KONYA’DA MESNEVİHANLIK GELENEĞİ VE MESNEVİHANLAR

A+
A-

KONYA’DA MESNEVİHANLIK GELENEĞİ VE MESNEVİHANLAR

Ahmet ÇELİK – Hasan YAŞAR

Mesnevi Dersi

 

Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin altı cilt halinde 25.700 beyitten oluşan Mesnevi’sini dergah, konak ve camilerde

– belirli bir topluluğun huzurunda okuyan,

– nadiren teganni eden,

– bazı kelime, kavram ve sembolleri şerh edip açıklayan,

– ilgili bölüm, beyit yahut mısranın telmih ettiği ayet ve hadislere işaret ederek şerh eden ve ele alınan tasavvufi konuları öğretenlere “Mesnevihan” denir. [1]

İlk Mesnevihan, Hz. Mevlâna’nın kâtibi olan Hüsameddin Çelebi’dir. Hüsameddin Çelebi, Hz. Mevlana’nın yakınında bulunmuş, Mesnevi’yi yazmış ve Hz. Mevlana’dan manasını bizzat öğrenmiş ve çeşitli zamanlarda isteklilere Mesnevi’yi okutmuştur. Bu bakımdan, Hüsameddin Çelebi “Mesnevihanlık” görevinin ilk müessisidir.

Hüsameddin Çelebi, önce Siraceddin Mesnevihan’ı, daha sonra da Hz. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’i “Mesnevihan” olarak yetiştirmiştir. Başlangıçta “postnişin” ile “ Mesnevihan” aynı kişi iken Sultan Veled’den sonra postnişin olan Ulu Arif Çelebi, Mevleviliği farklı bölgelerde yaymak için zamanını yolculuklara ayırmış ve Konya’daki asitanede postnişine vekâleten başka kişiler Mesnevihan olarak görevlendirilmeye başlanmıştır. Hüsameddin Çelebi’den Mesnevihanlık icazeti alan Siraceddin Mesnevihan başta olmak üzere, Ahmet Eflaki Dede, Abdülvahhap Hemedani ve Sevâkıb müellifi Mahmut Dede gibi postnişin olmayan Mesnevihanlar olarak asitanede görev yapmışlardır.

Mesnevi şarihi İsmail-i Ankaravi, Mesnevihanlığa dair şu değerlendirmeleri yapmaktadır:

Gerçek şudur ki Mesnevî-i Şerîf kitâbını iyi bir şekilde bilen cehâlet ve gafletten kurtulur. Mesnevî’nin muhtevasıyla amel eden kimse, rabbânî âlimler ve Hak mürşidler mertebesine erer. Ancak Mesnevî’yi şuurlu bir biçimde bilmek, sadece şerhler vâsıtasıyla mümkin değildir. Mürşidi olmayan bir kimsenin de Mesnevî’den bildiğiyle amel etmesi bir netîce vermez. Mesnevî’nin kâmil bir üstâddan öğrenilmesi ve mürşidin Mesnevî hakkında buyurdukları üzere amel edilmesi gerekir. O zaman kişi, Mesnevî’den bir ilim sâhibi olur; peygamberler ve velîlerin ulaştıkları mertebe ve menzillere erer. Bu tarîkatta sülûk edenlerin, Mesnevî’deki ilmi ya şerhlerle ya bir kimseden okumakla ya da okuma yazma bilmiyor iseler yani ümmi iseler ricâl mertebesinde olan azîzlerin ağızlarından dinlemekle almaları gerekir. Böylece câhil ve gâfil kalmasınlar. Tarikattaki sülûkları onun bunun sözüne binâen olmasın. Zîrâ tarîkatta engeller pek çoktur. Ayrıca taklid ile kendilerini şeyh ve mürşid kabul ettirip, evliyâ sözleri söyleyen birçok düzme kişi vardır.” (Ankaravi, 2001, s.137)

Mesnevihanlık için klasik tertipte, öncelikle Hz. Mevlâna ve Mevlevilik tarikatıyle ilgili temel birtakım bilgiler edinilir. Ardından Hakim Senaî ve Feridüddin Attar‘ın, Pendname, İlâhîname ve Mantıku’t-Tayr isimli eserleri okunur. Devamında Hâfiz ve Sâdi Divan’ları okunur ve ardından Mesnevî okunmaya başlanır. Mesnevî şerh edilecek hâle gelindikten sonra Mesnevihanlık verilir.[2]

KONYA MEVLEVİLERİ

MESNEVİHANLIK BERATLARI

Osmanlı Devletin son dönemlerinde Mesnevihanlıkla ilgili olarak padişah tarafından verilen veya yenilenen beratlarda görülebilmektedir.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Evkâfı’ndan ücretini alan ve Mevlânâ Dergâhı’nda postnişîn olan Mehmed Sa‘îd’in elindeki eski berâtın 23 Ocak 1840 tarihinde yenilenmesine dair berat Mevlana Müzesi Arşivi’ndedir.

