KÜTAHYA MEVLEVÎHÂNESİ

A+
A-

KÜTAHYA MEVLEVÎHÂNESİ

Hasan ÖZÖNDER

GİRİŞ

Mevlevîliğin Kütahya’daki izlerini, Sultan Veled döneminin yıllarında gö­rüyoruz. Sultan Veled’e müntesip bulunan, halkın “Kütahya Fâtihi” adını verdiği Emir İmmeddin Hezâr Dînârî (1), Şeyhinin arzusu üzerine şimdi Ergun Çelebi’nin bulunduğu yerde Mevlevî dergâhı inşa ettirmiştir (2). I. Yakup Çelebi (1300 – 1340) zamanında, Konya’dan kalkarak, Beyşehir, Eğirdir, Karahisar-ı Devlet ve Denizli yoluyla Kü­tahya’ya gelen (3) Sultan Veled, şehri gezmiş ve güzelliğine hayran kalmıştır. Bu duygularını şu mısralarıyla da dile getirmiştir:

“Kütahya Şehri gibi bir şehir olamaz, Ne mutlu orada bir ay oturan kimseye. Sa­adeti yâver olup da iki ay oturacak olan kimse oradan hadsiz, hesapsız istifade eder, lez­zet alır. Bu şehrin güneş gibi her tarafı vecihdir ki, onun arkası, karanlığı yoktur. Lâtafette, cennete benzer. Ya Rabbî, ona hiçbir cevr u kahır gönderme. Hiç tatlı bir gü­zele – bir kusuru olmadığı halde- bir kimse zehirli şerbet içirir mi? Onun her bir köşesi bir bağ bir bahçedir. Onun her tarafından bir pınar ve nehir akmaktadır. Onda duvar içinde ve muhafaza altına alınmış mevzun, endamlı bir kale vardır ki benzerini kimse görmemiştir. Öyle bir şehre, Herat, Merv, Ehri gibi şehirler fedâ olsun. Veled’e onun güzelliği belli olunca Kütahya’nın senasını herkesin yanında açıkça söyledi.” (4)

Kütahya Mevlevî-hânesi Germiyan-oğulları zamanında faaliyetini artırmıştır. 730/1329 (5) yılında bugünkü Mevlevî-hâne’nin bulunduğu sahada yeniden inşa edilen binada, gerek şehrin ve gerekse köylerine varıncaya kadar çevrenin sosyo – kültürel ha­yatında çeşitli etkinlikler meydana getirdiği şeriyye sicillerinden ve vakıf kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Sultan Veled’den sonra, Mevlevîliğin yönetimine getirilen oğlu Ulu Ârif Çelebi de Kütahya üzerinde durmuştur. Jeo-politik yönden de büyük önemi hâiz bulunan şehri ziyaret etmiş, Germiyanoğulları ile yakın bir diyalog kurmuştur (6). I. Yakub Bey’in, Ulu Ârif Çelebi’nin müridi oluşu da (7) bu münâsebetlerin boyutlarının daha iyi an­laşılmasını sağlayacaktır.

Mevlevi kaynaklarına göre Süleyman Şah, Sultan Veled’in kızı Mutahhara Hatunla evlenmiş, bu izdivaçtan doğan Devlet Hatun, Yıldırım Bayezid’in hanımı ol­muştur. (8)

Kütahya şehri 1381 yılında Devlet Hatun’un “cehazı” olarak böylece Osmanlılar’a geçmiş ve Yıldırım Bayezid buraya vali tayin edilmiştir (9).

Bu irsi yakınlık, Osmanlı Sultanlarının Mevlevîleri “akraba” olarak kabul et­melerine de vesile olmuştur. Tahta yeni geçen Osmanlı Sultanlarına, Edirne kapısı dı­şında düzenlenen muhteşem merasimlerle, Mevlevi Şeyhi tarafından kılınç kuşatılması geleneği bu tarihi bağa dayanmaktadır.

Mevlâna’nın yedinci nesilden torunu Dîvanî Mehmet Çelebi (10) zamanında, Mevlevîlik Tarikatı’nın faaliyetlerine yön veren Mevlevîhâneleri arasında Kütahya dergâhının yeri büyüktür. Konya ve Afyon Dergâhlarından hemen sonra gelmesi, Osmanlı sınırları içerisinde yayılmış yüzü aşkın şube arasında sahip bulunduğu mevkiin önemini gösterir.

XVI. yüzyılda Anadolu’da özellikle Batı ve İç Anadolu’daki halkının tamamı “Mevlevî” olan yöreler arasında Kütahya köyleri de vardır (11). Çakır köyü bunlardan biridir.

KÜTAHYA MEVLEVÎ-HÂNESİ’NİN:

A – MİMARİSİ

Mevlevî-hâne, “Kapanaltı” semtindedir. İnşa yılını gösteren herhangi bir kitabesi mevcut değildir. Afyon Mevlevî-hânesinden (12) sonra önem bakımından ikinci sırayı teşkil eder. Bu nedenle Mevlevîliğin “Âsitâneleri” ve “Zaviyeleri” arasında yer almıştır (13). Türbede yatmakta olan ilk Şeyhi Ergun Çelebi’nin adına izafetle “Erguniyye” diye de anılmaktadır. “Dönenler Camii” diye de bilinir (14).

Harici görünümü itibariyle kare planda, yüksek bir yapıdır. Ortada sekizgen bir kasnak üzerinde ahşap kubbe yeralmıştır. Bunun üzeri, kiremitli çatı ile örtülmüştür (res.: 1).

Binanın bu günkü nisbeten hafif duvarlarının altında kalan duvar bakiyeleri içe­riden rahatlıkla görülmektedir. Bunların ilki yapıya ait olduğu kanaatindeyiz. Bu ka­lıntılar bize, ilk yapının sınırları ve planı hakkında da bilgi verebilmektedir.

Giriş, kuzey – doğu yöndedir. Bu cephe birinci kat yüksekliğine kadar kesme taşla kaplanmışta. Diğer taraflar bağdadidir (res.: 2).

Kapı, iki sütuna dayanan, camekânlı bir çıkmada yeralmıştır (res. 3). Bu çıkma, ikinci katta üzeri iki ahşap sütuna bindirilmiş, içten kalemişi nakışlarla süslü sayvan ör­tülü balkon şeklindedir.

Kapının üzerinde iki levha dikkate çeker. Çinili bu levhalardan alttakinde celî ta’lık hatla:

yazılıdır. Ketebesinden anlaşıldığına göre hattatı Halil Mâhir’dir (15).

Bunun üzerinde yer alan küçük ikinci levha ise, rumîli zemin üzerine yazılmış :

ibareli olup, hattatı Ahmed Şahin’dir (16) (res.: 4).

 

ETİKETLER: