Son Asır Kütahya Mevleviliği Üzerine Bazı Mülahazalar

A+
A-

ERGUN ÇELEBİ ve KÜTAHYA MEVLEVÎLİĞİ SEMPOZYUMU 

Son Asır Kütahya Mevleviliği Üzerine Bazı Mülahazalar

Sezai Küçük

Mevlevilik tarikatının önemli merkezlerinden biri olan Kütahya Mevlevihanesi, ilk Mevlevi tekkeleri olan Konya ve Afyonkarahisar Mevlevihanelerinden sonra tesis edilmiştir[1].

Mevleviliğin bânisi olarak kabul edilen Sultan Veled, Kütahya’yı “kusursuz bir güzel” olarak tasvir etmiş ve “Cennet Kütahya’nın ya altındadır ya üstündedir.” diyerek Mevlevi dervişlerinin buraya gelip yerleşmelerini ve Mevleviliği temsil etmelerini arzulamış,[2] Kütah­ya’yı Mevlevi kültürünün önemli merkezi hâline getirme emelini dile getirmiştir[3]. Sultan Veled’in Kütahya’ya karşı bu teveccühü karşılık­sız kalmamış, az bir zaman sonra Mevlevilik Kütahya’nın köylerine kadar yayılmış,[4] Kütahyalılar Mevlânâ’ya ve Sultan Veled’e karşı sevgilerini Mevlânâ Dergâhı’na; “beyaz mermerden gayet muntazam, hoş bir havuz”u hediye olarak göndererek ifade etmişlerdir.[5] Böylece Mevlevilik Kütahya’ya Sultan Veled zamanında girmiş, Hezâr Dinârî bu gün adıyla anılan mahâlde bir mescid inşa ettirmiş ve bu mescid Kütahya’da henüz kurumsallaşmamış Mevleviliğin ilk merkezlerin­den biri olarak kabul edilmiştir. Nitekim Mevlevihane Ergun Çelebi zamanında burada tesis edilmiş ve söz konusu Hezâr Dinârî mescidi Ergun Çelebi başta olmak üzere vefat eden diğer Mevlevi şeyhlerinin buraya defnedilmesiyle Ergun Çelebi Türbesi’ne dönüşmüştür[6].

Sultan Veled’den sonra yerine geçen oğlu Ulu Arif Çelebi (ö. 719/ 1320) de babası gibi Kütahya’ya ehemmiyet vermiş, Mevleviliğin en önemli kaynaklarından olan Menâkıbu’l-Arifîn’in müellifi Ahmet Eflâkî ile birlikte bu şehri ziyaret etmiş ve Mevlevi zaviyesi hâlini alan Hezâr Dinârî mescidinde konaklamıştır[7].

Germiyanoğlu Beyi Yakub Bey (702/1302-741/1340)[8], Ulu Arif Çelebi’yi 712/1312 yılından önce bu zaviyede ziyaret etmiş ve kendi­sine mürîd olmuştur[9]. Germiyanoğlu Yakub Bey’in desteğiyle, bu dönemde Mevlevilik Sultan Veled döneminde olduğu gibi Kütah­ya’nın köylerine kadar yayılışını sürdürmüş, Kütahya yakınlarındaki Çakır Köyü bir Mevlevi köyü hâlini almış ve Mevleviliğin bu bölge­deki merkezi Kütahya Mevlevihanesi olmuştur[10].

Sultan Veled ve Ulu Arif Çelebi dönemlerinde her ne kadar Mev­leviliğin Kütahya’nın köylerine kadar yayıldığından bahsedilse de, Kütahya Mevlevihanesi’nin kurumsal anlamda faaliyet göstermesi, dergâhın ilk şeyhi kabul edilen Celâleddin Ergun Çelebi (ö.775/1373) ile başlamaktadır[11].

Ergun Çelebi, Ulu Arif Çelebi oğlu Emir Âlim (1342-1350) ve Emir Vâcid Çelebi (1350-1368)’ler döneminde Konya’da yetişmiş ve Kütahya Mevlevihanesi’ne postnişin olmuştur[12].

Celâleddin Ergun Çelebi’nin vefatından sonra oğlu Burhâneddin İlyas Çelebi (ö. 798/1395) dergâha postnişin olmuştur[13]. Yirmi üç sene bu görevde kalan Burhâneddin Çelebi’den sonra, yerine Ergun Çelebi’nin yeğeni, İlyas Paşa’nın torunu, Şah Melik’in oğlu Zeynüddin Çelebi (ö. 828/1424) postnişin olmuş ve yirmi beş yıl meşîhatta kalmıştır[14].

Bu dönemde ortaya çıkan Timur hadisesi neticesinde; Mevleviler Kütahya’da sıkıntıya düşmüşlerdir. Mevlevilerden Yakub Çelebi şe- hid olmuş, burada bulunan Mevlevilerin bir kısmı Konya’ya bir kısmı da diğer emin beldelere göç etmişlerdir. Kütahya‘da Mevlevihaneye bir türbedar görevlendirilmiş ve böylece 950/1543 yılına kadar dergâhın açık kalması sağlanmaya çalışılmıştır. Yüzyılı geçen bir fası­ladan sonra, Konya’dan postnişinlik vazifesini ifa etmek üzere İbra­him Dede (ö. 1010/1601) Kütahya Mevlevihanesi’ne vazifelendiril- miştir. İbrahim Dede altmış yıla yakın sürdürdüğü vazifesi müddetince dergâhı eski fonksiyonuna kavuşturmuştur[15]. Vefatını müteakib “Ulûfecizade” diye bilinen, İbrahim Dede’nin müntesiplerinden ve damadı olan Mehmed Dede (ö. 1060/1650) posta geçmiş, elli yıl meşîhat makamında kalmıştır[16]. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Dede’nin güzel talik yazan bir hattat olduğunu ifade etmekte ve vefat tarihini 1100/1688 olarak vermektedir[17].

Mehmed Dede’nin vefatıyla birlikte Kütahya Mevlevihanesi’nde ilk, Mevlevilik tarihinde ikinci hanım şeyh olarak anılacak olan Kâmile Hanım bu dergâhta posta geçmiştir. Konya çelebilerinden ve Konya Mevlânâ Dergâhı tarihinde tek “İnas Çelebi” olarak Çelebilik makamında bulunan Küçük Arif Çelebi (ö. 1052/1642)’nin kızı olan ve aynı zamanda Mesnevihan olarak da bilinen Kâmile Hanım, Kü­tahya Mevlevihanesi meşîhat makamına Konya’dan gönderilmiştir[18].

Kütahya Mevlevihanesi’nin ilk hanım şeyhi Kâmile Hanım’dan sonra şeyhlik makamında oğlu Hüseyin Çelebi’yi görüyoruz[19]. Vefat tarihi bilmeyen Hüseyin Çelebi’den sonra Kütahya Mevlevihanesi meşîhatine Mustafa Sâkıb Dede (ö. 1148/1735)[20] geçmiştir.

Mustafa Sâkıb Dede, eseriyle Mevlevilik tarihine katkısı yanında yetiştirdiği Mevlevi müritleriyle de dikkat çekmiştir. İstanbul Yenikapı Mevlevihanesi’ne 1159/1746 senesinde şeyh tayin edilen ve bu zamandan sonra tekkeler kapatılıncaya kadar Yenikapı Mevlevihanesi meşîhatı kendi soyundan gelen Mevleviler tarafından yönetilen Ebû Bekir Dede (ö. 1189/1775), Kütahya Mevlevihanesi’nde Sâkıb Dede’nin yetiştirdiği müstesnâ Mevlevilerden biridir[21]. Yenikapı Mevlevihanesi Kütahyalı Ebu Bekir Dede’den sonra, tekkeler kapatı- lıncaya kadar onun soyundan gelen postnişinler tarafından idare edildiği için, bu şeyhlere “Hânedân-ı Sâkıbıyye” denilmiştir[22]. Ayrıca, yine Yenikapı Mevlevihanesi’nin XIX. asırda postnişinlerinden olan Ebu Bekir Dede oğlu Ali Nutkî Dede (ö. 1219/1804)’nin mürebbiliğini yapan Mecmûatü’t-Tevârihi’l-Mevleviyye[23] isimli eserin müellifi Seyyid Sahîh Ahmed Dede (ö.1228/1813) de Kütahya Mevlevihanesi’nde yetişmiştir[24]. Bu konuda Mustafa Erdoğan’ın İstanbul Araştırmaları Dergisi’nin VII. sayısında yayınladığı İstanbul’da Kütahyalı Bir Şeyh Ailesi, Seyyid Ebu Bekir Dede ve Ahfâdı” başlıklı çalışma önemli bilgiler aktarmaktadır[25].

Sâkıb Dede’den sonra oğlu olan Hâlis Ahmed Dede (ö. 1191/ 1777), babasının yerine geçmiş ve kırk üç yıl bu makamda bulunmuştur[26]. Vefatını müteakib Ahmed Halis Dede’nin oğlu olan Abdurrahim Atâ Çelebi (ö. 1206/1791) posta geçmiş ve on beş yıl meşîhat görevini ifa etmiştir[27].

XIX. asra girildiğinde Kütahya Mevlevihanesi meşîhatinde Abdurrahim Atâ Çelebi’nin oğlu Mehmed Sâib Çelebi bulunmaktadır. On bir yaşında babasının vefatı üzerine dergâh postuna geçmiş ve vefat tarihi olan 1227/1812 yılına kadar görev yapmıştır[28]. Mehmed Ziya beyin kaydettiğine göre; bu tarihe kadar âsitâne olan Kütahya Mevlevihanesi, Mehmed Sâib Çelebi döneminde âsitânelikten zaviyeliğe tebdil edilmiştir[29].