Hüve’llahü’l-azîzi’l-mu‘în

Abdulmecîd Hân bin Mahmûd el-muzaffer dâ’imâ

Nişân-ı şerîf-i âlîşân-ı sâmî-mekân-ı sultânî ve tuğrâ-yı garrâ-yı cihân-sitân-ı hâkânî hükmü oldur ki Bin ikiyüz elli beş senesi Rebî‘ü’l-âhirinin on dokuzuncu günü taht-ı ‘âlî baht-ı ‘Osmânî üzere cülûs-ı hümâyûn-ı meymenet-makrûnum vâki‘ olup ‘umûmen tecdîd-i berevât olunmak fermânım olmağın binâ’en ‘alâ zâlik Haremeyni muhteremeyne mülhak evkâfdan Konya’da vâki‘ merhûm ve mağfûrun lehü Celâleddîn-i Rûmî kuddise sırrıhü’l-‘azîz evkâfından almak üzere yevmî kırk akçe vazîfe ile Mesnevihan-ı câmi‘-i şerîf-i âsitâne-i müşârün-ileyh cihetlerine mutasarrıf olan Dergâh-ı Mevlânâ’da postnişîn-i irşâd olan işbu râfi‘-i tevkî‘-i refî‘i’ş-şân-ı hâkânî ift ihârü’s-sulahâ’i’s-sâlikîn Mehmed Sa‘îd dâme takvâhü yedinde olan ‘atîk berâtın der-sa‘adetime getürüp tecdîdin ricâ etmeğin hakkında mezîd-i ‘inâyet-i pâdişâhânem zuhûra gelüp ‘atîk berâtı mûcibince târîh-i mezbûrdan müceddeden bu berât-ı hümâyûnumu virdim ve buyurdum ki mûmâ-ileyh Mehmed Sa‘îd dâme takvâhü ulûb-ısâbık üzere cihet-i mezbûra mutasarrıf olup edâ-yı hidmet eyledikden sonra ta‘yîn olunan yevmî kırk akçe vazîfesin evkâf-ı müşârün-ileyh mahsûlünden mütevellisi olanlar yedinden ahz eyleye şöyle bileler ‘alâmet-i şerîfeme i‘timâd kılalar tahrîren fî(’l-yevmi’)s-sâmin ve’l-‘aşer min şehr-i Zî’l-ka‘de sene hamse ve hamsîn ve mi’eteyn ve elf (18 Zî’l-ka‘de 1255 / 23 Ocak 1840). Be-makâm-ı Kostantiniyye el-mahrûse.”[3]

Konya Mevlana Camii ve Türbesi

Konya’da Hazret-i Mevlânâ Türbesi’nde Mesnevihanlık yapan Mevlânâ sülâlesinden Seyyid İsmaîl Çelebi’nin ölümüyle yerine oğulları Mehmed Sa‘îd ve İsmaîl Çelebilerin tayinine dâir 10 Aralık 1848 tarihli berât ise şu şekildedir:

“Hüve’l-mu‘în

Abdulhamîd Hân bin Abdumecîd el-muzaffer dâ’imâ

Nişân-ı şerîf-i ‘âlîşân-ı sâmî-mekân-ı sultânî ve tuğrâ-yı garrâ-yı cihân-sitân-ı hâkânî hükmü oldur ki Haremeyn-i şerîfeyn hazînesinden mazbût evkâfdan İstanbul ve gayride vâki‘ vezîr-i a‘zam-ı esbak müteveffa Gâzî Murâd Pâşâ Evkâf-ı Şerîfi’nden almak üzere yevmî bir akçe vazîfe ile Konya’da Hazret-i Mevlânâ Türbe-i Şerîfi’nde nısf hisse Mesnevihanlık ciheti mutasarrıfı sülâle-i Hazret-i müşârün-ileyhden Seyyid İsma‘îl Çelebi’nin vefâtı vukû‘uyla mahlûlünden kendülere tevcîh ve yedlerine berât-ı şerîfim i‘tâsı husûsunu oğulları Mehmed Sa‘îd ve İsma‘îl Çelebiler zîde salâhuhümâ bâ-‘arz-ı hâl niyâz ve istid‘â etmiş ve nısf hisse cihet-i mezkûre mûmâ-ileyhin ‘uhdesinde olduğu hînü’l-kabûl tebeyyün eylemiş olup ancak hazret-i müşârün-ileyh vakfı dâhilinde bulunan evkâfın tevcîhâtının iktizâ-yı icrâsı nizâmına tatbîken bu tarafa ‘arz ve inhâ olunması nizâmından olduğunu müş‘ir sene-i sâbıka evâhir-i şehr-i Şa‘bânında cânib-i nezâret-i evkâf-ı hümâyûnumdan isti‘lâm olunmuş ve fî’l-hakîka nısf hisse cihet-i mezbûre mûmâ-ileyhin ‘uhdesinde iken vefâtı vukû‘bulduğu ve merkûmânın sulbî oğulları olarak her vecihle ehl ve erbâb oldukları beyânıyla ‘uhdelerine tevcîhi husûsu ift ihârü’s-sulahâ’i’s-sâlikîn muhtârü’l-etkıyâ’i’l-vâsılîn kâşif-i esrâri’l-mesnevî vâkıf-ı rumûzi’l-ma‘nevî Konya’da Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî kuddise sırrıhü’s-sâmî hângâhında bi’l-fi‘l seccâdenişîn olan Mehmed Sa‘îd Çelebi dâme feyzuhü tarafından ‘arz ve inhâ olunmuş olduğundan nısf hisse cihet-i mezbûre müteveff â-yı merkûmun mahlûlünden oğulları merkûmân işbu râfi‘ân-ı tevkî‘-i refî‘i’ş-şân-ı hâkânî Mehmed Sa‘îd ve İsma‘îl Çelebiler zîde salâhuhümâya ber-mûcib-i nizâm-ı bi’n-nefs bilâ kusûr edâ-yı hidmet itmek ve terk ve tekâsül iderler ise ref‘lerinden âhara virilmek şartıyla tevcîh ve yedlerine berât-ı şerîfim i‘tâ olunmak bâbında efâhim-i ricâl-i Devlet-i ‘Aliyye’mden hâlâ evkâf-ı hümâyûnum nâzırı ift ihârü’l-e‘âlî ve’l-e‘âzim ‘Alî Şefik Beg dâme ‘ulüvvühü i‘lâm eylemiş olmağla mûcibince tevcîh olunmak fermânım olmağın haklarında mezîd-i ‘inâyet-i pâdişâhânem zuhûra gelüp bin ikiyüz altmış beş senesi Muharremü’l-harâmının onuncu günü târîhiyle bu berât-ı şerîfimi virdim ve buyurdum ki mûmâ-ileyhimâ Mehmed Sa‘îd ve İsma‘îl Çelebiler zîde salâhuhümâ bababaları müteveff â-yı merkûmun mahlûlünden şart-ı mezkûr üzere nısf hisse cihet-i mezbûra mutasarrıfl ar olup ta‘yîn olunan yevmî bir akçe vazîfelerin evkâf-ı müşârün-ileyh mahsûlünden kâ’im-makâmı olanlar yedinden ahz eyleyeler şöyle bileler ‘alâmet-i şerîfeme i‘timâd kılalar tahrîren fî’l-yevmi’r-râbi‘ ‘aşer min şehr-i Muharremi’l-harâm li-sene hamse ve sittîn ve mi’eteyn ve elf (14 Muharrem 1265 / 10 Aralık 1848). Be-makâm-ı Kostantiniyye el-mahrûse.” [4]

Hazret-i Mevlânâ Türbesi’nde Mesnevihanlık yapan Mehmed Saîd ve İsmaîl ibn Seyyid İsmaîl Çelebilerin ellerindeki eski berâtın 20 Nisan 1880 tarihinde yenilenmesine dair bir diğer berat ise şöyledir:

“Hüve’l-mu‘în

Abdulhamîd Hân bin Abdulmecîd el-muzaff er dâ’imâ

Nişân-ı şerîf-i ‘âlîşân-ı sâmî-mekân-ı sultânî ve tuğrâ-yı garrâ-yı cihân-sitân-ı hâkânî nefeze bi’l-‘avni’r-rabbânî hükmü oldur ki

Bin ikiyüz doksan üç senesi Şa‘bân-ı şerîfin on birinci günü taht-ı ‘âlî-i baht-ı ‘Osmânî üzere cülûs-ı hümâyûn-ı meymenet-makrûn-ı mülûkânem vâki‘ olup ‘umûmen tecdîd-i berevât olunmak kâ‘ide-i mer‘iye-i saltanat-ı seneniyyeden olunmuş olduğuna binâ’en memâlik-i şâhânemde bulunan bi’l-cümle hademe-i evkâf ve sâ’ireye cânib-i hazîne-i evkâf-ı hümâyûnumdan i‘tâ kılınmış olan berevât-ı şerîfe kuyûduyla tatbîk ve mu‘âmelât-ı aklâmiye-i sâ’iresi tedkîk olunarak mûciblerince ashâbı yedlerine tecdîden berât-ı ‘âlîşânımın i‘tâsı lüzûmu sâdır olan fermân-ı ‘âlîşânım iktizâsından görünmüş olmağla li-ecli’t-tecdîd takdîm kılınan berevât-ı şerîfe-i mezkûreden Haremeyn-i muhteremeyn hazînesinden mazbût İstanbul ve gayride vâki‘ vezîr-i a‘zam-ı esbak müteveff â Gâzî Murâd Pâşâ Vakfı’ndan almak üzere yevmî bir akçe vazîfe ile Konya’da Hazret-i Mevlânâ kuddise sırrıhü’l-‘âlî türbe-i şerîfesinde nısf hisse Mesnevihanlık ciheti ikiyüz altmış beş senesi Muharremü’l-harâmının onuncu günü târîhiyle ‘uhdelerinde olduğu kayden tebeyyün iden işbu râfi‘ân-ı tevkî‘-i refî‘i’ş-şân-ı hâkânî Mehmed Sa‘îd ve İsma‘îl ibney Seyyid İsma‘îl Çelebiler zîde salâhuhümâya tecdîden bu berât-ı hümâyûnumu virdim ve buyurdum ki mûmâ-ileyhimâ kemâ fi’s-sâbık bilâ kusûr edâ-yı hüsn-i hidmet olunmak şartıyla cihet-i mezbûre hissesine vazîfe-i mersûmesiyle mutasarrıf olalar tahrîren fî’l-yevmi’l-‘âşir min şehr-i Cemâziye’l-ûlâ li-sene seb‘a ve tis‘în ve mi’eteyn ve elf” (10 Cemâziye’l-evvel 1297 / 20 Nisan 1880).

Be-makâm-ı Kostantiniyye el-mahrûse.

Evkâf-ı hümâyûn hazîne-i celîlesine mahsûs berât-ı ‘âlîşân yazılmak içün varakadır yalnız on guruşdur.[5]

MESNEVİHANLIK İCAZETİ

Eylül 1923’te Fatih Câmii Mesnevihanlığı görevi için Üsküdar Mevlevîhânesi şeyhi Ahmed Remzî vâsıtasıyla Abdülhalim Çelebi Efendi tarafından Tahirülmevlevi’ye[6] gönderilen “Mesnevihanlık icâzetnâmesi” şu şekildedir:

