Pencere

A+
A-

[DEM-İ MEVLEVÎ]

Beste est meger revzen-i in hâne-i dünyâ
Hûrşîd ber-âmed, hele, ber bâm ber-âyîd

Bağlıdır penceresi mâdem bu hâne-i dünyânın
Güneş doğdu, haydi dama çıkın; aydınlanın

Meğer bu dünya evinin penceresi kapalıdır (ki içerisi karanlık ve neyin ne olduğu görülmüyor). Batmayan güneş doğdu, haydi, topraktan evin damına çıkın!

Revzen çü küşâde ne-bûd hâne çü kûrest
Tîşe cihet çîst çü revzen ne-güşâyîd

Penceresi açık değilse bir evin, say ki mezar
Pencere açmaya yaramazsa keser niçin var!

Penceresi açık olmayınca ev kör sayılır, cehennem çukuru, mezara döner. Hem pencereyi açmadıktan, o nuru dışarı sızdırmadıktan sonra yanınızda balta, külünk, keser taşımanızın sebebi nedir ki?

Der humb-ı cihân hemçü asîrîd giriftâr
Çün nîk becûşîd, ez-în humb ber-âyîd

Dünya küpünde şıra gibi tutsak, giriftarsınız
İyice bir coşup kaynadınız mı küpten fırlarsınız

Mayalanmış şarap gibi dünya küpüne tutulmuşsunuz; iyice coşup köpürdünüz mü küpün ağzına çıkarsınız.

Her işve ki derbân dehedet def’ ü behâne-est
Gûyed ki: “Birov” hîç merov, şâh be-hâne-est

Kapıcının kovuşu, işvesi bahanedir, latîfe etmektedir: “Git” der ama gerçekten, “Padişah evde, sakın gitme” demektir o söz!

[Divân-ı Şems’ten]

Çünkü kuş dilinden bir işâret,
İlkin aşılmaz bir duvara, bir kapı çizer
Ve sonra onu bir güzel açabilir…