Daha sonra yerine Abdurrahim Atâ Çelebi’nin diğer oğlu Abdülkadir Çelebi şeyhliğe tayin edilmiş, 1272/1855 senesine kadar yakla­şık kırk beş sene dergâhta postnişinlik yapmıştır[30]. Vefatından sonra yerine tayin edilen oğlu İsmail Hakkı Çelebi de otuz sekiz yıl meşîhat görevini yerine getirmiş ve 1309/1891 yılında vefat etmiştir[31]. Daha sonra Konya Mevlânâ dergâhı şeyhlerinden Abdülvahid Çelebi (ö. 1325/1907) zamanında Kütahya Mevlevihanesi meşîhatine İsmail Hakkı Çelebi oğlu İdris Hamdi Çelebi tayin olmuştur[32].

İdris Hamdi Çelebi’ye zamanın Konya Mevlânâ Dergâhı postnişini Abdülvahid Çelebi tarafından verilen şeyhlik beratında Kütahya Mevlevihanesi’nin şeyhlik ve Mesnevihanlık görevi tevdi edilmiş ve “Mesnevi-i şerîfi kırâ’at, âyin-i evliyâullahı icrâ ve adab-ı şerî’at ve tari­katı ta’lim” ile görevlendirildiği ifade edilmiştir[33].

İdris Hamdi Çelebi üç yıl kadar bu makamda bulunduktan sonra 1313/1895 tarihinde vefat etmiştir. Mehmed Ziya Bey, kendisi Bur- sa’da iken mektuplaştığı İdris Hamdi Çelebi’nin irfanına, zekâsına ve özellikle taşıdığı güzel hasletlerine hayran olduğunu ifade eder. Vefat ettiğinde kırk iki yaşındadır[34].

Bu dönemin Kütahya Mevlevileri arasında dikkat çeken simala­rından biri olarak dergâhın müntesiplerinden, şair Pesendî Hacı Ali Dede’yi burada zikretmek gerekmektedir. Mevleviler arasında Pe- sendî Dede diye meşhur olan Hacı Ali Dede, XIX. asırda Mevleviler arasında yaygınlık kazanan ve Kasımpaşa Mevlevihanesi başta olmak üzere bazı Mevlevi dergâhlarda toplanan rind meşrep, arif ve nükte­dan Mevlevi tiplerinden biridir. 1257/1841 yılında Kütahya’da doğ­muş ve 1331/1913 yılında yetmiş yaşında vefat etmiştir. Pesendî De- de’nin Kütahya’nın Kunduk viranlardaki bahçesi Dede’nin hoş soh­betlerinden zevk alan zamanın ilim ve edebiyat ehlinin toplandığı bir mekândır. Kendisi gibi Mevlevi olan oğlu Mehmed Celâl Dede, baba­sının çoğunlukla hece vezniyle yazdığı şiirlerini toplamış ve bu şiirle­rin bir kısmı 1929 yılında Mustafa Hakkı Bey’in himmetiyle basılmıştır[35].

İdris Hamdi Çelebi’nin vefatı üzerine yerine tayin edilen oğlu Er- gun Çelebi’nin yaşının küçük olması sebebiyle vekâleten Rıza Çelebi oğlu Hüsameddin Çelebi meşîhat makamına görevlendirilmiştir[36].