“Dâhil-i tarîkü’z-zevk ve’l-vicdân sâlik-i meslekü’ş-şevk ve’l-i’rfân rûh-ı pür-fütûhum arâfetlu Mehmed Tâhir’ül-Mevlevî Dede Efendi dâme feyzuhû tahiyyât-ı vâfiye ve teslîmât-ı sâfiye iblâgıyla inhâ olunur ki fitrat-ı zâtîyenize mevhibe-i Rabbânî ve tevfîkât-ı samedânî olan fazl u irfân-ı hakîkîniz îcâbinca cedd-i emcedim kutb-ı arşü’l-hilâfe ve şems-i semâü’r-re’fe kıbletü’l-ârifin ve Kâbetü’t-tâifîn sultânü’l-kâmilîn vâris-i ekmelü’l-mürselîn Cenâb-ı Mevlânâ Celâleddîn ‘azzemallâhu zikruhu ve radıyallâhu anhu efendimiz hazretlerine ezelî ve ebedi intisabla tarîkat-ı alîyemize der-kâr olan râbıta ve teslîmîyet ve kıdeminize binâen neseben ve tarîkaten dâî-i fakîre mevrûs ve mevhûb icâze üzerine Mesnevihanlara mahsus olan destâr-ı şerîf misillû kenarı açık destâr-ı şerîf sarınmağa bu kerre tarafımızdan destûr ve icâzet verilmiş olmağla eyyâm ve leyâlî-i mübâreke ve resmîyede hâme-i fezâi’l-alâmenizi tâc-i imâmedâr-ı evliyâullah ile tezyîn ve tenvîr eyliyesiz.

Bâkî veffakinallâh ve iyyâküm ve’l-hamdulillâh ve selâmün alâ ibâdihillezîne istafâ fi Cumâdelûlâ sene ihdâ ve erba în ve selâse mie ve elf.

Câ-nişîn-i Hazret-i Mevlânâ Mesnevî-hân eş-Şeyh’ül-fakîr Abdülhalim bin Hazret-i Mevlânâ.”[7]

VELED ÇELEBİ

MESNEVİ DERSLERİ

Orhan Okay, 1948’de Tahirülmevlevi’nin Süleymaniye Camii’nde yaptığı Mesnevi Dersleri’ni şöyle anlatmaktadır:

“Tahir Olgun’un 1948 yılı Şubatında Süleymaniye Camii’nde Mesnevi okutacağını duyduğum zaman takip etmeye karar verdim. Vefa Lisesi’nde okumakta olduğumdan ve cami bize çok yakın bulunduğundan hemen hiçbirini kaçırmadan bütün dersleri takip etmem o kadar zor olmadı.

Mesnevi Dersleri, cumartesi günleri öğle namazından sonra Süleymaniye Camii’nin dört sütunundan mihraba yakın ve doğu tarafında bulunan sütunun dibinde, alçakça bir kürsüde veriliyordu.

Önceleri namazdan sonra cemaatin çoğu tecessüsle dersleri takip ederken bir süre sonra daha seçkin, entelektüel bir grup oluşmaya başladı. Aklımda kaldığı kadar otuz ila elli arasında bir dinleyici kitlesi vardı.

Tahir Olgun ilk derste Süleymaniye Camii’nde bu derslerin verilmesinin bir vakıf gereği olduğunu ve bu tarihten galiba iki yüz sene kadar evvel Kubat Çavuş adında biri tarafından vakfedilmiş olduğunu anlattı.

Hafif kısık, yumuşak, biraz gevrek bir sesi vardı. Yaşı yetmişin üzerindeydi ve kırçıl kısa sakalı yumuşak ifadeli çehresini çevreliyordu.

Mesnevi’den beyitler okuya okuya, bazen sadece tercüme ederek, fakat çok defa uzun yahut kısa açıklamalarla dersini verirdi. Beyitleri şerh ederken ilgisi dolayısıyla ayet ve hadisler zikreder, tarihi hadiseleri anlatırdı.

Gerektikçe Sadi’den, Hafız’dan, Muallim Naci’den, Mehmed Akif’ten, diğer Türk şairlerinden ve kendi müellefatından beyitler okur, araya evliya menkıbeleri hatta fıkralar sokuşturur, bazen da kendi hayatından bir takım hatıralar ilave ederdi. Tabi okuduğu beyitlerle daima ilişki kurarak. Yani dinleyicileri sıkmayan bir takrir (anlatım) tarzı vardı. Gerek Arapça gerekse Farsça telaffuzunda kendisini sıkmaz, mahreçlerde rahat bir Osmanlı telaffuzunu tercih ederdi.

Mesnevi şerhine Arapça dibacesinden başladı. Galiba bu bahis üç ders, yani üç hafta sürdü. Sonra Mesnevi’nin on sekiz beyitlik ilk bölümü üzerinde de epey teferruatlı (ayrıntılı) olarak durdu. Hele bazı beyitleri uzun uzun açıklıyor, adeta her kelimesinin tasavvufi olarak manasını veriyordu.

Anlattığı fıkralarda veya gerçek hadiselerde hoşlanmadığı bir kişi bahis konusu ise “herif-i na-şerifin biri…” diye başlar, sevdiği ve takdir ettiği bir insan ise “urefadan (ariflerden) bir zat …” gibi daha saygılı ifadeler kullanırdı.

Dersler bir süre ilerledikten sonra başlangıç ve bitişlerinin belirlendiğini, adeta klasik denilebilecek bir kalıba girdiğini fark ettim. Hemen her derste tekrar edildiği için de ezberlemiş oldum:

Euzü-besmeleden sonra “Rabbi’şrahli sadrî ve yessirli emri v’ahlü’l-ukdeten min lisani yefkahu kavlî: Ya Rabbi, göğsümü ferahlat, işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar” ayetlerini okurdu.

