Mevlevi Kuruluşları Arasında İstanbul Mevlevihâneleri

A+
A-

Mevlevi Kuruluşları Arasında İstanbul Mevlevihâneleri

Muzaffer Erdoğan

Giriş

Bir dereceye kadar Konya Mevlânâ Dergâhı müstesna olmak üzere Anadolu ve Trakya’nın belli başlı merkezlerinde ve Haleb, Şam, Mısır, Kıb­rıs, Filibe, Selanik ve saire gibi müteaddid mahallerde kurulan muhtelif mevlevihâneler hakkında tam ve doyurucu araştırmalar yapıldığına dâir maale­sef bilgimiz yoktur. Bunların tesislerinde müessir olan coğrafî ve tarihî fak­törlerin mahiyetleri hakkında esaslı ma’lûmata sahib olmadığımızı da î’tiraf etmek îcab eder. Bunun gibi mevlevihânelerin kurucuları, mahalleri, bina ve inşaları, tâ’mir ve ihyâları, şeyhleri ile: şâir mensublan hakkmda tarihî ve mi’marî yönlerden incelemeler yapmak gerekir. Çok faydalı ve hayırlı olacağını tahmin ettiğimiz bütün bu faaliyetlerin; kurulması büyük ümid ve arzularla düşünülen ve çalışmaları ise candan dileklerle beklenilen «Mevlânâ Enstitüsü» nün sistemli direktifleri ve mesâisi dahilinde tahakkuk edeceğin­de şübhe yoktur. Bu yolda gerekli araştırmalara girişirken bibliyoteklerdeki kaynaklarla beraber ve belki bunlardan daha fazla olarak arşivlerdeki he­nüz yayınlanmamış belgeleri ihmâl etmemenin lüzum ve ehemmiyetini bu­rada işaret etmeliyiz. Biz bütün bu söylediklerimizin ana hatlarına sadık ka­larak burada ilk olarak Konya Mevlânâ Dergâhı’na gâyet seri bir bakış “yap­tıktan sonra Anadolu ve Trakya’dakilerin ve bugün sınırlarımız dışında ka­lan muhtelif mahallerin mevlevihânelerine kısaca temas edeceğiz. Bunun ardınca ayrı bir bölüm hâlinde İstanbul mevlevihânelerinin tarihî durumlarını bazı gayri münteşir arşiv belgeleriyle destekliyerek belirtmeye çalışacağız.

I Konya Mevlânâ Dergâhı

Bugün müze olarak kullanılan Konya’daki Mevlâna Dergâhı, Mevlevihâneler arasında müstesna ve mû’tena özellikleri hâiz bulunmaktadır. Bu itibarla İstanbul mevlevihânelerini incelemeye girişmeden evvel bu önemli külliye hakkında bir kaç söz söylemenin faydalı olacağına inanıyoruz. Kon­ya’da bulunan ve bütün mevlevi tekkelerinin başı addolunan Makam-ı Mev­lâna Dergâhı; Birinci Alâüddin Keykubad zamanına kadar Konya sûru dışında Selçuklu sultanlarının mesire ihtiyacını karşılayan, Sultanü’l-ulemâ’nın vefatından sonra ise oğul ve torunlarıyle diğer mevlevi büyüklerine bir ne­vi panteon olan meşur Gül Bahçesi sahasında tesis edilmiştir. Mevlâna’nın ölümünü müteakib asırlarca Konya’nın en muhteşem bir ziyneti hâlinde ka­lan bu dergâh; «kubbe-i Hadra» da dahil olduğu halde onun ölümünden sonra Selçuklu ricalinden Emir Muinüddin Pervâne ile zevcesi Gürci Ha­run’un ve Alemüddin Kayser’in maddî yardımları ile ve genç yaşında Kon­ya’ya gelerek bura sanat mektebinde yetişen Bedreddini Tebrizî’nin teknik nezaretleriyle vücud bulmuştur. (6225) m2 lik geniş bir sahayı kaplayan Mev­lâna Dergâhı külliyesinin genel durumu, bize, tam ve mükemmel bir mev­levi tekkesinin aksam ve teferruatını göstermesi bakımından üzerinde uzun uzadıya durulmaya değer. Ancak sütunlarımızın mahdud oluşu yüzünden bu dergâh hakkında geniş açıklamalar yapmaya imkân bulamıyoruz. Bu manzumenin batısı derviş hücreleriyle, diğer üç yönü ise duvarlarla çevril­miş bulunmaktadır. Batıdaki kapıya «Dervişan Kapısı», güneydeki kapıya «Hamuşan Kapısı» ve nihayet çelebi dairesine yakın bulunan kuzeydekine ise «Çelebiyan Kapısı» adı verilmiştir. Dergâhın Dervişan kapısı cihetinde­ki derviş hücreleri, 1584 (H. 992) tarihinde Osmanlı hükümdarı Üçüncü Sultan Murad tarafından yaptırılmıştır. Bu hücrelerin avluya bakan ön cebhelerine sonradan camekânlı koridor ilâve edilmiş olup, her birisi tek kub­beli odalardan ibaret bulunmaktadır. Her hücrenin bir ocağı ve bir bacası mevcuddur. Dergâh, müze hâline getirildikten sonra bazı hücrelerin arala­rındaki bölmeler kaldırılmış ve salon haline getirilmiştir. «Cümle Kapısı» dahi denilen Dervişan Kapısı’ndan şadırvanlı ve mermer döşeli geniş bir av­luya geçilir. Mescide âid son cemaat yerinin sağında türbenin giriş kapısı görülür. Bu kapının iki kanadı arabesk ve rûmilerle süslenmiştir. Türbe ka­pısından «Tilâvet Odası» denilen bir salona girilir. Buradan ise Sokullu Mehmed Paşa zâde Haşan Paşa tarafından yaptırılan ve dergâha armağan olu­nan «Gümüş Kapı» vasıtasıyle «Huzur-ı Pir» adı verilen türbe inedhaline dahil olunur. Üç kubbe ile örtülü olan bu kısmm sağında ve karşısmda me­zarlar bulunmaktadır. «Yeşil Kubbe» denilen (Kubbe-i Hadra) işte burada­dır. Medhalin solunda Sema’hâne vardır. Sema’hânelerin yanlarında ise Mutrib Hücresi ile kadın ve erkeklerin yerleri göze çarpar. Mescid ise Sema’hâneden bir duvarla ayrılmış bulunmaktadır. Avlu ile şadırvan, Çelebi daire­si, Meydan-ı Şerif, Matbah-ı Şerif, Şebi Arus havuzu, hamuşan, mezarlık ve saire dergâhın diğer bölümlerini teşkil ederler. Bunlardan başka dergâhın çevresi dahilindeki Haşan, Sinan ve Hurrem Paşa türbeleri ile Fatıma Hatun ve Mehmed Bey türbeleri de bu arada teferruat olarak yer almış bulunmak­tadır.

 

ETİKETLER: