmiş ve şerh etmiş olanlar arasında başka tarikatten olanlar da vardır. Örneğin bugün için bilinen en eski Mesnevî şerhini yazan Mustafa Muinî’nin bütün şiirlerinde kendisine bağlı olduğunu bildirdiği şeyhi Abdurrahim Merzifonî Zeyneddin-i Hafî’nin halifelerindendir. Bununla beraber Mesnevî’nin I. cildini manzum olarak şerhetmiş, Mevlâna’ya olan saygısını ve Mesnevî’ye hayranlığını şerhin de yeri geldikçe belirtmiştir. XV. yüzyıl şairlerinden Dede Ömer Ruşeni Halvetî tarikatinden olduğu halde Mevlâna’nın;

Dîdem rûh-i pâk-i gülşenîrâ

An çeşm-i çerâğ-i rûşenîrâ

beyitinin kendisine bir işaret olduğu inancı ile Ney-nâme, Miskîn-nâme adlı eserlerini Mesnevî’nin tesiriyle meydana getirdiği gibi yazarın Çobannâme’si de Mesnevî’deki Musa ile Çoban hikayesinin serbest bir çevirisidir. Hazret-i şârih ünvanını kazanmış olan Ankaralı İsmail Rüsûhî Dede, önce Bayrâmî iken Mevlâna’ya olan hayranlığı ile Mevlevî olmuştur. Rûhü’l-Mesnevî adlı şerhin yazarı Bursalı İsmail Hakkı Efendi’nin Celvetiliği ile tanındığını biliyoruz. Halvetiliğin Gülşenilik kolunu kurmuş olan İbrahim Gülşenî de Rûşenî gibi yukarıdaki beyti kendisi hakkında Mevlâna’nın bir kerameti kabul etmiş, 40 bin beyitlik Farsça Ma’nevî adlı eserini Mesnevî’nin tesiri alltında yazmıştır. Mevlâna’nın tarikatler üstü bir kişiliğe sahip olduğunu gösteren bu çeşit örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür.

Mevlevîliği tarikat halinde kuran Sultan Veled (1226/1312) ile oğlu Ulu Arif Çelebi (12172/1320) zamanında Karahisar ve Kütahya başta olmak üzere Kayseri, Tokat, Erzurum’dan İlhanlılar’ın hükümet merkezi Sultaniye’ye kadar her tarafa gönderilen halifeler Anadolu’da Mevlâna’nın düşüncelerini yaymışlardır. Beyliklerin başındaki beylerle kurulan dostluk ilişkileri ve akrabalıklar mevlevîliğin güçlenmesine sebep olmuştur.i

Ulu Arif Çelebiii ile Sultan Veled’in torunlarından Germiyanzâde Hızır Paşaiii(öl. 750/1349) yine Germiyanzâdelerden ve Karahisar Çelebilerden Şâh Çelebiiv(öl. 780/1378) gibi ilk mevlevî şairler Mevlâna’ya uyarak Farsça yazdıkları halde İlyas Paşa’nın oğlu Celâl Ergunv (öl. 775/1373), Menakıbu’l-ârifîn yazarı Eflakî Dede (öl.761/1359) gibi şairler Türkçe şiirler de yazarak Sultan Veled’i izlemişlerdir. Celâleddin Ergun’un oğlu İlyas Çelebi de divan edebiyatının iyi şairlerinden sayılır.vi Mevlâna’nın Farsça yazmış olması sebebiyle Farsça, Mevlevîlerce adeta kutsal bir sayıldığından mevlevî şairler Farsça eserler de yazmışlarsa da daha çok kendi dilleriyle yani Türkçe eserler vererek edebiyatımıza önemli katkılar yapmışlardır.

Mevlâna’nın eserlerinin, özellikle Mesnevî’sinin edebiyatımızın kuruluş dönemlerindeki eserler üzerinde tesiri büyük olmuştur.vii Örneğin XIV. yüzyılda yazılmış iki büyük mesnevide, Gülşehrî’nin Mantıku’t-tayr’ı (yazılışı: 717/1317) ile Aşık Paşa’nın Garib-nâmesi’nde (yazılışı: 730/1329) gerek vezin gerek muhteva yönünden Mesnevî’nin tesiri açıkça görülür. XIV. yüzyılda Anadolu’da meydana gelen dinî destanî eserler üzerinde Mesnevî’nin vezin ve ahengi kendisini gösterdiği gibi bu destanları yazanlar ile toplantılarda okuyanlar, sonunda Mevlâna’nın adını hürmetle anmışlardır.