Konya Mevlânâ Müzesi Arşivi’nde bulunan evraklara göre; Ergun Çelebi yaratılış olarak safdil, ahlaken de “mütevahhiş”, her şeyi anla­sa da ifadeden âciz, cezbeli bir yapıya sahiptir. Bu sebeptendir ki postta fazla kalamamış ve yerine kendisine vekâlet eden Hüsameddin Çelebi Kütahya Mevlevihanesi’ne şeyh olarak tayin edilmiştir. Hü- sameddin Çelebi’nin, sosyal bir yapıya sahip olması ve tavr-ı âvâm üzere davranışları halkın teveccühüne sebep olmuştur[37]. 1317/1899 yılında kendisine “bir kıt’a nişân-ı âlî Osmânî ile taltîf ” edilmesi de, Hüsameddin Çelebi’nin İstanbul’a yakın olduğunu göstermektedir[38]. Hüsameddin Çelebi yaklaşık on beş yıl vekil olarak dergâhın postun­da bulunmuş ve takdire şayan bir idare göstermiştir. Fakat on beş yıl sonunda dergâha şeyh olarak Konya çelebilerinden Âmil Çelebi (ö. 1920) tayin edilmiştir. Evraklardan anlaşıldığına göre; Âmil Çele- bi’nin tayini, halkın ve dervişlerin hoşuna gitmeyen uygulamaları ve üç yüz yıllık bir çelebi ailesini mağduriyeti ve şeyhzadelerin hukuk-ı şer’iyyeleri gerekçe gösterilerek, şer’i mahkemeye başvurulmuş, vekâlet-i umumiyye tescil ettirilmiş, Meşîhât-ı İslâmiyye, Sadâret ve Meclis-i Mebusân’a müracaatla bir vekil tayini ile dergâhın postu şeyhzadelere tevcih edilmiştir. Kayseri Mevlevihanesi şeyhi oğlu Ahmed Efendi (Ahmed Remzi Dede) 500 kuruşluk maaşla hem şeyh- zadeleri okutmak hem de dergâha asaleten tayin edilen Sâkıb Çele- bi’nin çocuk olması hasebiyle vekâletini üslenmiştir. Bu asrın en önemli Mevlevilerinden olan, daha sonra Kastamonu, Haleb ve Üs­küdar Mevlevihanelerinde Mevlevi şeyhi olarak görev yapan Ahmed Remzi Dede, Kastamonu Mevlevihanesi’ne asâleten tayin edilmeden önce dokuz aya yakın Kütahya Mevlevihanesi’nde şeyh vekilliği yapmıştır. Bu dergâhta görev yaptığı müddetçe, ilim ve irfan sahiple­rine dersler vermiş ve Ramazan ayı müddetince ikindi namazından sonra Mesnevi-i Şerîf okutmuştur[39].

Ahmed Remzi Dede 1327/1909 senesinde Kastamonu Mevlevi- hanesine şeyh tayin edilmiş[40], yerine vekil şeyh olarak Ferruh Çelebi gönderilmiş fakat o da bir müddet sonra Üsküdar Mevlevihanesine şeyh olarak tayin edilmesi ile Kütahya Mevlevihanesine yine vekâle­ten önce Hasan Dede ve ondan sonra da Çankırı şeyhi Nûri Dede gönderilmiştir[41].

Bütün bu bilgileri Konya Mevlânâ Dergâhına bir rapor olarak ak­taran ve 1328/1910 senesinde misafir olarak Kütahya Mevlevihane- sinde bulunan Akçaşâr Mevlevihanesi şeyhi Muhammed Faik Dede; “Şimdiye kadar takib edilen usûlün katiyyen muvafık olmadığını, bu se- beble üsûl-ı kadîmeye riâyet edilmesi”[42] gerektiğini ifade etmektedir[43].

Nitekim son şeyhzade Sâkıb Çelebi’ye vekâleten gelen şeyhlerin uygulamaları ve vakıf gelirlerini gerek çelebi ailesi gerekse dergâh için hakkaniyet ölçüsünde dağıtmadıklarına dair Konya Mevlânâ Müzesi Arşivi’nde onlarca belge bulunmaktadır[44].

XIX. asrın sonu XX. asrın başlarında ortaya çıkan bu manzara neticesinde 1925 öncesi dergâhın son şeyhi olarak Sâkıb Çelebi’nin isminin geçmesi, neticede Sâkıb Çelebi’nin yaşının kifayet ettiği yıl­lardan itibaren posta geçtiğini göstermektedir[45]. Nitekim Sâkıb Çele- bi’nin Milli Mücadele yıllarında Mevlevilerin vatan savunmasına katkıda bulunmak için oluşturdukları Mevlevi alayına maiyetindeki on bir müridiyle birlikte katıldığını biliyoruz[46].

1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanunla yaklaşık altı asrı aşkın bir süredir Mevleviliğin Kütahya’daki temsilci­liğini yapan Mevlevihanenin bu görevi sona ermiştir. Yukarıda isim­lerini ve hayat serencamlarını aktarmaya çalıştığımız postnişinlerin yanında, bu dergâhtan birçok Kütahyalı Mevlevi şair, hattat ve mu­sikişinas yetişmiştir. Burada Nilgün Açık tarafından hazırlanan ve Mevlevi şairleri esas alan doktora çalışmasından hareketle isimlerini zikredebileceğimiz Kütahyalı şairler sırayla; Celâleddin Ergun (ö. 1373), Burhan (ö. 1394), Ahî Sadık ve Bedreddin (ö.1397), Zeyneddin (ö. 1397), Hüsam (ö. 1688), Esîf (ö. 1732) ve Sâkıb Mustafa (ö. 1735)’dir. Ayrıca buraya Fatma Hanım ve Mehmed Muhlis Çelebi’yi ilave etmek gerekmektedir[47].

