KÜTAHYA VAHİD PAŞA YAZMA ESERLER KÜTÜPHANESİ’NE ERGUNİYYE MEVLEVİHANESİNDEN GELEN ESERLERDEN ÜÇ CİLT ÖRNEĞİ
KÜTAHYA VAHİD PAŞA YAZMA ESERLER KÜTÜPHANESİ’NE ERGUNİYYE MEVLEVİHANESİNDEN GELEN ESERLERDEN ÜÇ CİLT ÖRNEĞİ
THREE BOOKBINDING EXAMPLES WHICH CAME FROM THE ERGUNIYYE MEVLEVI LODGE TO KUTAHYA VAHID PASHA LIBRARY OF MANUSCRIPTS
Latife DURMUŞ
ÖZET
Bu çalışmamızda, Kütahya Vahîd Paşa Yazma Eser Kütüphanesi’ne Erguniyye Mevlevîhânesi’nden gelen eserlerden üç cilt örneğini incelemeyi hedefledik.
Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’in torunu olan Celâleddin Ergun Çelebi, Selçuklu kumandanı İmâdüddin Hazer Dinârî’nin Germiyanoğulları Beyliğinin merkezi olan Kütahya’da inşâ ettirdiği ilk mevlevîhâne kabul edilen mescidin postnişîni olmuştur. Önce Celâleddin Ergun Çelebi’nin daha sonra diğer postnişinlerin buraya defnedilmesiyle mescid, Ergun Çelebi Türbesine dönüşmüş, kuzeyine de semâhâne inşâ edilip Mevlevîhâne’nin ilk kuruluşu gerçekleşmiş ve kendi adıyla anılmıştır. Kütüphaneye ismini veren, 1809’da Dışişleri Bakanlığından azledilerek iki sene Kütahya’ya sürgüne gönderilen Vahîd Paşa ise 1812’de kütüphanesini kurmuştur. Görevi dolayısı ile bulunduğu yerlerden kitaplar göndererek kütüphanesini zenginleştirmiştir. Kuruluş katoloğunda dokuz yüz kitap tespit edilen kütüphanedeki eserler kısa sürede bin iki yüz cilde ulaşmıştır.
Erguniyye Mevlevîhânesi ve Molla Bey Kur’an Kursu kitaplıklarındaki yazma eserlerin de ilavesiyle bu sayı daha da artmıştır. Kütüphanede bulunan 3242 yazma eser, konuları ve cilt özellikleri açısından Anadolu Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan zengin bir koleksiyona sahiptir. Bu koleksiyondan araştırmamıza konu olan Erguniyye Mevlevîhanesi’nden gelen eserlerden üç tanesinin katolog bilgilerini inceleyip resimledikten sonra şemse, zencirek, köşebent ve mikleplerini tezyinatları açısından sınıflandırmaya çalıştık. Ketebe tarihleri belli olmayan bu eserleri başka kütüphanelerde bulunan benzer cilt özelliğine sahip eserlerle kıyaslayarak dönem özelliklerini ortaya koymaya ve tarihlendirmeye gayret ettik.
Anahtar Kelimeler: Kütahya Vahîd Paşa Yazma Eser Kütüphanesi, Erguniyye Mevlevîhânesi, Cilt, Yazma Eser,Tezyînat.
ABSTRACT
In this study, we aimed to examine three bookbindings of manuscripts from the Erguniyye Mevlevî Lodge which came from Kütahya Vahîd Paşa Manuscript Library.
Celâleddin Ergun Çelebi, grand son of Mevlânâ’s son Sultan Veled, became the sheikh (postnişin-the head of the dervish lodge) of the mosque, which was accepted as the first city built by the Seljuk commander İmâdüddin Hazer Dinârî in Kütahya, the center of the Germiyanoğulları Principality. The masjid was transformed into the tomb of Ergun Çelebi after Celâleddin Ergun Çelebi and the other sheikhs were buried there, and then the Semahane (the building where Mevlevi dervishes perform the sema) was built, thus Mevlevî Lodge was first established. Wahid Pasha, whose name was given to the library, was dismissed from the Ministry of Foreign Affairs in 1809 and sent to exileto Kütahya for two years, established his library in 1812. He enriched the library through sending books from places where he stayed due to the tasks he had to fulfill. Nine hundred books were identified
in the establish ment catalog and the numbers of the works in the library reached to two hundred volumes in a short time. The numbers of the works have increased even more with the addition of the manuscripts from the libraries of Erguniyye Mevlevî Lodge and Molla Bey Koran Course. The 3242 manuscripts in the library have a rich collection from the Anatolian Seljuks to the Ottomans in terms of subject sand volume characteristics. From this collection, we studied the catalog information of the three of the works from the Erguniyye Mevlevi Lodge, which was the subject of our research, and tried to classify them in terms of their drawings, bordure (zencirek), angle and book mark (miklep). We tried to reveal the characteristics of the period and date these works which are not definite by comparing them with the works in the other libraries which have similar volume characteristics.
Keywords: Kütahya Vahîd Pasha Manuscript Library, Erguniyye Mevlevî House, Bookbindings, Manuscript, Decoration
GİRİŞ
Anadolu Beylikler Dönemi’nin önde gelen tarikatlarından Mevlevîliğin, nüfuz sahasına XIV. yüzyıl başlarından itibaren Germiyanoğulları’ nın merkezi Kütahya da dahil olmuştur. Bu tarikat esas gelişimini Celâleddin Ergun Çelebi’nin şeyhlik döneminde tamamlamıştır. Ergun Çelebi›nin beyliğin kurucusu I. Yakup Bey ile Mehmed Çahşadan ve Süleyman Şah›ın saltanatını gördüğü anlaşılmaktadır. Yakup Bey›in iktidarda olduğu dönem siyasi ve askeri bakımdan en kuvvetli olduğu dönemdir şüphesiz bu istikrar ve maddi zenginlik sosyal ve ilmî hayattaki gelişmeyi de beraberinde getirmiştir.[1] Uzun yıllar faaliyet gösteren dergâh, son şeyhi Sâkıb Dede›den sonra 1925›te kapatılmıştır.[2] Araştırmamıza konu olan eserler Kütahya Vahîd Paşa Kütüphanesine zaman içerisinde nakledilmiştir.