Yıldırım Bayezid dönemi şairlerinden olduğu ve Ahmed Paşa üzerinde bile etkisi bulunduğu şuara tezkirelerinde yazılı olan Niyâzî-i Kadîm’in Mevlevî olduğu, Mevlevi kaynaklarında kaydedilmişse de bunun ne derece doğru olduğunu bilmiyoruz.

Osmanlıların Anadolu’nun birliğini kurarak hudutlarını Anadolu dışında da genişletmeleriyle imparatorluğun her tarafında Mekke’de, Mısır’da ve Cezayir’de Macaristan’a kadar olan bütün Balkanlarda açılan Mevlevi Tekkelerinde Mevlâna’nın eserleri özellikle Mesnevî okutulmuştur. Birer sanat ve edebiyat ocağı durumunda olan bu Tekkelerden yetişen yüzlerce şair, zamanla çığ gibi büyüyerek sanatın, müziğin ve edebiyatın oluşup gelişmesine büyük katkılarda bulunmuşlardır.

XV. yüzyılda yetişmiş olan Hüdâyî Salih Dedeviii İran’da tahsil görmüş, İstanbul’a gelerek Fâtih’in teveccühünü kazanmış ve Muğla Tekkesine atanmıştı. Divan sahibi iyi bir şair olan Hüdâyî:

Ey dil istersen eğer kâmil ola noksanın

Sikkesi altına gir Hazret-i Mevlâna’nın

beyitinde görüldüğü üzere XV. yüzyılda divan şiirinde merhale sayılabilecek birisidir.

XV. yüzyılın tanınmış mutasavvıf şairlerden olup ilhamını Mevlâna’dan ve Mesnevî’den alan Dede Ömer Ruşenî’nin eserleri, yukarıda sözünü ettiğimiz Muinî’nin manzum Mesnevi şerhi, Mesnevî’den seçilmiş bazı hikâyelerin manzum şerhi olan İbrahim Big Külliyâtıix gibi eserlerle XV. yüzyıldan itibaren Mesnevî’yi geniş halk topluluklarına tanıtan çevirilerin ve şerhlerin yapılmaya başladığını görüyoruz.

XV. yüzyılda edebiyatımızda Mevlâna’nın manevî yüceliğine olan hayranlığın sürdüğünü ve Mesnevî’nin etkisinin bir önceki yüzyıla nazaran daha da arttığını görürüz. Mevlâna soyundan gelmiş olup Semâî mahlasıyla şiirler yazmış olan Divâne Mehmed Çelebi (öl. 936/1529) iyi bir şairdir. Onun:

Belâ dildendür ol dildâr elinden dâdumuz yokdur

Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdumuz yokdur

mısrâ-ı berceste’si onun güçlü bir şair olduğunu göstermeye yeter.