Hattat olarak kaynaklarda Kütahya Mevlevihanesi’nden Ulûfecizade Mehmed Dede’nin ismi geçmekle birlikte musikişinas olarak ta Kütahya’dan İstanbul Yenikapı Mevlevihanesine göç eden Ebu Bekir Dede’nin bu dergâha Kütahya’dan taşıdığı musiki kültürü neticesin­de yetişen Ali Nutkî, Abdülbaki Nasır, Abdurrahim Künhî dedeleri burada anmak yerinde olur diye düşünüyoruz. Ayrıca Kasım 1938’de vefat eden Saatçi Mustafa Efendi Kütahya Mevlevihanesinde ney- zenbaşılık görevinde bulunmuştur. Sâzende ve bestekârdır[48].

Kütahya Mevlevihanesi, XIX. asrın başlarından itibaren birçok onarım ve yenileme faaliyetlerine tabi tutulmuştur. Mevlevihane 1223/1808 yılında Kütahya’ya sürülen Hâlet Efendi’nin gayretleri ile tamir edilmiş ve tamire dair kitabe dergâhın batı duvarına asılmıştır. 1229/1813 yılında Kütahya’da ikamete mahkûm olan Sadrazam Ga­lip Paşa da, dergâh yakınındaki bir haneyi Mevlevi şeyhlerine tahsis etmiş ve buna dair bir vakfiye tanzim etmiştir. II. Mahmud döne­minde Mevlevihane bütün müştemilatıyla elden geçirilmiş ve semâ- hâne, selamlık, harem dairesi, derviş hücreleri ve matbah 1835-1839 yılları arasında onarılmıştır[49]. Aynı şekilde dergâh, Abdülmecid ve mutasarrıf Mazhar Paşa zamanında 1257/1841 yeniden onarılmıştır. Bu onarımın Abdülmecid tarafından yaptırıldığına dair bir kitabe de dergâhta bulunmaktadır[50].

XIX. asra ait bazı Kadı Sicilleri’nde dergâhın tamirine dair bilgiler bulunmaktadır. Bunlardan birinde 1252/1836 tarihinde, Kütahya Mevlevihanesi şeyhi Abdülkadir Çelebi’nin isteği üzerine tekkenin tamiri için Kütahya Feriki Hafız Mehmet Paşa’ya emir verildiği belir­tilmektedir. Hafız Paşa zamanında tamire başlanmışsa da Paşa’nın Kütahya’dan ayrılması neticesinde tamir yarım kalmış, Galata Mev- levihanesi şeyhi Kudretullah Dede’nin de aracı olması neticesinde 53979 kuruşluk tamirat tamamlanmıştır[51].

1265/1848 senesinde postnişin Abdülkadir Dede, dergâhın çeş­melerini tamir ettirmiş, 1282/1865 yılında da Şehizade Ahmed Hamdi geliri Mevlevihane dervişlerine verilmek şartıyla, Demirci kazasın­da bir değirmen ve bir bahçe vakfetmiştir[52].

1305/1887 yılında II. Abdülhamid’in emriyle Mevlevihane yeni­den inşâ edilmiştir. Yine aynı kayıtlarda,1306/1888 yılında Mutasar­rıf Tevfik Paşa zamanında dergâhın onarıldığı ve dergâh camisindeki minberin de yenilenip, hatipliğini de İdris Hamdi Çelebi’nin tayin edildiğine dair bilgiler verilmektedir[53].

XIX. asrın sonlarında dergâh, vekillerin kötü idaresi neticesinde harabe bir hâle düşmüş ve bu durumun 1327/1909 yılına kadar de­vam ettiğini görüyoruz.

Kütahya Mevlevihanesi diğer Mevlevi dergâhları gibi zengin va­kıf gelirlerine sahiptir. Fakat dergâhın sahip olduğu geniş vakıflar zamanla azalmış, XVI. asrın başlarında 14353 akçe iken[54] XX. asrın başlarında bu gelirlerin 1326/1908 senesinde 12572 kuruş, 1327/1909 senesinde de 23 339 kuruş olduğu görülmektedir ki bu durum XIX. asrın sonlarında da farklı değildir[55].

1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte Kütahya Mevlevihanesi harap duruma gelmiştir. Kütüphanesi Vahit Paşa İl Halk Kütüphanesine aktarılmıştır. Elimizde Konya Mevlânâ Müzesi arşivinde bulunan ve Ulvî Dede tarafından gönderilen Mevlevihane kütüphanesindeki eserlerin bir listesi bulunmaktadır[56].

Feridun Nafiz Uzluk Murat Sabri Ergun’a yazdığı bir mektupta da Mevlevihanenin içine düştüğü durumu şöyle ifade etmektedir: “Celâleddin Ergun Çelebimizin türbesini evkaf satılığa çıkarmıştı… Sonraki bir ziyaretimde hâmûşân ı otlar kaplamış olduğunu, Halis Dede’nin baş tacının yıkılmış olduğunu gördüm ve pek acımıştım. Son şeyhin zevcesi bütün metrukâtı, Sâkıb Mustafa Dede’nin bütün kıymetli evrak ve eşyasını satmış olduğunu öğrendiğimde ise cidden müteessir olmuştum. Daha sonra da türbenin tamir edildiği haberi gelince pek sevinmiştim[57].”

