Sırr-ı Mûtenâ
Sana sırr-ı mûtenâ’dan sual ederler ya,
De ki: AL işte sana sır, ne varsa içinde ya…
…
•
Yokluk öğrenmekse: “Mürşîd sohbeti”
Burda el, dil boş ve hiçtir gayreti!
“Fakr” istersen bu sohbet ile kâimdir. Bu babda ne senin dilin ne de elin işe gelir!
Fakr, fiillerin sahibinin yokluğu ve sabit sıfatlardan hurûçtur.
•
Yokluk ilmin, cân ki tek bir cândan tanır
Hem kitâptan ya sözle mümkün mü sanır!
Cān cāndan aḫẕ ider o ‘ilmi āh
Ne zebāndan ne kitābdan aña rāh
•
Varsa, fakrından eser kalbinde ki
Oku hemen, okuyamadım yok öyle ki
Sālikiñ göñlinde varsa ol rumūz
Olmamışdır remzi bilür ol henūz
•
Yolcunun kalbi apaçık nûrlandı yâ,
Der: “E lem neşrah”* muhakkak, pâk Hüda!
Tā ki ide şerḥi göñlinde ẓuhūr
Ki Elem neşraḥ buyurdı ol Ġafūr
Onun kalbine onun şerhi ziya vuruncaya kadar, binâenaleyh Hudâ “E lem neşrah” buyurdu.
•
Biz senin gönlün, tamâmen açmışız,
Sîneden bitmez ferâhlık saçmışız.
Ki, senin sinenin içine şerh vermişiz, senin sinenin içine şerh koymuşuz.
•
Sen, dışarlardan arar oldun neden?
Sütlesin sen, süt sağanlar bekleyen!
Sen onu henüz hariçten talipsin; sen süt kabısın, niçin başkasından süt
sağıcısın?
•
Sende süt var, yok kenar, yoktur hudut;
Sen hâriçten, tuluma bağlarsın umut!
Sende kenarsız süt çeşmesi vardır. Sen niçin çamur leğeninden süt içersin?
•
Bir delik vardır ummandan sana, bil ki sen,
Kuyuya varmak hem, su çekmekten utan!
Ey göl, senin denize bir menfezin vardır. Gölden su istemekten utan!
•
Hem “E lem neşrah” genişliktir sana,
Hem niçin gönlün senin, şerhten yana?
Ki “Elem neşraḥ” saña da şerḥ iken
Şerḥ-cū olup çekersin çoḳ miḥen
Zira “E lem neşrah” senin şerhin değil midir? Ya niçin tekrar şerh dilenici oldun?
•
Kalpte mevcût şerhi sen gel kalpten um;
Hem ayıplar sonradan “Lâ tûbsırûn!”*
Bâtında kalbin şerhine bak: tâ ki “Lâ tubsırûn”un ta’n etmesine gelmeyesin!
Senin için kalbini açmadık mı?
[İnşirâh:1’den]
Kendilerinizde dahi çok âyetler vardır. Hiç de görmüyorsunuz…
[Zâriyât: 20-21’den]
~
O SİZİNLE BİRLİKTEDİR ÂYETİNİN AÇILMASI
~
•
Bir sepet ekmek, başında var iken,
Hep gezersin evleri, ekmek neden?
Senin başının tepesi üzerinde ekmek dolu bir sepet vardr, sen ise kap kap ekmek kırıntısı istiyorsun.
•
Gez de yalnız, gel bırak sersemliği,
Git gönül çal, sen ne çaldın sen neyi?
Kendi başına dolan, sersemliği bırak, git gönül kapısını çal, niçin kapı kapı dolaşmadasın?
•
Deredesin sen, işte bir bak diz boyu,
Gafletin çok, bekledin elden suyu!
Irmaḳ ortası dizinde ṭatlı ṣu
Kendiden ġāfil arar ṣu sū-be-sū
Dizine kadar ırmağın suyu içindesin. Sen kendinden gafilsin, bundan ya ondan su isteyicisin.
•
Ön ve arkandan akar, dâim bu su,
Mâni çoktur, perde çoktur doğrusu
Önünde su ve arkanda medetli su vardır. Ne var ki gözlerin önünde sed ve arkasında da sed vardır.
•
Ata binip duran, durmaz arar olmuş hep atı;
“E bu nedir?” “At… ama at nerde?” der tanımaz atı
At uyluğu altında, halbuki binici at arayıcıdır.
“Bu nedir?”
“At”
“Lâkin, at hani?” dedi
“Hey! Bu senin altındali at zâhir değil midir?” dedi. “Evet, lâkin aradığım atı muhakkak kim gördü?”
•
Suyla sarhoş oysa su tam öndedir,
Hep akar, dalmış suya bilmez nedir!
Suyun mestidir ve o, onun yüzü önündedir, su içindedir; halbuki o akıcı sudan bî-haberdir.
•
İnsan olmuş bir şeyin mest, âşığı;
Önde, görmez, şerhin O imiş sâdığı.
Bir şeyin sarhoşudur, halbuki o şey onun yüzü önündedir. O şeyden ve kendinin şerhinden dahi bî-haberdir.
•
İnci deryâdan sorar, hani ummân nere?
Hem sedeften hayalî duvar var bir kere!
Denizde inci gibidir ki “Deniz nerede?” der ve o sedef gibi olan hayâl onun duvarıdır.
İnci, sedef yüzünden deryayı göremez ya hani, kişi e vehim, hayal, ayrılık zannı yüzünden kend’öz zâtını…
•
“Nerde?” diye diye sormasıdır hem perdesi
Hem güneş hem onu örten buluttur kendisi
“O nerededir?” demek, onun hicabı olur.
Onun güneşinin ziyasının bulutu olur.
Bir şeyi aramak, şimdi burada olmadığı sanmakla başlar ancak!
Zât-ı Hak vücûdunun güneşinin ziyâsı mesâbesinde olan sıfât ve esmâsı, Âdem’de hemân mütecellîdir vesselâm
•
Onda bed illet olan göz, perdedir,
“Kalktı perdem” derse, yine gafletledir.
Onun gözünün bağı dahi “benim sandığı” kötü gözüdür. Onun seddinin ref’inin aynı onun seddi olmuştur.
“Ben perdeyi kaldırıp Hakk’a müteveccih oldum,” dese, onun bu iddiasının “ayn”ı onun basiret gözünün seddi olur.
•
Aklı, olmuştur kulak örten tıkaç,
Hak da şaşkın aklı Allah üzre aç.
Onun kulağının bağı dahi onun aklıdır. Aklını Hakk’a tut! Ey onun medhûşu!
Biz var görünen yoklarız ve bizim varlığımız da yoktur.
Ve sen ey, fânî gösterici bir vücûd-ı mutlasın ey sevgili…