XVI. yüzyıl şairlerinden Şahidî (öl. 957/1550) babası Hüdayî gibi, bu yüzyıldaki Mevlevî şairlerinin en tanınmışlarındandır. Şiirlerinde Mevlâna’nın etkisi görülen Şahidî meşhur Tuhfe’si ile Mevlâna’nın eserlerinin okunup anlaşılmasına hizmet etmiştir. Bu yüzyılda Yûsuf Sîneçâk (öl. 941/1534 = Eş-şeyh) Cezîre-i Mesnevî adlı, Mesnevî’den seçtiği antolojisi ile, Mesnevîhân Mahmud Dede Sevâkıb tercümesiyle (çeviri T.15120) tanınmış olan Mevlevî şairlerdir. Fevrî, Fedâyî, Bursalı Rahmî, Sinoplu Safayî, Derviş Nigâhî, Ârifî gibi daha birçok mevlevî şairler bu yüzyılda yetişmişlerdir. Lokmanî Dede’nin Risâle-i Sipehsâlâr ile Menakıbü’l-ârifîn’den yararlanarak yazdığı manzum Mevlâna Menakıbı (yazılış T.1504), Sûdî’nin, Şem’î’nin, Mesnevî şerhleri Mevlâna etkisini XV. yüzyılda ne kadar genişlemiş olduğunu gösterir. Latifî Tezkire’sinin şairler bölümü Mevlâna ve oğlu Sultan Veled’le başlar. Mevlâna için; “Cenâb-ı buzurgvâr ve kâşifü’l-gavâmızu’l-esrâr Hazret-i Molla Hüdâvendigâr…” “bir şeyh-i ma’nevî ve sâhib-kitâb-ı Mesnevîdür ki kitâb-ı nasîhat-nisâbı ümmet içre huccet-i dîn ve bürhân-ı ehl-i yakîn olup meşâyih-i ekmelîn halâyık-ı sûy-ı Hakk’anunla irşâd iderler…” diye yazar. Mesnevî için de “Câmi’-i me’ânî-i Âyât u Âhbâr ve erbâb-ı tasavvuf beyninde bir adı mahzenü’l-esrârdur” diyerek Mesnevi’nin âyet ve hadislerin mânâları ile dolu bir sırlar hazinesi olduğunu söyler. Latifî, tezkiresinde Mevlâna ve eseri hakkındaki düşünceleri ile devrinin kanaatını aksettirmiştir.

XVII. yüzyılda mevlevî şairlerin sayısı daha da arttığı gibi divan şairleri Mevlâna’nın yüceliğini ve Mesnevî’nin değerini belirtmekten geri kalmamışlardır. Padişah I. Ahmed seyrettiği bir mevlevî âyini üzerine yazdığı bir gazelinde:

Bahtiyâ bendesi ol Hazret-i Mevlâna’nun

Taht-ı ma’nîde odur pâdişahı devrânun

beytiyle kendi padişahlığını yere sererek mânâ padişahı Mevlâna’ya kul olduğunu söylemiştir. Divan edebiyatının kaside üstadı Nef’î (öl. 1635) Mevlâna için bir Türkçe ve dört Farsça kaside yazmıştır. Türkçe Divan’ındaki:

Merhabâ ey Hazret-i sâhib-kırân-ı ma’nevî

Nâzım-ı manzûme-i silkü’l-leâlî-i Mesnevî

Mesnevî ammâ ki her beyti cihân-ı ma’rifet

Zerresiyle âfitâbınun beraber-i pertevî

Âlem-i ma’nâ ki hurşîd-i cihân-ârâ gibi

Devr ider girmiş semâ’a anda rûh-i Mevlevî

Ya’ni surrul’llah-ı a’zam Hazret-i Molla-yı Rûm

Kim odur ma’nâda sâhib-mesned-i keyhüsrevî

beyitleriyle başlayan fevkalâde ahenkli, anlam bakımından dolgun mükemmel bir kasideyle Mevlâna’yı övmüştür. Şiirde mu’cizeler yarattığını iddia eden mağrur şair yine de:

Nef’î-i mu’ciz-beyânem bende-i Molla-yı Rûm

diyerek Mevlâna’nın bendesi olduğunu söylemiştir. Fakat tarikate girip girmediği bilinmemektedir.

XVII. yüzyıl Mevlevî şairlerinden Neşatî Dede (öl. 1674) divan şiirinin gazel alanında zirvelerinden birisidir. Naîlî, Fehîm, Enis Dede gibi bir çok şairleri yetiştirmek suretiyle edebiyat tarihimizin gelişmesine üstad olarak da hizmet etmiştir. Fasih Dede (öl. 1111/1695) Mevlevî bir şair olmakla beraber divanında ve mesnevilerinde daha çok sanat gayesi gütmüş güçlü bir şairdir.

Kangı şâirdir; O kim Mevlâsı Mevlâna değil

mısraı Şeyh Gâlip başta olmak üzere bazı şairler tarafından tanzim edilmiştir.