Sonra Mesnevi’.den

Tu megu mara bedan şeh bar nist
Ba keriman karha düşvar nist

“Bize o şahın huzuruna çıkma müsaadesi yoktur deme. Kerem sahipleriyle iş yapmak zor değildir.” beytini okur ve “Ders-i sabıkta (geçen derste) şu beyitte kalmıştık …” diyerek konuya girerdi.

Herhalde bir veya bir buçuk saat kadar devam eden ders bittikten sonra da

İnçünin fermud Mevlana-yı mâ
Kâşif-i esrar ha-yı kibriya
İn ne necmest ü ne remlest ü ne hab
Vahy-i Hak vallahü alem bissavab

Büyük sırları açan, efendimiz, Mevlana’mız böyle buyurmuştur. Bu ne yıldız fadır, ne gaipten haberdir, ne de rüya! Allah’tan ilhamdır, doğrusunu Allah bilir.” kıtasıyla bitirirdi.

Derslere benim dışımda devam edenlerden bazılarına dikkat ettiğim zaman Mevleviliğin yaşamakta olduğu anlamıştım. Aralarında muhakkak Mevlevi olan veya Mevlevimeşreb olanlar vardı. Bazılarının ellerinde koca Mesnevi ciltleri vardı ve dersleri beyitler üzerinde takip ediyorlardı. Bazıları kürsünün önünde diz çöküp otururken belli belirsiz bir şekilde zemine dudakların değdiriyorlardı.

Dersler bir süre ilerledikten sonra o sıralarda Sultan Ahmed Camii’nin baş imamı olan Sadettin Kaynak da devama başladı. Tahirülmevlevi, Yukarıda zikrettiğim kıtayı okuyup derse son verdikten sonra gözleriyle cemaat arasında Sadettin Kaynak’ı arar, onu görünce “Sadettin Bey, bir aşr-ı şerif lütfeder misiniz” derdi. Epeyce şişman gövdesiyle bağdaş kurup oturmakta olan Sadettin Kaynak da bu rica üzerine dizleri üzerinde güçlükle doğrulur, iri ve biraz patlak gözlerini devire devire bir aşır okurdu.

Tahirülmevlevi eski insanlarımızın pek çoğu gibi mahviyet sahibi idi. Kendisinden “bu fakir” diye bahsederdi. Mevlana muhibbi idi ve onu son derece saygılı bir dille “Cenabı Mevlana Hazreti Pir” gibi hürmet lafızları kullanarak anardı. Elini öpmek istediğiniz zaman, Mevlevilikte adet olduğu üzere, o da eğilip sizin elinizi öperdi.

Mesnevi Dersleri ilk yıl tamamen Süleymaniye Camii’nde verildi. Tahir Olgun’un yaşlı ve biraz da sağlığının bozulduğu yıllardı. İlk yılın sonunda, sonbahara doğru, Süleymaniye bayağı soğuk olmaya başlamıştı. Büyük, loş ve kuzeye yani Boğaz’a bakan camiin, herhangi bir ısınma imkânı olmadığı gibi cemaati de fazla olmadığından epeyce üşünüyordu.

Bir gün Hoca, “Bu mübarek cami fazla soğuk oldu. Müftülüğe bildirdim, Peygamberimizin sünnetine ittiba ederek, bundan sonra daha ılık bir semtte, Laleli Camii’nde devam edeceğiz” dedi. Ondan sonra dersler Laleli Camii’ne alındı. Orası Marmara’ya, yani güneye baktığı için gerçekten daha ılıktı.

Tahirülmevlevi’nin bu dersleri kısa süre sonra, 1949 Şubatından itibaren formalar halinde basılmaya da başlandı. 1950 yılının sonlarına doğru hoca hastalandı. Dersler seyrekleşti. Sonra hiç devam edemez oldu. Haseki Hastahanesine yatırdılar. 1951 yılının güneşli bir Haziran gününde vefat etti.”[8]

Veled İzbudak Çelebi

KONYALI MESNEVİHANLAR

Hz. Mevlânâ hayatta iken dervişlerinin çoğunun Farsça bilmesi, bilmeyenlerin ise bizzat Mevlânâ’nın kendisinden istifade etmesi veya bilenlere sorarak öğrenmesi nedeniyle onun döneminde “mesnevîhanlık” diye bir müessesesi yoktu. Hz. Mevlânâ’nın 1273’te vefatından sonra Hüsâmeddîn Çelebî, Hz. Mevlânâ’nın halifesi olmuş, müritlerin yetişmesi için Mesnevî dersleri vermeye başlamıştır. On sene şeyhlik yapan Hüsâmeddîn Çelebî, bir çok mesnevîhanın yetişmesine öncülük ederek “Mesnevihanlık” makamını resmî hüviyete kavuşturmuştur. Özellikle cuma namazlarının ardından Mevlâna Türbesi’nde Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ardından sema yapılmasını gelenek hâline getirmiştir.[9] 24 Ekim 1284’te Konya’da vefat eden Hüsameddin Çelebi Mevlânâ’nın baş ucuna defnedilmiştir. [10]

Hüsamettin Çelebi’den itibaren günümüze kadar pek çok Mesnevihan yetişmiştir. Sultan Veled (v. 1312),[11] Ulu Ârif Çelebî, Mesnevihan Sıraceddin,[12] Ahmet Eflaki (v.1360),[13] Derviş Hafız Konevi (v.1543),[14] Derviş Senai (v.1543),[15] Sinan Dede (v.1561),[16] Derviş Dede (v.1564)[17] Şeyh Abdüllatif (v.1574)[18] Şeyh Abdülkerim (v.1589)[19] Hafız Çelebi (v.15120)[20] Derviş Manevi Konevi (v.1591),[21] Alâyî (16. Yüzyıl), [22] Derviş Mahmud Dede (v.1601),[23] Mehmet Semai Çelebi (v.1620),[24] Seyyit Ali Efendi (v.1624),[25] Abdülhay Efendi (v.1633),[26] Kasım Efendi (v.1639), [27] Derviş İbrahim Efendi (1654),[28] Mesnevihan Ali Efendi (1669),[29] Mehmet Efendi,[30] Ömer Efendi (v.1719),[31] Mehmet Efendi (v.1732),[32] Seyyit Ali Çelebi (v.1776),[33] Trabzonî Şeyh Ahmed Dede (v.1777),[34] el-Hac Mesnevihan Ali Efendi (1775),[35] Şeyh Hasan Sükuti Efendi (1793),[36] Mesnevihan Süleyman Efendi (1800),[37] Burhanzade Abdülkadir Dede (v.1832),[38] Mehmet Vecdi Dede (v.1833),[39]Hemdem Çelebi (v.1859)[40] Nakşi Baba (v.1860),[41] Seyyid Ali (v.1874),[42] Kalender Efendi (v.1880),[43] Eyüb Sabri Çelebi (v.1883),[44] Ağazade Ebubekir Sami Efendi (v.1915)[45] ve Hacı Rıza Dede (v.1919)[46] kaynaklarda “Mesnevihan” olarak isimleri geçen kimselerden bazılarıdır.

Filibeli Sıdkı Dede

SON MESNEVİHAN: FİLİBELİ SIDKI DEDE

Konya’da Mevlana Dergahı’nın son Mesnevihanı Filibeli Sıdkı Dede’dir (v.1933). Sıdkı Dede, 1824’te Filibe’de doğdu. İlk öğrenimini Filibe’de yaptı. Gördüğü bir rüya üzerine 1851’de İstanbul’a geldi. Kadıasker Filibeli Halil Fevzi Efendi’den Arapça ve Farsça öğrendi. Konya müftüsü Kadınhanılı Hacı Hüseyin Feyzi Efendi ile birlikte İstanbul’da Şakir Efendi’den icazetname alarak Konya’ya geldi. 1875’te Mevlâna Dergâhı’nda Mesnevihan Hacı Eyüp Çelebi’nin 1883’te vefatı üzerine onun yerine Mesnevihan oldu. 1885’te sabah, akşam, yatsı namazları ile Cuma ve Bayram namazlarını kıldırmak üzere berat ile Sultan Selim Camii’nde hatiplik görevine tayin edildi. Tekkelerin kapatılmasına kadar Mevlana Dergahı’nda Mesnevihanlık görevini ifa ederek üç defa Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sini hatmetti. Arapça ve Farsça dillerini anadili gibi bilirdi. Sülüs, nesih ve talik yazardı. Güzel hakkaklığı, mühürcülüğü vardı. 10 Temmuz 1933’te Konya’da vefat etti. Üçler Mezarlığı’nda metfundur.[47]

Filibeli Sıdkı Dedenin Kabri

SONUÇ

Sonuç olarak Mesnevihanlık, 13. asırda Konya’da doğmuş ve Mevlevilik Tarikatı içinde kurumsallarak varlığını 20 yüzyıla kadar devam ettirmiştir. Yedi yüzyıl kültür ve irfan hayatımıza yön veren Mesnevihanlık kurumu 1924’te tarihe kavuşmuştur.

Ancak gayri resmi olarak Baba Hüsnü Ozanbay (v.1942) [48], Vakıflar müdürü Mehmet Hayri Bey (v.1946), Veled İzbudak Çelebi (v.1955)[49], Tahirül Mevlevi (v.1952)[50] ve Şefik Can (v.2005)[51] Cumhuriyet döneminde “Mesnevihan” olarak faaliyetlerine devam ettiren kimseler arasındadır.

Çok partili hayata geçişle birlikte 1946’dan sonra Mevlana İhtifalleri’ne izin verilmeye başlanmış ve bundan sonra Mesnevi’den ders verme konusu yeniden canlanmaya başlamıştır. Bu tarihten itibaren Tahir Büyükkörükçü, Mehmet Muhlis Koner, Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu, Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu, Doç. Dr. Yakup Şafak, Doç. Dr. Nuri Şimşekler, Tuğrul İnançer, Ahmet Özkan (müftü), Dr. Faik Özdengül ve Hasan Yaşar Beylerin yaptıkları dersler Hz. Mevlana ve Mesnevi’si üzerine dikkatleri çekmeye devam etmektedir.


KAYNAKLAR

Ahmet Çelik, “Konya’da Dağıstanlı Bir Şair: Baba Hüsnü”, Akademik sayfalar, 25 Mart 2020, sy.10, s.152-160

Ahmet Eflaki, Menakibü’l-arifin (Ariflerin Menkibeleri), Çeviren: Tahsin Yazıcı, İstanbul 1973

Alim Kahraman, “Tâhirülmevlevî”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.39 s.407-409

Bilal Kemikli, “Mesnevihan”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 6, s. 326

Cihat Arınç, “Mevlana Bendesi Şefik Can Dede”, Anlayış, Nisan 2005, sy.23. s.82

Emine Yeniterzi, “Derviş Manevi”, Konya Ansiklopedisi, c.3, s.133

Emine Yeniterzi, “Derviş Senai”, Konya Ansiklopedisi, c.3, s.78

Ahmet Sevgi, “Hüsâmeddin Çelebi”, TDV İslam Ansiklopesi c.18, s. 512

Hekim Şifai [F. Nafiz Uzluk], “Sultan Veled”, Millî Mecmua, 21 Şubat 1340 [21 Şubat 1924], Yıl: I, S. 9, s. 140-142; 20 Mart 1340 [20 Mart 1924], Yıl: I, S. 11, s. 166-168.

