Vehbî-i Yemânî ve Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî
Vehbî-i Yemânî ve Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî
Fatma ÖZÇAKMAK*
Özet
Edebiyatımızda en fazla şerh edilen Farsça tasavvufî metinlerin başında gelen Mesnevî’ye, Mevlânâ ve Mevlevîliğe duyduğu içten sevgiyle şerh yazanlardan biri de XVII. yüzyılda yaşamış olan Vehbî-i Yemânî’dir. Şârih Vehbî-i Yemânî, şerh tasnifleri sınıfında Mesnevî’nin bir bölümüne yapılan Türkçe şerhler arasına dâhil edebildiğimiz şerhine; Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî adını vermiştir. Söz konusu eser, “Padişah ve Hasta Cariye” hikâyesinin de bir bölümünü kapsar şekilde, Mesnevî’nin ilk 142 beytinin şerhini içermektedir.
Döneminin çok yönlü, velûd müelliflerinden biri olan Vehbî-i Yemânî’yi ve müellifin Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî adındaki Mesnevî-i Manevî şerhini esas alan bu kitap bölümünde kaydedilen bilgiler, bu konuda tarafımızdan doktora tezi olarak hazırlanmış olan çalışma esas alınarak tertib edilmiştir. Söz konusu çalışmadan önce ilgili literatür içindeki çalışmaların neredeyse tamamında şârihin ve Mesnevî şerhinin yer almamış olması dolayısıyla; bu kitap bölümde hem Vehbî-i Yemânî’nin hem de eserinin ilim âlemine etraflıca tanıtılması amaçlanmaktadır. Bu amaç üzere, bu bölümde şârih Vehbî-i Yemânî’nin hayatı, eserleri ve bunlardan yola çıkılarak edebî kişiliği hakkında kısaca bilgi verilmiş; akabinde Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî tanıtılmıştır. Burada eserin; nüshasına, yazılış sebebi, tarihi ve yerine dair bilgiler paylaşılmış; muhtevasından, dil ve üslubundan, tarihî bir kaynak olarak değerinden bahsedilmiştir. Tüm bunlara ilaveten, şârihin şerh metoduna, şerhinde kullandığı kaynaklara ve eserdeki kültürel-folklorik unsurlara da yer verilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Mevlâna, Mesnevî, şerh, Vehbî-i Yemânî, Kitâb-ı Rûhânî
Vehbî-i Yemânî and His Commentary on the Mathnawi Titled Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî
Abstract
One of those who wrote commentaries with his sincere love for Mesnevi, Mevlana and Mevleviism, which is one of the most annotated Persian Sufi texts in our literature, is Vehbî-i Yemânî, who lived in the 17th century. Commentator Vehbî-i Yemânî, in his commentary, which we can include among the Turkish commentaries made on a section of Mesnevî in the class of commentaries; He named it Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî. The work in question includes the commentary of the first 142 couplets of Mesnevî, including a part of the story “The Sultan and the Sick Concubine”.
The information recorded in this book chapter, which is based on Vehbî-i Yemânî, one of the versatile and prolific writers of his period, and the author’s commentary on Mesnevi-i Manevi called Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî, was prepared by us in our doctoral thesis on this subject. It was organized on the basis of the study prepared as. Before the study in question, the commentator and the commentary on Mesnevi were not included in almost all of the studies in the relevant literature; This book chapter aims to introduce both Vehbî-i Yemânî and his work to the scientific world in detail. For this purpose, in this section, brief information is given about the life and works of the commentator Vehbî-i Yemânî and, based on these, his literary personality; Following this, Kitâb-ı Rûhânî fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî was introduced. Here, this work; Information about the copy, the reason for writing, date and place were shared; Its content, language and style, and its value as a historical source are mentioned. In addition to all these, the commentator’s commentary method, the sources he used in his commentary, and the cultural-folkloric elements in the work are also included.
Keywords: Mevlana, Mathnawi, commentary, Vehbî-i Yemânî, Kitâb-ı Rûhânî
Giriş
Hz. Mevlânâ ve döneminin eşsiz tasavvufî eserlerinden biri olan Mesnevî, şüphesiz ki hem doğduğu toprakların hem de doyduğu toprakların çok kıymetli iki cevheridirler. Ele aldığı bahislerin yahut her bir cildinin kalbî ve ruhî birer cennet olduğu, cennette ağaçlar ve nehirlerin mevcut olması gibi onların da ırmaklarının, dallarının, budaklarının var olduğu1 ifade edilen Mesnevî’ye; birçok müellif tarafından şerhler yazılmış, eserin manzum ve mensur birden fazla tercümesi yapılmıştır. Bu yönüyle edebî dili Farsça olan eserler içerisinde şerhi en fazla yapılan, Mevlânâ’nın Mesnevî’si olmuştur. Mesnevî’nin Farsça olması ve hitap ettiği kitlenin ise Türkçe konuşması, Türk edebiyatında bu esere yönelik tercüme ve şerhlerin ortaya çıkmasının yolunu açmıştır (Çınarcı, 2020: 317). Burada gerçekleştirilen faaliyetin mahiyetini anlayabilmek için “şerh” konusundan ve Mesnevî’yle olan bağlantısından bahsetmek yerinde olacaktır.
Klasik Türk edebiyatının, –Mesnevî şerhleri özelinde düşünüldüğünde-yöntem olarak bir nebze klasiğe yaklaşsa da mahiyet olarak klasikleşemeyen (Güleç, 2010: 103) kavramlarından bir tanesi olan “şerh” metodu; filoloji, belâgat, tarih, biyografi vb. birçok dal gibi, İslâm kültüründe kazandığı bütün karakteristik yapısını Kur’ân’ı ve onun i‘câzını daha iyi anlamaya yönelik olarak yapılan araştırmalara borçludur (Kortantamer, 1994: 2). İlk başlarda Kur’ân’ı anlamaya yönelik olarak başlatılan şerh faaliyetleri zamanla, anlaşılması zor, hedef dili farklı yahut dili aynı fakat anlatılanların herkes tarafından anlaşılmadığı edebî metinlere de uyarlanır olmuştur. Yazıldığı dile göre değerlendirildiğinde Arapça-Farsça metinlere yazılmış Türkçe şerhler ve Türkçe metinlere yazılmış Türkçe şerhler şeklinde bir tasnifi yapılabilen (Kolunsağ, 2018: 34-35) şerhlerde her iki durumda da ana etken şerhi yapılacak metne vakıf olabilen şârihtir. Ali Nihat Tarlan Mesnevî için yaptığı bir değerlerdirmesinde; “Eğer böyle bir teşbihe cevaz verilirse, Kur’ân bir gül bahçesi, Mesnevî ise gül yağıdır. Gül yağında gülün şekli, zarafeti, harikulade tenasüp ve ahengi yoktur. Fakat onun ruhu vardır. Birincisi Tanrı, ikincisi kul işidir. Gül, şekil ile ruhtur. Gül yağı, yalnız bir ruhtur. Birkaç damla gül yağında bir gülistan mucizesini görebilecek gözler, onun üzerine eğilebilirler (Güzelyüz vd., 2018: 8).” ifadelerine yer vermektedir. Dolayısıyla bu noktada Mesnevî’yi şerh edebilecek şârihlerin de özellikleri ortaya çıkmaktadır. Şârih vasfını taşıyandan inşirah içinde olması beklenilirken (Ece, 2013: I) Mevlânâ’nın da Mesnevî şârihinden, Mesnevî’yi anlayabilecek olandan birtakım beklentilerinin olduğu söylenilebilir. Nitekim Mesnevî üzerine birçok çalışma yapan İsmail Güleç, Mevlânâ’nın derdinin; “sînesi ayrılık acısıyla yarılmış ve aşkın ne olduğunu bilen kimselerce, kalbi her türlü kötülükten ve pislikten temizlenmiş, ilim ve irfan zemzemi ile yıkanarak marifet ve hakikat ile dolmuş kimselerce, kaderinde kendisine bu dünyada âşık olmak düşen ve aşkından gönlü parçalanmış kimselerce” anlaşılabileceğini kastettiğinin ifade edilebileceğini belirtmektedir (Güleç, 2014: 67-68). Dolayısıyla şerhin bir tanımında da yer alan “Bir metnin, daha iyi anlaşılsın diye, o metni başkalarından daha iyi anladığı kanaatinde olan kişiler tarafından açıklanması (Kortantamer, 1994: 1)” durumuna bağlı olarak Mesnevî’yi şerh edenlerin de buna cesaret edip bu türden bir iddia içinde oldukları söylenilebilir. Bu minval üzere Mesnevî’ye çeşitli yöntem ve tercihlerle şerh yazan müelliflere bakıldığında karşılaşılan ilk isim; Mevlevî İbrahim Bey’dir. Mevlevî İbrahim Bey’in Mesnevî’deki on yedi hikâyeyi nazmen şerh etmesi Mesnevî’ye şerh yazma geleneğinin Anadolu sahasında XV. yüzyıl itibarıyla başladığını göstermektedir (Taştan, 2019: 7).
Bu bölümde ele alınacak olan Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî adlı eser ise bu geleneği XVII. yüzyılda devam ettiren müellif Vehbî-i Yemânî tarafından kaleme alınmıştır. Dolayısıyla bu minval üzere öncelikle şârihe dair bilgilere yer verilmiş, akabindeyse söz konusu eser özelinde yürütülen araştırma ve inceleme verileri paylaşılmıştır.
1. Vehbî-i Yemânî
1.1. Hayatı
Vehbî-i Yemânî’nin hayatı2 hakkında kaynaklarda verilen bilgiler oldukça sınırlıdır. Şârihin adının geçtiği biyografik iki kaynaktan biri olan Osmanlı Müellifleri’nde, ismi Kadrî Mehmed Efendi (Bursalı, 2016: 421) olarak zikredilirken Bağdatlı İsmail Paşa ondan Hediyyetü’l-Ârifîn’de Abdülkâdir b. Osmân el-Bigavî şeklinde bahsetmekte, Kadrî ve Vehbî tahallüs ettiğini dile getirmektedir (Bağdatlı, 1951: 601-602). Yine Bursalı Mehmed Tahir, ilgili biyografisinde; “Ulema-yı a’lamdan tabiat-ı şiiriyyeye malik fazıl bir zat olup Bigalıdır. Alel usul tahsil ve ahz-i icazeden sonra tevsi-i malumat ve ikmal-i tahsil için Arabistan’ın bilhassa Yemen kıtasına giderek senelerce ikamet ve nuhbe-i amali bulunan tahsil-i ilme muvazabetle istihsal-i marifet eyledi. Badehü memleketine, daha sonra İstanbul’a gelerek tedris ve telife başladı. Yemen’deki medid ikametinden naşi asarının bazılarında Vehbî-i Yemânî tehallüs ettiği görülmektedir. Tarih-i vefatıyla medfenine destres olunamadı (Bursalı, 2016: 421).” ifadeleriyle şârihin aslen Bigalı olduğunu, ilim tahsiline ve icazetine bağlı olarak sonrasında Mısır’a ve Yemen’e gittiğini, uzun süreli Yemen ikameti sonrasındaysa tekrar memleketine döndüğünü, oradan da İstanbul’a geçerek tedris ve telif işleriyle uğraştığını haber vermektedir. Nitekim Vehbî-i Yemânî’yi ilim âlemine tanıtmak amacıyla, eserlerine ulaşarak yaptığımız incelemede onun, Mesnevî-i Manevî çerçevesinde kaleme aldığı bir diğer eseri olan Genc-i Nihânî ve Kenz-i Meânî’sinin 3b varağında, yukarıdaki kaynaklarda zikrettiğimiz bilgiler; “ismümüz Kadrî olmağıla…”, “vilâyetümüz olan sancağ-ı Biga’ya…” ve aynı eserin 4b varağında; “mahlasumuz Vehbî-i Yemânî konulmışdur.” şeklindeki ifadelerle teyid edilebilmektedir. Bunlara ilaveten, yine Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî eserinin 126b ve 127a varakları arasında “Bu katreden kemter ü hakîr olan Vehbî-i Yemânî ki el-müsemmâ bi-Kadrî’dür.” ibarelerine de rastlanmaktadır.