XVII. yüzyılın başarılı gazel şairlerinden Fahîm’in divanın da Mevlâna için yazılmış bir medhiye vardır. Âdem Dede (öl. 1652) hece ile de yazdığı şiirleriyle tanınmış mevlevî şairdir. Bu yüzyılın tanınmış gazelcilerinden Şeyhülislam Bahâyî Efendi’nin Âdem Dede’nin müridlerinden olduğu ve Bahayî Efendi’nin Âdem Dede’ye büyük saygı gösterdiği Semâhâne-i Edeb’de yazılıdır.

Yine bu yüzyılın mevlevî şairlerinden Şinâsî-i Kadîm:

Derûnî-âşinâ ol zâhiren bîgâne sansunlar

Bu bir zîbâ revişdür âkil ol dîvâne sansunlar

beytini söyleyecek kudrette bir şairdir. Bosnalı Mezâkî (öl. 1087/1676) nin:

Sunar bir câm-ı memlû bin tehî peymâneden sonra

Döner vefk-i murâd üzre felek ammâ neden sonra

beyti Mevlevî şairlerin XVII. yüzyılda şiirde mânâ ve söyleyiş bakımından nasıl bir gelişme kaydetmiş olduklarını gösteren birer örnektir.

Türk Edebiyatının XVII. yüzyılda gazel alanındaki zirvelerinden birisi de Nâbî(1642-1712) dir. Nâbî’nin divanında Mevlâna’yı öven üç medhiyesi ayrıca Mevlâna’nın bir gazeline tahmisi vardır. Divanında bir kasideyle medhettiği Şeyh Ebubekir el-Vefâ (öl. 991/1583) Haleb’de medfûn Mevlevî büyüklerindendir. Nâbî’nin:

Anın makâmına almaz resâ tuyûr-ı hıred

Kenâr-ı arşdadır âşiyân-ı Mevlâna

………….

N’ola cevâhir ile olsa Mesnevî memlû

Kilîd-i genc-i hikemdir zebân-ı Mevlâna

Ne Mesnevî ki şifâhâne-i hidâyetde

Resîde ni’met-i bî-imtinân-ı Mevlâna

beyitleri Mevlâna’ya bağlılığının ve hayranlığının derecesini gösterir.

Mevlevî şairlerinden olan İbrahim Cevrî Dede (öl. 1654) şairliği kadar hattatlığı ile tanınmıştır. Kendisi Mevlâna’nın Mesnevî’sini altı defa yazdığını, kaynaklar ise 18-20 defa yazmış olduğunu kaydederler. Mesnevi’den seçtiği kırk beytin beşer beyitle açıkladığı Aynü’l-füyûz adlı eserleri ile yüzyıldaki Mevlevî şairlerin en önemlilerindendir.

XVIII. yüzyılda bir önceki yüzyılda görülen zengin kadro daha da genişlemiştir. Divanı, Mevlâna medhiyeleri ile dolu olan Mustafa Sakıp Dede (öl. 1129/1716) Mevleviliğin önemli kaynaklarından biri olan Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân adlı üç ciltlik eserini yazmak suretiyle Mevleviliğe büyük bir hizmette bulunmuştur. Her ne kadar eserde yanılgılar, tarih yönünden karışıklıklar yapılmış ve son derece ağır bir dille yazılmışsa da Risâle-i Sipehsâlâr ile Menâkıbü’l-ârifîn’den sonra bu eser, Mevleviliğin en önemli kaynağı durumundadır.

Mesnevî’nin tamamını nazma çekerek kendisine haklı bir şöhret sağlamış olan Nahifî (öl. 1738) divanı ve diğer eserleriyle edebiyatımızda önemli bir yer işgal eder. Hikemi şiirde Nâbî’nin en başarılı izleyicisi olan Koca Ragıp Paşa ile Çelebizâde İsmail Asım Efendi de Enis Dede’ye derviş olarak Hazret-i Pîr’e intisab etme şerefini elde etmek istemişlerdir. Neylî (öl. 1748)’nin divanında da Mevlâna için yazılmış bir gazelle, Mekke Mevlevîhanesi’ni anlatan 13 beyitlik bir mesnevi vardır. Divan ve Bülbül-nâme sahibi Manisa’lı Birrî (öl. 1128/1715), Manisa’da Nâbî ve Sâbit’le sohbetler edip karşılıklı şiirler söyleyecek güçte bir şairdir. Mesnevî’den seçtiği beyitleri beşer beyitle açıklayarak eserine Nahl-i Tecellî adını vermiş olan Adnî Receb Dede (öl. 1110/1698), Divan’ı, Sahil-nâme’si olan Fennî (öl. 1120/1708), şiirde Âşık mahlâsını kullanmış olan Müneccimbaşı Ahmed Dede, Divan sahibi olup hattatlığı ile de meşhur olan Konyalı Nesîb Dede (öl. 1126/1714) gibi bir çok Mevlevî şairler bu yüzyılda yetişmişlerdir. Nâyî Osman Dede (öl. 1142/1729)’nin Mi’raciye’si Türk edebiyatında yazılmış mi’raciyelerin en tanınmışıdır.

XVIII. yüzyıl edebiyatında Mevlâna etkisinden söz edilince şüphesiz Şeyh Gâlib’in (1757/1899) yeri en başta gelir. Gâlîb ilhamını Mevlâna’nın eserlerinden almış, onun tesiriyle tasavvufun engin denizinden çıkardığı incileri kendisine has renkli hayallerle süsleyerek edebiyatımızı en orijinal şairlerinden birisi olma şerefini kazanmıştır. Gâlîb Mevlâna’ya hayranlığını Hüsn ü Aşk’ında şöyle ifade etmiştir:

Hatm etdi çü evliyâyı Allah

Geldi bize evliyâ-yı âgâh

Şehdir o gürûha Molla Hünkâr

Besdir bu cihâna bir cihân-dâr

Sultân-ı serîr-i mülk-i irfân

Seccâde-nişîn-i şî’r ü Yezdân

Endîşesi reh-mümâ-yı tahkîk

Mânendesidir vekîl-i Sıddîk

……

Oldu ulemâ-yı dîne fâ’ik

Peygamber-i Rûm dense lâyık

Şeyh Gâlib’in yakın arkadaşı olup ölümüne bir mersiye yazarak ağladığı Esrar Dede (öl. 1796) Mevlevî şairlerden bahseden tezkiresi ve divanındaki şiirleriyle Mevlâna’ya bağlılığını göstermiştir. Şeyh Gâlib’in dervişlerinden Neyyir Dede (öl. 1225/1810), kız kardeşi Mes’ûde Hanım’ın kocası, Galata Mevlevîhanesi aşçıbaşısı şair Hulusi Dede ve daha niceleri Mevlâna’dan feyz almışlar, divanlarını Mevlâna medhiyeleri ile doldurmuşlardır.

İlhâmî mahlâsıyla şiirler yazmış olan III. Selim, Mevlâna aşığı bir padişah olup Şeyh Gâlib’e karşı büyük bir ilgi ve yakınlık göstermiş; onun ricasıyla Galata Mevlevîhanesi’ni tamir ettirmiş, kendisi, kız kardeşleri Hatice ve Beyhan Sultanlar âyin-i şerifleri seyretmek için sık sık mevlevihaneye gelmişlerdir. III. Selim gibi II. MahmudAbdülmecîd ve Sultan Reşad da Mevleviliğe yakın ilgi duymuşlardır.

İlhamî, devrinde divan şiirinin en iyi temsilcilerinden olup Beşiktaş Mevlevihanesi şeyhi şair Nafiz Dede (öl. 1861)’ye damat olan Yenişehirli Avni Bey(1826-1883) Mevlevîdir. Mesnevi’yi nazmen tercüme ettiği söylenirse de eser elde yoktur. Mesnevi’ye manzum tercümesi bulunan Said Çelebi (1806-1859), Nâfîmahlaslı Mehmed Abdünnâfî (öl. 1858), Konyalı Şem’i (1783-1837), Şeref Hanım(1809-1861), Leylâ Hanım gibi şairler, Râmiz Abdullah Paşa (öl. 1811), Pertev Mehmed Paşa gibi devlet ricali Mevlâna’dan himmet niyâz eden şiirler yazmışlardır. Divanlarında Mevlâna’ya medhiyeleri bulunan daha pek çok şairin bulunduğu, yazma ve basma divanların taranmasıyla ortaya çıkacaktır. Ali Vâsıf Dede’nin derlediği Konya Mevlâna Müzesinde bulunan Medâyih-i Mevlâna adlı mecmuada 360 şairx arasında XIX. yüzyılda yaşamış daha başka şairlerin de medhiyeleri bulunmaktadır. Mevlâna’yı Şems’i, Sultan Veled’i, Mevleviliği, Konya Dergâh-ı Mevlevî’yi, sema’ı, ney’i öven şiirlerden ciltlerle antoloji meydana getirmek mümkündür.