İbrahim Kunt, “Abdülkadir Dede”, Konya Ansiklopedisi, c.1, s.21

Ali Uz, “Ağazade Ebubekir Sami Efendi”, Konya Ansiklopedisi, c.1, s.37

Orhan Okay, Osmanlı’da “Mesnevihanlık Gelenegi ve Son Mesnevihanlardan Tahirülmevlevi”, X. Milli Mevlana Kongresi, 2-3 Mayıs 2002, Konya, 2002, 2-3 Mayıs 2002, s. 311-313

Mehmed Zeki Pakalın , Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971

Mehmet Ali Uz, “İçelli Ahmet Fevzi Efendi”, Konya Ansiklopedisi, c. 4, s.321-322

Mehmet Zeki (Dolbay), “Sıdkı Dede Efendi”, Babalık, 11 Temmuz 1933

Mustafa Kara, “İzbudak, Veled Çelebi” TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2001, c.23, s.503-505

Necati Elgin, “Konya İlim Muhitinde Yetişen Trabzonî Şeyh Ahmed Dede (Mesnevihan, Mutasavvıf, Şair, Fakih ve Müellif)”, Anıt, Ocak-Şubat 1959, sy. 24, s. 10-12

Nur Artıran, “Can, Şefik” Konya Ansiklopedisi, c. 2 , s. 225

Nuri Şimşekler, “Ahmet Eflaki”, Konya Ansiklopedisi, c. 1, s. 64-66;

Nuri Şimşekler, “Ariflerin Menkıbeleri”, Konya Ansiklopedisi, c.1, 257-258

Nuri Şimşekler, “Hüsameddin Çelebi”, Konya Ansiklopedisi, c.4, s.252-253

Orhan Okay, “Zarif Bir Mesnevihan”, Yedi, İklim, Aralık 1992, sy.33 s.88-89

Osmanlı Arşivi, A. DVNSMHM.d…40-241

Osmanlı Arşivi, A.DVNSMHM.d…2-922

Osmanlı Arşivi, AE.SABH.I.. 254-17092

Osmanlı Arşivi, AE.SSLM.III, 228-13339

Osmanlı Arşivi, C..DH..200-9975

Osmanlı Arşivi, C..EV.. 410-20785

Osmanlı Arşivi, C..EV.. 529-26730

Osmanlı Arşivi, C..MF..29-1430

Osmanlı Arşivi, C..MF.20-980.

Osmanlı Arşivi, C.EV.438-22159

Osmanlı Arşivi, C.MF..46-22120

Osmanlı Arşivi, İE.EV.18.2101

Osmanlı Arşivi, TS.MA.d.7146

Osmanlı Arşivleri, C..İKTS, 14-675

Sadeddin Nüzhet Ergun-Mehmet Ferit Uğur, Konya Halkiyat Harsiyatı, Konya 2022

Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, Konya, Dizgi On-Bil Yazılım

Semra Tunç, “Alâyî”, Konya Ansiklopedisi, c.1, s.175

Şahabettin Uzluk, “Mesnevihan Filibeli Sıtkı Dede,” Asitane, Ocak, 2010, sy.1, s.10-11

Veli Sabri Uyar, “Hattatlar Armağanı”, Konya, Eylül-Ekim 1949, sy. 131-132, s.23-24

Veli Sabri Uyar, “Hattatlar Armağanı”, Konya, Mayıs, 1948, sy. 115, s.14-15

Veli Sabri Uyar, “Hattatlar Armağanı”, Konya, Ocak-Şubat, 1949, sy. 123-124, s.10-11;

Veli Sabri Uyar, Konya Bilginleri , Konya, sy. 121-122, s.44

Veyis Değirmençay, “Sultan Veled”, Konya Ansiklopedisi, C.8, s.148-154

Yakup Şafak, “Eyüb Sabri Çelebi”, Konya Ansiklopedisi, c. 8, s. 18

Yakup Şafak, “Hemdem Çelebi”, Konay Ansiklopedisi, c.4, s. 222-223

Yakup Şafak, “Seyyid Ali Çelebi”, Konya Ansiklopedisi, c. 8, s. 59

Yakup Şafak, “Seyyit Abdülkadir Efendi” Konya Ansiklopedisi, c.8, s.17


[1] Mehmed Zeki Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971 , c. 2, s. 4120; Bilal Kemikli, “Mesnevihan”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 6, s. 326; M. Orhan Okay, Osmanlı’da “Mesnevihanlık Gelenegi ve Son Mesnevihanlardan Tahirülmevlevi”, X. Milli Mevlana Kongresi, 2-3 Mayıus 2002, Konya, 2002, 2-3 Mayıs 2002, s.310

[2] Cihat Arınç, “Mevlana Bendesi Şefik Can Dede”, Anlayış, Nisan 2005, sy.23. s.82

[3] Bayram Ürekli, İzzet Sak, Konya Mevlânâ Müzesi Arşivinde Bulunan Fermân ve Berâtlar, Konya 2021, s.54-55

[4] Bayram Ürekli, İzzet Sak, Konya Mevlânâ Müzesi Arşivinde Bulunan Fermân ve Berâtlar, Konya 2021, s.194-195

[5] Bayram Ürekli, İzzet Sak, Konya Mevlânâ Müzesi Arşivinde Bulunan Fermân ve Berâtlar, Konya 2021, s.198-199

[6] Alim Kahraman, “Tâhirülmevlevî”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2009, c.39 s.407-409.