Tabakat kitapları, hakkında bilgilere rastlanılan kaynaklar ve özellikle de eserlerinin telif tarihleri göz önünde bulundurulduğunda müellifin, XVII. yüzyılda Sultan IV. Murad (1623-1640) zamanında yaşadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Kitâb-ı Rûhânî fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî adlı Mesnevî şerhinde sultan için yazılmış “nakş” redifli bir kasidesi bulunmaktadır ve eserleri arasında IV. Murad’a ithaf edilenler de vardır.
Bigalı Kadrî Mehmed Efendi, daha önce de değindiğimiz gibi Vehbî-i Yemânî mahlasını kullanmaktadır. Müellifin bu mahlası kullanmasının sebebinin Bursalı Mehmed Tahir’in ifadeleriyle Yemen serüveninden kaynaklı olduğu düşünülse de eserleri üzerine yaptığımız incelemede müellifin bu konuda paylaştığı birtakım bilgiler eşliğinde bunun farklı bir sebebinin olduğu görülmektedir. Genc-i Nihânî ve Kenz-i Meânî adlı eserinde geçen;
“Himmet-i sultân-ı ‘aşka Vehbîyâ sad âferîn
Bir meges dahı alursa destine şâhîn ider
Bundan soñra dânisten-i tevhîd ü esrâr ve goften-i sunûf-ı eş’âr mevhibe-i cenâb-ı Rabbânî ve ‘atiyye-i bârgâh-ı Yezdânî olmagın mahlasumuz Vehbî-i Yemânî konulmışdur. Li-münşîihi:
Hibe oldı Yemen’de baña eş’âr
Konuldı mahlasumuz Vehbî-i Yemânî”3
şeklindeki ifadelerinde müellif; tevhid ve esrarı bilmenin, özellikle şiir söyleme yeteneğinin yüce Allah’ın ona “Yemen”deyken verdiği bir “mevhibe/ hibe” olduğunu ifade etmekte ve bundandır ki “Vehbî-i Yemânî”yi mahlas edindiğini açıkça söylemektedir.
Yemen ve Mısır’da uzun yıllar kalan Vehbî-i Yemânî, ömrünün yirmi beş yılından fazlasını Mısır’da geçirmiştir. Onun, H 1036’da telif ettiği Risâle-i Gülzâr-ı Hakâyık ve Esrâr-ı Dekâyık adlı eserinde geçen “Bu muhtasarı mahall-i tensîk ü tesvîdde bir fakîr-i sâhib-i tecrîd ü tefrîd ile yigirmi beş yıldır ki mahmiyye-i Mısr’da musâhabet ü münâsebet ve münâsehet ü mücâleset üzre idüm…(57a)” ifadeleri ve Kitâb-ı Rûhânî’yi H 1037’de Mısır’da yazmış olması buradaki ikameti hakkında bilgi verir niteliktedir. Şârih, hem Mısır’da hem de Yemen’deyken sürekli halvette, münzevi, kanaatkâr bir hayat sürmüştür. Öyle ki Tefsîrü’l-Kur’ân adlı eserinde bu görüşümüzü destekler ifadeler yer almaktadır.4
Vehbî-i Yemânî’nin, Berlin Devlet Kütüphanesi Hs.or. 5088 numarada kayıtlı yazma nüshanın başında “Li-Vehbî-i Yemânî kaydıyla” düştüğü Arapça tarih; H 1036’da İbrahim adında bir oğlu olduğunu ve oğlunun “şehr-i Cemâziye’l-âhir’ün evâyilinde” vefat ettiğini göstermektedir. Müellifin kendi vefatıysa doğum tarihi gibi net olmayan bilgiler arasındadır. Fakat telif ettiği son eseri; Şerh-i Kaside-i İbn Düreyd’in, H 1065/ M 1654-1655 tarihli olması vefatının bu tarihten sonra olması ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Dönemindeki tanınırlığı açısından ilmî yönünün edebî yönünü gölgede bıraktığı Vehbî-i Yemânî; Arapça ve Farsçaya oldukça hâkim, dinî-tasavvufî ilimlerde donanımlı, hem sûfî tabiatlı hem de kuvvetli bir şâirlik yönü olan velud bir müelliftir. Müellifin, yaptığımız çalışma doğrultusunda şu ana kadar tespit edebildiğimiz birden fazla eseri bulunmaktadır. Fakat burada, hazırlamış olduğumuz kitap bölümü itibarıyla Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî adını verdiği Mesnevî şerhi söz konusu edileceğinden diğer eserleri hakkında daha önce tarafımızca yapılan tasnif doğrultusunda, eser bilgilerine kısaca yer vermekle yetinilecektir.5
1.2. Eserleri
Vehbî-i Yemânî’nin, Mesnevî-i Ma’nevî ile ilgili olarak kaleme aldığı iki eseri bulunmaktadır. Bunlardan ilki, telif tarihi itibarıyla Genc-i Nihânî ve Kenz-i Me’ânî; diğeriyse burada ele alacağımız Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî’dir. Müellifin, tefsir ve hadis ilmiyle ilgili de iki eseri mevcuttur. Tefsîrü’l-Kur’an ve Tenvîrü’l-İrfân adını verdiği eseri ve Terceme-i Câmiü’s-Sağîr’i bu başlık altında ifade edilebilmektedir. Vehbî’nin, onun tasavvufî yönünü, bu konudaki bilgi düzeyini açıkça göstermeleri açısından kıymetli birden fazla eseri de bulunmaktadır. Çoğu risale şeklinde olan, tasavvufla ilgili bu eserleri ise şunlardır; Risâle-i Gülzâr-ı Hakâyık ve Esrâr-ı Dekâyık, Risâle-i Beşâret ve Makâle-i İşâret, Risâletü’l-Meşâyih ve Makâletü’ş-Şemârih, Risâletü’t-Tevbe ve’l-Mücâhede ve Makâletü’l-Havbe ve’l-Mukâbede, Risâle-i Sükût ve Makâle-i Uzlet ve Sumût, Risâle-i Yunûs ve Makâle-i Mûnis, Risâle-i Ezkâr ve Makâle-i Esrâr.
Donanımlı ve kabiliyetli bir şârih olan Vehbî-i Yemânî, sadece Fars edebiyatından seçtiği eserleri şerh etmemiş; Arap edebiyatından da meşhur kasideler üzerine şerhler yazmıştır. İbnü’l-Fârız’ın Kasîde-i Hamriyye’sine yazdığı Şerh-i Hamriyye-i Fâriziyye’si6 ve İbn Düreyd’in el-Maksure’sine yazdığı Şerh-i Kaside-i İbn Düreyd’i7 bunlardandır. Bu eserlerinin yanı sıra Vehbî’nin, Sadî-i Şirazî’nin meşhur Gülistân’ını şerh ettiği bir eseri daha bulunmaktadır. Söz konusu eserin bilgisini Kitâb-ı Rûhânî’de “Ve hasb-i hâlümüz te’lifümüz olan âhir-i Şerh-i Gülistân-ı Sadî’de dahı yazılmışdur (30b ).”; “Şerh-i Gülistân‘da dûstân içün bu makûle beyân-ı izhâr u i’lân olınmışdur (6b).” şeklindeki ifadelerinde bulmak mümkündür. Buna ilaveten Bağdatlı İsmail Paşa’nın Vehbî-i Yemânî’ye ait Gülistânü’l-Uşşâk ve Bustânü’l-Müştak adında bir eserden bahsetmesi (Bağdatlı, 1951: 601), bu eserin söz konusu Gülistân şerhi olup olmadığını da akla getirmektedir. Fakat elimizde şu an için her iki isimde de var olan birer eser bulunmadığından, bu bilgiler ihtimal olarak varlığını korumaktadır.
1.3. Edebî Kişiliği
Yukarıda eserlerinin bilgisine yer verdiğimiz Vehbî-i Yemânî’nin, tüm bu eserlerinde dikkat çeken edebî bir kişiliği de vardır. Vehbî’nin bu yönüne dair ifadelere sadece Bursalı Mehmed Tahir’in onun için yaptığı; “Ulemâ-yı a’lâmdan tabiat-ı şiiriyyeye mâlik fâzıl bir zât” şeklindeki değerlendirmesinde rastlanmaktadır. Dolayısıyla müellif Vehbî-i Yemânî’nin, eserlerinde dikkat çeken edebî yönüne yine eserleri vasıtasıyla katkıda bulunmaya çalışacağız.
Vehbî-i Yemânî şeklinde tanıdığımız ve tanıttığımız Bigalı Kadrî Mehmed Efendi, manzumelerinde Kadrî ve Vehbî’yi mahlas olarak kullanmış, eserlerini ise bilhassa Vehbî-i Yemânî mahlasıyla kaydetmiştir. Nitekim şârih, eserlerinde birçok yerde ismi Kadrî olmakla birlikte Vehbî-i Yemânî tahallüs ettiğini dile getirmektedir. Müellifin eserlerinde “li-münşîihi” başlığıyla gerek beyit/beyitler hâlinde gerek de müstakil manzumeler şeklinde yer verdiği kaside, gazel, mesnevi nazım şekilleriyle yazılmış şiirleri, bunların yanı sıra şerhlerinde ve diğer eserlerindeki mensur anlatı kısımlarında seci ve edebî benzetme dünyasına yönelik üslubu onun şâir tabiatlı bir müellif olduğunu işaret etmektedir. Fakat şu ana kadar tespit edilebilmiş bir divanının olmayışı yahut varlığının belirsiz oluşu, bu konudaki eğilimimizi eserleri üzerine yönlendirmiştir. Eserlerinde hayatı, görüşleri hakkında da çokça bilgiler nakleden müellifin şâirlik tabiatına yönelik ifadelerine Genc-i Nihânî ve Kenz-i Meânî adlı eserinde rastlanmaktadır. Vehbî, Genc-i Nihânî’de “Li-münşîihi” başlığıyla kaydettiği;
“Hibe oldı Yemen’de baña eş’âr
Konuldı mahlasumuz Vehbî-i Yemânî”
şeklindeki beytinin akabinde “Pür-sûz u şevk u ezher-i muhabbet ve zevk-i ârifâne ve rindâne ve mestâne ve ‘âşıkâne eş’âr-ı gazeliyyâtumuz ve güftâr u makâlâtumuz şi’r-şinâs ve rûşen-kıyâs olan yârân-ı hoş-tab’-ı sâhib-i âfitâba mahfî vü nihân ve pûşîde vü pinhân degildür (4a-b)” ifadeleriyle süren bölümde mahlasının sebebine, şâirler hakkında yer verdiği hadislerle, şiir hakkındaki görüşlerine ve de şâirlik bilgisine değinmektedir. Kadrî Mehmed Efendi, yüce Allah’ın dilediği ölçüde her şeyin mümkün olduğunu, sineği ankaya çeviren kudret elinin kendisine de ulaştığını ifade ederken şiir söyleme yeteneğinin Allah (c.c) tarafından verilmiş bir mevhibe, atiyye (hediye, ihsan) olduğunu ve bunun da kendisine Yemen’deyken hibe edildiğinden ötürü mahlasının Vehbî-i Yemânî konulduğunu belirtmektedir. Vehbî; arifane, rindane, mestane ve aşikane gazel ve sözlerinin olduğunun şiirden anlayan yakın çevresince bilindiğini söylerken şiir söylemenin muhabbet erbabı için bir övünme sebebi olarak görülmediği düşünülse de şiirin kendinin yüce bir paya sahip olduğunu ifade etmektedir. Müellif bu kısımda çoğu klasik dönem şâirinin divan dibacelerindeki gibi şiir ve şâiri yücelten hadislere yer vermiş ve muhtasar şekilde kaleme aldığı bu eserinde hepsinin yer almayıp Camiü’s-Sağîr’de bulunduğunu ifade etmiştir. Nitekim Vehbî-i Yemânî, şiirin ve şâirlik kabiliyetinin yüce olduğunu düşünmektedir.
