Hacı Pîrî Efendi’nin İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî Adlı Mesnevî Şerhi
Hacı Pîrî Efendi’nin İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî Adlı Mesnevî Şerhi
Ömer SEMİZ*
Özet
Mesnevî yazıldıktan sonra büyük itibâr görmüş, çeşitli dillere çevrilerek tercüme edilmiş önemli bir eserdir. Bu itibarla daha sonraki yıllarda eserin tercümesinden ziyade ne anlattığını anlamak istenmesinden dolayı ortaya bir şerh geleneği çıkmış ve buna bağlı olarak her yüzyılda birer ikişer şârih çıkarak anlama ve anlatma işini çok yönlü olarak yapmıştır.
Mesnevî-yi Şerîf’e yapılan şerhlerden biri olan İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî, 16. yüzyılın sonlarına doğru Hâcı Pîrî Efendi tarafından Mesnevî’nin I. cildine yapılmış bir şerhtir. Hâcı Pîrî Efendi, bu şerh ile kendinden önceki ve sonraki şerhler arasında köprü kurmuştur.
Bu kitap bölümü, Mesnevî şerhlerinden birini ilim âlemine tanıtmayı amaçlamaktadır. Bu kitap bölümünde Hâcı Pîrî Efendi’nin hayatı hakkındaki bilgiler kısaca verilmiş, sonrasında da İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî; nüsha tavsifi, dil-imla hususiyetleri, şerh metodu, şerhin yazılma sebebi ve yararlandığı kaynaklar verilerek tanıtılmıştır.
Haji Pîrî Efendi’s Commentary on the Mathnawi Titled Intihâb-ı Şerh-i Mesnevî
Abstract
Mesnevî is an important work that has gained great reputation after it was written and has been translated into various languages. In this respect, in later years, a tradition of commentary emerged due to the desire to understand what the work was saying rather than translating it, and accordingly, one or two commentators appeared in each century and did the job of understanding and explaining in a versatile way.
Intihâb-ı Şerh-i Mesnevi, one of the commentaries made on Mesnevî-yi Şerîf, is a comment made by Hâcı Pîrî Efendi towards the end of the 16th century on the first volume of Mesnevi. With this commentary, Hâcı Pîrî Efendi has built a bridge between the commentaries before and after it.
This book chapter aims to introduce one of the commentaries of Mesnevi to the scientific world. In this book chapter, information about Hâcı Pîrî Efendi’s life is briefly given, and then İntihâb-ı Şerh-i Mesnevi; It is introduced by giving a description of the copy, its language-spelling characteristics, annotation method, the reason for writing the annotation and the sources it used.
Giriş
Çağında ve kendi döneminden sonraki zamanlarda dahi büyük ilgi gösterilen eserler vardır. Bunların başında daha 13. yüzyılda yazılmış olan Mesnevî gelmektedir. Mevlâna Celâleddin Rûmî’nin ölümsüz eseri o kadar kıymetlidir ki eser, yüzyıllar geçmesine rağmen her dönemde anlaşılmaya çalışılmıştır. Mesnevî yazıldığı zamanın toplumuna bir şeyler öğretmek maksadıyla yazılmıştır. Ne var ki sadece döneminde kalmamış ünü Anadolu coğrafyasını aştığı gibi etkisi de çağını ve çağları aşmıştır. Mesnevî gibi önemli bir eser, ilmî ve tasavvufî eğitim almadan çok zor anlaşılır türdedir. Bundandır ki Mesnevî’nin içindeki hazineleri bulmak isteyen birkaç âlim Mesnevî toprağını kazarak içindeki cevhere ulaşmak istemiştir. Her şârih kendi gücü mesabesinde bir şeyler ortaya çıkarmaya çalışmış ve bunun sonucu olarak Mesnevî şerhlerinden meydana gelen bir hazine yığını oluşmuştur.
Mesnevî’ye yapılan şerhler çok sayıda olduğunda bu şerhler kategorize edilmektedir. Mesnevî’nin tamamına yapılan şerhler, bir kısmına yapılan şerhler, ilk on sekiz beytine yapılan şerhler, intihâp yoluyla yapılan şerhler gibi kategorilere ayrılabilir (Özdemir, 2016: 466). Bilinen ilk tam tercüme olan Prizrenli Şem’î’nin Şerh-i Mesnevî’si şerhlere meşale tutan eser niteliğindedir. Tabii ki de Mesnevî’nin tamamına şerh yapabilmek her şârihe nasip olmamıştır. Bundan dolayı da şârihlerin çoğu, bir kısmına şerh yazmışlardır. Bu itibârla Mevlâna deryasına dalmak ve onun ufuk açıcı yol gösterici eserinden bir nebze olsun insanları faydalandırmak istemişlerdir.
Yukarıda genel çerçevede bahsettiğimiz Mesnevî şerhlerinden biri, aynı zamanda bizim çalışmamıza konu olan Hacı Pîrî’nin İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî’sidir. Adından da anlaşıldığı üzere intihâb yoluyla yapılan şerhlerdendir. Bu kategorideki önemli eserlerden olması hasebiyle incelenmeye değer bir şerhdir. Bu çalışmamızda da mezkûr eseri kalemimiz yettiğince incelemeye ve sunmaya çalışacağız.
1. Hâcı Pîrî’nin Hayatı
Osmanlı dönemindeki önemli fikir adamlarından bahseden kaynakların bazılarında Hâcı Pîrî’nin ismi geçse de gerçek Hâcı Pîrî olduğu kısmında fikir birliğine gidilememiştir. Daha önce Mesnevî ve şârihleri üzerine çalışan araştırmacıların çoğu çeşitli kaynaklardaki her Hâcı Pîrî olasılığını değerlendirmişler ve en doğru bilgiye ulaşmaya çalışmışlardır. Araştırmacılardan Şener Demirel, Hâcı Pîrî’nin Osmanlı Müellifleri’nde ismi geçen Pîrî Muhammed Paşa olabileceğini öne sürmüştür (2007: 486). Ali Temizel ise Sicill-i Osmânî’nin II. Cildinden hareketle Pîrî Efendi’nin Mesnevî şârihi Hâcı Pîrî olduğunu söylemiştir (2009: 157). Osmanlı Müelliflerinde adı geçen şârih olduğu söylenen Pîrî Muhammed Paşa Karamanlı’dır ve Osmanlı vezirlerindendir. Mesnevî-yi Şerîf’in bir kısmını ve Şâhidî manzumesinin tamamını Tuhfe-i Mîr adıyla şerh etmiştir. Aynı zamanda bir Divânçesi vardır ve şiirlerinde Remzî mahlasını kullanmaktadır. Hayatını anlatan bir eserinin olduğu yazılmaktadır. H 931/M 1524/1525 yıllarında öldüğünü bir beyitten yola çıkarak Bursalı Mehmed Tahir yazmaktadır (Yavuz-Özen, 1972: 295). Sicill-i Osmânî’de adı geçen Pîrî Efendi ise Kadı Mahmud’un oğludur. Eğitimini tamamlayarak müderris olmuştur. 1583-1584’te Eyüp Mollası olmuş, bir olaydan dolayı azledilip Yedikule’de hapsedilmiştir. 1586’da Galata kadısı, 1587’de Bursa kadısı olmuştur. 1588 Haziran’ında da yalan dünyadan göçüp, gerçek dünyaya gitmiştir (Süreyyâ, 1894: 44). Bu kaynakların dışında şârihin eserinin başında yer alan arz-ı hâlde kendi hayatıyla ilgili bilgiler de bulunmaktadır. Bu bilgilere göre mezkûr şârih, 3 padişah görmüş (I. Süleymân, II. Selim, III. Murad) bir kişidir. Bu yüzyılda Osmanlı’nın her kulvarda çok iyi bir dönem geçirdiği düşünüldüğünde ilim tahsil etmesi ve önemli görevlerde bulunmasına şaşılmaması gerekir. Kendi verdiği bilgilere göre Hâcı Pîrî, Sivâs’ın eskilerinden olduğunu, meşâyih hizmetlerinde bulunduğunu ve uzun yıllar Sivâs divânında çalıştığını, bu hizmette bulunurken Kâbe’ye gittiğini, ardından Sivas Defter Kethüdâlığı yaptığını, bu görevin ardından 3 yıl seferde kaldıktan sonra Tokat Kethüdâlığı görevine geldiğini, ardından Tarsus sancağında bir toprak verilip 1 yıl geçmeden elinden alındığını, İstanbul’da mülâzemet olduğunu, biraz zaman sonra da kendisine Rumeli’de Dimişvar eyaletinde Mustafa Bey sancağından toprak tahsis edildiğini kendi üslubuyla kaleme almıştır.
“ Sa’âdetlü ve rif’atlü pâdşâhımuz e‘azza’llâhu ensârahu hazretlerinün dergâh-ı ‘âlîlerine ‘arz-ı hâl-i dâ’î-yi bîvücûd budur ki bu bendeleri vilâyet-i Sîvâs’un kudemâsından olup anda ‘alâka-yi kesîremüz vardur mukaddemâ tahsîl-i ‘ulûm eyleyüp ve bir mikdâr dahı meşâyih hizmetinde olup ba’dehu vilâyet-i mezbûre dîvânında kırk yıldan ziyâde istikâmetle hidmet olınup münşiyân-ı masnû’i’l-kelâm huzûrlarında harf-i evkât ve eyyâm eyleyüp Ka’be-yi Şerîf’e vardukdan sonra tedrîciyle Sîvâs defter kethüdâlığı müyesser olup üç yıl ‘azîm sefer seferleyüp gelür iken der-i devletden kethüdâlığımuz Tokat kâdısına virilüp bu kullarına Tarsus sancağı sadaka olınup varıldıkda bir yıl karâr itmedin yine eski sâhibine mukarrer olup sufre’l-yed âsitâne-yi merâmbahşlarına gelinüp mülâzemet üzere iken sancağımuzı alan kimesne vefat idüp bu bendelerine ‘arz olındukda Dimişvâr’a tâbi’ Mustafa Beg sancağı bu kullarına sadaka olınup…” [2a].
Bu bilgilere dayanarak Hâcı Pîrî Efendi’yi 16. yüzyıl şârihlerinden saymak mümkündür. Bununla birlikte diğer bilgilerin doğruluğu henüz kesin değildir. Tabii ki en önemli ve doğruluğu tartışılmayacak olan kendi eserinin başında verdiği hayatıyla ilgili bilgilerdir. Bu bilgiler ışığında Hâcı Pîrî hakkındaki bilgiler az da olsa gün yüzüne çıkmış kabul edilebilir.
2. İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî
2.1. Nüsha Tavsifi
Eser, İstanbul Süleymaniye Ktp. Halet Efendi, Mülhak, no.26 bulunmaktadır.
Bu nüsha, 275×160 (189×100) mm ebadında, 172 varak ve 17 satırdır. Nesih hatla 990/1582’de istinsah edilmiştir. Zencirekli, mıklepli, yaldızlı ve siyah renkli bitki motifli şemseli, kırmızı meşin ciltlidir. Mavi, siyah ve sarı renkli cetvelli, açık krem renkli varaklıdır. Konu başlıkları, Arapça ibareler ve dikkat çekmesi gereken yerler surhla yazılmıştır.