[7] Mehmed Zeki Pakalın , Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1971 , c. 1, s. 432

[8] M. Orhan Okay, Osmanlı’da “Mesnevihanlık Gelenegi ve Son Mesnevihanlardan Tahirülmevlevi”, X. Milli Mevlana Kongresi, 2-3 Mayıs 2002, Konya, 2002, 2-3 Mayıs 2002, s. 311-313; Orhan Okay, “Zarif Bir Mesnevihan”, Yedi, İklim, Aralık 1992, sy.33 s.88-89

[9] Nuri Şimşekler, “Hüsameddin Çelebi” Konya Ansiklopedisi, c.4, s.252-253

[10] Hekim Şifai [F. Nafiz Uzluk], “Sultan Veled”, Millî Mecmua, 21 Şubat 1340 [21 Şubat 1924], Yıl: I, S. 9, s. 140-142; 20 Mart 1340 [20 Mart 1924], Yıl: I, S. 11, s. 166-168; H. Ahmet Sevgi, “Hüsâmeddin Çelebi”, TDV İslam Ansiklopesi c.18, s. 512

[11] Veyis Değirmençay, “Sultan Veled”, Konya Ansiklopedisi, C.8, s.148-154

[12] Ahmet Eflaki, Menakibü’l-arifin, c.1, s. 257

[13] Nuri Şimşekler, “Ahmet Eflaki”, Konya Ansiklopedisi, c. 1, s. 64-66; Nuri Şimşekler, “Ariflerin Menkıbeleri”, Konya Ansiklopedisi, c.1, 257-258

[14] Emine Yeniterzi, “Derviş Manevi”, Konya Ansiklopedisi, c.3, s.78

[15] Emine Yeniterzi, “Derviş Senai”, Konya Ansiklopedisi, c.3, s.78

[16] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.2384

[17] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.605

[18] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.107

[19] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.107

[20] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.1209

[21] Sadeddin Nüzhet Ergun-Mehmet Ferit Uğur, s. 40; Emine Yeniterzi, “Derviş Manevi”, Konya Ansiklopedisi, c.3, s.133

[22] Semra Tunç, “Alâyî”, Konya Ansiklopedisi, c.1, s.175

[23] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.1556

[24] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.1741

[25] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.2366

[26] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.91

[27] Sadeddin Nüzhet Ergun-Mehmet Ferit Uğur, Konya Halkiyat Harsiyatı, s.84

[28] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.1167

[29] Osmanlı Arşivi, İE.EV.18.2101

[30] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.1650

[31] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.2114

[32] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.1684

[33] Yakup Şafak, “Seyyid Ali Çelebi”, Konya Ansiklopedisi, c. 8, s. 59

[34] Necati Elgin, “Konya İlim Muhitinde Yetişen Trabzonî Şeyh Ahmed Dede (Mesnevihan, Mutasavvıf, Şair, Fakih ve Müellif)”, Anıt, Ocak-Şubat 1959, sy. 24, s. 10-12.

[35] Osmanlı Arşivi, C..DH..200-9975

[36] Osmanlı Arşivi, C.MF..46-22120

[37] Osmanlı Arşivleri, C..İKTS, 14-675

[38] Yakup Şafak, “Seyyit Abdülkadir Efendi” Konya Ansiklopedisi, c.8, s.17; İbrahim Kunt, “Abdülkadir Dede”, Konya Ansiklopedisi, 1/21

[39] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.1754

[40] Yakup Şafak, “Hemdem Çelebi”, Konay Ansiklopedisi, c.4, s. 222-223

[41] Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.1972

[42] Selçuk Es vefat tarihini 1774 olarak vermektedir. Bakınız: Selçuk Es, Büyük Konya Ansiklopedisi, s.2350

[43] Mehmet Ali Uz, “İçelli Ahmet Fevzi Efendi”, Konya Ansiklopedisi, c. 4, s.321-322; Veli Sabri Uyar, Konya Bilginleri , Konya, sy. 121-122, s.44

[44] Yakup Şafak, “Eyüb Sabri Çelebi”, Konya Ansiklopedisi, c. 8, s. 18

[45] M. Ali Uz “Ağazade Ebubekir Sami Efendi”, Konya Ansiklopedisi 1/37

[46] Veli Sabri Uyar, “Hattatlar Armağanı”, Konya, Eylül-Ekim 1949, sy. 131-132, s.23-24

[47] Mehmet Zeki (Dolbay), “Sıdkı Dede Efendi”, Babalık, 11 Temmuz 1933; Şahabettin Uzluk, “Mesnevihan Filibeli Sıtkı Dede,” Asitane Ocak 2010, sy.1, s.10-11

[48] Veli Sabri Uyar, “Hattatlar Armağanı”, Konya, Ocak-Şubat, 1949, sy. 123-124, s.10-11; Ahmet Çelik, “Konya’da Dağıstanlı Bir Şair: Baba Hüsnü”, Akademik sayfalar, 25 Mart 2020, sy.10, s.152-160

[49] Mustafa Kara, “İzbudak, Veled Çelebi” TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2001, c.23, s.503-505

[50] Alim Kahraman, “Tâhirülmevlevî”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2009, c.39 s.407-409.

[51] Nur Artıran, “Can, Şefik” Konya Ansiklopedisi, c. 2 , s. 225