Şârih, mütercim ve birçok tasavvufî eserin müellifi olan Vehbî-i Yemânî, eserlerinin çoğunda konularıyla da bağlantılı olarak daha çok tasavvufî içerikli şiirlerine yer vermiştir. Dolayısıyla çoğunlukla tasavvufî manzumeler kaleme aldığı söylenilebilir. Özellikle risalelerinde, Mesnevî şerhlerinde ve bilhassa Genc-i Nihânî’sindeki manzumeler bu yönden dikkat çekmektedirler.
Vehbî’nin vezin bakımından sağlam ve başarılı şiirleri; gazel ve kaside nazım şekliyle yazılmış manzumeleri vardır. Şâir bu türden manzumelerine eserlerinin gerek zahriyelerinde gerekse de derkenarlarında yer vermiştir.
Vehbî-i Yemânî derin bir Arapça ve Farsça bilgisine sahiptir. Bu iki dili de bu dillerde şiir kaleme alacak kadar bilmektedir. Eserlerinde şiirlerinden alıntı yaptığı şâirler onun kimleri beğenip kimlerin etkisinde kaldığı hakkında bilgi vermektedir. Müellif, Arap edebiyatından çoğunlukla İbnü’l-Fârız, Mütenebbî, İbn-i Vefâ; Fars edebiyatından Hâfız-ı Şîrâzî, Mevlânâ, Mollâ Muhammed Mağribî, Hallâc-ı Mansûr, Mollâ Câmî, Örfî-i Şîrâzî’nin şiirlerine yer verirken Türk edebiyatından Bâkî, Hayâlî, Necâti Bey ve Fuzûlî Dîvân’larından iktibaslarda bulunmuştur. Eserlerindeki iktibasları şâir ismi ve beytini kaydederek yapan Vehbî’nin sıra bu şâirlere gelince düşüncelerini de ifade ettiği görülmektedir. Şâirin, Türk edebiyatından özellikle 16. yüzyıl şâirlerinden Bâkî ve Hayâlî Bey’e karşı özel bir tutumunun olduğu söylenilebilir. Nitekim Kitâb-ı Rûhânî’de şerhi başlatıp bitiren yani sözü açan da kapatan da Bâkî’nin beyitleridir. Bununla birlikte Vehbî’nin şiirlerinde özellikle Hayâlî Bey’in etkisinde kaldığı da ifade edilebilir.
2. Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî
2.1. Eser Hakkındaki Bilgiler
2.1.1. Nüsha Tavsifi
Bilinen tek nüshası bulunan Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî’nin, söz konusu elimizdeki nüshası müellif hattıdır. Fransa Millî Kütüphanesinde Supplément turc 581 arşiv numarasıyla kaydedilmiş olan eser; 21,5 × 15,5 cm ölçülerinde ve 131 varaktan müteşekkildir.8 Nüshada, şerhin geneli ve Türkçe bölümler divanî-talik kırması; Arapça ifade ve iktibaslar harekeli nesih, Farsça ifade ve iktibaslar da talik hatla kaleme alınmıştır. Hicri 1628 yılında telif edilen eserin, müellif nüshası, Vehbî-i Yemânî’nin elinden çıkan müsvedde nüshadır. Bu yönüyle nüsha çeşitli ekleme, çıkarma ve düzeltmeleri de barındırmaktadır.
2.1.2. Yazılış Sebebi ve Öyküsü
Vehbî-i Yemânî, gerek yaşantısı gerek de eserlerine yansıyan, eserlerinde hissedilen yönüyle sûfi tabiatlı bir müelliftir. İlim tahsili için gittiği Yemen’de ve Mısır’da çeşitli çevrelerde bulunduğu ve birçok şeyh ile münasebetinin olduğu, onların kitaplarını okuduğu ve yine tasavvufî alanda önemi haiz olan çok sayıda kitapla hemhâl olduğu bilgisini eserlerinden9 edindiğimiz müellifin tasavvufa meyli ve Mevlânâ’ya olan muhabbeti aşikârdır. Vehbî-i Yemânî, hem Genc-i Nihânî’de hem de Kitâb-ı Rûhânî’de Mevlânâ ve Mesnevî’sine dair duygu ve düşüncelerini ifade etmektedir. Müellif, Mesnevî’yi şerh etme düşüncesinin ilk meyvesi olan Genc-i Nihânî’sinde, bu silsileyi başlatan niyetini de paylaşmıştır. Buna göre; Vehbî, Mevlânâ’ya olan muhabbet ve bağlılığını aşikâr eden, buna hizmet eden bir faaliyette bulunmayı sürekli düşünmüştür. Burada Vehbî’yi eser kaleme almaya muktedir kılan öyküden bahsetmekte fayda olduğunu düşünerek birtakım bilgileri nakletmek yerinde olacaktır. Klasik edebiyatımızda eser telif etme sebeplerinden alışık olunduğu üzere, Vehbî-i Yemânî’nin de birçok eserini kaleme almasına ön ayak olan, gördüğü “rüya”lardır. Nitekim müellifin telif işlerine girişmesine vesile olan da Mesnevî’ye şerh yazmasının önünü açan da Yemen’deyken gördüğü rüyadır. Bu rüyanın tabirini yapan tâvus-ı Haremeyn-i Şerifeyn denmekle meşhur bir arif rüyayı hayra yormuş ve sonraki süreçte Vehbî-i Yemânî, Mısır Kahire’ye ulaştığında Hz. Peygamber’i rüyasında görmüş ve Hz. Peygamber ona dört beş tutam kâğıt uzatmıştır. Bu vesileyle müellifin kalbine riyâzet hâli doğmuş ve beş altı parça kitap kaleme almıştır. Devam eden süreçte Hz. Peygamber’i iki defa daha rüyasında gören müellif Hz. Peygamber’in can hücresini aydınlatmasıyla Kitâb-ı Rûhânî’den önce kaleme aldığı Mesnevî şerhi olan Genc-i Nihânî’nin yazımına başlamıştır.
Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî, yukarıda ele aldığımız telif serüveninin bir parçası olarak müellifin beş altı parça kitabından ve Mevlânâ’ya duyulan aşkının ve Genc-i Nihânî’yi yazmasına rağmen bu konuda eksilmeyen şevkinin bir neticesi olarak kaleme alınmıştır.
2.1.3. Yazılış Tarihi ve Yeri
Vehbî-i Yemânî, Mısır’dayken kaleme aldığı Kitâb-ı Rûhânî’yi “Kad ferağtü men tahrîre vü telîfe vü tastîre vü tasnîfe fì-evâhir-i Recebü’l-mürecceb sene seb’a ve selâsîn ba’de’l-elf (127a).” şeklindeki ferağ kaydıyla sonlandırmıştır. Yer verilen kayda göre de eserin yazımı H 1037 yılının Recep ayının sonlarında (Mart/Nisan 1628) tamamlanmıştır.
2.2. Eserin İncelenmesi
2.2.1. Eserin Muhtevası
Manzum-mensur karışık bir yapıda yazılmış olan şerh, “Padişah ve Hasta Cariye” hikâyesinin de bir bölümünü kapsayan, Mesnevî’nin baştan 142 beytinin şerhini içermektedir. Müellif, eserinde Mesnevî’nin 99. beyti hariç 143. beytine10 kadar olan kısmı şerh etmiştir. Eser, bu yönüyle şerh tasnifleri11 sınıfında Mesnevî’nin bir bölümüne yapılan Türkçe şerhler arasına dâhil edilebilmektedir. Şerh, Fransa Millî Kütüphanesi’nde bulunan 131 varaklık nüshanın 3b varağında besmeleyle başlamaktadır. Besmelenin akabinde Büyük Hacet Duası’nı da içinde barındıran Arapça bir dua metnine yer verilmiştir. Vehbî-i Yemânî, Mesnevî’nin dibacesini şerh etmemiş, “Eyle olsa hazret-i kâmil-i ‘âlim ü ‘âmil ve mazhar-ı nur-ı celâyil ü şemâyil Mevlânâ-yı pesendîde hasâyil ki evsâf-ı celîle-i cemîleleri lisân-ı kâl u kîldan gayr-ı kâbildür ibtidâ-yı Mesnevî-i Ma’nevî’lerinde buyururlar ki… (3b )” şeklindeki ifadeleriyle Mesnevî’den ilk Farsça beyti kaydetmiştir.
Müellif, Kitâb-ı Rûhânî’de şerhe konu 142 beytin hepsini aynı yoğunlukta şerh etmeyip kimi beyitleri diğerlerine göre uzun uzadıya kimilerini kısa tutarak kimilerini de tek başına değil de birden fazla beyti ard arda kaydederek birlikte şerh etmiştir. Bu şekildeki bir şerh yöntemi ilk on sekiz beyitte geçerli olmayıp “Padişah ve Hasta Cariye” hikâyesinin şerhi esnasında görülmektedir. Nitekim Vehbî-i Yemânî, Mesnevî’nin ilk on sekiz beytinin şerhine ayrı bir önem vermiş, bilhassa birinci beytin şerhini 3b-8a varakları arasında olmak üzere etraflıca yapmıştır. Bununla birlikte, müellif eserini “muhtasar” bir şerh oluşturma niyetiyle kaleme almış ve bunu da şerhin birçok yerinde dile getirmiştir.
Şerh, Vehbî-i Yemânî’nin hâkim olduğu kaynak bilgisiyle başta Kur’ân-ı Kerîm, ayet ve hadis kaynakları olmak üzere Arap, Fars ve Türk edebiyatlarından çok çeşitli ve zengin bir atıf ve iktibas kaynağı barındırmaktadır. Şerhte gerek müellif ve eser ismi bilgisi paylaşılarak gerek de herhangi bir bilgiye yer verilmeksizin söz konusu edilen, iktibaslara konu eserlerden bazıları şöyledir: Beyzavî’nin Envarü’t Tenzil ve Esrarü’t-Te’vil’i, Begavî’nin Mealimü’t-Tenzil’i, İbn Abbas’ın Tefsir’i; Bakî, Fuzulî, Hayalî Bey, Necatî Bey Dîvân’ları; Mütenebbî, İbnü’l-Farız, İbn Nebate es-Sadî, Züheyr bin Ebi Sülma, Hallac-ı Mansur, Hz. Ali, İbn Vefa Dîvân’ları; Örfi-i Şirazî, Hafız, Mevlâna, Molla Camî, Sadî, Mağribî Dîvân’ları. Feridüddin Attar’ın Esrarname, Mantıku’t-Tayr ve Pendname’si; Molla Camî’nin Heft Evreng’i; Sadî’nin Bostan ve Gülistan’ı; Şebusterî’nin Gülşen-i Raz’ı, Harirî’nin Makamat’ı; Abdürrezzak el-Kaşanî’nin, Keşfü Vücuhi’l-Gur li Maani Nazmi’d-dür’ü vd. Yukarıda yer verilen eserlerin şerh mahiyetine katkıda bulunduğu ve hem metninin anlaşılırlığının hem de zengin bir bilgi birikimini barındırmasının böylelikle desteklendiği eserde müellif; tasavvufî eser ve görüşlerine yer verdiği müellifler ve onların eserleriyle, peygamberler tarihinden yaptığı alıntı, kıssa ve hikâyelerle, din ve tasavvuf büyüklerinin menkıbeleri ve Arap, Fars ve Türk şâirlerinden yaptığı iktibaslarla eserin muhtevasını oluşturmuştur. Bu minval üzere eserde; çoğunlukla Ebu’l-Kâsım Kuşeyrî’nin Risâle’sinden; İbnü’l-Arabî’nin Dîvân, Füsûsu’l-Hikem, Ankâu Muğrib ve Mevakiü’n-Nücûm’undan; Abdülkerîm Cîlî’nin İnsân-ı Kâmil’inden yapılmış birçok iktibası; Bayezid-i Bistâmî, Ebû Medyen, Zü’n-nun-ı Mısrî, İmâm Gazâlî, Sehl bin Abdullah, Necmeddîn-i Kübrâ, Sühreverdi, Hasan-ı Basrî gibi çok sayıda tasavuf büyüğünün görüşlerini, Hz. Âdem’in yaradılışı ve Hz. Âdem ile Havva hikâyesini; Hz. Peygamber’in Mirac hadisesini, şakk-ı kamer mucizesini, peygamberliğin kendisine tebliğini; Hz. Musa ve Beni İsrail kıssasını; Hz. Nuh, Hz. Yusuf, Hz. İsa, Hz. Yahya, Hz. İbrahim, Hz. Süleyman kıssalarını; Karun hikâyesini, din ve tasavvuf büyüklerinin menkıbelerini bulmak mümkündür.
Şerhte ayrıca Vehbî-i Yemânî’nin “li-münşîihi” başlığıyla kaydettiği; Mevlâna, Mevlevîlik ve sema konularını barındıran manzumesi, Mesnevî’nin ilk 18 beytinden ilham alarak yazdığı hissedilen ney manzumesi ve Sultan IV. Murad için yazdığı nakş redifli kasidesi de yer almaktadır. Bunlarla birlikte Vehbî-i Yemânî, şerhinde hem Mevlâna ve Mesnevî’si hakkındaki görüşlerine hem de onlar hakkında birçok bilgiye yer vermiştir.
Şârih Kitâb-ı Rûhânî’yi, “İmdi felek-i kıbâb melik-i bevvâb kutb-ı felek-i me’ânî hâvî-i hikmethâ-yı Yûnânî hulâsa-i vücûd-ı hakîkî-i insânî nûr-ı şems-i sipihr-i emânî tuğrâ-yı menşûr-ı sırr-ı Sübhânî mir’ât-i cemâl-i kerâmet-i nûrânî vü rûhânî hazret-i Mevlânâ’nun fukarâ vü dervîşân ve ahbâb u ashâb u ahdânından bu kitâb-ı kalîlü’l bizâ’ayı, ki anuñ feyzân-ı deym-i etemminden katredür, görüp le’âlî vü derârîsinden mahzûz olduklarunda bu katreden kemter ü hakîr olan Vehbî-i Yemânî ki el-müsemmâ bi-Kadrî’dür katarât-ı şebnem-i sehâb-ı du’âdan ferâmûş buyurmayalar. Ve tenevvür-i cemâl-i du’âları ile kabr-i mahsûr ve kalb-i makbûrumuzı rûşen eyleyeler ve ecr-i a’mâl-i hayrı Hudâ’dan bileler (126b-127a ).” sözleriyle kemâle erdirmiştir. Vehbî-i Yemânî buradaki ifadelerinde; “kendinin bu sermayesi az kitabını; Mevlâna’nın dervişlerinden, dostlarından, ashabından her kim ki görürse Vehbî-i Yemânî için dua edip onun kabrini aydınlatmaları ve hayırlı amellerinin sevabını da Allah’tan bilmeleri”ni temenni ederek duada bulunmaktadır. Bu duanın ardından, eserin 127a varağında düşülen ferağ kaydıyla Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî son bulmaktadır.
2.2.2. Eserin Dili ve Üslubu
Kitâb-ı Rûhânî; Mevlâna’nın edebî dili Farsça olan Mesnevî-i Manevî’si üzerine XVII. yüzyılda yazılmış Türkçe şerhi ihtiva etmektedir. Vehbî-i Yemânî her ne kadar Mesnevî’yi Türkçe şerh etmiş olsa da şârihin; düşünce ve ifadelerini desteklemek, beyitlerdeki örtülü anlam dünyasını açmak ve maksadına ulaşmak amacıyla başvurduğu; Kur’ân-ı Kerim ve hadislerlerden, Arap ve Fars edebiyatından hem tasavvufî hem de edebî metin iktibasları, şerhte yer verdiği tasavvuf ilmiyle anılanların düşünce ve sözleri ve dahi başvurduğu muhtelif dayanaklar, şerhin Arapça ve Farsçanın da yoğun olduğu Türkçe bir şerh mahiyeti kazanmasına sebep olmuştur. Bu konuda elbette ki şârihin, söz konusu üç dile olan hâkimiyetinin ve uzunca süre ikamet ettiği Mısır ve Yemen’deki ilim tahsilinin rolü büyüktür.
Eserde, şerhin muhtevası sebebiyle tasavvuf terminolojisi etkin bir şekilde kullanılmıştır. Arapça ve Farsçanın metne olan hâkimiyeti ise; iktibaslarla birlikte metnin Türkçe şerh kısmında bu dillere ait yoğun kelime kullanımı dolayısıyla bir hayli hissedilmektedir. Tüm bunların etkisiyle; Kitâb-ı Rûhâni’de herkes tarafından anlaşılamayacak ağır bir dil kullanılmıştır. Öyle ki şerhin büyük kısmında, Türkçe olan sadece fiil ve yüklem yapılarıdır denilebilir. Şerhin, Arapça-Farsça kelime ve iktibaslar yönünden zenginliğinin metnin anlaşılırlığını zorlaştırdığı düşünülse de şârihin mevzunun genelindeki hâkimiyeti göz önünde bulundurulduğunda meramına yönelik olarak uyguladığı yöntem ve üslup oldukça yerindedir ve anlatımının akıcılığını sekteye uğratmamaktadır. Bununla birlikte metinde tüm bu terkip ve yapıların eşlik ettiği secili bir üslup da söz konusudur.12
Vehbî, Mesnevî şerhinde üslup karmaşasına düşmemiş, hem direkt alıntılama noktasında hem de özetleme yöntemiyle kaydettiği dolaylı iktibaslarda üslubuna başarılı bir şekilde yön vermiştir. Şârihin, konunun daha iyi anlaşılması için kullandığı iktibaslar, şerhin maksadına hizmet ederken aynı zamanda da yine şârihin beyte getirdiği yorumları, ifade ettiği düşünceleri destekleme ve doğrulamasına oldukça katkı sunmaktadırlar. Burada, Vehbî-i Yemânî’nin şerhinin genel anlatı yapısında önemli bir yeri olan “Li-münşîihi” başlıklı kendi manzumeleri13 de şerhi özel kılan içeriklerden birini oluşturmaktadırlar.
Vehbî-i Yemânî, şerhinde kullandığı iktibasların bilgisini çoğu zaman müellif-eser ekseninde paylaşmaktadır. Fakat metinde, alıntıların kaynak bilgisine yer verilmeksizin yapılan kayıtları da vakidir:
“Nitekim nûr-bahş-ı mücevherât-ı kubbe-i eflâk ve ser-defter-i sûfiyân-ı ‘âlem-i hâk hûrşîd-i envâr Şeyh ‘Attâr buyurur… (22a )”
“Bir ‘ârif-i belâgat-şi’âr bu ma’nâdan eş’âr ile iş’âr buyurmış…(73b)”
Kitâb-ı Rûhânî’de müellifin şerh üslubunda; metnini “muhtasar” olarak şekillendirme isteğine bağlı olarak konunun asıl mevzudan uzaklaştırılmadan bir kez açıklanan, üzerinde durulan şeyler ikinci defa zikredilmeden işaret edilerek gönderme yapılarak işlendiği görülmektedir.
Vehbî-i Yemânî, şerhinde çoğu zaman bilinçli bir muhatap kitlesini hedef almakta ve açıklamalarını bu doğrultuda yapmaktadır. Nitekim müellifin; “Ma’lûm-ı ihvân-ı nihân ve ahdân-ı cihândur ki…; ma’lûm-ı ihvân-ı safâdur ki…; ma’lûm-ı erbâb-ı ma’rifetdür ki…” şeklinde çoğaltabileceğimiz ifadelerinde de düşünce ve açıklamalarını zikredilen güruhların malumuna sunmasında bu gözlemlenebilmektedir.
Eserde, belirgin bir üslup özelliği olarak karşımıza çıkan bir nokta da “ki”nin sıfat hükmünü taşıyan ara ifade, söz ve cümleleri ifade eder şekilde kullanılmasıdır. Başka bir ifadeyle; ana cümlenin öznesinin, “ki”li ara ifadelerle sıfat ve niteliklerine yer verilmesidir.14
Vehbî-i Yemânî şerhinde edebî benzetme dünyasının inceliğine, somutlaştırma ve ilgi kurmanın etkililiğine de başvurmuştur. Nitekim Kitâb-ı Rûhânî, anlatı dünyası kadar edebî yönü de kuvvetli bir şerhtir. Bununla birlikte şerhte; atasözü, deyimler ve arkaik kelime kullanımları da dikkat çekmektedir.
2.2.4. Şârihin Şerh Usûlü/ Metin Şerhi Metodu
Klasik şerh literatüründeki çoğu eserde karşılaştığımız üzere; Vehbî-i Yemânî de bu eserinde klasik şerh üslubunu/ metodunu takip etmiştir. Bu usûle uygun olarak öncelikle şerh edilecek kaynak/ zemin metnin, yazıldığı dildeki aslı; Farsçası kaydedilmiştir. Bu metin kaydını, içinde geçen kelimelerin, şârihin tasarrufuna bağlı olarak, lügattaki ya da metin içindeki bağlamda kazandığı anlamları takip etmektedir. Akabinde beytin tercümesi; beytin mısra mısra ya da bir bütün hâlinde değerlendirilme şekline bağlı olarak muhteva itibarıyla ya birebir metne uygun şekilde ya da yorumlanmış, çeşitli ekleme ve katkılarla genişletilmiş olarak yapılmaktadır. Tercümeden sonra beytin şerhine geçilmiş ve bu şerh kısmında yine birkaç yöntem kullanılmıştır. Şârih beyti çoğunlukla bir bütün hâlinde, “beyit” formunda şerh etmekle birlikte; zaman zaman mısraların ayrı ayrı şerh edildikleri yahut beyitlerin daha önceki beyitlerle bağlantı kurularak şerh edildikleri de görülmektedir. Eserde, her beyit aynı uzunlukta ve aynı derecede şerh edilmemiştir. Bir yönüyle de müellifin kendince “muhtasar” olarak nitelendirdiği eserini, muhtasar (kısa, öz, mücmel) bir şerh şeklinde oluşturma niyetinin el verdiği ölçüde yapılmıştır. Şârihin, eserini muhtasar bir şerh olarak yazmak niyetinde olduğunu metnin birçok yerinde kendi ifadeleriyle tespit etmek mümkündür.15
Vehbî-i Yemânî, şerhinde anlatımını destekleyici olarak birçok dayanak/ kaynak kullanmıştır. Eserde başta Kur’ân-ı Kerîm, ayet ve hadisler olmak üzere, peygamberler tarihinden alıntı, kıssa ve hikâyeler; din ve tasavvuf büyüklerinin menkıbeleri; çok yoğun bir şekilde yer verilmiş olan Arap, Fars ve Türk edebiyatı edebî metinlerinden, şiirlerden iktibaslar ve şârihin kendi manzumeleri, hem şerhi hem de anlatımı destekleyici olarak kullanılmıştır. Bu hususta şunu da belirtmek gerekir ki; eserde bu iktibaslarla, herhangi bir kısma bağlı olmaksızın şârihin gerek duyduğu yerde; kelime açıklamasında, tercüme kısmı içinde yahut şerh bölümünde anlatımı destekleyici, mevzuları açıklığa kavuşturucu olarak çeşitli şekillerde karşılaşmak mümkündür.