Zamanla yıpranan dergâh müştemilatından semâhane 1959 yı­lında esaslı bir tamir neticesinde Dönenler Camii olarak ibadete açıl­mış, 1964 ve 1972 yıllarındaki onarım ve ilavelerle günümüze intikal etmiştir. Yine 1964 yılında matbah ve derviş hücreleri onarılarak Kı­zılay Aşevi hâline dönüştürülmüştür[58]. Son olarak Kütahya Belediye­si ve Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından dokuz ay süren tadilat çalışmalarının bitmesiyle Mevlâna Celâleddin Rumi’nin torunu Celâleddin Ergun Çelebi’nin kabrinin de bulunduğu Dönenler Camii restore edilerek yeniden ibadete açılmıştır. Tadilatta caminin tarihî özelliği aynen muhafaza edilmiş ve 31 Mart 2004 tarihinde Dönenler Camii yeniden ibadete açılmıştır[59].

Bu gün Mevlevihanenin türbe/hazire kısmında kabirleri bulunan Mevlevilerin isimleri şunlardır:

Türbede medfun olan Mevleviler:

  1. Celâleddin Ergun Çelebi (ö. 775/1373)
  2. Burhâneddin İlyas Çelebi (ö. 798/1396)
  3. Zeynüddin Çelebi (ö. 828/1424)
  4. Mehmet Çelebi (ö. 1060/1650)
  5. Kâmile Hanım
  6. Emine Hanım
  7. Hatice Hanım (ö. 1112/1700)
  8. Fatma Hanım (ö. 1122/1710)
  9. Havva Hanım (ö. 1123/1712)
  10. Ali Şâkir Çelebi (ö. 1122/1710)
  11. Şeyh Muhammed Ali Çelebi
  12. Mustafa Sâkıb Dede (ö. 1148/1735)
  13. İsmail Hakkı Çelebi (ö. 1307/1889)

Hazirede medfun bulunan (22 kabir) ve isimleri tespit edilen Mevlevi zevât da şunlardır:

  1. Ahmed Halis Dede (ö. 1161/1748)
  2. Sâdık el-Mevlevi (ö. 1161/1748)
  3. Şeyh Abdurrahim Ata el-Mevlevi (ö. 1206/1791)
  4. Mehmed Fâik Efendi (ö. 1216/1802)
  5. Rağıp Paşa’nın kerimesi Hasibe Hanım (ö. 1240/1825)
  6. Abdülkadir Çelebi (ö. 1272/1856)
  7. Paşazade şeyh Abdullah Efendi (ö. 1307/1890)
  8. Salih İbni Sâkıb Çelebi (ö. 1308/1891)
  9. Ahmed Bedevî Efendi’nin kerimesi Fatma Hanım (ö.1314/1897)
  10. Müderris el-Hâc Ali Rıza Efendi (Konya Ulemâsından) (ö. 1314/1897)
  11. Fatma Hanımın mahdumu Ahmed İhsan (ö. 1315/1898)
  12. Şeyh Ahmed Saib Dede (ö. 1329/1911)
  13. Yahya Sâkıb Çelebi ibn-i İsmail Hakkı Çelebi.

 


Yrd. Doç. Dr., Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf ABD Öğretim Üyesi.

 

[1] Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevilik, (İstanbul, 1983), s. 334, 335.

[2] Sultan Veled, Dîvân-ı Sultan Veled, s. 550 (707 ve 810 numaralı gazeller)

[3] Ara Altun, “Kütahya’nın Türk Devri Mimarisi”, Kütahya, Atatürk’ün Doğumunun 100. Yılına Armağan, s. 353-354; Bilal Kemikli, “Kütahya Mevleviliği; Mevlevi Kültürünün Merkezlerinden Biri Olarak Kütahya” İSTEM Dergisi, Sayı: 1, s. 105.

[4] Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevilik, s. 245.

[5] Ahmet Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, II, s. 306-307. Havuzla ilgili diğer bilgiler için bkz. Eflâkî, Menâkıbu’l- Ârifîn, s. 306-308.

[6] S. Parlak-B. Tanrıkorur, “Kütahya Mevlevihanesi”, DİA, XXVII, s. 1.

[7] Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, s. 349.

[8] Yakub Bey b. Alişir ile ilgili geniş bilgi için bkz. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, (İstanbul, 1932), s. 33-44.; Ayrıca Germiyanoğulları Beyliği için bkz. Mustafa Çetin Varlık, “Germiyanoğulları”, DİA, XIV, s. 33-35.