Kütüphanenin kurucusu Vahîd Paşa iyi bir tahsil gördükten sonra, devletin üst makamlarında önemli görevlerde bulunmuş ve Kütahya’ya sürgüne gönderilmiştir.(1224/1809)[3] Burada kaldığı dönemde, Kütahya’nın yüksek âlimlerinden Abdül Bâki Efendi’nin dersinde bulunmuş ve onun fazl-ı keremine hürmeten, Ulu Cami’in son cemaat kısmında, sağ köşede yer alan bölümü satın alarak başladığı kütüphane’nin inşâ faaliyetini 1812’de tamamlayarak, halkın istifadesine sunmuştur.[4]Ulu Câmi giriş kapısı üzerinde de talik hatla hâk edilmiş manzum kitabesi vardır.[5]Vahîd Paşa görevi dolayısıyla bulunduğu yerlerden de kitap göndererek kütüphanesini zenginleştirmiştir.[6]
Kuruluş katoloğunda 900 kitabı bulunan kütüphane, kısa sürede 1200 cilde ulaşmış, Molla Bey Kur’an Kursu ile Kütahya Erguniyye Mevlevihânesi’ nin kapanmasıyla mevcut yazma eserleri de bu koleksiyona dahil edilmiştir.[7] Kütüphanenin yazma eser koleksiyonunda yapılan istatistiklere göre; 3242 adet yazma eser, 5556 adet de eski harfli basma eser bulunduğu tespit edilmiştir. Dil ve konu açısından da çok çeşitlilik arz eden yazma eserler arasında Vahîd Paşa›nın kendi eserleri de yer almaktadır.[8] Ayrıca kütüphanenin, ciltleri açısından san’at değeri taşıyan Anadolu Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda eseri mevcuttur.
Araştırmamıza konu olan Mevlevîhane’den Kütüphaneye gönderilmiş üç cilt örneğini incelemeden önce, yazma eserleri süsleyen cilt san’atının tarihi gelişimi hakkında kısaca bilgi vermek istiyoruz.
Cilt, kitabın yapraklarının yıpranmasını önleyen koruyucu kap[9] demektir. Bu kelime ‘’Deri’’ anlamına gelmektedir.[10] Yaygın olarak kullanılan tanımıyla bir mecmua veya kitabın yapraklarını dağılmaktan korumak ve sırasıyla bir arada toplu olarak bulundurmak için ince tahtadan, deriden veya üzerine deri, kâğıt ve bez gibi şeyler kaplı mukavvâdan yapılan kaplara denir.[11] Cilt zamanla süsleme san’atlarından biri haline gelmiştir.[12] Teclid (ciltleme) işini yapanlara da mücellid (ciltçi) denilmiştir.[13]
Cilt ve ciltçiliğin gelişerek yaygınlaşması kağıdın icadından sonra olmuştur.14 Batı Çin’de çok erken tarihli kağıtlar bulan araştırmacılar kağıdın M.Ö. II. yüzyılda îcâd edilmiş olduğunu kabul etmektedirler.15 Çinlilerden kağıt yapımını öğrenen Türkler, deri işlemeciliğinde maharetli oldukları için ciltçiliği Çinlilerden önce başarmışlardır. Çünkü Çinlilerin kitapları tomar halinde idi.16 Kağıdın kullanım potansiyelini keşfeden Batı Asya Müslümanları olmuş ve kağıt İslam dünyasına da Türkler tarafından tanıtılmıştır.17 Ele geçmiş en eski cilt kapakları IV. yüzyıla ait olup papirüs üzerine sade ve gösterişsiz bir şekilde meşin kaplanarak yapılmışlardır.18 Çin’de ciltçiliğin gelişmesi, Uygur san’atkarlarının buraya göçüp yerleşmesiyle başladığı gibi, İran’a ve Halife Mu’tasım Billah zamanında Samarra’ya giden (IX. yy.) Uygur Türkleri de bu memleketlerde cilt san’atının ilerlemesinde ve bir san’at kolu olarak yerleşmesinde büyük rol oynamışlardır.19 Cilt san’atı, Uygur Türkleri vasıtasıyla İslam dünyasına da yayılmış oldu, tabiatıyla Irak ve Horasan bölgesi de ilk gelişme merkezleri olmuştur.20 Orta Asya Türklerinin ciltçilikte deri kullandıkları ilk defa deri üzerine madeni kalıplarla süsler bastıkları, Bin Buda Mağaralarında araştırmalar sonucu bulunan parçalardan anlaşılmıştır. Orta Asya’da Kara Hoço ‘da yapılan kazı ve araştırmalar sonucu elde edilen eserlerin M.S. VII. yüzyıllara ait olduğu tespit edilmiştir.21Yine P. K. Koslov tarafından Kara Hoço’da22 bulunan cilt örnekleri üzerindeki motifler Selçuklu ciltleri ile büyük benzerlik gösterdiği için XIII. yüzyıldan daha öncelere ait olabileceği düşünülmektedir.[14] Eski Türk ciltlerinde son döneme gelinceye kadar, kullanılan malzeme aynı kalmış olup sadece bezeme üslûplarında bölge ve devirlere göre değişmeler olmuştur.[15]
….










