ŞEHRE HAYAT VERMEK

Prof. Dr.

 

bkemikli@gmail.com

 

Sivas’ta doğdu. 1990 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Ürdün Üniversitesi’nde, Londra Üniversitesi’nde ve Saraybosna Üniversitesi’nde araştırmacı olarak bulundu.

 

1996–1998 tarihleri arasında TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda “Çocuklar İçin” adlı bir dizi eğitim ve kültür programı hazırladı. TRT’nin bazı kültürel ve tarihi belgesellerinde danışmanlık ve metin yazarlığı yaptı.

 

1998 yılında “Doktor” unvanını aldı. 2002 yılında Doçent, 2008 yılında Profesör oldu. Ankara Üniversitesi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve Uludağ Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Kemikli, DPÜ İlahiyat Fakültesindeki görevinin ardından Uludağ Üniversitesi’ndeki görevine geri dönmüştür.

A+
A-

ŞEHRE HAYAT VERMEK

Şehri kâmil insan kurar. Hangi dine, hangi medeniyete mensup olursa olsun, varlığı idrak etmiş, bilgeleşmiş, anlayışı ve kavrayışı tekâmül etmiş olan insan. Bu insan, kurucu, inşa edici, değiştirip dönüştürücüdür.

Varlığı idrak eden insan şehri kurmuştur. Varlığı idrak etmek, her şeyi olduğu gibi kabul etmek, sevmek, merhamet etmek…

Bilge insan şehri kurmuştur. İnsanın yaşadığı tecrübe ve edindiği bilgi, bu sevgiyle ve bu merhametle buluşursa bilgeleşiyor. Anlayış ve kavrayış da böylece tekâmül ediyor. İnsan gelişiyor, şehirler kuruyor, şehirleri onarıyor.

Gelişmemiş, bilgeleşmemiş, idraki açılmamış, kavrayışında ve anlayışında sorun olan kof insan ise, şehri yıkıyor, yağmalıyor, bozuyor, dağıtıyor.

Kâmil insanın şehre hayat verirken, insanı çoğaltıyor. Kof insan ise, şehri tükettiği gibi, insanı ve insanlığı da tüketiyor.

Son zamanlarda tükenen şehirleri gördükçe, öncelikle kâmil insanı yitirdiğimizin farkına varıyorum. İnsanı yitirdik, şehirler de birer birer tarihi ve kültürel niteliklerini yitiriyor, maneviyatlarını tüketiyor. Nitelikleri yiten ve maneviyatı tükenen şehir, bir yanıyla insanı boğuyor, öteki yanıyla insanı bozuyor.

Boğulmuş ve bozulmuş insanda hangi hayatın emaresini arayacaksın? Gözler endişeli, yorgun ve yılgın. Neşe bitmiş. Hep kaygı, hep tasa… Acı çekiyor insan. Dolayısıyla aile bitiyor, güven kayboluyor, huzur yerini kaosa bırakıyor. Şehrin sokakları karanlık dehlize dönüşüyor. Haliyle köşe başlarında insan alınıp insan satılıyor.

Fakat bazen bir insan çıkıyor, o tükenen şehre şöyle bir dokunuyor, ona yeniden bir ruh kazandırıyor, onu maneviyat iksiriyle arındırıyor, temizliyor, şenlendiriyor. Yeni bir hayat öpücüğü konduruyor şehrin sokaklarına. Yeniden huzur, yeniden güven, yeniden heyecan geliyor. Dehlizler aydınlanıyor… Sokak arınıyor.

Böyle bir insanı andık geçtiğimiz hafta sonu Sivas’ta. Şehre hayat veren bir insanı, ölümünün kırkıncı yılında andık. Selçuklu’dan kalan Ulucami’yi yeniden onaran, yıkılmış mabetleri yeniden inşa eden, köprüler kuran, çeşmeler akıtan, okullar açan bir bilge kişiyi, bir kâmil insanı, İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak’ı andık.

İhramcızâde, ne belediye reisi, ne de şehrin valisidir. Tekel ve Tuzla idaresinde görev yapmış bir memur emeklisi ve sonradan ticarete atılmış küçük bir esnaf. Fakat gönül adamı, aşk ve sevgi adamı… Sevgiyi, merhameti, hizmet etmeyi öğreten ve bizzat hiçbir ayrıma gayrıma dikkat etmeden insanları seven ve onlara hizmet eden bir kişi. Kendi halinde, mütevazı, vefalı, kadirşinas… Ulucami’yi, ne şehrin belediye reisi, ne de valisi onarıyor; orayı kendi halinde, işiyle gücüyle meşgul olan bu bilge şahsiyet, onarıyor. Öncü şahsiyet. Vakıf insan.

Sivas Belediyesi ve Hayat Ağacı Derneği, şehre hayat veren bu bilge kişiyi unutmadı. Şehrin tarihi mirasını korumak, gelecek nesillere aktarmak için çabalayan bu kâmil insanı, ölümünün kırkıncı yılında yeniden hatırlattı. Bu vesilesiyle Sivas’a gittik, hem o bilge şahsiyeti andık, hem de onu yetiştiren hocalarını; Mustafa Hâkî, Mustafa Takî, Mur Ali Baba… Sonra arkasından gelenleri, onu örnek alanları konuştuk. Önce Meşrutiyet’in mebuslarından Mustafa Tâki’nin hizmetleriyle Sivas’tan Tokat’a, oradan da İstanbul’a gittik… Abdulhamid’i ve o dönemin kültür politikalarını konuştuk. Sonra Takî Efendi ve Mur Ali Baba’yı anarak, Sivas Kongresi’ne ve Milli Mücadele’ye geldik. Esasen bir kişi için bir araya gelmiştik, ama pek çok isim konuğumuz oldu, onları konuştuk.

Belediye başkanı vefalı, dernek yöneticileri vefalı ve şehir halkı vefalı… Sadece bir ilmi faaliyet düzenlemekle kalmadılar, büyük bir ilgiyle konuşmaları takip ettiler, sorular sordular, notlar aldılar. Kültür şehri, tarihi şehir ve ilim şehri Sivas şenlendi, adeta kendine geldi.

Şehre hayat vermek, şehri yenilemek, tarihini korumak ve kültürünü yaşatmak… Bütün bunlar kâmil insanın şehre dokunmasıyla anlam kazanıyor. Yakın dönemde Sivas’a İhramcızade dokundu, pörsümüş adeta tükenmiş olan şehrin sokaklarına nefes verdi, mabetlerini onardı, köprüler kurdu, çeşmeler inşa etti, okulların açılmasına öncü oldu. Böylece şehir kendine geldi; üzerindeki ölü toprağını attı, tarihte yüklendiği ilim, kültür ve sanat şehri misyonuna yeniden kavuştu.

O kâmil, o bilge insan dokundu ve Sivas güzelleşti.

Bu güzel şehirde, bu kâmil insanı andık. Ruhu şâdolsun.

Bilal Kemikli

bkemikli@gmail.com

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR