Son Dönem Mesnevî Şerhleri
Son Dönem Mesnevî Şerhleri
Mehmet ÖZDEMİR*
Özet
Mevlânâ’nın yazdığı ve Mesnevî-yi Ma’nevî adını taşıyan eser, kaleme alındığı zamandan itibaren hemen her dönemde ilgi odağı olmuştur. Özellikle on altıncı yüzyıldan sonra söz konusu eser hakkında yapılan tercüme ve şerh çalışmalarında bir artış gözlenmiştir. Yapılan bu çalışmalar başlarda Mevlevî çevrelerine mahsus bir hüviyet arz etse de zamanla bu çevrelerden taşarak genişlemiş ve günümüze kadar devam etmiştir. Bu konuda verilen eserlerin hemen hepsinde temel amaç Mevlânâ’nın, Mesnevî vasıtasıyla ortaya koyduğu dinî, tasavvufi ve felsefî fikirleri anlamak ve geniş kitlelere ulaştırmaktır. Mesnevî’de gizlenen anlamlar dünyasını muhatap kitleye aktarma çabasının günümüzde de artarak devam ettiği görülmektedir. Bu çabaların sonucunda ortaya çıkan günümüz şerhlerinin, geçmişte yapılan şerhlerden farklı olarak neler söylediği ve bunu nasıl yaptığı bu yazının temel konusudur. Bu düşünceden hareketle son dönemde yapılan çalışmalar, tercüme ve şerh yöntemi, içerik, faydalanılan kaynaklar, yazarların maksat ve mesajları bakımından ele alınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Mesnevî, Şerh
Recent Mathnawi Commentaries
Abstract
The work written by Mevlana with the name of Mesnevî-yi Ma’nevî has been the center of attention in almost every period since the time it was written. Especially after the sixteenth century, an increase in translation and commentary studies on the work in question was observed. Although these studies were previously specific to Mevlevi circles, over time they expanded beyond these circles and continued until today. The main purpose of almost all of the works on this subject is to understand the religious, mystical and philosophical ideas that Mevlana put forward through Mesnevi and to convey them to large masses. It is seen that the effort to convey the world of meanings hidden in Mesnevi to the audience continues to increase today. The main subject of this article is what today’s commentaries that emerged as a result of these efforts say differently from the commentaries made in the past and how they do this. Based on this idea, recent studies have been discussed in terms of translation and commentary method, content, sources used, aims and messages of the authors.
Keywords: Mawlana, Mathnawi, Commentary
Giriş
Mesnevî ummanından bugüne kadar nice dalgıçlar nice mana incilerini bulup gün yüzüne çıkarmışlardır. Bugün de hâlâ mana dalgıçlarının bu denizden mana incilerini çıkarmaya devam ettikleri görülmektedir. Geçmişte Mesnevî ummanına dalan Şem’î, Ankaravî, Muhammed Şifâyî, Mehmed Murad Nakşibendî, Ahmet Avni Konuk, Tahirü’l-Mevlevî gibi ilim ve tasavvuf adamları Magz-ı Kur’ân olan Mesnevî’de gizlenen anlamları geniş kitlelerin anlayabilmesi için çaba göstermişlerdir. Bugün de Mesnevî’nin anlamlar hazinesini muhatap kitlenin gözleri önüne serme çabası hız kesmeden devam etmektedir. Bu yolda çaba gösteren her mana dalgıcı Mesnevî’nin anlaşılmasına bir katkı daha sunmaktadır. Bundan sonra da ilim adamları ve Mesnevî muhipleri Mesnevî’den faydalanmak ve Mevlânâ’nın bütün insanlığa hitap eden fikirlerini açığa çıkarmak için mücadeleye devam edeceklerdir.
Son dönemde yapılan Mesnevî şerhi çalışmaları, bir yönüyle geçmişte yapılan şerhlerin bir hülasası diğer yönüyle de Mesnevî’ye günümüz penceresinden bir bakış ve çağın ihtiyaçlarına göre yeniden söz konusu eseri yorumlama çabasıdır. Her ne şekilde olursa olsun bu tür çalışmaların hem ilim âlemi hem de insanlık için değeri inkâr edilemez. Hâliyle günümüzde Mesnevî’yi anlama ürünü olarak ortaya çıkan eserler ve bu çalışmaları yapanlar insanın manevi dünyasının zenginleşmesinde önemli bir görevi ifa etmektedirler. Günümüzde Mesnevî hakkında yapılan bu tür çalışmalardan birkaç ilmî yayında bahsedildiği görülmektedir (Güleç, 2008; Okumuş, 2008; Demirel, 2007). Bizim buradaki amacımız elden geldiği kadarıyla son dönemde yapılan Mesnevî şerhlerini bir araya getirerek okuyucunun istifadesine sunmaktır. Bu çalışmalar içinde Mesnevî’nin ilk 18 beytinin şerhleri, Mesnevî’den seçme beyitlerin ve hikâyelerin şerhleri bulunmaktadır. Ahmet Ateş, M. Muhlis Koner, Kemal Sönmez, Orhan Kuntman, Selçuk Eraydın, Kudsi Erguner, Erkan Türkmen, Süleyman Uludağ, H. Kamil Yılmaz, Ö. Tuğrul İnançer, Ziya Avşar, Fatih Çıtlak, Ahmed Hakîm, Abdurrezzak Tek, Kaan Dilek, H. Hüseyin Top son dönemde Mesnevî şerhiyle meşgul olan bazı araştırmacılardır. Bu çalışmada yayım tarihine göre sıralanan söz konusu eserler, Mesnevî beyitlerinin Farsça asıllarının verilmesi; beyitlerin tercümesi; kelime açıklamaları; beytin şerhi; şerh esnasında kullanılan üslup, verilen örnek, hikâye ve olaylar; yazarların tavsiye, nasihat ve mesajları (Çınar, 2009, s. 44-55) bakımından genel hatlarıyla incelenmeye çalışılmıştır.
1. Ahmet Ateş
Ahmet Ateş, şerhine başlarken kendisinden önce yapılan şerhleri değerlendirmiş ve bu şerhlerin Mesnevî beyitlerini şerh etmekten ziyade kendi fikirlerini açıklamaya çalıştıklarını ifade etmiştir. Kendi şerhinden maksadın da öncelikle bu düşünceyi ortaya koymak, sonra da beyitleri izah etmek olduğu belirtilir. Hüseyin bin Ali El-Vaiz Kâşifî’nin Lübb-i Lübâb-ı Mesnevî adlı eseri, eski şarihlerin Mevlânâ’yı İbn Arabî takipçisi olarak gösterip fikirlerini bu minvalde serd etmelerinin doğru olmadığını göstermek için bir kanıt olarak kabul edilir. Sonrasında beyitler eski yazı ile toplu bir şekilde mensur tercümeleriyle verilir. Ateş, şerhe geçmeden İsmail Rüsûhî Ankaravî, İsmail Hakkı Bursevî, Abidin Paşa, Abdülbaki Gölpınarlı, Tahir Olgun, R. A. Nicholson gibi eski şarihlerin görüşlerinin neden hatalı olduğunu on sekiz beyit şerhlerindeki görüşlerinden seçtiği örnekler ışığında ortaya koyar. Devamında on sekiz beytin bir bütün olarak kabul edilmesi, bu bütündeki fikirlerin ayrılması, fikirleri ifade eden unsurların belirlenmesi, bunların Mevlânâ’nın hayatı ve çevresiyle ilişkisinin kurulması şeklinde belirlediği dört madde ile eserin doğru bir şekilde açıklanacağını söyleyerek şerhe başlar. Buna göre ilk dokuz beyit neyin sözleri, 10-14 neydeki aşk ateşi, 15-17 Mevlânâ’nın kendi aşkı ve ıstırapları, 18 kendini anlamayanlar için sözün bitişi. Böylece Ahmet Ateş ilk on sekiz beyti, Mevlânâ’nın çevresinde bulunan ve kendisini anlamayan ham insanların tenkitlerine bir cevap ve on dokuzuncu beyitten itibaren de hakiki müritlerine hitap olarak değerlendirir (Ateş, 2010, s. 37-50).
2. M. Muhlis Koner
Ömrünün son yıllarında Mevlânâ hakkında çalışmalar yapan ve “Mesnevî’nin Özü” adlı Mesnevî şerhini hazırlayan M. Muhlis Koner, birçok Mesnevî şarihinde olduğu gibi, kendisinden önce yapılan şerhlerin anlaşılır olmadığını düşünerek yeni bir şerh kaleme almayı düşünmüştür. Mevlânâ’nın “Mesnevî’sini ve onun yüksek şahsiyetini Mevlânâ muhiplerine ve münevver gençliğe mümkün mertebe tanıtabilmek amacıyla” bu eseri kaleme aldığını girişte dile getirmektedir (Koner, 2005). Eserin başında Mevlânâ’nın hayatı ve eserleri, Şems-i Tebrîzî, Hüsameddin Çelebi, Sultan Veled, tasavvuf, Mevlânâ’nın tasavvufi görüşleri, tarikat, tasavvuf tarihi gibi konular hakkında bilgi verilen bir mukaddime bulunmaktadır. Daha sonra Mesnevî dibacesi ve 18 beyit şerh edilmiştir. Devam eden ciltlerin şerhinde M. Muhlis Koner, Mesnevî’nin her cildini bir ciltle şerh etmiş ve toplamda altı ciltlik bir şerh yazmıştır. Her cildin başında dibaceleri ve sonrasında söz konusu ciltten seçtiği beyitleri şerh etmiştir. Altı ciltlik eserin tamamında Mesnevî’den 2884 beytin ele alındığı görülmektedir. Birinci ciltten 442, ikinci ciltten 379, üçüncü ciltten 470, dördüncü ciltten 584, beşinci ciltten 531, altıncı ciltten 478 beyit seçilmiştir.
M. Muhlis Koner, Mesnevî’nin her cildinden seçtiği bölümleri/hikâyeleri “HİKÂYE (Padişahın bir cariyeye aşkı ve onu satın alması vs.)” şeklindeki başlıklar altında özetler. Daha sonra hikâyeden çıkarılabilecek derslerin, edinilmesi gereken bilgilerin içeriğini anlatan başka başlıklar atılır ve gruplar hâlinde hikâye beyitlerinin şerhi yapılır. Mesnevî’nin Farsça beyitleri verilip tercümesi yapılır ve ardından “İZAHI” başlığıyla beyitlerin şerhine geçilir. Bu bölümde kelimelerin sözlük anlamları hakkında açıklama yaptıktan sonra ayet ve hadislerden yaptığı alıntılarla beyitlerin izahını yapar. Beyitlerin izahında Mevlânâ, Yunus Emre, İbn Arabî, Ankaravî, Ahmet Avni Konuk, Muallim Naci gibi âlim ve mutasavvıfların görüşlerinden faydalanmıştır. Bazı beyitlerin izahından sonra “Kısa Bir İzah”, “Küçük Bir Not” vb. başlıklarla veya yorumun özünü içeren bir iki cümleyle beyitlerin şerhini tamamlar.
3. Kemal Sönmez
Kemal Sönmez, ilk 18 beyti manzum bir şekilde ve hecenin 7+7 14’lü kalıbıyla tercüme eder. Yazarın beyitlerin çevirinde serbest davrandığı göze çarpmaktadır. Mesnevî beyitlerinin bire bir değil de daha serbest tarzda tercüme edildiğini söylemek mümkündür.
Şerhin başında Mesnevî’nin ön sözünde bulunan bazı cümlelerin ne anlatmak istediği üzerinde durulur. Mesnevî’yi bir bütün olarak kâmil insan kabul eden Kemal Sönmez, Mesnevî’nin 18 beyitle başlamasının hikmetini Nur suresinin 35. ayeti, İbn Arabî ve İsmail Hakkı Bursevî’nin görüşlerinden hareketle açıklar. Bu kısımda Mesnevî’nin ilk sözü olan “dinle” hitabı hakkında bilgi verildikten sonra beyitlerin şerhine geçilir. Metin şerhinde ney-kâmil insan benzetmesinde odak noktası olarak kâmil insan seçilir. Kâmil insandaki aşk, onun bu âlemde yol gösterici olma vasfı gibi yönleri üzerinde durulur. Beyitlerin değerlendirmesinde yazar, tasavvuf dairesinden çıkmamış ve yorumlarını ayet ve hadis başta olmak üzere İbn Arabî (Füsûsu’l-Hikem), Mevlânâ, İmam Gazâlî, İsmail Hakkı Bursevî, Abdülkadir Geylânî, Nizâmî (Mahzen-i Esrar) gibi sanatkâr ve mutasavvıfların fikirleriyle desteklemiştir. Bunların dışında 17. beytin şerhinde kendi yazdığı bir şiir de örnek gösterilmiştir (Sönmez, 1968).
4. Orhan Kuntman
Mesnevî’nin ön sözünü manzum bir şekilde tercüme eden Orhan Kuntman, eserine 18 beytin şerhiyle başlamıştır. Daha sonra Mesnevî’nin bir, üç, beş ve altıncı ciltlerinden seçtiği hikâyeleri Türkçeye çevirip bunların şerhini yapmıştır. Yazarın Mesnevî’yle ilgili yaptığı bu çalışmanın iki baskısı bulunmaktadır ki birinci ve ikinci baskılarda bazı farklılıkların olduğu göze çarpmaktadır. 1972-1973 yılında yayımlanan ilk baskıda Mesnevî’nin birinci cildinin başından başlayıp Bakkal ve Tûtî Hikâyesi’nin sonuna kadar bulunan beyitlerin tamamı şerh edilmiştir. 2003 yılında çıkan ikinci baskıda ise 18-36 beyitler arasında bulunan kısmın metne alınmadığı görülmektedir. İki baskı arasındaki bir diğer fark da birinci baskıda bulunmayan Muhtesib Hikâyesi’nin ikinci baskının sonunda şerh edilmesidir. Bunlardan başka 18 beyit şerhi hem içerik hem de beslendiği kaynaklar bakımından iki baskıda farklı bir şekilde yapılmıştır. Bunların dışında baskılar arasında herhangi bir fark bulunmaz, hikâyelerin tercüme ve şerhlerinin aynı olduğu görülür.