[9] Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, s. 343,349; Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 35-37; Varlık, “Germiyanoğulları”, s. 33.

[10] Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevilik, s. 245.

[11] Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, s. 343, 349; Sâkıb Dede, Sefîne-i Mevleviyye, I, s. 59-97; Mehmed Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 236; KMMA, Dosya No: 51/29; Parlak – Tanrıkorur, “Kütahya Mevlevihanesi”, DİA, XXVII, s. 1.

[12] KMMA, Dosya No: 51/29; Nuri Özcan, “Celâleddin Ergûn”, DİA, VII, s. 247.

[13] Sâkıb Dede, Sefîne-i Mevleviyye, I, 97-105; Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevle- viyye, s. 51-56; KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 239;Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi, s. 75. Uzunçarşılı, vefat tarihini 898/1492 olarak veriyor ve Sefîne-i Mevleviyye’nin verdiği 798/1395 tarihinin yan­lış olduğunu söylüyor. Bkz. Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 225;

[14] Sâkıb Dede, Sefîne-i Mevleviyye, I, 102-107; KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya,
Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 240; Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 75.

[15] KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 240; Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi” , s. 75-76.

[16] Bkz. KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 240; Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi” , s. 75.

[17] Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 254.

[18] Sâkıb Dede, Sefîne-i Mevleviyye, I, s. 255-259; KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 241-242; H. Özönder, “Kütahya Mevleviha- nesi”, s. 75;

[19] Sâkıb Dede, Sefîne-i Mevleviyye, I, 237-238; KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya,
Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 242; Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 76.

[20] Geniş Bilgi için bkz. Sâkıb Dede, Sefîne-i Mevleviyye, I, 261; Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye, s. 79-91; Fındıklı İsmet Efendi, Tekmiletü’ş-şakaik fî Hakkı Ehl-i Hakâik, V, s. 411-415; Sicill-i Osmani, II, s. 62; KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 245-246; Mehmed Tahir, Osmanlı Müel­lifleri, I, s. 179; Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 76; Ahmet Arı, Mevlevilikte Bir Hanedanlık Kurucusu Sâkıb Dede ve Divanı, (İstanbul: Akçağ Yayınları, 2003).

[21] Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye, s. 79-91; Mehmet Ziyâ, Bursa’dan Kon­ya’ya Seyahat, s. 245-246; Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 265.

[22] Esrar Dede bir rubâîsinde bu durumu şöyle tavsif eder:

Şeyhim reh-i Mevlevi’de Galib oldı
Feyz-i nefesi âleme vâhib oldı
Esrâr eğerçi bî-nevâdur ammâ
Bir çâker-i hânedân-ı sâkıb oldı.

Bkz. Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviye, s. 86.

[23] Seyyid Sahîh Ahmed Dede, Mecmûatü’t-Tevârihi’l-Mevleviyye, Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi, Kayıt no: 5446; Seyyid Sahîh Ahmed Dede, Mecmûatü’t-Tevârihi’l- Mevleviyye, Mevlevilerin Tarihi, Çev. Cem Zorlu, (İstanbul: İnsan Yayınları, 2003).

[24] Ali Nutkî-Abdülbaki Nasır, Defter-i Dervişân II, s. 86; Mehmed Ziyâ, Yenikapı Mevlevihanesi, s. 156-157. Ayrıca Sahîh Ahmed Dede’nin hayatına dair geniş bilgi için bkz. Şerîfzâde Mehmed Fâzıl Paşa, Şerhü’l-Evrâd el-Müsemma bi Hakâyık-ı Ezkâr-ı Mevlânâ, s. 442-443; Sahîh Ahmed Dede, Mecmûatü’t-Tevârihi’l- Mevleviyye, s. 181-191; Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 265-266.

[25] Mustafa Erdoğan, “İstanbul’da Kütahyalı Bir Şeyh Ailesi, Seyyid Ebu Bekir Dede ve Ahfâdı” İstanbul Araştırmaları Dergisi, VII, s. 125-169.

[26] KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya, Bursa’dan Kütahya’ya Seyahat, s. 246; Meh- med Süreyya, Sicill-i Osmanî, II, 62; Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 240; H. Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 76-77.

[27] KMMA, Dosya No: 51/29.

[28] KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 247; Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 77.

[29] M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 247. Bkz. Konya Salnâmesi 1300/1883/84- 1314/1898/99.

[30] KMMA, Dosya No: 51/29.

[31] KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 247; Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 77. Nitekim 1300/1884/85-1306/1890-91 arası Kon­ya Salnâmeleri’nde 1891 tarihine kadar Kütahya Mevlevihanesi postnişini olarak İ. Hakkı Çelebi’nin ismi geçmektedir. Bkz. Konya Salnâmesi 1300/1883/84, 1312/1890/91.

[32] KMMA, Dosya No: 51/14; Konya Salnâmesi 1307/1891/92-1314/1898/99.

[33] Doğan, Kütahya Erguniyye Mevlevihanesi, s. 74-75.

[34] KMMA, Dosya No: 51/29; M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 247; Özönder, “ Kütahya Mevlevihanesi”, s. 77.

[35] Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 262-263; Saadettin Nuzhet Ergûn, Halk Şairleri, (İstanbul, 1926), s. 40; Mustafa Güneş, “Ali Dede (Pesendî)’nin Şiirlerinde Dinî-Tasavvufî Unsurlar”, Yeni Fikir, (2013), s. 39-46.

[36] KMMA, Dosya No: 97/52; KMMA, Dosya No: 97/14.

[37] KMMA, Dosya No: 97/52.

[38] M. Ziya, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, s. 247; A. Süheyl Ünver “Osmanlı İmpara­torluğu Mevlevihaneleri ve Son Şeyhleri”, Mevlâna Güldestesi, (Konya, 1964), s. 36.

[39] KMMA, Dosya No: 49/15, 57/14; Hasibe Mazıoğlu, Ahmed Remzi Akyürek ve Şiirleri, s. 4; İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şâirleri, VIII/ s. 1408.

[40] Mazıoğlu, Ahmed Remzi Akyürek ve Şiirleri, s. 4.

[41] KMMA, Dosya No: 97/14.

42 Burada usûl-ı kadîme’den maksat iki türlü anlaşılabilir. Birincisi; başta İstanbul dergâhları olmak üzere diğer Mevlevi dergâhlarında rastlanan çocuk şeyhe dergâh içinden kâmil bir dedenin vekaletidir. İkincisi ise; dergâha asaleten yeni bir şeyhin tayinidir.

[43] KMMA, Dosya No: 97/14.

[44] Bu belgelerin çoğu Konya’daki Çelebi Efendi’ye, çocuk şeyh Sâkıb Çelebi’nin ailesi ve özelliklede annesi Mutahhara Hanım tarafından yazılmış ve geçimleri­nin zor durumda olduğunu beyan eden maruzâtlar ve aynı mahiyetteki şehir ileri gelenlerinin yazdığı dilekçeler ve bunlara karşı vekil şeyhlerin ve taraftarla­rının yazdığı maruzâtlarıdır. Bkz. KMMA, Dosya No: 97/1-52.

[45] Veled Çelebi, Konya Vilayetinin Ahvâl-i Umumiyye-i Tarihiyyesi, s. 824; Ünver, “Osmanlı İmparatorluğu Mevlevihaneleri ve Son Şeyhleri”, s. 37.

[46] Nuri Köstüklü, “Vatan Savunmasında Gönül Erleri: Mücâhidîn-î Mevleviyye Alayı”, X. Milli Mevlânâ Kongresi, s. 222.

[47] Bkz. Nilgün Açık, Eski Türk Edebiyatında Mevlevilik Etkisi ve Mevlevi Şairler, (Dok­tora Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002).

[48] Doğan Karaağaoğlu, “Kütahya’da Musiki”, Kütahya Atatürk’ün Doğumunun 100. Yılına Armağan, s. 701.

[49] Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 148; Hamza Güner, Kütahya Camileri, (Kütahya, 1964), s. 9.

[50] Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 149; Özönder, “Kütahya Mevlevihanesi”, s. 74; Kitabeler için bkz. Ara Altun, “Kütahya’nın Türk Devri Mimarisi, Bir Dene­me”, Kütahya Atatürk’ün Doğumunun 100. Yılına Armağan, s. 351-352.

[51] Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 148; Başbakanlık Osmanlı Arşivleri (BOA), İrâde Dâhiliye 1315 (20 L 1256/19 Ağustos 1840)

[52] Güner, Kütahya Camileri, s. 10.

[53] Uzunçarşılı, Kütahya Şehri, s. 148-149; Güner, Kütahya Camileri, s. 9-10; A. Al- tun, “Kütahya’nın Türk Devri Mimarisi, Bir Deneme” , s. 353; Özönder, “Kü­tahya Mevlevihanesi”, s. 74. Ayrıca Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan bir belgede bu tamirata işaret etmektedir. Bk. BOA, Cevdet Tasnifi, 2105, (Tarih­siz).

[54] Varlık, XVI. Yüzyılda Kütahya Sancağı, s. 170.

[55] KMMA, Dosya No: 97/3; KMMA, Dosya No: 97/34.

[56] KMMA, Dosya No: 65/5

[57] Doğan, Kütahya Erguniye Mevlevihanesi, s. 107-108.

[58] S. Parlak-B. Tanrıkorur, “Kütahya Mevlevihanesi”, DİA, XXVII, s. 3.

[59] Kütahya Tellal Gazetesi, 31.03.2004 tarihli nüsha.

 

ETİKETLER: