Dārü’s-selām’da

A+
A-

[DEM-İ MEVLEVÎ’den]

Şehre, vahdet neş’esi galip bir merd-i hudâ geldi, görelim kim kime neler neler dendi:

Sonra onu oturtup yerini yurdunu sordu.
Dedi: Neyle geçinirsin ya nerede kalırsın?

Dedi: A şâhım, selâmet yurdundanım;
Bu melâmet yurduna o yoldan vardım

Ne bir evim var benim ne oturup kalktığım kimsem
Balık karada, gökteki yerde yurt tutar mı hiç bilmem?
[Mesnevi-yi Manevi’den]

Pes oturdup ṣordı aña cāyını
Hem ma‘āş u mültecādan pāyını

Didi ey şeh meskenim Dārü’s-selām
Geldim işte oldı bu dārü’l-melām

Ne evim var bu cihānda ne refīḳ
Māhīye olur zemīn elbette żīyḳ

~

— Her nerede olursam olayım, bâzen hafif, bâzen bâriz biçimde ‘yersiz yurtsuz’ idim, bilmem niçin?

Selâmet yurdunu özlediğin için…

Bir yere âit olma arzusudur, seni beni böyle yersiz yurtsuz bırakan; âidiyet arayışını bıraktığında her yer olur senin evin; şimdi Dâru’s-selâm’dayız sevin!

~

Allah, Dâru’s-selâm’a davet ediyor şimdi şimdi…
[Yûnus:25’den]

Her nefes alışınızda,
Formdan boşluğa doğru dönersiniz.
Nefes alıp verme arasındaki o boşluk yok mu?
O~nun ile anda buluştuğunuz yersiz yerdir.
[YÜZ SÖZ’den]

~