Orhan Kuntman Mesnevî beyitlerinin Farsçasını Lâtin harfleriyle verdikten sonra manzum bir şekilde çevirisini yapar ve ardından şerhe geçer. Birçok beyitte Nahîfî, Sacit Ülkü, Feyzi Halıcı, M. Faruk Gürtunca, Abdullah Öztemiz, A. J. Arberry, R. A. Nicholson, Veled İzbudak, Tahirü’l-Mevlevî gibi araştırmacıların yaptığı çevirileri de dipnotta verir ve tercüme farklılıklarının mukayesesini yapar. Birinci baskıda, tercümeleri yaptıktan sonra Mesnevî’nin ilk 36 beytinin şerhi yapılır. Orhan Kuntman tercümede izlediği yolu metin şerhinde de takip eder ve yer yer kendisinden önceki Rüsûhî İsmail Dede, Abidin Paşa, Tahirü’l-Mevlevî,
M. Muhlis Koner gibi şarihlerin yorumlarıyla ilgili değerlendirmeler yapar. Beyit değerlendirmeleri yapılırken başta Mevlânâ olmak üzere Cüneyd-i Bağdâdî, İmam-ı Rabbânî (Mektubât), İmam Gazâlî (Kimyâ-yı Saâdet), Yunus Emre gibi din ve tasavvuf erbabının eserlerinden faydalanır. Kuntman, ikinci baskıda ilk 18 beyti Lâtin harflerine aktarıp tercüme ettikten sonra daha muhtasar bir şekilde şerh eder.
Eserin bundan sonraki kısmında Mesnevî’den seçilen “Cariye Hikâyesi, Bakkal ile Tûtîsinin Hikâyesi, Öküz Hikâyesi, Av Hayvanlarının Hikâyesi, Zeyd’in Hikâyesi, Sadr-ı Cihan Hikâyesi, Gazneli Şeyh Muhammed Serrezî’nin Hikâyesi, Üç Şehzâde Hikâyesi, Muhtesib Hikâyesi” başlıklı hikâyelerin beyitleri ve tercümeleri toplu olarak verilerek şerh edilir. Eser, Orhan Kuntman’ın yaptığı 18 beytin İngilizce tercümesi ile tamamlanmıştır (Kuntman, 1972; Kuntman, 1973; Kuntman, 2003).
5. Selçuk Eraydın
Selçuk Eraydın Tasavvuf ve Tarikatlar adlı eserinin sonunda Mevlânâ’nın Mesnevî-i Şerîf’inden (ilk) On Sekiz Beyit başlığı altında Mesnevî’nin ilk on sekiz beytinin şerhini yapmıştır. Mesnevî beyitlerinin Farsçasını Lâtin harfleriyle verip tercüme ettikten sonra beyitleri kısaca şerh eder. Şerhte beyitlerde geçen kelimeler hakkında açıklama yapılmadan genel olarak beytin anlamı üzerinde durulur ve tasavvufi kavramlarla neyin murat edildiği açıklanarak şerh tamamlanır. Buna göre ney’den murat edilen insan-ı kâmil, bu dünyada daima “elestü birabbiküm” hitabına mazhar olduğu hakikat âlemine ulaşmaya çalışır ve nasihatleriyle bu yolda gaflet içinde bulunup nefsine uyanları Hak yoluna davet eder (Eraydın, 1994, s. 494-500).
6. Kudsi Erguner
Kudsi Erguner tarafından Fransızca yazılan Ayrılık Çeşmesi, aslında yazarın kendi hayatını konu alan otobiyografik bir eserdir. Mesnevî’nin 18 beytine yapılan şerh bu eserin sonundaki Ekler kısmında yer almaktadır. Mevlevîlik ve Ney başlığı bulunan bu bölümde neyin tarihçesi, Mevlânâ ve Hüsameddin Çelebi arasında geçen ve Mesnevî’nin 18 beytinin yazılış hikâyesini içeren bölümden sonra beyitlerin şerhi yapılır.
Yazar, beyitleri kendisi tercüme etmediğini, daha önce Süleyman Nahîfî tarafından yapılan tercümeyi kullandığını ifade etmiştir. Tercümeden sonra beytin anlamı birkaç cümle ile genişletilir ve beyitte anlatılmak istenen düşünceler kısaca açıklanır. Bir müzik bilimci olan ve tasavvuf müziğiyle yakından ilgilenen yazarın, 18 beytin şerhinde ortaya koyduğu temel düşünce, istiare yoluyla ney çalgısına karşılık gelen kâmil insan ve bu insanın gerçek aşka giden yolda yaşadıklarıdır. Yani genişçe bir tercüme diyebileceğimiz bu şerhte baştan sona ney çalgısı ve istiare ile onun yerine kullanıldığı düşünülen kâmil insandan bahsedilir. Bunun yanı sıra bazı beyitlerin açıklanmasında tasavvufi kavramlardan ve Mevlânâ ile ilgili olarak anlatılan anekdotlardan faydalanılır (Erguner, 2002, s. 211-219).
7. Erkan Türkmen
Erkan Türkmen’in 18 beyti şerh ettiği çalışma temel olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölüm başlığı “Beyitlerde geçen bazı önemli ifade ve kelimelerin açıklanması”, ikinci bölüm başlığı da “Beyitlerin düz ve mecaz anlamları” şeklindedir.
Birinci bölümde öncelikle 18 beytin Farsçası Lâtin harflerine aktarılmıştır. Lâtin harflerine aktarımdan sonra beyitte geçen kelime ve ifadelerin açıklamaları yapılmıştır. Bu bölümde Mesnevî’nin ilk beytinin tercümesi yapılmışsa da sonraki beyitler sadece Lâtin harfleriyle verilip bazı kelime ve ifadelerin açıklanmasına geçilmiştir. Kelime açıklaması sırasında nüsha farklılıkları da göz önünde tutulmuş ve açıklamalar buna göre yapılmıştır. Birinci beyitte nüsha farkından dolayı “ezney veya în ney” şeklinde kullanılan ifadelerin her iki durumda ne anlama geldiği üzerinde durulmuştur. Sonraki beyitlerde de beytin anlam yükünü üstünde taşıyan kelime ve ifadelerin anlamları ve kullanım özellikleri hakkında muhtasar açıklamalar yapılmıştır.