XIX. yüzyılda Tanzimat hareketiyle Batı kültürüne yönelen yeni bir edebiyat başladıktan sonra da Mevlevî tarikatine mensup şairler yanında gönüllerini tasavvufun insanî ve birleştirici nuru ile aydınlatmak isteyen şairler Mevlâna’dan feyz ve ilham almaya devam ederken, bir yandan da Mevlâna’nın eserlerinden çeviriler yapılmış, şerhler yazılmıştır.xi Bunlar arasında âlim, şair, ârif Ahmet Remzi Dede (Akyürek), Tâhirü’l-mevlevî (Olgun), Veled Çelebi (İzbudak), Midhat Bahari Beytur, A. Avni Konuk, Feridun Nâfiz Uzluk, Abdülbaki Gölpınarlı’nın ve Mevlâna’nın aydınlık yolundan hizmete koşan bütün araştırıcıların hizmetlerini şükranla anmak yerinde olur.

Burada bir noktaya değinmek isterim. Yukarıda görüldüğü üzere eski edebiyatımızda Mevlâna’nın etkisi Divan edebiyatı ile Tekke edebiyatının hudutları içerisinde kalmıştı. Tıpkı bütün Türk halkının dilini bildiği, severek okuduğu Yunus Emre’nin edebî yönden etkisinin Divan edebiyatının dışında kaldığı gibi. Artık bugün Mevlâna Türk edebiyatının bütününe mal olmuştur. Heceyi kullanan halk ozanları, serbest nazımla yazan hatta aruzu kullanabilen şairler Mevlâna pınarında yıkanarak onun yaşama sevincinde ve insan sevgisinde birleşmektedirler.

DİPNOTLAR:

 Mevlâna Sevgisi, Konya Turizm Derneği Yay., 1981, s. 30-39

i Bak. A. Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevilik, İstanbul, 1953, s. 73-75.

ii Bk. Divan, Ankara Eski Eserler Ktp. 63; A.Gölpınarlı, Mevlâna Müzesi Kataloğu II, s. 21-22; F. N. Uzluk, Ulu Arif Çelebi’nin Rubaileri, İstanbul 1949.

iii Ali Enver, Semâhâne-i Edeb, İstanbul, 1309, s. 48-49.

iv A.g.e., s. 102-103.

v Veled Çelebi, Dîvân-ı Türkî-i Sultan Veled, İstanbul, 1341, s. 118-121; F. N. Uzluk, “XIV. yy. Mevlevi Şairlerinden Eflaki Dede’nin 600. Ölüm Yıldönümü Dolayısıyle A. Eflâki Dede”, TDAY, 1962, s. 275-309.

vi A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan sonra Mevlevilik, s. 124

vii “XIII. yy.dan II. Murad’ın Ölümüne (855/1451) Kadar Olan Devrede Yazılmış Mesnevilerde Mevlâna Tesiri”, Doç.Dr. Âmil Çelebioğlu’nun Mevlâna ve Yaşama Sevinci (III. Uluslar Arası Mevlâna Semineri, Ankara 1978) adlı bildirisinde geniş bilgi verilmiştir.

viii Semâhâne-i Edeb, s. 55-57.

ix Üsküdar H.Selim Ağa Ktp. Kemankeş 250, Süleymaniye Ktp. Nafiz Paşa 339.

x A. Gölpınarlı, Mevlâna Müzesi Kataloğu.

xi Bk. Mevlâna Bibliyografyası, C. II.

ETİKETLER: