Mevlevi Ayinleri
Mevlevi Ayinleri
Nezih UZEL
Orta Asya steplerinde yerinden edilen Türk’ün Anadolu’da yurt tutması bin yıl öncesine kadar uzanır.
O çağda yarımadaya girmeye başlayan Oğuz boyları, kılıç tutan elin yanında yüzlerce yılda gelişmiş bir insan ruhunu da birlikte taşıyorlardı… Esasen antik çağ kalıntıları ile dolu Anadolu’da, Asya tipi yepyeni bir dünyanın insanı bu toprağın görüntüsünü baştan aşağı değiştirecekti.
Değişiklik, ilk silâhlı çatışmalardan sonra temele doğru yayılmaya başlamıştı; eski tarihler Anadolu birliğini kuranlar arasında Gaziyan-i Rum, Abdâlân-i Rûm, Ahîyân-i Rum gibi zümreleri sayarlar. Şüphesiz ileri hatlarda savaşan gazilerin arkasında onları manen destekleyen ve feth edilmiş yerlerde kökleşmeyi sağlayan sağlam guruplar vardı.
Anadolumuzun manevî fatihleri arasında Eflâkî Dedeye göre 6 rebi’ül-evvel 604 (30 eylül 1207) tarihinde Belh’te doğan Celâleddin Rumî’nin yeri en başta gelir.
Daha sonraları Efendimiz anlamında «Mevlânâ» adıyla anılacak olan Celâleddin, muhtemelen Moğol baskısı sonucu babası Sultanü’l-Ulemâ (Bilginler Padişahı) Bahaeddin Veled ile birlikte Belh’ ten ayrılmış ve uzun bir yolculuktan sonra Konya’ya gelip yerleşmiştir.
Mevlânâ Celâleddin’in Konya’daki günleri Anadolu Türk-İslâm birliğinin kuruluş ve kökleşmesine başlangıçtan günümüze kadar tesirlidir.
Anadolu Türk’ü onun ve diğer manevî büyüklerin şahıslarında çeşitli siyasî olayların getirdiği ıztırap yıllarını azimle karşılayacak gücü bulmuş ve her defasında yeni devletler çıkarabilmenin yeteneğine kavuşmuştur.
İnsanların, ülkelerin parçalandığı, kaynaşıp karardığı bir devirde kişilerin birbirlerini boğazlamaları yerine sevmelerini öğütlüyordu bu mânâ erleri. Ve bu öğütler basit, can sıkıcı nasihatler olarak havada kalmıyordu. Sevgi ve işbirliği esasına dayalı teşkilâtlar kuruluyor veya bunlar varsa yeni esaslar içinde geliştiriliyordu.
Anadolu birliği için çalışan kurumlar arasında Ahiyan-i Rum denilen teşkilâtın önemini belirtmiştik. Bu teşkilât hakkında Ord. Prof. Dr. Franz Taeschner şu bilgiyi vermektedir:
«Ahî» kelimesi, zâhiren Arapça’daki «erkek kardeşim» kelimesi ile ilgili görünürse de, esasında en eski bir Türkçe kelime olduğu sanılmaktadır; zaten Uygurca ve Kâşgarca’da kelime «akı» şeklinde «cömert, asil, alicenap, nezih civanmert» gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Muhtemelen güney-batı Türkçe «Türkmence» olan kelimenin, «Ahi» şekli, Büyük Selçuk İmparatorluğu devrinde pek yaygın bir halde İran’a ve dolayısı ile oradan da Anadolu Türkleri’ne gelmiş bulunmaktadır.
Orta Çağ’da, Arapça’da Bilâd-ı Rum denilen Türk Anadolusu’nda Ahilik, fütüvvetin sosyal kelimesi mânâsıyla birleştikten sonra özel bir şekilde geniş bir mânâ kazandı. Ahi, böylece bilhassa el sanatı erbabından genç evlenmemiş insanlardan müteşekkil cemiyetin gece toplantıları yaptıkları arapçada «Zaviye» Farsça ve Osmanlıca’da «Âstâne» anlamlarını taşıyan kulübün tanzim ve idaresini elinde bulunduran bir nevi başkan «Mukaddim» olarak karşımıza çıkar…
Ahi teşkilâtı ve fütüvvet üzerinde yapılan araştırmalar onun, kelimenin izahı sırasında anlatıldığı gibi yüksek İnsanî duygulara dayanan bir esnaf ve halk teşkilâtı olduğunu ortaya çıkarmaktadır… Ahiliğin gücü hakkında Franz Taeschner gezgin İbni Batuta’ya dayalı olarak şunları naklediyor:
«İbni Batuta Konya’daki tasvirleri sırasında, bir şehirde şayet bir sultan veya bir emir idarî kuvveti ellerinde tutamayacak olurlarsa onlara bir Ahi vekâlet eder…»
Mevlânâ Celâleddin Rumî’nin daha sonra «Mevlevîlik» olarak teşkilâtlanan sevgi ve aşk yolunun, başlangıçta söz konusu Ahî teşkilâtından faydalandığını şu noktada belirtmek gerekiyor:
6 büyük cilt içinde 25618 beyitlik Mesnevî’nin yazılmasında Mevlânâ’ya yardımcı olan Çelebi Hüsameddin «Ahi Türk Oğlu» ismi ile anılmaktadır, zira babası Hasan oğlu Muhammed Konya ve çevresi Ahilerinin başkanı idi. Soyu Urmiye’den Anadolu’ya göçmüş ve Konya’ ya yerleşmişti. Çelebi küçük yaşta yetim kalmıştır. Konya Ahileri onu babasının postuna oturtmuşlardı. İlk gençlik çağlarından beri Mevlânâ’ya büyük yakınlık duyuyor ve medresesine devam ediyordu. Zamanla Sema meclislerine de katılmaya başladı. Hüsameddin olgunluk çağında başında bulunduğu Ahi teşkilâtının bütün üyeleri ve dostları ile birlikte Mevlânâ’ya intisab etti. Tebrizli Şems Kuyumcu Salâhaddin Zerkûbî’nin ölümünden sonra Mevlânâ’nln en yakın dostu ve halifesi olmuştur. Ahi teşkilâtından payına düşen bütün malını Mevlânâ’nın önüne serdi. Nesi var nesi yok ise bu uğurda harcadı. Bundan sonra Çelebi Hüsameddin’in Meram bağlarındaki evi Mevlânâ’yı sevenlerce bir toplantı yeri hâlini aldı. Bu grup Hz. Mevlânâ’nın ölümünden sonra, Sultan Veled’in Selçuk emirlerinden vakıflar temin etmesi ile de ayrıca teşkilâtlanacak ve Mevlevi tarikatının öncüsü olacaktı..
Mevlânâ yolunun gerçek teşkilâtçısı Pîrin torunu Ulu Arif Çelebi olmuştur. Hz. Mevlânâ 1273’te gözlerini yumdu. O’ nun postunu 1284’e kadar 11 sene Çelebi Hüsameddin işgal etti. Çelebi Hüsameddin’in ölümü ile Hz. Pir’in oğlu Sultan Veled postnişin oldu. Sultan Veled 1321′ de 28 yıl hilâfetten sonra vefat edince yerine oğlu Ulu Arif Çelebi geçti. Ulu Arif Çelebi 8 yıl kadar süren hilâfeti sırasında Mevlevîliği örgütlemeyi başarmıştır. Onun vefatı ile yerine kardeşi Şemseddin Alîm Çelebi geçti… Bu tarihten sonra Ulu Arif Çelebi’nin soyundan gelen Konya Çelebileri Mevlevî Tarikatının Cumhuriyet idaresince ilga edilmesine kadar makamı işgal etmişlerdir. Şemseddin Emir Alîm Çelebî’nin vefatından 1925 yılına kadar geçen 587 yıl içinde 32 çelebi Konya Mevlânâ Dergâhında postnişinlik görevini yürütmüştür.
6 asırlık Mevlevîlik tarihi içinde Anadolu, Rumeli, Suriye, Irak, Arabistan ve Mısır’da 100’e yakın Mevlevihane kurulmuştur. Bu mevlevîhaneleri, bilinen son şeyhleri ile birlikte, Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk ve Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver şöylece sıralamaktadırlar:
Adana
Afyon Bakınız: «Karahisar»
Akçaşar «Akçaşehir»
Akçahisar – Fâik Dede
Amasya – Cemaleddin Efendi
Antalya – Ali Dede
Antakya – Mehmed Hüsameddin Dede
Ankara – Mustafa Nuri Dede
Ayasluk «Selçuk»
Aydın «Güzelhisar» – Sâkıb Dede
Akşehir – ?
Ayntab – Mustafa Dede
Bahariye – Bahaddin Efendi
Bağdat – 7
Beyşehir – Arif Çelebi
Belgrad
Belgradcık
Bilecik – Bahaddin Efendi
Bozkır – ?