Yapılan iktibasların kaynakları ve eserlerin müellifleri özellikle bazı isimler özelinde zikredilirken kimi zaman sadece müellif bilgisi kaydedilmiş, kimi zaman da bu türden bir bilgiye yer verilmeksizin; “bazı”ları şeklinde atıfta bulunulmuştur. İbnü’l-Arabî (Şeyhü’l-Ekber), Abdülkerîm Kuşeyrî, Feridüddîn Attâr, Sadî-i Şîrâzî, Hâfız, Mevlâna, Abdülkerîm Cîlî, İbnü’l-Fârız, Örfî-i Şîrâzî, Molla Câmî, Mütenebbî, İbn-i Vefâ, Mollâ Muhammed Mağribî, Hayâlî, Bâkî vd. isimler müellifin çoğunlukla eserlerinden iktibas yaptığı şâir ve müellifler arasındadırlar.
Şârih Vehbî-i Yemânî, yararlandığı herhangi bir görüşte, alıntıladığı herhangi bir metin parçasında, manzumede vs. “yardımcı tercüme/ şerh” olarak değerlendirebileceğimiz şekilde iktibaslar üzerinden açıklamalar yapmakta; özellikle Arapça ve Farsça manzumelerin anlam dünyasına da yer vermektedir. Bu durum her beyit ve her iktibas özelinde geçerli olmayıp şârihin tasarrufuna bağlı gelişmektedir.
Müellif eserine, Mesnevî’nin Arapça dibacesini şerh etmeden doğrudan birinci beytin şerhiyle başlamıştır. Mesnevî’nin ilk kısmından 142 beytin şerhini içeren bu eserde hikâye başlıklarına vs. de yer verilmemiştir. Fakat şârih Padişah ve Hasta Cariye hikâyesine geçmeden önce bir nevi bu geçişi haber vermek için sarf ettiği “ve bu şerh olınan ebyât-ı tayyibât-ı Mesnevî-i Mevlevî ki otuz dört beyt-i şerîfdür…(47a)” cümleleriyle öncesinde ilk otuz dört beyti şerh ettiğini ifade etmekte ve mevzunun farklılaştığını hissettirmektedir.
Vehbî-i Yemânî, şerhinde mevzuyu daha anlaşılır hâle getirmeye, muhatabın dikkatini üzerinde durduğu konuda tutmaya yönelik olarak “tenbih, tavsiye, nasihat, soru-cevap, eleştiri ve dua” olarak nitelendirebileceğimiz teknik ve üsluplara da başvurmuştur. Bunlardan özellikle nasihat, tavsiye ve soru-cevap üzerinden beyitlere yaklaşılması Mesnevî üslubunun bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Kitâb-ı Rûhânî’de gözlemlediğimiz bu metodlar, tutarlı bir sıra üzere gerçekleşmeyip bu durum şârihin beyitler özelindeki tasarrufuna bağlıdır. Öyle ki şerhte ilk on sekiz beyitten sonra gelen “Padişah ve Hasta Cariye” hikâyesinin anlatıldığı kısımda tercüme ve şerhin iç içe geçtiği de görülmektedir. Yahut bu bölümler her beyitte de yer almamaktadır.
Yukarıda ifade ettiğimiz şerh yönteminin daha görünür hâle getirilmesi amacıyla; öncesinde yaptığımız16 şerh şablonu tespitine binaen burada şerhin bölümlerini fazla ayrıntıya girmeden şöyle kaydedebiliriz:
2.2.4.1. Şerhin Bölümleri
2.2.4.1.1. Zemin Metin
Eserde, klasik şerh geleneğine bağlı olarak öncelikle şerhi yapılacak beytin Farsçasına yer verilmiş ve sonrasında ilgili beytin şerhine geçmiştir.
2.2.4.1.2. Beytin Tercümesi
Mesnevî’nin söz konusu beyitleri Türkçeye tercüme edilirken şeklen, ya beyit beyit ya mısra mısra; muhteva yönünden de, ya birebir/ büyük ölçüde ana metinle uyumlu ya da “yorumlu, genişletilmiş tercüme” tercih edilmiştir.
a. Şekil İtibarıyla
a.1. Beyit Tercümesi:
34. beyit: “Âyîne-i cânet ez an gemmâz nîst
Zanki jengâr ez ruheş mumtâz nîst
Ya’nî ey giriftâr-ı mecâz ve mübtelâ-yı hırs u âz âyîne-i cânun anunçün gammâz degildür ki sûretinden jengâr-ı inkâr mümtâz degildür (46b).”
a.2. Mısra Tercümesi
- beyit şerhinde: “Mısra’: شد همراه سوزها با روزها / Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şod. Ya’nî günler yanup yakılmaga yoldaş u hemrâh u karındaş oldılar (33a).”
b. Muhteva İtibarıyla
b.1. Metne Uygun Tercüme:
Müellif, “Herkesî k’û dûr mând ez asl-ı hîş
Bâz cûyed rûzgâr-i vasl-ı hîş”
şeklindeki 4. beyti aslına uygun olarak tercüme ederek bunu; “İmdi kendü aslından dûr olan kendü rûzgâr-ı vaslına tâlib olur diyü buyururlar (13a).” şeklinde Türkçeye çevirmiştir.
b.2. Yorumlu, Genişletilmiş Tercüme
3. beyit: “Sîne hâhem şerha şerha ez-fîrâk
Tâ be-gûyem şerh-i derd-i iştiyâk
Ya’nî şol ‘arâyis-i ebkâr-ı vuslatun fîrâkından sîne-i bî-kîne-i kemîneyi isterem ki şerha şerha eyleyem öyle ‘arûslar ki 17ن “ ََٓجا َوَلَ َقْبَلُهْم ِاْنٌس َيْطِمْثُهَّن َلْم anlarun beyân-ı şânındandur (9a).”
2.2.4.1.3. Harf ve Kelimelerin Açıklanması
Şârih, metnine çoğunlukla “kelime”ler üzerinden yön vermiş; “harf”e kadar inerek ise sadece bir kelimenin şerhini yapmıştır. Vehbî, birinci beytin şerhinde “ney” kelimesini ن ve ی harflerinin ebced değeri (10 :ی ,50 :ن ) olan altmışla ifade ederek Hz. Peygamber’in isimlerinden biri olan Sîn ile bağlantı kurmuştur.
a. Lügattaki Anlam
“Lâ tukellifnî feinnî fi’l-fenâ
Kellet efhâmî felâ uhsâ senâ”
şeklindeki 128. beytinin şerhinde; “Bu beyt-i şerîfde kelâl kütk-i delâl ma’nâsınadur (104a).” ifadesi buna örnektir.
b. Metin İçi Anlam
“Ve mısrâ’-i sânîde شکار بهر از خويش باخواص /Bâ hevâss-i hîş ez behr-i şikâr diyü buyururlar …ve şikârdan maksûd-ı şerîfleri kalbde olan asâr-ı zuhûrât-ı esmâ vü sıfâtı ve envâr-ı vâridât-ı tecelliyâtı kabûl itmekdür (48a).”
“Lâkin hazret-i Mevlânâ’nun nefsden murâd-ı şerîfleri câriye-i hevâdur (49a).” ifadeleri buna örnektir.
2.2.4.1.4. Beytin Şerhi
a. Beyit Bütünlüğünde Şerh
Eserde, beyitler çoğu kez mısra ayrımına gidilmeksizin kendi içinde şerhe tabi tutulmuştur.
“Reng-i rûy u nabz u karûre bedîd
Hem elâmâteş hem esbâbeş şenîd
şeklindeki 103. beytin şerhine; “Pes bunda işâret budur ki niçe şeyh-i sûret-i zâhir-perest yalancı hekîm kendüsidür. Zehr-i huşk ile dimâğ-ı cânı ve lubb-ı muhh-ı revânı yâbis olmışdur. ‘Aceb deryâda kalup pîr-i ma’nevîden tenkıye-i dimâğ eylemez. Bu sebebden ki müdemmeğdür. Ve pîr-i ma’nevî dahı ancak ihtiyâr-ı ‘aşk u şevk itmişdür. Ammâ pîr-i zû-cenâheyn odur ki şerî’at ü hakîkati ve takvâ vü muhabbeti akvâ ola…(81a)” ifadeleriyle yer verilmesi gibi.
b. Mısra Mısra Şerh
4. beytin şerhi buna örnektir: “خویش وصل روزکار جوید باز /Bâz cûyed rûzgâr-i vasl-ı hîş mazmun-ı şerif üzre kalb dahı hakîkat-i hâlden âgâh oldukça tevsen-i nefs-i serkeşe, ki bâd-pây-i hayevânîdür, süvâr olup ve ‘asâkir-i havâsı ögine katup ve kuvâ-yi muharrikeden tîğ-i ihlâs u musâdakât takınup sultân-ı serîr-i cân olan pâdişâh-ı memleket-i cenân ile ol cânibe çekilüp revân olmakdan ve kendüyi bu ‘âlem-i kesret-i mihnetden nihân kılmakdan hâlî olur degildür (14a).”
c. Beyitler Arası Bağlantıyla Şerh
Müellif metninde; önceki beyitlerde geçen, açıklığa kavuşturduğu mevzuları bir başka beytin şerhinde yardımcı olarak da kullanır. Bazen de birbiriyle bağlantılı gördüğü iki beyti birlikte şerh eder.
“Morg-ı câneş der kafes çun mîtepîd
Dâd mâl u an kenîzek ra herîd” şeklindeki 39. beytin birinci mısrasını “Morg-ı câneş der kafes-i ten mîtepîd” kaydıyla,
Dîd ez zârîş kû zârî-i dil est
Ten hoş est u giriftâr-i dil est
şeklindeki 108. beytin şerhinde kullanmıştır.
2.2.4.1.5. Şerhi Destekleyici Dayanaklar
Klasik şerh metinlerinde sıklıkla kullanılan yöntemlerden biri de mevzuların anlaşılmasını sağlamak amacıyla fikirleri Kur’ân-ı Kerîm, dini kaynaklar, hadis kitapları gibi kaynak ve dayanaklarla desteklemektir. “Ayet, hadis, şiir, din ve tasavvuf büyüklerinin sözleri, menkıbeler bazen de şârihlerin kendi söylemleri (Tanyıldız, 2007: 140)” de bu dayanaklara dâhildir. Vehbî-i Yemânî’nin şerhini destekleme yöntem ve kaynaklarını şu şekilde ifade edebiliriz:
2.2.4.1.5.1. Ayetler ve Tefsirler
Kur’ân-ı Kerîm, Kitâb-ı Rûhânî’de şerhi en fazla destekleyen dinî kaynakların başında gelmektedir. Şârih, beyitlerin şerhinde çoğunlukla ayetlere ve bunlara bağlı olarak da tefsirlere başvurmaktadır.
“Nitekim hazret-i Celîl-i Cebbâr bu etvâr-ı garîbeden izhâr-ı ihbâr buyurmış: 18 ˝َاْطَوارا َخَلَقُكْم َوَقْد diyü beyân itmiş ve anlardan her birini bir gevher ü cevhere sadef ü ma’den kılmış (10a).”
b. Ayet Tefsirleri
Begavî’nin Meâlimü’t-Tenzîl’ini Türkçeye tercüme ettiği bir eseri de bulunan şârih, şerhinde İmam Begavî’nin, İbn-i Abbas’ın, Kadı Beyzavî’nin tefsirlerinden faydalanmıştır.
“Ol ne makûle ta’âm olduğı tefâsîrlerde mestûr ve kitâblarda mezkûrdur. Cümleden İmâm Begavî hazretleri Me’âlim-i Tenzîl ve ‘Avâlim-i Te’vîl’de yazmışlar. Ol ta’âm-ı mezkûr tûz ve etmek ve hall ve bakl ve semek idi dimişler (72b).”
2.2.4.1.5.2. Hadisler, Hadis Kaynakları ve Rivayetçileri
Şerhte, istişhad için kullanılan hadisler de bir hayli fazladır. Vehbî-i Yemânî’nin çoğu kez andığı bir eser olarak Câmiü’s-Sağîr göze çarparken Ebû Hureyre, Hz. Ayşe, Musab b. Şeybe vd. de rivayetlerine yer verdiği kişiler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
“Fi’l-vâki’ bu hadîs-i şerîf Câmi’-i Sağir’de vesâyir kitâb-ı ehâdis-i beşîr ü nezîrde mestûrdur. Bundan ma’lûmdur ki ‘amel emr-i ma’nevîdür (42b).”
2.2.4.1.5.3. Tasavvufî Eserler ve Mutasavvıflar
Kitâb-ı Rûhânî, hem tasavvufî eserlerin hem de mutasavvıf görüşlerinin desteklediği bir şerhtir. Vehbî’nin şerhindeki tasavvufî kaynak ağı çok çeşitli ve geniştir. Bu türden eserler arasında Ebu’l-Kâsım Kuşeyrî’nin Risâle’si; İbnü’l-Arabî’nin Füsûsu’l-Hikem, Ankâu Muğrib, Mevakiü’n-Nücûm, Risâle-i Envâr’ı; İmâm Gazâlî’nin İhyâ-yı Ulûmiddîn’i; Abdülkerîm Cîlî’nin İnsân-ı Kâmil, Nesîm-i Seher’i vd. birçok eser bulunurken; Bayezîd-i Bistâmî, Ebû Medyen, Zü’n-nûn-ı Mısrî, Sehl b. Abdullah, Necmeddîn-i Kübrâ, Sühreverdi, Ebû Alî Dekkâk, Hasan-ı Basrî, Yahya b. Muâz, Mansur b. Halef, Şeyh Şazelî, Amr b. Osman Mekkî vd. isimler de fikir ve görüşlerine yer verilen sufî kişiliklerdendirler.
“Acebdür sâhib-i İnsân-ı Kâmil fî Ma’rifeti’l-Evâhir ve’l-Evâ’il ‘Abdü’l-kerîm el-Cîlî, Nesîm-i Seher nâmında olan kitâb-ı mu’teberinde bu bâbda esrâr-ı garîbe söylemişdür. İnsân tahsîl-i letâyif-i rûhânî ile suver-i mahsûse-i me’ânîyi görür dimişler (42b)”
2.2.4.1.5.4. Peygamberler Tarihinden Alıntılar, Kıssa ve Hikâyeler
Şârihin, beyitlerin arka planını destekleyip dinî-tarihî gerçekliklerle beytin açıklanmaya muhtaç tarafını açığa çıkarmaya yönelik olarak başvurduğu yöntemlerden biri de peygamberler tarihinden kıssa ve hikâyeler aktarmaktır. Bu konuda şerhin genel muhtevasında; Hz. Âdem’in yaradılışı ve şeytanın secde etmeyişine (75b, 125b) ve Hz. Âdem ile Havva hikâyesine (124b, 13b), Hz. Peygamber’in Mirac hadisesine (21b, 95a-b), şakk-ı kamer mucizesine (98a), peygamberliğin kendisine tebliğine, peygamberliğine ve yaradılışına dair hadiselere (25a, 63b-64a, 124a, 125b), Kureyş kavmiyle yaşadığı durumlara (17b, 98a, 113b); Hz. Musa ve Tûr hadisesine (9b, 24a-b, 39b-40b, 76b), Hz. Musa ve Beni İsrail kıssasına (24b, 71a-b); Hz. Nuh (55b, 93a, 111b-112b); Hz. Yusuf (22b, 100b-101a, 115b); Hz. İsa (25b, 26b, 55b, 56b, 69a, 72a-b, 89b, 123b); Hz. Yahya (56a); Hz. İbrahim (27b, 100b, 113a), Hz. Süleyman kıssalarına (27b-28a, 56a-b, 93b-94a, 102b); Karun hikâyesine (56a) ve diğer birçok kıssaya yer verilmiş veya telmihte bulunulmuştur.
2.2.4.1.5.5. Din ve Tasavvuf Büyüklerinin Menkıbeleri
Vehbî-i Yemânî, şerhin genel amacına uygun olarak din ve tasavvuf büyüklerinin davranış ve menkıbelerine de yer vermiştir. Beyitler açıklanırken büyüklerin hayatlarından kesitler, şerhi destekler nitelikte sarf ettikleri davranışlar, sözler, başlarına gelen olaylar vs. aracı olarak aktarılmıştır. Burada bahsi geçen kişilerden bazıları; Şeyh Ebu Medyen, Şems-i Tebrîzî, İbnü’l-Arabî, Ebû Yezîd Bestâmî, İbn-i Mesrûk, Şeyh Semnûn, Cüneyd-i Bağdadî, Şiblî, Ebü’l-Hüseyin en-Nûrî, Semnûn b. Hamza el-Muhibb ve Zifâm’dır.
“Nitekim hikâyet iderler ki zikr olınan Şeyh Medyen hazretleri mevtinden bir iki sâat-i mukaddem bir iki sâat mikdârı kutb olmışlar ve…(13a).”
2.2.4.1.5.6. Edebî Metin/ Şiir İktibasları
Arap ve Fars edebiyatlarından yapılan iktibasların oldukça fazla olduğunu daha önce ifade ettiğimiz şerhte; şerhin edebî değerini, güvenilirliğini arttırmak, ifadelerini sağlam kılmak için Arap, Fars ve Türk edebiyatlarından birçok eserden faydalanılmıştır. Şârih, Arap edebiyatından; İbnü’l-Fârız başta olmak üzere, Mütenebbî, Şeyh Vefâ (İbn-i Vefâ), Kays Bin Mülevvah, İbnü’l-Arabî, Züheyr bin Ebû Sülmâ, Lebîd b. Rabîa-i Âmiri gibi birçok şâirin Dîvân’ından; Fars edebiyatından Hâfız-ı Şîrâzî’nin Dîvân’ı başta olmak üzere; Sadî’nin Dîvân, Bostân ve Gülistân’ından; Şebusterî’nin Gülşen-i Râz’ından; Feridüddîn Attâr’ın Dîvân, Pendnâme, Mantıku’t-Tayr ve Esrârnâme’sinden; Mollâ Câmî’nin Dîvân ve Heft Evreng’inden; Mevlâna ve Mağribî’nin Dîvân’larından; Türk edebiyatından ise özellikle Bâkî’nin Dîvân’ı başta olmak üzere, Hayâlî Bey, Fuzûlî, Necâtî Bey Dîvân’larından ve İbrahim Gülşenî’nin Gülşen-i Manevî’sinden yaptığı alıntılarla şerhini desteklemiştir. Burada anılması gereken büyük bir manzume yekûnunu da Vehbî-i Yemânî’nin kendi şiirleri oluşturmaktadır.
2.2.4.1.6. Yardımcı Tercüme/ Şerh
Bu türden bir tercüme/şerh yönteminde şârih; zemin metinleri destekleyici olarak söz, beyit, mısra, şiir şeklinde kaydettiği iktibasların, ihtiyaca binaen açıklamasını da yapmış, tercümesine yahut şerhine de yer vermiştir.19
2.2.4.1.7. Tenbih, Tavsiye, Nasihat, Soru-Cevap, Eleştiri ve Dua
Vehbî-i Yemânî’nin, bazı beyitlerin şerhinde, beyitte geçen konuyla ilgili olarak muhataplarına; tenbih, tavsiye, nasihat ve eleştiri üslubunu kullanarak birtakım göndermelerde bulunduğu görülmektedir. Şârih ayrıca kimi zaman dua yoluyla kimi zaman da söylediklerinin anlaşılmasına yönelik olarak soru-cevap tekniğiyle muhataplarını da mevzuya dâhil eder.20
2.2.5. Şârihin Kullandığı Kaynaklar 21
Şerh, kaynak bakımından oldukça zengin olduğundan bu kitap bölümünde ayrıntıya yer verilemeyerek kaynaklar, tasnif edildikleri başlıklar vesilesiyle anılacaklardır.
2.2.5.1. İslâmî İlimlere Dair Eserler
Mesnevî’ye yapılan “mağz-ı Kur’ân” yakıştırması, Mevlâna’nın onu telif ederken birçok ayete lafzen ve manen telmihte bulunması şârihlerin bu konudaki yaklaşımlarını etkilemiştir. Hatta bu husus bir noktada da gereklilik olarak görülmüştür (Güleç, 2017: 30). Vehbî-i Yemâni de şerhindeki yoğun ayet, hadis ve bunlara bağlı kaynak ağıyla, bu yolun takipçilerinden olmuştur.
Şârih bu başlık altında; Kur’ân-ı Kerîm’den, tefsir ve hadis kitaplarından çokça faydalanmıştır. Vehbî’nin şerhte kullandığı tefsir kitapları ve müellifleri şöyledir: Abdullah b. Abbas ( (ö. 68/687-88), Tefsîru İbn ʿAbbâs; Begavî Ferrâ (ö. 516/1122), Meâlimü’t-Tenzîl; Beyzâvî (ö. 685/1286), Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’t-Te’vîl.
Hadis kaynağı olarak Kitâb-ı Rûhânî’de bilgisini şârihin kaydettiği tek eser Süyûtî’nin (ö. 911/1505), el-Câmiü’s-Sağîr’idir. Şerhte iktibas edilen bir diğer hadis kaynağıysa İbn Melek’in (ö. 821/1418’den sonra), Mebâriku’l-Ezhâr Şerhu Meşâriki’l-Envâr’ıdır.
2.2.5.2. Tasavvuf İlmine Dâir Eserler22
Kitâb-ı Rûhânî, şârihinin tasavvuf ilmine olan hâkimiyetini gösterir nitelikte birçok eserin bilgisini ihtiva etmektedir. Vehbî-i Yemânî’nin Mesnevî şerhinde kullandığı tasavvufî kaynaklar ve müelliflerinin bilgisi şu şekildedir; Abdülkâdir Geylânî (ö. 561/1165-66), Fütûhu’l-Gayb; Abdülkerîm Kuşeyrî (ö. 465/1072), Risâletü’l-Kuşeyriye; Aynülkudât Hemedânî (ö. 525/1131), Temhîdât; Cemâleddin Muhammed Ebu’l-Mevâhib eş-Şâzelî, Kavâninü’l Hükmi’l-İşrâk; Abdülkerîm el-Cîlî (ö. 832/1428), el-İnsânü’l-kâmil fi Ma’rifeti’l-Evâhir ve’l-Evâ’il, Levâmiü’l-Berk, Lisânü’l-Kader bi Nesîmi’s-Seher; Ebû Bekir b. Sâlim es-Sekkaf, Miracü’l-Ervah ve’l-Menheci’l-Veddah; Fahreddîn-i Irakî (ö. 688/1289), Lema’ât; Gazzâlî (ö. 505/1111), İhyâü Ulûmi’d-din; İbn Atâullah el-İskenderî (ö. 709/1309), Letâifü’l-Minen; İbnü’l-Arabî (ö. 638/1240), Ankâu Muğrib fî Marifeti Hatmi’l Evliyâ ve Şemsi’l-Mağrib; Fusûsü’l-Hikem, Kitâbü’l İsrâ ilâ Makâmi’l Esrâ, Mevâiz-i Hasene, Mevâkiü’n-Nücûm, Risâletü’l-Envâr.
2.2.5.3. Edebî Eserler
Vehbî-i Yemânî söz konusu şerhinde, Arap, Fars ve Türk edebî sahasından: Ahmed b. Alvân el-Yemânî’nin, Şeyh Muhammed Vefâ’nın (Ali Vefâ eş-Şâzelî), Hallâc-ı Mansûr’un, İbnü’l-Fârız’ın, Lebîd b. Rebîa’nin, Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî’nin, Mütenebbî’nin, Nâbiga ez-Zübyânî’nin, Safiyüddîn el-Hillî’nin, Züheyr b. Ebû Sülmâ’nın, Bâbâ Figânî-i Şirazî’nin, Evhadüddîn-i Kirmânî’nin, Hâfız-ı Şîrâzî’nin, Şîrîn-i Mağribî’nin, Mevlâna Celâleddîn Rûmî’nin, Muhteşem-i Kâşânî’nin, Nûreddîn Abdurrahmân b. Ahmed Câmî’nin, Ömer Hayyâm’ın, Örfî-i Şîrâzî’nin, Bâkî’nin, Fuzûlî’nin, Hayâlî Bey’in, Necâtî Bey’in dîvânları; mesnevilerden Ferîdüddîn Attâr’ın Esrârnâme’si, Mantıku’t-tayr’ı, Pendnâme’si; İbrâhîm Gülşenî’nin Gülşen-i Manevî’si; Mollâ Câmî’nin Heft Evreng’i (Yûsuf u Züleyhâ); Nizâmî-i Gencevî’nin Mahzenü’l-Esrâr’ı; Sa’dî-i Şîrâzî’nin Bostân ve Gülistân’ı; Şeyh Mahmûd Şebüsterî’nin Gülşen-i Râz’ı vd. eserler, bunların yanı sıra Mahmûd-ı Gâvân’ın Riyâzü’l-İnşâ’sı; Harîrî’nin Makâmât’ı ve daha birçok eser kaynak olarak kullanılmıştır.
2.2.5.4. Kendi Eserleri
Vehbî-i Yemânî, Mesnevî beyitlerini şerh ederken açıklama getirdiği konuya dair daha önce kaleme aldığı eserlerde bunlarla ilgili olanlar, bahsi geçenler için kendi eserlerine de atıf yapmakta muhataplarının onlara da başvurabileceğini kastetmekte yahut bu konularla ilgili kendi eserlerinin de mahiyetinden haberdar etmektedir. Buradaki her iki durumda da müellifin eserleri şerhte söz konusu edilen kaynaklar arasında yerini alır. Şârihin bu konuda şerhinde en çok yer verdiği kaynak diğer Mesnevî şerhi olan Genc-i Nihânî’dir. Bunun yanı sıra adı geçen diğer eseri Şerh-i Gülistân’ıdır. Şârihin bir de eser vasfı taşımayıp şerhinde kurduğu ilgiyle atıfta bulunduğu bir kasidesi vardır. Vehbî, dervişler için kaleme aldığı bu kasidesinin on yedi beytine Kitâb-ı Rûhânî’de yer vermiştir.
2.2.6. Folklorik Unsurlar
Kitâb-ı Rûhânî, muhtevası ve mahiyeti itibarıyla müellifinin didaktik bir eser oluşturma niyetiyle kaleme aldığı bir eserdir. Dolayısıyla şârih bu noktada değindiği mevzuların akılda kalıcılığına katkı sunmak amacıyla birtakım halk söylemlerine, atasözleri ve deyimlere de yer vermiştir. Aşağıda bunlardan birkaçına yer verilmiştir:
“…ammâ fehmi sakîm ve tab’ı ‘akîm olanlara her sâ’atde hezâr gûne hakâyık u dakâyık söylesen kulağına girmez har u bakar kalâde-i cevâhir-i murassadan mahzûz olmaz (27a).”
“Pes ma’lûm-ı ihvân-ı pür-ma’rifetdür ki sadef-i bî-kanâ’at vâsıl-ı gevher-i zî-kıymet olmaz (36a).”
“…inâyet-i bî-gâyet-i çâreger ile ‘ilâc-ı çârede çeşmümüzi çâr idelüm (51a).”
Sonuç
Kitâb-ı Rûhânî fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî, Mevlâna’nın Mesnevî-i Şerîf’i üzerine 17. yüzyılda yazılmış şerhlerden biridir. Şerh, Vehbî-i Yemânî tarafından H 1037 yılının Recep ayının sonlarında (Mart/Nisan 1628) Mısır’da kaleme alınmıştır. Eser, Mesnevî’sinin baştan 142 beytinin şerhini ihtiva etmektedir. Bu açıdan “Padişâh ve Hasta Cariye” hikâyesinin bir bölümündeki beyitlerin şerhini içermekte olup hikâyenin tamamını barındırmamaktadır.
Kitâb-ı Rûhânî fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî’nin elimizde bulunan tek nüshası vardır ve Fransa Millî Kütüphanesinde Supplément turc 581’de kayıtlıdır. Nüsha müellif hattıdır. Şerhin genelinde, Türkçe kısımlar müellifin divanî-talik kırması hattıyla kaleme alınmıştır. Bununla birlikte Arapça ifade ve iktibaslarda harekeli nesih, Farsça ifade ve iktibaslarda da talik tercih edilmiştir. Nüsha 131 varaktan oluşmaktadır. Mesnevî şerhiyse bu 131 varağın, 3b -127a varakları arasında yer almaktadır. Nüshanın başında ve sonunda, müellif şerhten bağımsız olarak kendi manzumelerini kaydetmiştir.
Vehbî-i Yemânî şerhinde klasik şerh yöntemini kullanmıştır. Bu doğrultuda öncelikle şerh edilecek kaynak/ zemin metnin, yazıldığı dildeki aslı; Farsçası kaydedilmiştir. Metin kaydını, içinde geçen kelimelerin lügattaki yahut metin içindeki bağlamda kazandığı anlamları takip etmektedir. Sonrasında beytin tercümesi; beytin mısra mısra ya da bir bütün hâlinde değerlendirilme şekline bağlı olarak muhteva itibarıyla ya birebir metne uygun şekilde ya da yorumlanmış ve çeşitli ekleme ve katkılarla genişletilmiş olarak yapılmaktadır. Tercümeden sonra beytin şerhine geçilmiş ve bu şerh kısmında yine birkaç yöntem kullanılmıştır. Şârih beyti çoğunlukla bir bütün hâlinde, “beyit” formunda şerh etmekle birlikte; zaman zaman mısraların ayrı ayrı şerh edildikleri yahut beyitlerin daha önceki beyitlerle bağlantı kurularak şerh edildikleri de görülmektedir. Şârih, beytin şerhinde şerhini destekleyici olarak birçok dayanak/ kaynak kullanmıştır. Eserde başta Kur’ân-ı Kerîm, ayet ve hadisler olmak üzere, peygamberler tarihinden alıntı, kıssa ve hikâyeler; din ve tasavvuf büyüklerinin menkıbeleri; çok yoğun bir şekilde yer verilmiş olan Arap, Fars ve Türk edebiyatı edebî metinlerinden, şiirlerden iktibaslar ve şârihin kendi manzumeleri, hem şerhi hem de anlatımı destekleyici olarak kullanılmıştır. Yapılan iktibasların kaynakları ve eserlerin müellifleri özellikle bazı isimler özelinde zikredilirken kimi zaman sadece müellif bilgisi kaydedilmiş, kimi zaman da bu türden bir bilgiye yer verilmeksizin; “bazı”ları şeklinde atıfta bulunulmuştur. İbnü’l-Arabî (Şeyhü’l-Ekber), Abdülkerîm Kuşeyrî, Feridüddîn Attâr, Sadî-i Şîrâzî, Hâfız, Mevlâna, Abdülkerîm Cîlî, İbnü’l-Fârız, Örfî-i Şîrâzî, Molla Câmî, Mütenebbî, İbn-i Vefâ, Mollâ Muhammed Mağribî, Hayâlî, Bâkî vd. isimler müellifin çoğunlukla eserlerinden iktibas yaptığı şâir ve müellifler arasında yer almaktadırlar. Şârih, yararlandığı herhangi bir görüşte, alıntıladığı herhangi bir metin parçasında, manzumede vs. “yardımcı tercüme/ şerh” olarak değerlendirebileceğimiz şekilde iktibaslar üzerinden açıklamalar yapmakta özellikle Arapça ve Farsça manzumelerin anlam dünyasına da yer vermektedir. Bu durum her beyit ve her iktibas özelinde geçerli olmayıp şârihin gerek duyduğu ölçüde gerçekleşmektedir. Vehbî-i Yemânî, şerhinde “tenbih, tavsiye, nasihat, soru-cevap, eleştiri ve dua” olarak nitelendirebileceğimiz teknik ve üsluplara da başvurmuştur.
Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî kaynaklar yönünden de çok zengin bir şerhtir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla, şerhte İslamî ilimlere dair Kur’ân-ı Kerîm başta olmak üzere, tefsir ve hadis kaynaklarından: Abdullah b. Abbas’ın Tefsîru İbn ʿAbbâs’ı, Begavî Ferrâ’nın Meâlimü’t-Tenzîl’i, Beyzâvî’nin Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’t-Te’vîl’i, Süyûtî’nin el-Câmiü’s-Sağîr’i, İbn Melek’in Mebâriku’l-Ezhâr Şerhu Meşâriki’l-Envâr’ı kullanılırken tasavvuf ilmîne dair: Abdülkadir Geylanî’nin Fütuhu’l-Gayb’ı, Abdülkerim Kuşeyrî’nin Risâletü’l-Kuşeyrîye’si, Aynülkudat Hemedanî’nin Temhidât’ı, Cîlî’nin el-İnsânü’l-kâmil fi Ma’rifeti’l-Evâhir ve’l-Evâ’il’i, Levâmiü’l-Berk’i, Lisânü’l-Kader bi Nesimi’s-Seher’i, Fahreddin-i Irakî’nin Lema’ât’ı, Gazalî’nin İhyâü Ulûmi’d-din’i, İbn Atâullah el-İskenderi’nin Letâifü’l-Minen’i, İbnü’l-Arabî’nin Ankâu Muğrib fi Marifeti Hatmi’l Evliyâ ve Şemsi’l-Mağrib’i, Fusûsü’l-Hikem’i, Mevâiz-i Hasene’si, Mevâkiü’n-Nücûm’u vd. eserler, yine Arap, Fars ve Türk edebî sahasından: Ahmed b. Alvân el-Yemânî’nin, Şeyh Muhammed Vefâ’nın (Ali Vefâ eş-Şâzelî), Hallâc-ı Mansûr’un, İbnü’l-Fârız’ın, Lebîd b. Rebîa’nin, Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî’nin, Mütenebbî’nin, Nâbiga ez-Zübyânî’nin, Safiyüddîn el-Hillî’nin, Züheyr b. Ebû Sülmâ’nın, Bâbâ Figânî-i Şirazî’nin, Evhadüddîn-i Kirmânî’nin, Hâfız-ı Şîrâzî’nin, Şîrîn-i Mağribî’nin, Mevlâna Celâleddîn Rûmî’nin, Muhteşem-i Kâşânî’nin, Nûreddîn Abdurrahmân b. Ahmed Câmî’nin, Ömer Hayyâm’ın, Örfî-i Şîrâzî’nin, Bâkî’nin, Fuzûlî’nin, Hayâlî Bey’in, Necâtî Bey’in dîvânları; mesnevilerden Ferîdüddîn Attâr’ın Esrârnâme’si, Mantıku’t-tayr’ı, Pendnâme’si; İbrâhîm Gülşenî’nin Gülşen-i Manevî’si; Mollâ Câmî’nin Heft Evreng’i (Yûsuf u Züleyhâ); Nizâmî-i Gencevî’nin Mahzenü’l-Esrâr’ı; Sa’dî-i Şîrâzî’nin Bostân ve Gülistân’ı; Şeyh Mahmûd Şebüsterî’nin Gülşen-i Râz’ı vd. eserler, bunların yanı sıra Mahmûd-ı Gâvân’ın Riyâzü’l-İnşâ’sı; Harîrî’nin Makâmât’ı ve daha birçok eser kaynak olarak kullanılmıştır.
Sonuç olarak şu değerlendirmeyi yapmak mümkündür ki; Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî, hem edebî değer olarak hem de bağlı bulunduğu şerh geleneği literatüründe, Arap, Fars ve Türk edebiyatı tasavvufi alanına hâkim olduğu anlaşılan şârihinin eserini bu yönüyle zengin bir açıklama zeminine oturtma çabasından dolayı kuvvetli bir şerh ve kıymetli bir eser olarak değerlendirilebilir.
Kaynakça
Bağdatlı İsmail Paşa. (1951). Hediyyetü’l-Ârifîn Esmâü’l-Müellifîn ve Âsârü’l-Musannifîn, İstanbul: Millî Eğitim Basımevi.
Bakırcı, F. (2018). “Türkçe Divan Dibacelerinde Ki/Kim’li Yapılar: Fuzuli, Taşlıcalı Yahya Bey Ve Nev’i’nin Türkçe Divan Dibacelerindeki Ki/Kim’li Yapılar”, The Journal of Academic Social Science Studies, 72.
Bursalı Mehmet Tahir. (2016). Osmanlı Müellifleri, (Haz. M. A. Yekta Saraç), Ankara: TÜBA Yayınları.
Çınarcı, M. N. (2020). Mesnevi Şerhlerinin Kaynakları, Al-Farabi Journal, 8th International Conference on Social Sciences, 21-22 Haziran 2020, Kazakistan.
Ece, S. (2013). Hüsnüne Aşk Olsun, Erzurum: Fenomen Yayınları.
Güleç, İ. (2009). “Dağılmış İncileri Toplamaya Yardım Etmek: Şerh Tasnifi Meselesine Küçük Bir Katkı”, Turkish Studies, 4/6, 213-230.
Güleç, İ. (2010). Mesnevi Üzerine Araştırmalar, İstanbul: H Yayınları.
Güleç, İ. (2014). “Mesnevî-i Şerîf’in Üçüncü Beytine Farklı Bir Şerh Denemesi”, Türkiyat Mecmuası, 24.
Kanar, M. (2014). Mesnevi 1-6, (2. Bsk.), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Kılıç, A. (2007). “Dağılmış İncileri Toplamak: Şerh Tasnifi Denemesi”, Prof. Dr. Abdülkadir Karahan Anısına I. Uluslararası Klasik Edebiyat Sempozyumu 12-13 Nisan 2007, İstanbul.
Kolunsağ, İ. (2018). Klasik Şerh Geleneğinin Son Örneklerinden Galebe-i Sultân-ı Aşk, Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi, 5 (11).
Kortantamer, T. (1994). “Teori Zemininde Metin Şerhi Meselesi”, Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, VIII.
Nicholson, R. A. (1386), Mevlana Celaleddin Muhammed-i Belhî Rumî, Mesnevî-i Manevî, İran: İntişârât-ı Dûstân.
Özçakmak, F. (2022a). Vehbî-i Yemânî Kitâb-ı Rûhânî Fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî (İnceleme-Metin), (Doktora Tezi), Erzurum: Atatürk Üniversitesi.
Özçakmak, F. (2022b). “Türk Edebiyatında Kasîde-i Hamriyye Tercüme ve Şerhleri ve Kitâb-ı Şerh-i Hamriyye-i Fârıziyye”, The Journal of Turkic Language and Literature Surveys (TULLIS), 7 (2), 106-126.
Özçakmak, F. (2022c). “İbn Düreyd’in el-Maksure’sine 17. Yüzyılda Yazılan Türkçe Bir Şerh; Vehbi-i Yemanî’nin Şerh-i Kaside-i İbn Düreyd Adlı Eseri”, The Journal of Academic Social Sciences, 125, 175-190.
Özçakmak, F. (2022d). “Vehbî-i Yemânî nin Mesnevî Şerhine Kaynaklık Eden Tasavvufî Eserler”, RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 29, 458-476.
Özdemir, M. (2016). “Mesnevi’nin Türkçe Şerhleri”, Turkısh Studies, 11(20), 461-502.
Tahirül Mevlevî. (2018). Mesnevinin Dibacesi ve İlk On Sekiz Beytinin Şerhi, (Haz. Ali Güzelyüz, Mehmet Atalay, Kadir Turgut), İstanbul: Demavend Yayınları.
Taştan, E. (2009). İsmâîl Rüsûhî Ankaravî’nin Mesnevî Şerhi (Mecmû‘atü’l-Letâ’if ve Matmûratü’l-Ma‘ârif ) I. Cilt, Çeviriyazı-İnceleme, (Doktora Tezi), İstanbul: Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.
Vehbî-i Yemânî, Kitâb-ı Rûhânî fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî, Fransa Millî Kütüphanesi, Turc. 581.
Vehbî-i Yemânî, Kitâb-ı Şerh-i Hamriyye-i Farıziyye, Berlin Devlet Kütüphanesi, Hs.or. 5088.
Vehbî-i Yemânî, Risâle-i Beşâret ve Makâle-i İşâret, Berlin Devlet Kütüphanesi, Hs.or. 5088.
Vehbî-i Yemânî, Risâle-i Gülzâr-ı Hakâyık ve Esrâr-ı Dekâyık, Berlin Devlet Kütüphanesi, Hs.or. 5088.
Vehbî-i Yemânî, Risâle-i Sükût ve Makâle-i Uzlet ve Sumût, Berlin Devlet Kütüphanesi, Hs.or. 5088
Vehbî-i Yemânî, Risâletü’l-Meşâyih ve Makâletü’ş-Şemârih, Berlin Devlet Kütüphanesi, Hs.or. 5088.
Vehbî-i Yemânî, Risâletü’t-Tevbe ve’l-Mücâhede ve Makâletü’l-Havbe ve’l-Mukâbede, Berlin Devlet Kütüphanesi, Hs.or. 5088.
Vehbî-i Yemânî, Şerh-i Kaside-i İbn Düreyd, Reisülküttab Mustafa Efendi, nr. 855. Vehbî-i Yemânî, Tefsirü’l-Kur’an ve Tenvirü’l-İrfan, Bursa Yazma Eser Kütüphanesi Haraççıoğlu, nr. 105, 116.
Vehbî-i Yemânî, Terceme-i Camiü’s-Sağir, Süleymaniye Kütüphanesi, Hamidiye, nr. 312-314.
https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/btv1b52509630z.r=vehbi?rk=107296;4
* Dr. Öğr. Üyesi, Atatürk Üniversitesi, [email protected],
1 Mesnevî’nin Arapça dibacesinde yer alan ifade ve Tahirü’l-Mevlevî tarafından yapılan yorumu için bkz. Güzelyüz vd., 2018: 58.
2 Detaylı bilgi için bkz. Özçakmak, 2022a: 8-11.
3 Bkz. Vehbî-i Yemânî, Genc-i Nihânî ve Kenz-i Meânî, vr. 4b.
4 Bkz. Vehbî-i Yemânî, Tefsîrü’l-Kur’ân, vr. 2a
5 Vehbî-i Yemânî’nin eserleri hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Özçakmak, 2022a: 10-34.
6 Eser hakkında yapılmış bir çalışma için bkz. Özçakmak, 2022b.
7 Eser hakkında yapılmış bir çalışma için bkz. Özçakmak, 2022c.
8 Fiziksel özellikler, https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/btv1b52509630z.r=vehbi?rk=107296;4 adresinden alınmıştır.
9 Bk. Genc-i Nihânî ve Kenz-i Meânî, vr. 4a , vr. 11a ; Tefsîrü’l-Kur’ân ve Tenvîrü’l-İrfân, vr. 2a; Kitâb-ı Rûhânî fî Şerh-i Mesnevî-i Muhtasar-ı Nûrânî, vr. 127a vd.
10 Çalışmada, Mehmet Kanar ve Reynold Alleyne Nicholson neşirleri esas alınmış ve Mesnevî beyitleri buna göre numaralandırılmıştır.
11 Tasnif çalışmaları için bk. Güleç, 2009; Kılıç, 2007; Özdemir, 2016.
12 Metindeki seci üslubu için bkz. Özçakmak, 2022a: 50.
13 Bu türden manzumeler için bkz. Özçakmak, 2022a.
14 ‘Ki’li cümle yapılarının özellikleri için ayrıca bkz. Bakırcı, 2018: 185.
15 Bkz. Özçakmak, 2022a: 59-60
16 Şerhin ayrıntılı bir şekilde bölümlendirilmesi, açıklığa kavuşturulması ve şârihin şerh üslubuna yönelik olarak bkz. Özçakmak, 2022a: 58-94. Vehbî Yemânî’nin şerhinin Mesnevî’nin ilk 18 beyti özelinde değerlendirildiği ve metod tespitinin yapıldığı çalışma için ayrıca bkz. Özçakmak: 2022d.
17 “Onlardan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur.”, Rahman: 55/74.
18 “Oysa O sizi türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır.”, Nuh: 71/14.
19 Örnekler için bkz. Özçakmak, 2022a: 87-90.
20 Şerhin bu yönüne dair ayrıntılı bilgi için bkz. Özçakmak, 2022a, 89-94.
21 Ayrıntılı bilgi için bkz. Özçakmak, 2022a, 94-155.
22 Bu başlık altında yer alan eserlerin ayrıntılı bilgisi ve şerh üzerine bu konuda yapılmış çalışma için bkz. Özçakmak, 2022d.