İkinci bölümde beyitlerin tercümesi verilerek beyitlerde geçen kelimelerin murat edilen anlamları üzerinde durulmuştur. Geniş bir şekilde açıklanan birinci beyitten sonra yazar, diğer beyitlerde belli kavramlardan hareketle anlatılmak istenen düşüncelere odaklanmıştır. Şerh esnasında ileri sürülen düşünceleri daha anlaşılır hâle getirmek için Mesnevî’den anekdotlarla yorumlar desteklenmiştir. Şerhte yapılan yorumlar, genelde ayetlerden hareketle ve bir yerde de hadisle temellendirilmiştir. Bunun yanı sıra Ankaravî’nin Fâtihu’l-Ebyât, Ahmet Ateş’in Mesnevî’nin Onsekiz Beytin Manası, Nicholson’ın Mesnevî tercüme ve şerhi, Abdülbaki Gölpınarlı’nın Mesnevî Tercümesi ve Şerhi, Firuzanfer’in Şerh-i Mesnevî-yi Şerîf, Hâfız Lisânu’l-Gayb başvurduğu diğer kaynaklardır (Türkmen, 2007, s. 9-24).
8. Süleyman Uludağ
Süleyman Uludağ, Mesnevî’nin ilk 18 beytini şerh ettiği eserinde, Mesnevî beyitlerinin bire bir çevirisini yaptıktan sonra metin şerhine geçer. İlk beytin şerhinde daha önceki şarihlerin konuyla ilgili fikirlerini özetledikten sonra kendi fikirlerini ortaya koyar. Fakat diğer beyitlerin şerhinde buradaki anlayışı sürdürmeden beytin çevirisini yapar ve beyitte anlatılmak istenen düşünceleri açıklar.
Şerh sırasında bazı beyitleri geniş bir şekilde değerlendirirken bazı beyitleri ise daha kısa, hatta geniş bir nesre çeviri hâlinde beyitte kastedilen manaları kısaca değerlendirir. İçerik açısından bakıldığında şerhin, daha önceki şarihlerin ortaya koyduğu görüşlerle aynı doğrultuda olduğunu söylemek mümkündür. Uludağ, beyitlerin açıklamasında temel referans olarak ayet ve hadisleri kullanmıştır. Bundan başka şerhte faydalanılan temel kaynaklardan biri de İsmail Hakkı Bursevî’nin Ruhu’l-Mesnevî isimli eseridir.
Abdurrezzak Tek tarafından Süleyman Uludağ’ın Mesnevî sohbetlerine dayanılarak hazırlanan bu eserde, Mesnevî’nin Hakk’a giden yolu tanıtmadaki rolü ve insanın bu yolda nasıl davranması gerektiği ayet ve hadisler, tasavvufi kavramlar ve uygulamalar ışığında muhataba aktarılmaya çalışılır (Tek, 2008, s. 433-444).
9. H. Kamil Yılmaz
H. Kamil Yılmaz tarafından kaleme alınan bu eser, Mesnevî’nin ilk 34 beytinin tercümesi, Ahmet Metin Şahin’in Mesnevî vezninde yaptığı manzum çevirisi ve beyitlerin şerhinden ibarettir. Eserde öncelikle Mesnevî beyitleri eski yazıyla verilip Lâtin harflerine aktarılır, daha sonra bire bir tercüme ve manzum çevirinin ardından metin şerhine geçilir. Bu eserde her beytin şerhi, içerikle uyumlu olacak şekilde başlıklarla birbirinden ayrılmıştır. Başlıklar “Neyin Hikâyesi İnsanın Macerası”, “Neyin ve İnsanın Vatanı”, “Hasreti Çeken Bilir”, “İyi de Kötü de Neyin Arkadaşı”, “Neyin Feryadının Sırrı”… şeklinde başlayıp devam eder ve beytin anlam yükünü taşıyan kavramlardan hareketle başlıklandırma yapılır.
Yazar eserin girişinde İsmail Hakkı Bursevî, Tahirü’l-Mevlevî başta olmak üzere birçok şerhten faydalandığını dile getirir. İçerik olarak bakıldığında daha önceki Mesnevî şerhlerinde bulunan değerlendirmelerin tamamına yakını bu eserde bulunmaktadır. Yani bu eser, önceki şerhler ışığında beyitlerin yeniden yorumlanması olarak düşünülebilir. Fakat yazar eski şerhlerden faydalanmakla birlikte hem kendi bakış açısını oluşturmuş hem de beyitlere günümüz penceresinden bakmayı başarmıştır. Eserde faydalanılan temel kaynak ayet ve hadislerdir. Bundan başka Hz. Ali, Yunus Emre, Mevlânâ, Aziz Mahmud Hüdâyî, Abidin Paşa, Bursalı İsmail Hakkı, Fuzûlî, Şeyh Galip, Mehmet Akif Ersoy, Feridüddin Attar, Hâfız-ı Şirâzî gibi daha birçok şair ve mutasavvıfın görüşlerinden ve eserlerinden faydalanmıştır. Metin şerhi yapılırken deyim, atasözü, özlü sözler, kelam-ı kibarlar, Hz. Muhmammed’in yaşadığı olaylarla ilgili rivayetler, çeşitli anekdotlar, Bektaşi fıkraları, tasavvufi uygulamalar da beyitteki kavramları açıklamada kullanılan unsurlardır.
Her beytin şerhine başlanırken beyitte kastedilen manalar hakkında genel bir değerlendirme yapılır. Şerhin son bölümünde de buna benzer bir yaklaşımla beyitte anlatılmak istenen düşünceler birkaç cümle ile özetlenerek şerh tamamlanır (Yılmaz, 2008).
10. Ö. Tuğrul İnançer
Yapılan bu çalışma, şerh edilen beyitlere bakıldığında seçme beyitlerin şerh edildiği bir eser olarak değerlendirilebilir. Mesnevî’nin ilk 79 beytinden yapılan seçme beyit şerhlerini içermektedir. İlk 18 beyitten sadece beş tanesi, on sekiz ve yirmi beşinci beyitler arası ve otuzuncu beyitten itibaren yetmiş dokuzuncu beyte kadar tamamı şerh edilmiştir. Hem Mesnevî beyitleri hem de Mevlânâ’nın diğer eserlerinden ve başka kaynaklardan seçilen Farsça beyitler Lâtin harflerle verilip mensur bir şekilde tercüme edilir. Bununla birlikte bazı Farsça örneklerin manzum tercüme edildiği de görülmektedir.
İnançer, eserini çeşitli bölümlere ayırmış ve her bölüme bir başlık atıp söz konusu bölümde Mesnevî ve Mevlânâ’nın diğer eserlerinden seçtiği beyitler ışığında dinî, tasavvufî meseleler hakkında açıklamalar yapmıştır. Eserde Bişnev În Ney, Hak Sadasını Duyabilmek, Dinle Neyden, Gir gönüller Kabesine, İnsan-ı kâmil, Mesnevî ve Çelebi Hüsameddin vb. içerikle uyumlu olduğu görülen on altı başlık bulunmaktadır. Yazar bu bölümlerde sadece Mevlânâ ve eserlerinden değil, dinî, tasavvufî, edebî birçok eserden kimi zaman isim vererek kimi zaman da isim vermeden alıntılar yaparak konuyla ilgili bilgi verir. Bu anlamda şerhte çok geniş bir kaynak kullanımı göze çarpmaktadır. Kur’ân ve hadis başta olmak üzere Ziya Paşa, İsmail Hakkı Bursevî, Bağdatlı Rûhî, Niyâzî-yi Mısrî, Nedim, Fatih Sultan Mehmet, Yunus Emre, Şemseddin Sivâsî, Ahmet Avni Konuk, Molla Câmî, Muhammed İkbal gibi daha birçok kaynaktan alıntılar yapılmıştır. Fakat eserin temelinde Mevlânâ ve eserlerinden yapılan alıntılar ve bunların şerhi yer almaktadır. Bundan başka Kur’ân kıssaları, Hz. Muhammed hakkındaki rivayetler, Mevlânâ ve çeşitli mutasavvıflar ile ilgili olarak aktarılan anekdotlardan sıkça faydalanılmıştır.
Mesnevî’nin ilk beytiyle başlayan eser, ruhu temsil eden padişah ve nefsi temsil eden cariyenin hikâyesinin anlatıldığı Padişah ve Cariye Kıssası içinde yer alan yetmiş dokuzuncu beytin şerhiyle tamamlanmıştır (İnançer, 2022).
11. Ziya Avşar
Aşk Meclisi, Mesnevî’nin ilk yüz beytinin tercüme ve şerhidir. Bu çalışmada Mesnevî beyitlerinin Farsçası Lâtin harfleriyle verildikten sonra manzum bir şekilde tercüme edilir. Uzun yıllar Mevlânâ ve eserleri üzerine çalışmalar yapan Ziya Avşar, Mesnevî’nin hece vezniyle manzum tercümesine de mesai harcamaktadır. Bu çalışmalar sonucunda Mesnevî’nin birinci cildinin tercümesi tamamlanıp yayımlanmıştır (Avşar, 2015). Aşk Meclisi’nde şerh edilen yüz beytin tercümesi de Avşar’a aittir.
Yazar metni şerh ederken beytin niteliğine ve anlam derinliğine göre kimi zaman beyitteki bütün kelime ve ifadelerin anlam ve kavram karşılıklarını verir kimi zaman da beytin temel düşüncesini üzerinde taşıyan kelime ve kavramların açıklamasını yapar. Yani kelimelerin sözlük anlamlarıyla birlikte tasavvufta neye karşılık geldiği aktarılarak beytin zahirî ve bâtınî anlamı gözler önüne serilir. Sembolik bir dile sahip olan Mesnevî’nin dilini anlamak ve anlatmak için tasavvuf dünyasına hâkim olmak gerekmektedir. Mesnevî’nin bu sembolik dili, yer yer somutlaştırılarak yer yer de çeşitli hikâye ve anekdotlar yardımıyla açıklanarak muhatabın zihninde tecessüm ettirilmektedir. Buradaki yüz beytin şerhinde ayet ve hadisler, Ahmed Eflâkî, Şihâbeddin Sühreverdî, Fahreddin-i Râzî, Yunus Emre, Eşrefoğlu Rûmî, Fuzûlî, Bâkî, Âşık Veyseli Necip Fazıl Kısakürek başvurulan kaynaklardan bazılarıdır. Bunlardan başka eserde en çok faydalanılan kaynaklar, Mesnevî, Rubailer ve Dîvân-ı Kebir başta olmak üzere Mevlânâ’nın bütün eserleridir.
Aşk Meclisi’nde şerh edilen yüz beyit yirmi altı başlık altında değerlendirilmiştir. “Dinle Neyden, Emanet Bel Oğluna Değil Yol Oğluna Verilir, Rüyasında Hindistan’ı Gören Filin Önüne Kim Geçebilir, Kıyısı Olmaz Aşkın, Şiir Aklın Değil Aşkın Dilidir…” gibi başlıklar, söz konusu bölümde yapılacak yorumlar ve beyitlerden çıkarılacak hikmetlerle ilgili ipuçları taşımaktadır. Bu başlıklar altında beytin niteliğine göre bazen geniş bir müktesebatın aktarımıyla tek beytin şerhi yapılırken bazen de birkaç beytin şerhi yapılmıştır (Avşar, Aşk Meclisi, 2011).
12. Fatih Çıtlak
Fatih Çıtlak, yaptığı televizyon programları ve yazdığı eserlerle günümüzde Mesnevî’nin sırlarını muhataba aktarmaya gayret eden bir araştırmacıdır. Yazarın Mesnevî ile ilgili olarak kaleme aldığı üç eser bulunmaktadır. Bunlardan ilki ilk 18 beytin şerhini içeren “18 Beyit Dinle” adını taşımaktadır. İkincisi Mesnevî’nin otuz beşinci beytinden başlayan kıssayı anlatan “Mesnevî Şerhi Padişah Cariye Kıssası” ve üçüncüsü de Mesnevî’nin birinci cildinde bulunan Yahudi Vezir Hikâyesi’nin ele alındığı “Küfür Fedaisi” adını taşıyan eserlerdir.
12.1. 18 Beyit Dinle
Eserde Mesnevî’nin Farsça beyitleri Lâtin harfleriyle verilip kısa ve açıklayıcı bir şekilde tercüme edildikten sonra metin şerhine geçilir. Fatih Çıtlak’ın bu eserde izlediği şerh yöntemi klasik şerh yönteminden farklılık arz etmektedir. 18 beytin daha önce yapılan şerhlerinde dile getirilen tasavvufi kavramların bu eserde de aktarıldığı görülmektedir. Mesela ney’in sazlıktan kesilip bir enstrüman hâline gelinceye kadar geçirdiği evreleri, ney’in kâmil insanı temsil etmesi, Mesnevî’ye “be” harfiyle başlanmasının gerekçeleri, gerçek aşka ulaşmada neler yapılması gerektiği, dinlemenin faziletleri… Fakat burada yazarı farklı kılan şey, bu malumatı okuyucuya aktarırken kullandığı üsluptur. Bazen kâmil insanın karşılığı olarak kullanılan ney gibi bazen de bu neyin sözcüsü gibi okuyucuya seslenir ve
18 beyitte ney’in anlatmak istediklerini muhataba aktarır. Cevapları içinde barındıran soru cümleleriyle okuyucuyu düşündürüp onu anlatılan konuya dâhil eder. İlk beyitte her ne kadar “be” harfinin kullanılmasındaki hikmetleri ayrıntılarıyla aktarsa da sonraki beyitlerde harf ve kelime bazında açıklamalara başvurmaz. Şerhin devamında çoğunlukla beytin genel anlamından yola çıkılarak ney’in, diğer bir deyişle kâmil insanın Hak yolundaki saliklere verdiği mesajlar üzerinde durulur (Çıtlak, 2022).
12.2. Padişah Cariye Kıssası
Bu eser, Mesnevî’nin birinci cildinin otuz beşinci beytiyle başlayan Padişah ve Cariye Kıssası şerh edilmiştir. Yazar Mesnevî beyitlerini eski yazıyla verip Lâtin harflerine aktardıktan sonra Ahmet Metin Şahin’in Mesnevî vezniyle yaptığı nazmen tercümeyi kullanmıştır. Bu tercümenin ardından Tâhirü’l-Mevlevî’nin eserinden hareketle beytin anlamını kısaca açıklayan genişletilmiş bir tercüme ilave edilmiş ve şerhe geçilmiştir.
Metin şerhinde beyitlerde geçen kelimelerin sözlük anlamları üzerinde durulur ve bu anlamların metindeki karşılıklarına işaret edilir, yani beyitlerdeki ifadelerden murat edilen anlamlar açıklanır. Beyitlerin açıklamasında “Mesnevi şarihleri” ifadesiyle daha önce yapılan şerhlerden de faydalanıldığı görülmektedir. Bu şerhin tek amacı sadece metni açıklamak değil, metnin günümüz hayatıyla ilişkisini kurmak ve Hak yoluna girmek isteyenlerin aklına takılan sorulara cevap bulmaktır. Sohbet havasının hâkim olduğu bu eserde yazar, soru-cevap yöntemini kullanarak konuyla ilgili soruyu sorduktan sonra çeşitli kavramlar hakkında verdiği malumatlar, anekdotlar, ayet ve hadisler yardımıyla cevapları sıralar. Olay örgüsünün gelişimine göre bir veya birkaç beytin şerh edildiği bölümlerin sonunda, beyitlerde geçen kavramlar ve remizlerin karşılıklarının verildiği açıklamalarla şerh tamamlanır (Çıtlak, 2013).
12.3. Yahudi Vezir Hikâyesi
Yazar eserin başında Yahudi Vezir Hikâyesi’nin özetini verdikten sonra olay hikâyenin örgüsünü göz önünde bulundurarak eseri çeşitli başlıklar altında kaleme alır. Her başlık altında olay örgüsüne göre sınıflandırılan beyitlerin toplu bir şekilde tercümesi aktarılır ve ardından metin şerhine geçilir. Metnin şerhi yapılırken sohbet üslubu kullanılmış ve kimi zaman okuyucunun yerine sorular sorulmuş ve bu soruların cevapları verilmiştir. Yani yazar eserinde çoğunlukla soru-cevap yöntemiyle hikâyeden çıkarılacak anlamları ve dersleri aktarma yoluna gitmiştir. Bu açıklamalarda yazarın başvurduğu temel kaynak ayet ve hadislerdir. Genelde mealen yaptığı bu alıntılarda ayet ve hadislerin anlamları üzerinde durduktan sonra hikâyenin şerhine devam eder. Bu hikâyenin şerhinde bazen isim vererek bazen de isim vermeden bazı âlimler, bazı şarihler gibi ifadelerle çeşitli alıntılar yaptığı görülmektedir. Hz. Ömer, Hz. Ali, İmam Gazzali, Pir Ahmet er-Rifâî Hazretleri, Mevlânâ, Cüneyd-i Bağdadî isim vererek yaptığı alıntılardandır.
Tasavvufi meseleler, yazarın eserde ele aldığı başlıca konulardandır. Fakat özü itibarıyla konuya aşina olmayan okuyucunun anlamasının zor olduğu durumlarda günlük hayattan bazı durumlarla meselenin somutlaştırıldığı görülmektedir. Bunun yanı sıra yazar, şerh esnasında sürekli olarak okuyucuya seslenerek hikâyedeki tasavvufi remizleri açıklar ve meselenin nasıl anlaşılması gerektiğini atasözü, deyim, çeşitli sözler ve anekdotlarla ortaya koyar. Metnin anlaşılmasını sağlamak için üzerinde durulan bir diğer nokta da kelimelerdir. Kelime anlamlarının metnin anlaşılmasında hayati bir öneme sahip olduğunu belirten yazar, buna bağlı olarak şerh boyunca kelimelerin kök anlamları ve ilgili olduğu diğer anlamları hakkında sık sık açıklamalar yapar (Çıtlak, 2016).
13. Ahmed Hakîm
Bu şerhte şimdiye kadar yapılan şerhlerden farklı bir anlayış benimsenmiştir. Buna göre önce beyit eski yazıyla verilip tercümesi yapılır. Yalnız tercümede de bir farklılık söz konusudur. Önce bire bir manzum bir tercüme ve ardından yine manzum açıklayıcı bir tercüme yapılır. Bunun ardından her beyitle ilgili beste-i kadîm, ezeli vatan, sülûk, seyr, mürşid-i kâmil, hakikat-i Muhammediye, sema ve basiret, can ve ten yoldaşlığı, ahz-i feyz, aşk-ı hakiki, esrar-ı musahabet, insanın gerçek ıstırabı, cezbe-i Rahmani, akl-ı İlahi ve aşk aynasında akıl, nâib-i Muhammedî ve insanlığın evrensel değerleri, bâkî olan sırr-ı velayettir tevellâ, fütüvvet, melâmet gibi tasavvufi bir başlık atılır. Bu başlıklar beyitteki temel tasavvufi kavramları ve değerlendirmenin istikametini gösterir ki bu başlıklardan hareketle beytin temel unsurlarını açıklayan bir şerh yapılır. Şerh esnasında ayet ve hadisler yardımıyla beyitte işaret edilen tasavvufi kavramlar açıklanır.
Her beytin şerhinde aynı anlayışın sürdürüldüğü söylenemez. Şöyle ki bazı beyitlerin manzum tercümesinden sonra, tasavvufi kavramlardan bir alt başlık kullanılır ve ardından konuyla ilgili ayetlerin açıklaması yapılır. Bu noktada ayetler eski yazıyla verilip meali aktarılır ve ardından hangi tasavvufi kavrama işaret ettiği verilir. Yazar, ayetleri değerlendirirken hadislerden, tasavvuf büyüklerinin sözlerinden ve birçok eserden yararlanarak açıklamalarını Mesnevî beytiyle ilişkilendirir. Eserde, başta ayet ve hadislerden, çeşitli mutasavvıfların sözlerinden, dinî, tasavvufî ve edebî eserlerden alıntı yapılmıştır. Hemen her beyit şerhinde ortaya konan fikirlerin ayet ve hadislere dayandırıldığı görülür. Buna ilaveten Mevlânâ, Şeyh Necmeddin Kübrâ, Abdülkadir Belhî, Sadreddin Konevî, İbn Arabî, İbn Fârız, Niyâzî-yi Mısrî, Sun’ullah Gaybî, Abdülkerim Cîlî, Kuşeyrî, Fuzûlî, Sâdî, Hâfız gibi birçok kaynaktan yararlanmıştır.
Eserde insanın Hz. Âdem bünyesinde cennetten dünyaya gönderilişi, dünyada iken geldiği âleme (aslî vatanına) duyduğu hasret münasebetiyle tekrar oraya dönme arzusundan hareketle Mesnevî’nin bu macerayı, yani Allah’a kavuşma yolundaki bu seyri anlattığı ifade edilir. Mesnevî’nin ilk 18 beyti de bu yolculuğu ifade eden beste-i kadîm, ezeli vatan, sülûk, seyr… gibi kavramlarla anlatılır. Ahmed Hakîm’in bu şerhinde, insanın hakikatinin kendinde olduğu ve nefsini bilenin Rabb’ini bileceği dile getirilmektedir. Yani insan hakikat âleminden varlık âlemine gönderilmiş ve burada kendine yaptığı yolculuk sayesinde yine başlangıç noktasına ulaşacaktır (Hakîm, 2014).
14. Abdurrezzak Tek
Abdurrezzak Tek’in 18 beyit şerhinde önce beyitler eski yazıyla verilip tercüme edilmiş ve ardından metnin şerhi yapılmıştır. Bu eserde Mesnevî beyitlerinin geniş bir şekilde şerh edildiği görülmektedir. Fakat yazar beyitte yer alan bütün kelime ve ifadeleri şerh etmek yerine beytin anlam yükünü taşıyan kavramları seçer ve onlarla ilgili açıklamalar yapar. Şerhin tamamında kelime ve kavramların zahiri anlamlarından ziyade bâtıni ve tasavvufi anlamlarına odaklanıldığı görülür. Şerhte seyr ü süluk, kâmil insan, mürit, mürşit, tasavvuf ehlinin davranış biçimleri ve ahlakları, müridin Hak yolunda yapması gerekenler beyitlerle ilişkilendirilerek tasavvufi malumat aktarılır. Hemen her beytin şerhinde çeşitli malumatlar verildikten sonra beytin anlamı birkaç cümle ile derli toplu bir şekilde ifade edilir.
Abdurrezzak Tek’in yaptığı bu şerhte ayet ve hadisler başvurulan en önemli kaynaklardır. Daha sonra beyitte anlatılan konuyla ilgili olduğu düşünülen anekdotlar aktarılır: Hannane direği hadisesi, Hz. İbrahim’in sofrası, Leyla ve Mecnun hikâyesi, Mevlânâ ve Sadreddin Konevi arasında geçen bir anekdot. Beyitlerin şerhinde Mesnevî şarihlerinin konuyla ilgili neler söylediklerini birkaç cümle ile özetler. İsmail Rüsûhî-yi Ankaravî, Tahirü’l-Mevlevî, Ahmet Avni Konuk, İsmail Hakkı Bursevî, Abdülbaki Gölpınarlı, Abidin Paşa yazarın faydalandığı başlıca şarihlerdir. Bunlardan başka Hz. Ali, İmam Şâfî, Fahreddin Râzî, İbn Arabî, Mevlânâ, Yunus Emre, Eşrefoğlu Rûmî, Sâbit görüşlerine başvurduğu ve eserlerinden örnekler aldığı isimlerdir (Tek, 2014).
15. Kaan Dilek
Mesnevî’nin ilk 18 beytini şerh edenlerden biri de Kaan Dilek’tir. “semazen.net” adlı internet sitesinde yayımlanan bu çalışmada Mesnevî beyitleri nazmen Türkçeye çevrilip metin şerhine geçilmiştir. Yazar şerhinde bazı beyitleri genel olarak değerlendirip anlamlandırmış bazı beyitlerde ise belli başlı kelime ve kavramlar üzerinde durmuştur. Mesela birinci beyitte “ney” kavramını değerlendirip önceki şarihlerin “ney” hakkındaki değerlendirmelerini aktardıktan sonra kendi görüşünü ilave eder. Bundan sonra da beytin anlam çerçevesini bir bütün olarak ele alır. Şerhin devamında kimi zaman beyitteki kelime ve kavramlardan hareketle kimi zaman da bir bütün olarak beyit hakkındaki açıklamalar yapılır (Dilek).
16. H. Hüseyin Top
H. Hüseyin Top, son dönemin kayda değer Mesnevî şarihlerinden biridir. Kendisini Mevlânâ ve Mesnevî yoluna adayan H. Hüseyin Top, son dönemde Mesnevî’nin altı cildini şerh eden şarihler halkasına eklenmiştir. Daha önce Şem’ullah Şem’î, İsmail Rüsûhî-yi Ankaravî, Mehmed Murâd Nakşibendi, Ahmet Avni Konuk, Tâhirü’l-Mevlevî, Abdülbaki Gölpınarlı gibi şarihler Mesnevî’nin tamamını şerh etmişlerdir. H. Hüseyin Top’un 12 ciltten oluşan eseri, şimdilik tam şerhler halkasının sonuncusu olarak öne çıkmaktadır. Günümüzde bir Mesnevî halkası oluşturan ve bu halkada dersler veren şarih, konuyla ilgili müktesebatını “Mesnevî-yi Ma’nevî Şerhi” adıyla kitaplaştırmıştır. Şarih oluşturduğu bu eserde, Mesnevî beyitlerini Arap ve Lâtin harfleriyle verdikten sonra mensur bir tercümeyle beytin manasını aktarmıştır. Tercümeyi takiben metnin şerhine geçilmiş ve beyitler ayet ve hadis alıntıları, Hz. Ali, Sadi, Mevlânâ, Ziya Paşa vb. âlim, şair ve mutasavvıfların görüşlerinden faydalanılarak şerh edilmiştir (Özdemir, 2016; Top, 2019).
Sonuç
Mesnevî bir aynadır ki bu aynaya her bakan kendi suretini görmüş ve yazdıkları eserlerde kendini anlatmıştır. Niyâzî-yi Mısrî’nin meşhur beyti bu duruma güzel bir örnek teşkil eder:
“Halk içre bir âyîneyim herkes bakar bir an görür
Her ne görür kendi yüzün ger yahşı ger yaman görür”
Günümüz şerhlerini de şerhi yapan kimsenin Mesnevî aynasına baktığında gördüklerini aktarma çabası olarak değerlendirmek mümkündür. Her araştırmacı bu aynada gördüklerini aktarma niyetinde olduğu için ortaya çıkan şerhlerde bazı farklılıklar dikkat çekmektedir. Bu bakımdan çalışmada ele alınan Mesnevî şerhlerini şerh anlayışlarına göre birkaç grupta ele alabiliriz:
Mesnevî beyitlerini kelime ve kelime gruplarının anlamlarını da içerecek şekilde inceleyip beyitlerde işaret edilen manaları ortaya koyma niyetinde olan şerhler en geniş grubu teşkil eder. Bu gruptaki şerhler, Mesnevî’nin ilk 18 beytinin, seçme beyit veya hikâyelerin işaret ettiği anlamları ayet, hadis ve tasavvufî eserlerdeki fikirlerden hareketle ortaya koyar. Yani kâmil insan olarak kabul edilen ney’in dilinden söylenen Mesnevî’de, Hak aşkına ulaşmak isteyenlerin bu yolda nasıl davranması ve ne yapması gerektiğini anlatmak için tasavvufi açıklamaların yapıldığı şerhlerdir bunlar. Daha önceki şarihlerin eserlerinde ortaya koydukları geniş tasavvufi müktesebatı; M. Muhlis Koner, Kemal Sönmez, Orhan Kuntman, Selçuk Eraydın, Kudsi Erguner, Erkan Türkmen, Süleyman Uludağ, H. Kamil Yılmaz, Ö. Tuğrul İnançer, Ahmed Hakîm, Abdurrezzak Tek, Kaan Dilek, H. Hüseyin Top gibi araştırmacıların yaptığı şerhlerin kimisinde muhtasar kimisinde ise mufassal olarak bulmak mümkündür.
Metin şerhi, içerik ve yöntem bakımından eski şarihlerin izleri bulunmakla birlikte eseri bir araç olarak kullanıp günümüz okuyucusuna seslenerek din, tasavvuf, ahlak vb. konularda çağdaş insanın sorunlarına eğilen ve bunlara çözüm önerileri sunan şerhleri ikinci grup olarak değerlendirebiliriz. Ziya Avşar ve Fatih Çıtlak’ın yaptıkları şerhler, soyut ve anlaşılması zor görünen tasavvufi kavramları somutlaştırarak muhatap kitlenin manevi dünyasını beslemede ve ona yol göstermede yardımcı olur. İki grupta ele alınan bu şerhlerin hemen tamamında içerik aktarılırken faydalanılan kaynakların kullanımında da benzerlik bulunur. Ayet ve hadisler metin şerhinde kullanılan birincil kaynaklardandır. Bundan başka dinî, tasavvufi ve edebî metinlerden yapılan alıntılar; atasözü, deyim ve kelam-ı kibarlar; Hz. Peygamber, dört halife, sahabe ve tasavvuf erbabı hakkında aktarılan rivayetler ve anekdotlar meselelerin açıklanmasında kullanılan unsurlardır.
İlk iki gruptan farklı olarak Mesnevî’yi, özellikle ilk 18 beyti Mevlânâ’nın hayatı ve çevresiyle ilişkilendirerek şerh eden Ahmet Ateş’in yazısı diğer grubu meydana getirir. Yazar şerhe başlarken kendisinden önce yapılan şerhlerin genel bir değerlendirmesini yapar ve aslında bunların metni şerh etmekten ziyade kendi fikirlerini ortaya koyarak hata yaptıklarını gerekçeleriyle dile getirir. Devamında ilk 18 beytin nasıl şerh edileceğine dair bilgi verdikten sonra metin şerhine geçer.
Kaynakça
Ateş, A. (2010). Mesnevî’nin On Sekiz Beytinin Manası. H. O. Turan (Dü.) içinde. 60. Doğum Yıl Münasebetiyle Fuad Köprülü Armağanı (s. 37-50). Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.
Avşar, Z. (2011). Aşk Meclisi. Yozgat: Kün Yayıncılık.
Avşar, Z. (2015). Mesnevî Mevlânâ Celaleddin Rûmî (Cilt 1). Kayseri: İncir Yayıncılık.
Çınar, B. (2009). Ahmed Avni Konuk’un Mesnevî-i Şerîf Şerhi’nin İlk 18 Beytindeki Şerh Usûlü. Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic , 4 (6), 39-61.
Çıtlak, M. F. (2022). 18 Beyit Dinle. İstanbul: Sufi Kitap. Çıtlak, M. F. (2016). Küfür Fedaisi. İstanbul: Sedir Yayınları.
Çıtlak, M. F. (2013). Mesnevî Şerhi Padişah Cariye Kıssası. İstanbul: Sufi Kitap.
Demirel, Ş. (2007). Mevlânâ’nın Mesnevî’sinin Türkçe Şerhleri Üzerine Bir Literatür Çalışması. TALİD (Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi) , 5 (10), 469-504.
Dilek, K. (tarih yok). Mevlânâ’nın Neynamesi-Çeviri ve Şerh. 09 07, 2023 tarihinde Semazen: https://semazen.net/mevlananin-neynamesi-ceviri-ve-serh-kaan-dilek/ adresinden alındı
Eraydın, S. (1994). Tasavvuf ve Tarikatlar. İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları.
Erguner, K. (2002). Ayrılık Çeşmesi. (A. A. Erguner, Çev.) İstanbul: İletişim Yayınları.
Güleç, İ. (2008). Türk Edebiyatında Mesnevî Tercüme ve Şerhleri. İstanbul: Pan Yayıncılık.
Hakîm, A. (2014). Râh-ı Kadîm. İstanbul: Gelenek Yayınları.
İnançer, Ö. T. (2022). Mesnevî Sohbetleri Dinle Neyden. İstanbul: Sufi Kitap.
Koner, M. M. (2005). Mesnevî’nin Özü. Konya: Tablet Kitabevi Yayınları.
Kuntman, O. (2003). Mesnevî Bazı Beyit ve Hikâyelerin Türkçe Şiir Çevirisi ve Yorumu. Ankara: Zembil Basım Yayın.
Kuntman, O. (1972). Mevlânâ Mesnevî (Cilt Birinci Kitap). İstanbul: Yörük Matbaası.
Kuntman, O. (1973). Mevlânâ Mesnevî (Cilt İkinci Kitap). Konya: Denizkuşları Matbaası.
Okumuş, S. (2008). Mesnevî Araştırmacılarından Dr. Orhan Derviş Kuntman (O. Mevlevî). A. Karaismailoğlu (Dü.) içinde, Mevlânâ Araştırmaları 2 (s. 163-181). Ankara: Akçağ Yayınları.
Özdemir, M. (2016). Mesnevî’nin Türkçe Şerhleri. Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic , 11 (20), 461-502.
Sönmez, K. (1968). Açıklamaları ile Mesnevi Ummanı’ndan 18 Hakikat İncisi. Ankara: İpek Matbaası.
Tek, A. (2014). Hazret-i Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî ve Mesnevî-i Şerif-İlk On Sekiz Beyit Şerhi. Bursa: Bursa Akademi.
Tek, A. (2008). Süleyman Uludağ ile Mesnevî Dersleri. A. Tek, & H. M. Kara (Dü.) içinde, Süleyman Uludağ Kitabı (s. 433-444). İstanbul: Dergah Yayınları.
Top, H. H. (2019). Mesnevî-i Ma’nevî Şerhi (Cilt 1-12). Konya: Rûmî Yayınları.
Türkmen, E. (2007). Mevlânâ Mesnevî’sinin Evrenselliği. İstanbul: Nüve Kültür Merkezi Yayınları.
Yılmaz, H. K. (2008). Dinle Neyden. İstanbul: Erkam Yayınları.