Bosna Saray – Ruhi Dede
Burdur – Fehmi Dede
Bursa – Mehmed Şemseddin Efendi
Çankırı – Hasib Efendi
Çorum – Hüsameddin Dede Efendi Demirci – Son şeyhi malûm değil
Demirci Denizli
Edirne – Salâhaddin Dede
Eğridir – Yusuf Dede
Erzincan – Hacı İbrahim Hakkı Dede
Ermenek – Hüsameddin Dede
Eskişehir – Mehmed Şemseddin Efendi Eyüpsultan
Filibe – Mehmed Nesib Dede
Galata – Ahmed Celâleddin Dede Gelibolu – Mehmed Burhaneddln
Girid Hanya – Mehmed Şemseddin Dede Gümülcine
Halep – Sadettin Çelebi
Hama
Hotin
Hulnus – Abdurrahman Kâmil Efendi
İpek
Idris Köşkü
İzmit – Abdülfettah Dede
İlbasan – Hafız Dede
İzmir – Nuri – Nureddin Dede
İslâhiye
İsparta – Nuri Dede
Karahisar (Afyon) – Raşid Çelebi
Karaman – Sadettin Çelebi
Kastomoni – Tahir Âmil Çelebi
Kasımpaşa – Seyfettin Dede
Kayseri – Hüsameddin Dede
Kerkük – Abdullah Dede
Kıbrıs – Celâleddin Dede
Kırşehir
Kilis – Abdülganî Dede
Kılıç Ali Paşa
Kışlacık Mevlevî Zaviyesi
Konya – Abdülhalim Çelebi
Küdüs – Adil Dede
Kütahya – Sâkıb Çelebi
Lâzıkıye – M. Ragıb Efendi
Maçka – Hüseyin Fahreddin Dede
Musul – Hafız Osman Efendi ve Mahdumu
Musul – (Bk. Kerkük)
Mağnisa – Celâleddin Çelebi
Medinei Münevvere – Hacı Hamza Dede
Meram (Konya) – Nizameddin Çelebi
Maraş – Selim Dede
Marmaris – Haşan Dede
Mekkei Mükerreme – Orhan Salâhaddin Bey
Midilli – Nazif Dede
Mısır – Musa Bahaddin Efendi
Muğla – Cemaleddin Dede
Nis – Mahmud Dede
Niğde – Hüsameddin Dede
PeÇ
Sakız – İsmail Dede
Samsun – Hacı Mehmed Emin Dede
Sandıklı – Çevri Dede
Selânik – Salâhaddin Efendi
Siroz – Celâleddin Dede
Sivas – Hüsameddin Dede
Sütlüce – Elif Efendi
Şehrizor – Haydar Dede
Şems Türbesi – Hacı Rıza Dede
Şam – Hacı Said Dede
Tavşanlı – Ziyaeddin Dede
Tirfe – Hayrullah Dede
Trablus Şam – Mehmed Şefik Dede
Tokad – Abdülhadî Dede
Tozman ? – ?
Ulukışla – Said Dede
Urfa – Haşan Dede
Üsküp – Ali Dede
Üsküdar – Ahmed Remzi Dede
Vodina – Haşan Dede
Yenikapı – Abdülbakî Dede
Yenişehir Fener – Ahmed Dede
Yozgad – ?
Mevlevî tarikatı diğer tarikatlar! birlikte 1925 yılında sona ermiştir. Ancak Mevlânâ Celâleddin Rumî’nin Selçuk çinileri ile kaplı türbesi ve bitişikteki cami 1927 yılında müze haline getirilmiştir. Mevlânâ dergâhı günümüzde millî eğitim bakanlığının ilgili dairesine bağlı bir millî müze halindedir.
«Mevlevîlik yolunun» fiilen tarihe karıştığı 1925 yılından 1948 yılına kadar geçen 23 yıl içinde Mevlânâ’nın hatırasını ve manevî kişiliğini veya eserini yansıtacak önemli bir tören tertiplenmemiştir.
Günümüzde Konya’da düzenlenmekte olan «Mevlânâ ihtifalerini» 1948 yılından bu yana düşünmek gerekmektedir. Nitekim aynı yıl Konya’da tertiplenen bir anma toplantısında çeşitli konuşmacılar tarafından büyük insanın fikirleri, ruh dünyası ve Türk milletine yaptığı hizmetler dile getirilmiş, hatırası yad edilmiştir. Konferanslarla yürütülen anma toplantıları 1953 yılına kadar 5 yıl aralıksız sürdürülmüştür. Söz konusu toplantılar için Hz. Mevlânâ’nın ölümsüzlük kervanına katıldığı 17 aralık tarihi seçilmişti.
1953 yılında Konya’da Mevlânâ’yı anma toplantılarını tertip edenler bu törenler için Mevlevî müziğinden de faydalanmayı düşünmüşler ve bu amaçla Konya’ya çağırılan ülkenin tanınmış san’atkârları çağlar içinde çeşitli Mevlevî bestekârları tarafından meydana getirilmiş âyinlerden parçalar çalıp söylemişlerdir. Tören ertesi yıl aynen tekrarlanmış bu arada 1954 yılı aralığında İstanbul’da Spor ve Sergi Sarayı’nda bir Mevlevî Âyîni gösterisi düzenlenmiştir. Bu âyin sırasında İstanbul Bahariye Mevlevîhanesi son şeyhlerinden Hüseyin Fahreddin Dede tarafından meydana getirilmiş «Acemaşiran» makamındaki âyîn okunup çalınmıştır.
1955 yılında Konya’da «Mevlânâ İhtifali» hazırlıkları devam ederken bir Mevlevî âyininin tarihî hüviyeti ile aynen icrası düşünülmüştür. Uzun sürecek olan söz konusu törenin halkı sıkacağı yolunda ileri sürülen fikirlere rağmen önceki fikir galip gelmiş ve İsmail Dede’nin Hüzzam âyîninin icrası ile ihtifal yürütülmüştür.
1956 yılında düzenlenen ihtifal sırasında Mevlevî âyininin tam olarak icrası ve eksiksiz uygulaması için lüzumlu olan Sultan Veled devri ilâve edilmiş ve böylece Ulu Arif Çelebi’den bu yana altı asır içinde gelişen Mevlevî âyini veya Mevlevî töreni bütün incelikleri ile yeniden ihya edilmek durumuna girmiştir.
1956 yılından itibaren icra edilen âyînleri şöylece sıralamak mümkündür:
1956 Ferahfezâ Âyîni – İsmail Dede;
1957 Dügâh âyini – Şeyh Celâl Efendi;
1958 Beyati âyini – Köçek Derviş Mustafa;
1959 Suzidilârâ âyini – III. Selim;
1960 Neva âyini – İsmail Dede;
1961 Acembûselik âyini – Künhi Abdürrahim Dede;
1962 Isfahan âyini – Zekâi Dede;
1963 Sabâ âyini – İsmail Dede;
1964 Rûy-i Irak âyini – Ahmed Avni Bey;
1965 Hüzzam âyini – İsmail Dede;
1966 Hicaz âyini – İsmail Dede;
1967 Sûzidil âyini – Zekâi Dede;
1968 Pençgâh âyini – Beste-i Kadim;
1969 Sûzinâk âyini – Zekâi Dede;
1970 Beyati âyini – Köçek Derviş Mustafa;
1971 Acemaşiran âyini – Hüseyin Fahrettin Dede;
1972 Acembûselik âyini – Künhî Abdürrahim Dede;
1973 Uşşak âyini – Osman Dede;
1974 Bestenigâr âyini – İsmail Dede ([*]).
Mevlânâ ihtifalleri günümüzde evrensel bir niteliğe kavuşmuştur.
Son yıllarda Konya turizm derneğinin aracılığı ile düzenlenen törenler 1966 yılından sonra yurt dışına da taşmış. Türkiye’den gönderilen gruplar 1965’te Paris’te, 1968 yılında Strasbourg ve Paris’te, 1970 yılında yine Paris’te, 1971′ de Londra’da, 1972’de Birleşik Amerika’ nın 20’ye yakın büyük şehrinde ve 1974’te tekrar Londra’da «Temsilî Mevlevî Ayîni» icra etmişlerdir.
«Mevlevî tarikatı» bugün tarihe karışmıştır. «Mevlevihane» ismi verilen ve devrinde. Vakıflar teşkilâtına bağlı olan binalarının çoğu yıkılmış harap olmuştur. Ancak İstanbul’da Beyoğlu’nda Galata Mevlevîhanesi, Vakıflar idaresi tarafından Millî Eğitim Bakanlığı’na devredilmiş ve sözkonusu yapı bakanlık tarafından bir müze olarak halka açılmak kaydı ile onarılmıştır.
Konya’da düzenlenen Mevlevî törenlerini başlangıçta henüz hayatta olan yaşlı Mevlevîler tertiplemişlerdir. 1963 yılından sonra ise Konya Turizm Derneği’nin açtığı kurslarda yetişen semazenler görev almışlardır.
[*] Mevlevî Âyinleri’nin notalarım, Konya Senatörü ve Turizm Derneği Başkanı Saytn Feyzi Halıcı, büyük fedakârlıkla, kuşe kâğıdına muazzam bir cilt hâlinde yeniden bastırmıştır. H. T. M.