Başı: Sa’âdetlü ve rif’atlü pâdşâhımuz e‘azza’llâhu ensârahu hazretlerinün dergâh-ı ‘âlîlerine ‘arz-ı hâl-i dâ’î-yi bîvücûd budur ki bu bendeleri vilâyet-i Sîvâs’un kudemâsından olup anda ‘alâka-yi kesîremüz vardur mukaddemâ tahsîl-i ‘ulûm eyleyüp…[1b]
Sonu: fekad fîtemme evâhir-i şehr-i cemâziye’l-evveli min şühûr sene tis’în ve tis’a mi’e min hicreti’n-nebeviyye aleyhi’s-salâtü ve ekmelü’t-tahiyyât evvelen ve âhiran ve zâhiran ve bâtınen [172b]
2.2. Eserin Yazılış Sebebi
Eserin yazılış amacının kendi belirttiği dışında söyleyecek olursak, aynı yüzyılda ve öncesinde Mesnevî’ye kısmen ya da tamamen yapılan şerhlerin etkili olduğu düşünülebilir. Bilindiği üzere Mesnevî’nin tamamı olmasa bile birkaç hikâyesi ya da beytinin eserler içinde tercüme ya da şerh edildiği bilinmektedir. 15. yüzyılda ilk tercüme ve şerh olan Muinüddin b. Mustafa’nın Mesnevî-yi Murâdiyesi ile başlayan Mesnevî şerhlerinin (Demirel, 2007: 481), Hâcı Pîrî tarafından dikkat çekmesi çok da şaşılacak bir durum olmasa gerektir. Çevresinde ve muhtelif yerlerde yapılmış birçok eserin varlığından haberdar olacak ki evvelâ Mesnevî’nin ilk defterini tamamen şerh ettiğini kendi eserinin başında yazmıştır. Tabii ki bu gibi eserlerin ilk amacı didaktik olduğundan Hâcı Pîrî uzunluğu sebebiyle akılda kalıcı olmasından şüphe ederek kitabını ortaya çıkarmamış bunun yerine intihâben eser tertib etmek niyetinde olduğunu İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî’nin hemen başında söyleme gereği duymuştur.
“…ba’d bu dâ’î-i bî-delîl ve bu hakîr-i zelîl ya’nî Hacı Pîrî-i pür-’alîl sermâye-i kalîl ile mukaddemâ kutbu’l-ârifîn sultânü’l-muhakkikîn Mevlâna Muhammed Celâle’ddîn-i Rûmînüñ Mesneviyyâtından cild-i evvelin Türkî libâs ile tertîb idüp …” [3a]
“Cevâhir-i pürzevâhiri deryâ-yı ma’ârifden sahrâ-yı beyâna ve letâyif-i pür-’iberi gülistân-ı safâdan sahîfe-i ‘ayâna gelüp tahrîr olunmuş idi lâkin ol arûs-ı dil-firîbiñ nikâbı merfû ve hacle-i halvetde mestûr u memnû’ olan ahvâli her ehl ü nâ-ehle ma’lûm olıcak tıbâ’-i uli’l-’azme tatvîlâtı sebebiyle teneffür hâsıl olmağın hıfz u rabta âsân olmağ içün intihâb olınmak hâtır-ı fâtırda musammem idi…” [3a]
Hâcı Pîrî’nin eserini yazma sebebini kendi cümleleri ile hâtimede, rumuzların açıklanması ve ortaya çıkarılmasının sultana göre bir amel olacağından bahsederek belirtmiştir. “Mevlâna Muhammed Celâle’ddîn Rûmî kuddise sırruhu manzûmâtı rumûzâtınun tavzîh ü tebyîni ola câ’iz… [172a ]”
2.3. Eserin Yazılış Tarihi ve Yeri
Hacı Pîrî eserin yazılmasına I. Süleyman zamanında başladığını ve II. Selim döneminde bitirdiğini söyler:
“Hacı Pîrî-i pür-’alîl sermâye-i kalîl ile mukaddemâ kutbu’l-ârifîn sultânü’l-muhakkikîn Mevlâna Muhammed Celâle’ddîn-i Rûmînün Mesneviyyâtından cild-i evvelin Türkî libâs ile tertîb idüp ba’zısı eblağu’s-sülehâ ve efdalü’l-fuzalâ Hüseyn Hârezmînün ibâret-i fürs ile olan icmâlinden ve ba’zı Mevlâna Surûrî şerhinün tafsîlâtından ve ba’zı kelimât-ı tayyibe-yi ekâbirden ve mutâyebât-ı mu’tebere-yi efâdıl ehl-i yakînün elfâz-ı dürerbârlarından ve karîha-yi fakîrden zuhûr iden ma’ânî-yi dilpezîrden derc olunup ibtidâsı hazret-i Firdevs-âşiyân u kuds-mekân merhûm u mağfûr Sultân Süleymân ve intihâsı garîk-i rahmet-i gufrân oğlı Sultân Selîm sâhib-kırân aleyhimü’r-rahme ve’l-gufrân zamânlarında vâki olup cevâhir-i pür-zevâhiri deryâ-yı ma’ârifden sahrâ-yı beyâna ve letâyif-i pür-’iberi gülistân-ı safâdan sahîfe-yi ayâna gelüp tahrîr olunmuş idi [3a]”
İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî’yi şârih II. Selim zamanında bitirse de III. Murad zamanında İstanbul’da son şeklini vermiş ve mezkûr sultana eserini takdîm etmiştir. Eserin hâtime kısmında da şârih tamamlanma tarihini söylemiştir buna göre şârih eserini 900/1582 senesinin Cemâziyelevvelinin (Temmuz) sonlarına doğru tamamlamıştır: “Fe Kad Fî Temme Evâhir-i Şehr-i Cemâziye’l-evvel Sene Tis’în ve Tis’a mi’e [172b]”
2.4. Şekil ve Muhteva
İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî, manzûm-mensûr karışık bir eserdir. Eserin geneli mensûr olarak kurulsa da manzûm kısımlar hiç azımsanmayacak kadar fazladır. Eserde beyit, rubâ’i, mısra, şi’r gibi başlıklarla verilen manzûm parçalar bulunmaktadır. Bu parçaların ekserisi Farsçadır.
Şi’r
Sîne perdâhtem ezher çi temennâ-yı tû nîst
Kârem eknûn bahr-ı endîşe-yi sevdâ-yı tû nîst [7a]
Rubâ’î
‘Ânrâ ki dil ez’ışk berâteş bâşed
Her kıssa ki gûyed heme dilkeş bâşed
Tu kıssa-yı ‘âşıkân hemî kem şinevî
Bişnev bişnev ki kıssayişân hoş bâşed [22a]
Mesnevî
Rûy-ı her yek mîniger mîdâr pâs
Bû ki gerdî tu zihidmet rûşinâs [32b]
Beyt
Çun pây-ı taleb bîrûn nihâdî
Hân tâ nerevî behod murâdî
Zîrâ ki sefer derîn merâhil
Bîtûşe vü rebreset müşk [32b]
Mensûr parçalar, manzûm parçaların açıklaması niteliğinde olmaktadır ve eserin genelini kapsamaktadır. Ayrıca başlıkların altında da ilk başta mensûr kısımlar yer alarak başlığın açıklaması mahiyetinde bir giriş yapılır ve ardından manzûm parçalar eklenir.
Mesnevî
Şîr-i peşmîn ezberây-ı ged kunend
Bu Museylemrâ lakab Ahmed kunend
Ol tayife-yi mezmûme şîrân-ı hakîkat ve merdân-ı tarîkat olmak kıyâsı ile libâsların yünden eyleyüp dervîş sûretinde olurlar penbeden düzilmiş arslan gibi görinüp halkı bu hîle ile me’kil idinürler ne’ûzu billâhi minşurûrihim bu makûle tâyifeyi tezvîr-i nihâddan ihtirâz lâzımdur.
Dâstân-ı pâdşâh-ı Cuhûd ki Nasrâniyânrâ mîgeşt ezta’assub-ı millet-i hod
Millet-i ‘Îsâ ‘aleyhisselâmun zamânında Cuhûd içinde zulm ile ma’rûf ve mekr ile meşhûr bir pâdşâhları var idi ki millet-i ‘Îsâ’nun düşmeni ve tâyife-yi Nasrânî’yi helâk itmek ‘âdeti idi Hazret-i Mûsâ ve ‘Îsâ ‘aleyhisselâmun esrârlarından agâhî olmayup anlarun yegâneligi ahvâlin bîgânelik mülâhaza eyler idi nitekim bir üstâd şâkirdine buyurdı ki hücrede bir şîşe vardur taşra götür meger şâkird ahvel idi biri iki görmekle didi ki şîşe ikidür kankısını getüreyüm ol dahı şîşenün birini uvadıp birisini getür diyü buyurur [33b]
İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî, Mesnevî’nin birinci cildinden seçme beyitlerin açıklanmasıyla oluşturulmuş bir eserdir. Eser, ilk önce Hâcı Pîrî’nin hayatının özeti mahiyetinde bilgiler verdikten sonra pâdişâha merâmını anlatır nitelikte bir sayfalık metinle başlar. Bundan sonra Osmanlı devri eserlerinin ortak özelliği sayılan Allâh’a hamd ettiği hamdele ve ardından peygamber efendimize salavat ve sevgisini gösterdiği salvale gelir. Ardından ayrı bir başlık atılmasa da eser sebeb-i telif cümleleriyle devam etmektedir. Yine devam eden sayfalarda kullandığı kaynaklardan bahsetmiş ve birçok ayetten yararlanarak insanın var olma sebebini kendine has bir şekilde anlatmıştır.
Mesnevî’nin ilk 18 beytini araya birçok alıntı ekleyerek detaylı bir şekilde şerh eden Pîrî Efendi, padişah ile cariyenin hikâyesine gelene kadarki beyitlerin sıralarını değiştirmeden şerh etmiştir. Birinci ciltte olan hikâyelerin hepsi şerh edilmez ve hikâyelerin kimisi tek beyit hâlinde yapılırken bunun yanında ikişerli, üçerli ve daha fazla beyitler alt alta sıralanarak şerh edildiği görülmektedir.
Mesnevî
Bûd şâhî derzamân pîş ezîn
Mulk-i dunyâ bûdeş ü hemmulk-i dîn
İttifâken şâh şud rûzî suvâr
Bâhavâs-ı hîş ezberh-i şikâr
Yek kenîzek dîd şeh berşâhrâh
Şud gulâm-ı ân kenîzek cân-ı şâh
Murg-ı câneş derkafess ten mîtapîd
Dâd mâl u ân kenîzekrâ harîd
Çun harîd ûrâ vü berhordâr şud
Ân kenîzek ezkazâ bîmâr şud [22a]
Şerh edilen hikâyelerin en sonu da Ömer zamanında şehre ateş düşmesi başlıklı hikâyedir. Hâtime-yi Kitâb-ı Müstetâb Der-Vasf-ı Pür-Melâl başlığı ile yazılan hatime kısmıyla eserini temmet yapan şârih Sultan III. Murad’ın şehzadesi Muhammed’in sünnetinde eserini padişaha sunduğunu yazar ve ardından eserinin bitişine tarih düşer.
2.3. Eserin Kaynakları
Hacı Pîrî’nin Mesnevî şerhi İslâmî kaynaklarla iç içe olan bir eserdir. Zaten her şârih böyle bir eseri şerh ederken evvelâ başvuracakları kaynaklar İslâmî temelli kaynaklardır. Bir beyti yorumlarken ilk önce o beyitte var olan ibâreleri anlamak ve ona lazım gelen açıklamaya uygun donanımda olmak gereklidir. Bundan dolayıdır ki Hâcı Pîrî’nin de kendinden önce ve sonraki şârihlerin yaptığı gibi kaynaklarını âyet, hadis, Arapça ibâreler, Farsça şiir kesitleri, atasözleri gibi hem İslâmî olarak hem de toplumsal bilgi açısından önemli kaynaklara başvurması doğaldır. Bir diğer kaynak da kendisinden önce Mesnevî şerhi yapmış şârihlerin eserleridir. Nitekim şârih de eserin girişinde kullandığı kaynakları belirtmiştir. Buna göre;
Ba’zısı eblağu’s-sülehâ ve efdalü’l-fuzalâ Hüseyn Hârezmînün ibâret-i Fürs ile olan icmâlinden… Ba’zı Mevlâna Surûrî şerhinün tafsîlâtından… Ba’zı kelimât-ı tayyibe-yi ekâbirden… Mutâyebât-ı mu’tebere-i efâzıl… Ehl-i yakînüñ elfâz-ı dürer-bârlarından… Karîha-yi fakîrden zuhûr iden ma’ânî-yi dil-pezîrden derc olun… [3a].
Hâcı Pîrî şerhini kaleme alırken ayet, hadis gibi genel kaynakların dışında kendi bahsettiğine göre Hüseyin Harezmî’nin (ö. 839/1435-36) Mesnevî’nin ilk üç kitabına yapmış olduğu Cevâhiru’l-Esrâr ve Zevâhiru’l-Envâr adlı Farsça şerhi (Gökbulut, 2013: 43) ve Sürûrî’nin (ö. 1562) Mesnevî’nin tamamına yazılmış Farsça şerh olan Şerh-i Mesnevî adlı eserlerini kaynak edinmiştir (Güleç, 2010: 171). Yine şârih giriş kısmında bahsetmese de eserinde Mevlâna’nın diğer bir eseri olan Divân-ı Kebîr’den de kaynak olarak yararlanmıştır.
2.3.1. Ayetler
Ayetler, bu gibi eserlerin ana kaynakları sayılır. Mesnevî gibi eserlerde sıkça başvurulan Kurân-ı Kerim, şârihin söylediklerini ispat için çok önemli bir kaynaktır. Amaç şerhini en doğru şekilde aktarmaktır. Şârih ayetleri beytin açıklamasını yaparken en uygun yerde kullanmıştır.
Havâss-ı zâhirün seyri ancak bu kürre-yi gabrâdadur ammâ havâss-ı bâtınun seyri cevv-i semâ ve kubbe-yi hadrâdadur bu hiss ‘âlim-i şekk ü reybda seyr ider benî âdem berr ü bahrde ya’nî mülk ü melekûtda mahmûl-i ‘inâyet-i İlâhîdür niteki ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum filberri velbahri 1bu hâlete işâret vâfîdür zümre-yi insân ref’-i medâricde nerdbân-ı pençpâye-yi ‘avâlim-i hamseyi ayagı altına alup… [42b].
2.3.2. Hadisler
Sıkça kendisinden istifade edilen kaynakların başında gelen hadis-i şerifler, genellikle Arapça olarak verilmektedir. Şârih, beyti açıklarken hadis-i şerifi en uygun yere koyarak şerh etmiştir.
Ve hakîkat-i edeb oldur ki her hâlde Hazret-i Risâlete mutâba’at ve mutâbakat ideler zîrâ ki mekteb hâne-yi edeb eddebenî rabbî fe ahsene tedîbîde2 müeddeb ve mühezzeb olan anlardur… [24b]
2.3.3. Peygamber Kıssaları
Şârihlerin faydalandığı önemli kaynaklardan biri de peygamber kıssalarıdır. Mevlâna, Mesnevî-yi Şerîf’inde Hz. Muhammed, Hz. Musa, Hz. İsa gibi birçok peygamberden çeşitli yollarla bahsetmiştir. Dolayısıyla şârih, eserinde Mesnevî beyitlerinde atıfta bulunulan olayları izah ederken peygamberlerin hikâyelerinden yararlanmış ve şerhini daha da değerli bir hâle getirmiştir.
…niteki Hazret-i Mûsâ ‘aleyhisselâm muhibb ve tâlib idi kendü fi’li ile gitdi ki velemmâ câ’e Mûsâ limikâtinâ çünki erînî enzur ileyke diyü kendü yolından geldi ise len terânî hitâbıyla red olındı ammâ Hazret-i Hâce ‘aleyhisselâm ki mahbûb-ı Hakk ve matlûb-ı kâdir-i mutlak idi subhânellezî esrâ bi ‘abdihî leylen fehvâsı ile hazret-i ‘izzet yolından kâbe kavseynden makâm-ı avâdanîye yetişdürdiler ve varlık libâsını vücûdundan çıkarup sıfat-ı rahmet hıl’atı ile girü halkı da’vet içün gönderdiler iletdükleri zamânda Muhammed idi gönderdükleri zamânda vemâ erselnâke illâ rahmeten lil’âlemîn ile ‘âlemlere rahmet oldı lâcerem kemâl-i vuslat ve ref’-i isneyniyyet ve isbât-ı vahdetden sonra şikeştegân-ı ümmet ve zu’afâ-yı millete bu beşâreti yetişdürdiler şol ki Burâk-ı himmeti mertebe-yi beşeriyyetden sidretü’l-müntehâ-yı rûhâniyyete irişmege kâdir olmaya ol kimesne Hazret-i Hâce ‘aleyhi’s-salavatu vesselâmun ‘atebe-yi sa’âdet me’âbına baş koyup kemer-i mutâva’ati miyân-ı câna bende eylesün innellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh muktezâsı üzere benüm ceybime ittibâ’ idüp derece-yi mahbûbiyyet ve mertebe-yi kurbiyyete yitişsün kul inkuntum tuhibbûnallâhe fe’ttebiûnî yuhbibkumullâhu anlar dahı ma’âric-i habîbu’llâhdan nasîb alsun ammâ Hazret-i Mûsâ ‘aleyhisselâm kendü yolından gelmek ile Tûr Tagı üzerinde tecellîyi âsârında müşâhede idüp ol hâlde kendü sıfâtı ile kâyim olmagın tecellî-yi Hakk’a tahammül itdi Mûsâ serhoş oldı zîrâ deryânuñ telâtum-ı emvâcından ol kimesneye haşyet vardur…[18b-19a].
2.3.4. Kelâm-ı Kibârlar, Arapça İbare, Atasözleri ve Deyimler
Hâcı Pîrî şerhinde din büyüklerinin ve muteber kişilerin kelamlarını kullanarak Arapçadaki söz öbeklerine de eserinde yer vererek şerhini zenginleştirmiştir. Şu ana kadar atasözlerinde de birçok örnek görülen mezkûr Mesnevî şerhi, ayet, hadis iktibasları kadar topluma mâl olmuş bu kültürel zenginliklere de ziyadesiyle başvurarak şerhini kıymetli hâle getirmiştir. Bununla birlikte eserde atasözlerinin çoğu Arapçadır. Türkçe atasözleri çok az da olsa bulunmaktadır.
Küllî şey’in yericü ilâ aslihî3 (56b). Kelâm-ı Kibâr
Ustur zehebeke ve zehâbeke ve mezhebeke4 (66b).
Kelâm-ı Kibâr Ez-zalemma vaz’ü’ş-şey fî gayri mevzu’a5 (74b).
Arapça İbâre Külli şey’in mine’z-zarîfin zarîf6(62b). Atasözü
Eserde bir elin parmağını geçmeyecek kadar Türkçe atasözü de bulunmaktadır:
El elden üstün olur. (66a)
Eylük idene eylük lâzım olur. (91a)
Eserde deyim olarak ise aşağıdaki örnekler göze çarpar:
yoldan çıkarmak (59a)
egri görüp galat düşmek (59b)
gönül virmek (63a)
gözin baglamak (76b)
endâmına lerze düşmek (87b)
2.4. Eserin Dili ve İmla Hususiyetleri
İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî, Türkçe kelime ve kelime gruplarının az sayıda olduğu bir eserdir. Özellikle pâdişâhlardan ya da önemli şahsiyetlerden bahsederken zaten ağır olan dil daha da ağırlaşarak anlaşılması zor hâle gelmektedir. Genellikle Arapça-Farsça kelime, kelime grupları ve tamlamalar çok sayıdadır. Hem girişteki hem de bitişteki padişahlardan bahsettiği kısımlarda görüldüğü gibi dil daha ağır hâle gelmektedir. Örnek olarak 172a’daki padişahlardan ve şehzâdelerden bahsettiği kısım verilebilir:
İntihâb-ı şerh-i mezkûr mîrlivâ iken ibtidâ olınup sancâkdan mazûl vâki olup mahrûsa-yi İstânbûlda mülâzemet-i âteş ile cism-i nâtüvân tennûr-ı dilde biryân ve murg-ı cân bûstânı hazânda nâlân u giryân iken sermâye-yi izz ü devlet ve pîrâye-i tâc u taht pertev-i envârı celâlet zîver-i eflâk-i azamet tab-ı selîm ü zihn-i müstakîm Hazret-i Sultân Murâd bin Sultân Selîm etâla’llâhu ta’âlâ ömrahu ve sa’âdetehu bi-lutfihi’l-amîm ism-i şerîfleri ihtitâma yitişdi şol zamânda ki sûr-ı pür-hubûr müstevcibü’s-sürûr pürmevhibet ü cem’iyyet ve lîme-yi hitân-ı şehzâde Sultân Muhammed-i cüvânbaht idi etâla’llâhu ta’âlâ ‘ömrahu ve ebbede rif atehu ilâ-yevmi’l-kıyâme ol hâlde hâtır-ı münkesire bu hâtıra hutûr itdi ki bu sûr-ı hümâyûn tarîk-i sa âdetüñ reh-nümûnı ve devlet-i bîmüntehânun mazmûnıdur dergâh-ı felekmedârlarına lâyık armaganun yogısa hazîne-yi sînede mahzûn olan cevâhir-i girânmâye bu bâbda küllî sermâyedür [172a].
Eserde, kimi yerde daha sade, açık ve anlaşılır bir dil kullanılmış, tamlamalar az olsa da Arapça-Farsça kelimeler yine fazladır. Lâkin bu durum eserin geneline bakıldığında söyleniş itibarıyla Türkçeye uygunluğundan dolayı anlaşılırdır.
…Balgamdan mürte’aş olanun eli bîihtiyâr lerze ider ve biri dahı kendü ihtiyârı ile ditredür bu mukarerdür ki biri ıztırârî ve birisi ihtiyârîdür ihtiyârı ıztırâra kıyâs olınmadugı zâhirdür ihtiyâr ile eli ditretmekde nedâmet ü peşîmânlık vardur [91b].
…gûyâ ki Hindûstândan bir fîl getürüp bir karañluk ev içine koydılar ve tâliblere bir bir varup görmege ruhsat virdiler her biri fîlün ‘uzvından birine yapışup bir nesneye teşbîh itdiler ayağına el viren direk ola diyü mülâhaza eyledi ve kulagına yapışan süfreye ve hortûmına el viren boruya benzetdi taşra çıkup ne gördük diyenlere her biri fehm itdügi vechle haber virdi lîkin hîçbiri hakîkatinden haberdâr olmadı… [109a-109b].
Şârih genel itibârıyla hareke kullanmazken eserde telaffuzunu bizzat belirtmek istediği kelimeye hareke koyarak okutmuştur.
İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî’de arkaik kelimelere de rastlanmaktadır.
assı kılmak (yarar sağlamak) degme kez (her zaman) görk (meziyet, süs, fer) gözgü (ayna) toğulğa (Miğfer) yap yap (sessizce, yavaş yavaş) yavı kılmak (kaybetmek) yarağ it- (hazırlık yapmak) (Sevindik, 2019: 42).
2.5. İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî’nin Şerh Metodu
Şerh yapılırken genellikle klâsik şerh yöntemini kullanan şârihler aynı zamanda kendinden önceki Mesnevî şârihlerinin izledikleri yollara da başvururlar. Klâsik şerh yönteminde izlenen yol ise önce şerh edilecek metin verilir, sonrasında da metnin şerhi yapılır. İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî eserinde de klâsik şerh yönteminin yanında kendinden önce yapılmış olan şerhlerden de yararlanmıştır.
Mezkûr eserde evvelâ klâsik yöntemi kullanan şârih Mesnevî’de geçen başlıkları ve beyitleri vermiş, ardından bunları şerh etmiştir. Şârih, beyitleri ve başlıkları elinden geldiğince tafsilatlı açıklamış bazen mısra mısra ve mücmel şekilde açıkladığı beyitlere rastlanmıştır.
Her kesî kû dûr mând ezasl-ı hîş
Bâzcûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîş
Zümre-yi insân filhakîka cevher-i rûhânî ve latîfe-yi rabbânîden ‘ibâretdür bu kâlıb-ı zulmânî ve heykel-i cismânî ile musavver degüldür bu kafes-i müseddesde giriftâr olmadın ol şehbâz-ı bülendpervâzun âşiyânı hazâyir-i kuds u mecâlis-i üns idi ki ‘aleddevâm bâg-ı müsemmen-i Firdevs’de tâvusleyin cevelân ve ol şem’-i pürnûruñ huzûrında pervâne gibi deverân iderdi ve bu ecrâm-ı süflî ve heyâkil-i ‘ulvî anun zîr-i bâl-i himmetünde beyzâdan kemter görinürdi [6a]
Mısrâ’
Âteşest în bâng-i nây u nîst bâd
Ve eger ateşün yogısa yokluk ihtiyâr eyle tâ ki hâl dili ile dimiş olasın.
Mısrâ’
Her ki în âteş nedâred nîst bâd
Du’â’en ‘aleyh olmadugı takdîrce nîstbâd ‘ibâreti yoklıga tergîb içün oldugı zâhirdür [10b-11a]
Hâcı Pîrî, Mesnevî’de olmayan bazı Farsça ve Türkçe şiirleri kullanarak bazı beyit ve hikâye başlıklarını mufassal bir şekilde açıklamıştır.
Şârihin bazen de birden çok beyti art arda getirerek ikişerli üçerli hatta beşerli beyit gruplarını birlikte şerh ettiği de görülmüştür.
Mesnevî
Bûd şâhî derzamân pîş ezîn
Mulk-i dunyâ bûdeş ü hemmulk-i dîn
İttifâken şâh şud rûzî suvâr
Bâhavâs-ı hîş ezbehr-i şikâr
Yek kenîzek dîd şeh berşâhrâh
Şud gulâm-ı ân kenîzek cân-ı şâh
Murg-ı câneş derkafes ten mîtapîd
Dâd mâl u ân kenîzekrâ harîd
Çun harîd ûrâ vü berhordâr şud
Ân kenîzek ezkazâ bîmâr şud [22a]
İbtidâ-yı kıssa budur ki bir pâdşâh-ı pürma’dalet ve bir sultân-ı gerdûn menzilet-i seyr-i mülûk içün süvâr olup bir kenîzek-i mâhrû ve siyâh mûya râst gelmek ile murg-ı rûh-ı pürfütûhı anun zülf-i girîhgîri bendine giriftâr u çeşm-i fettânı sevdâsında âşuftekâr oldı ahir emvâlini nihâyet ile harîdâr olup kazâ-yı İlâhî ol kenîzek bîmâr oldı ma’lûmdur ki bu dâr-ı fenâda ve bu bâzâr-ı derd-i ‘anâda hîçbir metâ’ yokdur ki râhatında cerâhatı ve huzûrunda mihneti ve hamrında humârı ve gülünde hârı olmaya [22a].
Sonuç
Hâcı Pîrî’nin İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî adlı eseri birçok yönden önem arz eden bir Mesnevî şerhidir. Bu eser Mevlâna’nın Mesnevî’sinin I. cildine ait seçme beyitlere yapılan şerhtir. Şârih eserinin başında da anlattığı gibi eğitimli ve bilgili biridir. Çeşitli görevlere gelmesi de bunu göstermektedir. Kezâ şerhinde kullandığı Arapça-Farsça kelimelere ve şerhleri açıklamasına bakacak olursak dil eğitimi almış ve tasavvufî bilgisi olan bir şârih yorumunda bulunabiliriz.
Şârih eserini yazarken kendinden önce Farsça kaleme alınan Harezmî’nin ve Surûrî’nin şerhlerinden etkilenmiş ve şerhini kurarken bu iki şerhten referanslar alarak eserini oluşturmuştur. Her tasavvufî eserde görüldüğü üzere İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî’de de ayet ve hadislere çokça başvurulmuştur. Ayet, hadis yanında peygamber kıssaları gibi İslâmî kaynaklardan da istifade etmiştir. Şârih, birçok muteber kişinin sözlerini, Arapça ibâreleri, atasözleri ve deyimleri kullanarak eserini zenginleşirmiştir.
Şârih eserinde klâsik şerh metodunu uygulamaya çalışmış ve burada mufassal şerh ile mücmel şerh yaparak karışık bir şekilde beyitleri şerh etmiştir. Bunun yanında birden çok beyti art arda vererek şerh etmiştir.
Gelenekselleşmiş olan Mesnevî şerh etme her yüzyılda her şârihin bilgi birikimine göre yeniden başka isimlerde başka şekillerde şerh edilmiştir. Bununla birlikte her Mesnevî şerhi eserleri kendince yeni bir bilgiyle Mevlâna’nın ölümsüz olan eserini insanların yoluna fener niyetiyle sunmuştur. Nitekim Hâcı Pîrî’nin eseri de döneminde önemli bir yol gösterici olarak kendinden sonra gelecek olan şârihlere bayrağı teslim etmiştir. Bu bayrağı niceleri her yüzyılda alıp daha iyi anlama ve anlatma çabasında bulunarak insanlığı Mevlâna’nın aydınlık yoluna davet etmişlerdir.
Kaynakça
Avşar, Z. (2007). Rûhu’l-Mesnevî’de Mesnevî’nin İlk 18 Beytinin Şerh Yöntemi, Turkish Studies/Türkoloji Araştırmaları 2/3, 59-72.
Avşar, Z. (2008). Tenkitli Metin Neşrinde İmla Sorunu Üzerine Yeni Düşünce ve Öneriler. Turkish Studies, 3/6, s. 59-95. doi.org/10.7827/TurkishStudies.452
Ayar, N. (2021). Hacı Pîrî Efendinin İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî Tercümesi [İnceleme-Metin (111a-1b)], Yüksek Lisans Tezi, Konya: Selçuk Ü.
Demirel, Ş. (2007). Mevlâna’nın Mesnevî’si ve Şerhleri. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 5/10 (2007), 469-504.
Gökbulut, S. (2013). Kemâleddîn Hüseyin Harezmî ve Yarım Kalmış Farsça Mesnevî Şerhi. Sûfî Araştırmaları-Sufi Studies. 4 (8): 37-47.
Güleç, İ. (2004). Türk Edebiyatında Cezîre-i Mesnevî Şerhleri. Osmanlı Araştırmaları=The Journal of Ottoman Studies: Prof. Dr. Nejat Göyünç Armağanı 2 (24): 159-179.
Güleç, İ. (2006). Mevlâna’nın Mesnevî’sinin Tamamına Yapılan Türkçe Şerhler.İlmî Araştırmalar (22), 135-154.
Güleç, İ. (2008). Türk Edebiyatında Mesnevî Tercüme ve Şerhleri. İstanbul: Pan Yayıncılık.
Güleç, İ. (2010). Sürûrî, Muslihuddin Mustafa. İslâm Ansiklopedisi. C. 38. İstanbul: TDV Yay. 170-172.
Mehmed Süreyya (1311), Sicill-i Osmânî II, İstanbul: Matbaa-yı Âmire.
Özdemir, M. (2016). Mesnevî’nin Türkçe Şerhleri. Turkish Studies, 11/20, 461-502 doi.org/10.7827/TurkishStudies.10093
Sevindik, B. (2019). Hacı Pîrî Efendinin İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî Tercümesi [İnceleme-Metin (53b-110b)], Yüksek Lisans Tezi, Konya: Selçuk Ü.
Temizel, A. (1996). Mevlâna ve Mevlevîlikle İlgili Eski Harfli Türkçe Eserler ve Müellifleri. Yüksek Lisans Tezi. Konya: Selçuk Üniversitesi.
Temizel, A. (2009). Mevlâna Çevresindekiler, Mevlevîlik ve Eserleriyle İlgili Eski Harfli Türkçe Eserler, S. Ü. Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları, Konya.
Uçar, A. (2022). Hazînetü’l-Ebrâr, IV. Cit, İnceleme-Metin-Sözlük. İstanbul: Rûmî Yayınları.
Uzunlu, C. (2017). Hacı Pîri Efendi’nin İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî Tercümesi [İnceleme-Metin (1b-53b)], Yüksek Lisans Tezi. Konya: SÜ.
Yavuz, A. F., Özen, İ. (1972). Osmanlı Müellifleri. İstanbul: Meral Yay.
Yıldız Er, E. (2018). Hacı Pîrî-İntihâb-ı Şerh-i Mesnevî (1-50 Varak) (İnceleme-Metin). Yüksek Lisans Tezi. Kocaeli: Kocaeli Ü.
* Doktora öğrencisi, [email protected],
1 “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık.” (İsrâ/70)
2 “Beni Rabb’im terbiye etti, edeplendirdi, O’nun edeplendirmesi ne güzel!”
3 “Her şey aslına rücu eder.”
4 “Altınını (paranı), yolunu ve mezhebini gizle.”
5 “Zulüm, bir şeyi kendisine ait olan yerin dışına koymaktır.”
6 “Zarif olanın her şeyi zariftir.”
